Terakkili Mezunlar Öğrencilerimizle Buluştu

0

11 ve 12. sınıf öğrencilerimiz, 18. Kariyer Haftası: “Gelecek Ben’im” programının 19 Aralık Perşembe günü gerçekleşen “Üniversiteli Olmak” panelinde Terakki mezunu üniversite öğrencileriyle bir araya geldi.

İTÜ  Çevre Mühendisliği’nden Didem Duru, Koç Üniversitesi’nden İdil Seren Dilek, Boğaziçi Üniversitesi’nden Doğancan Altınyürek ve Sabancı Üniversitesi’nden Ömer Kaya, öğrencilerimize kendi üniversitelerini ve üniversiteli olmayı anlattılar.

Mezunlar derneğimizden Hüseyin Saraçoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen panelde mezunlarımızın geri bildirimleri oldu. Üniversiteli olmak, üniversitelerinin sosyal ve klüp olanaklarından faydalanmanın önemi, üniversitenin getirdiği sorumluluklar, üniversitenin sağladığı program ve olanaklardan yararlanmanın öneminden bahsettiler.

Terakkili mezunlar, öğrencilerimize üniversite tercihlerini yapmadan önce gerçekten ne istediklerine karar vermeleri ve lise dahil olmak üzere alan/bölüm/meslek/üniversite seçimlerini kendi özgür iradeleriyle yapmaları gerektiğini vurguladılar.

Prof. Dr. Erhan Erkut Konuğumuz Oldu

0

MEF Üniversitesi rektör yardımcısı Prof. Dr. Erhan Erkut, 17 Aralık Salı günü 18. Kariyer Haftası: “Gelecek Ben’im” programı çerçevesinde 11 ve 12. sınıf öğrencilerimizle “Girişimcilik ve Geleceğin Meslekleri” konulu konferansta bir araya geldi.
Çağın getirdiği bakış açıları ve değerlerinin göz önünde bulundurularak meslek seçimi yapılmasının önemini vurgulayan Prof. Dr. Erhan Erkut, 15 sene sonra şimdi var olan mesleklerin yarısının yok olacağını ve gündemde hangi mesleklerin yer alacağının bilinmediğini dile getirdi.

Erkut, öğrencilerimizin seçecekleri işin kendilerini geliştirme fırsatı verip vermeyeceği üzerinde düşünmeleri gerektiğini ifade ederek, fırsatlara açık olmalarının, fırsatların onları bulması için de işlerini çok iyi yapmalarının önemli olduğunu vurguladı.

Geçtiğimiz yüzyıl içinde çalışanda aranan özellikler ile günümüzde aranan özellikler arasındaki fark üzerinde duran Erkut, şimdi ve yakın gelecekte insiyatif alabilme, girişimcilik, yaratıcılık ve tutkunun işe girmede kişilere avantaj sağladığını açıkladı. 21. Yüzyıl becerilerine sahip olan kişilerin bulundukları meslekte daha başarılı olabileceğini söyleyerek öğrencilerimize yetkinliklerini, iletişim becerilerini, sunum tekniklerini geliştirmeleri ve grup çalışması, zaman, stres, proje yönetimi yapmayı öğrenmeleri gerektiğini belirtti.

Ekonomik ilişkilerin sürdürüldüğü ülkelerin dillerini öğrenmenin çok büyük avantaj olacağını belirten Erkut, programlama dili öğrenmenin, sektörü tanımak için staj yapmanın veya yarı zamanlı da olsa çalışmanın, hobilere sahip olmanın bireyi diğer insanlardan farklılaştırdığını anlattı.

Erkut, kariyer planlamasını varlıklar, hedefler ve piyasa gerçekleri üzerinden anlatırken öğrencilerimizin kendi becerilerine uygun alanı seçip dünya gerçekleri ile birleştirebilmelerinin önemli olduğunu unutmamalarını söyledikten sonra söyleşi sona erdi.

Terakki’de Yazma Becerileri Sempozyumu 2. Kez Gerçekleşti

0

Terakki’de 7 Aralık 2013 tarihinde gerçekleştirilen 2. Yazma Becerileri Sempozyumu, geniş katılımlı ve üretken bir paylaşım ortamı yarattı. İlki Nisan 2012 tarihinde gerçekleştirilen sempozyum, bu yıl her alanda geliştirilerek İstanbul ve başka şehirlerden katılımcıları ağırladı. Terakki 130+ Projesi kapsamında yapılan etkinlikler dizisinde yazma becerisinin geliştirilmesi için neler yapılabileceğine ve öğrenme ortamlarında bunların nasıl sağlanabileceğine ilişkin çeşitli boyutlarda çalışmalar yürütüldü.

Sempozyumda geçen yıla nazaran daha yüksek bir katılımcı sayısı ve daha zengin bir içerik ile katılımcılar, verimli bir öğrenme ve paylaşım ortamında yeniden bir araya geldi.

Bu yıl “Düşünme ve Yazma” temasıyla yola çıkan sempozyumda; Düşünme Süreçleri ve Düşünme Becerisi, Yaratıcı Düşünme ve Yazma, Eleştirel Düşünme ve Yazma, Yazma ve Öğrenme Stilleri, Felsefeden Yazmaya, Bilimsel Yazma, Senaryo Yazma, Yazma ve Problem Çözme Becerileri, Görsel Okuma ve Yazma, Süreç Odaklı Okuma ve Yazma, Şiir ve Öykü konuları yer aldı.

300’e yakın katılımcının bir araya geldiği çalışmalarda tüm paydaşların sesi vardı. Yayınevlerinin kurduğu stantlarda konu ile ilgili yeni yayınlara ulaşma fırsatı bulan öğretmenler, alan uzmanları ile atölye ve paylaşım sunumlarına katıldılar, sempozyumun diğer bir etkinliği olan iyi örnek sunumları ile farklı okullarda ve seviyelerde öğretmenlerin yürüttüğü çalışmalardan örnekler gördüler.

Hem devlet hem de özel okulların bir araya geldiği sempozyumda bu yıl alan uzmanları ile paylaşım sayısı da iki katına çıktı. Toplam 15 alan uzmanının destek verdiği sempozyumda Dr. Tülay Üstündağ, Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin, Nilay Özer, Baki Ayhan T. ve Oya Adalı’nın katıldığı “Düşünme Süreçleri, Düşünme Becerisi ve Yazma” konulu bir panel gerçekleşti.

Sempozyuma Dr. Tülay Üstündağ (DÜŞÜNmeden Yazılır MI?), Oya Adalı (Yaratıcı Düşünme ve Yazma), Gülayşe Koçak (Yaratıcı Yazma: Bir Yaşama Biçimi), Murat Gülsoy (Hikaye ve Olay Örgüsü), Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin (Yazmaya Hazırlık), Dilek Tokay (İlk ve Orta Öğretimde Eleştirel Düşünce), Rıza Kıraç (Görsel Okuma ve Yazma), Tuğrul Tanyol (Şiir Tarihine Eleştirel Bakış), Nilay Özer (Eleştirel Düşünme ve Yazma), Tarık Günersel (Yaratıcı Yazarlık), Damla Kukul (Senaryo Yazma), Sabriye Özerdem (Bilimsel Yazma), Duygu Vural Çağlar (Felsefeden Yazmaya) ve Behiç Ak (Yazınsal ve Görsel Okuma) atölye/uzman paylaşımı çalışmalarıyla destek verdi.

Kapanış konuşmasını Avrupa Yazma Becerileri Merkezleri Birliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Yazma Becerileri Merkezi öğretim üyesi Dilek Tokay Köksal’ın yaptığı sempozyum, yayınevlerinin de desteği ile ücretsiz ve Türkçe olarak gerçekleşti.

Sempozyum hakkında ayrıntılı bilgilere www.yazmabecerilerisempozyumu.com adresinden ulaşabilirsiniz.

TERAKKİ 130+ Projesi; Terakki’nin 130. yılından sonra geleceğe doğru olan yolculuğunda bilim, kültür ve sanat alanlarını eğitim çerçevesi içinde değerlendiren etkinlikleri, kendi çevresiyle paylaşmayı ve bu yolla çevresine katkı sağlamayı hedefler. 

[nggallery id=54]

Engel Olan Kim?

0

Terakki’nin 2012 – 2013 öğretim yılında İstanbul bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Merkezi ile yürütmeye başladığı “Toplumsal Sorunları Eğitim Ortamında Tartışmak: Öğretmenlerin ve Akademisyenlerin Birlikte Öğrenme ve Üretme Projesi” bu öğretim yılında da proje grubu öğretmenlerimizin düzenlendiği çeşitli etkinliklerle sürüyor.

“Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı” ve “Engelli Ayrımcılığı” olarak iki ana başlıktan oluşan projenin ilk çalışma konusu ise “Engelli Ayrımcılığı” oldu.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında engelli kişilere yönelik empati duygusunun geliştirilmesi için düzenli bir bilinçlendirme ve bilgilendirme hareketi başladı. Engellilere yönelik, insan hakları temelli, fırsat eşitliğini sağlamayı hedefleyen yaklaşımı tüm öğretmen ve öğrencilerimizin benimseyerek yaşamlarına geçirdikleri bu çalışmalarda çeşitli afişler, sunumlar, röportajlar, görseller ve filmler kullanılıyor.

Stres Kaynağı Sınavlar ve Ortak Sınavların Analizi

0

SBS’nin yerine getirilen Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sisteminin ilk ortak sınavları tamamlandı. 1.290.317 ortaokul 8. sınıf öğrencisi Matematik, Fen ve Teknoloji, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Türkçe, Yabancı Dil, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük olmak üzere altı dersten 20’şer soruluk sınavlara girdi. Sınavlar arasında öğrencileri en çok zorlayan din kültürü ve ahlak bilgisi ile fen bilgisi sınavı oldu.

Genel kanı birden çok sınavın öğrenciler üzerindeki kaygıyı ve stresi artırabileceği yönündeydi, ancak yaşanan süreç bunu doğrulamadı. Kendi okullarında sınav olmak çocukları rahatlattı. Tanıdık yüz görmek güven duygusunu ve rahatlamayı sağladı ve sınav stresini de beklenenden daha çok azalttı.

Ayrıca sınavın güvenliği konusunda da pek çok kesimin ve velilerin kuşkuları vardı. Sınavın Türkiye’de olumlu hava koşullarının olduğu günlere denk gelmesi, sınavla ilgili herkesin işini kolaylaştırdı. Belli bölgelerde küçük sorunlar olsa da ilk kez denenmesine rağmen güvenlik açısından büyük sıkıntılar yaşanmadı.

Müfredat tüm ülkede aynı anda ve hızda yetiştirilebilir mi endişeleri de vardı ve bu önemliydi. İlk sınavlar için söylemek gerekirse, hemen hemen tüm derslerden ya bir ya da iki üniteden soru çıktığı için bu endişe de yersiz kaldı, okulların bazılarında tekrarlar bile yapıldığı görüldü.

Öğrencilerde sınav heyecanı ve sınav algısı çok değişmemekle beraber bu algıyı olumlulaştıracak güzel uygulamalar da oldu. Çocukların sınavlara kendi okullarında, sınıflarındaki sıra arkadaşlarıyla birlikte sınava girmeleri oldukça olumluydu. Sınavların ilk kez hafta sonu değil de hafta içi uygulanışı da normalleşme adına kaygı ve stresi azaltan bir etki sağladı.

Sonucu geleceğinizi ilgilendiren bir sıralama ve yerleştirme için kullanılacaksa sınavın önemi de artar, kaygı ve stres de. Sınava iddialı hazırlanan çocuklar için hazırlık süreci hiç değişmedi ama sınav anını kontrol etmek ve yanlış yaparsam korkusu da yanlışların doğruyu götürmemesi nedeniyle epey azaldı. Çocuklar yaşadıklarına ve hissettiklerine bakarlar. Bu nedenle çocukların ve velilerin, yanlışların doğruları götürmemesinden dolayı memnun olduğuklarını söylemek yanlış olmaz.

Müfredat dışı soru yok gibiydi. Zaman da fazlasıyla yeterliydi. Hemen hemen bir ya da iki konudan sınav olunması, sınavda çoktan seçmeli 20 soruya karşılık her soru için ortalama 2 dakika süre verilmesi güven artırıcı, pozitif uygulamalar olmuştur.

Türkçe ve matematik soruları önceki yılların bir benzeriydi. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi sorularından 4-5 tanesi bilgi ağırlıklı, ayırt edici nitelikte ve zordu. Bazı sorularda çeldiriciler güçlüydü ama öğrenciler yine de ortalama 30-35 dakikada bitirdiler. Erken çıkanlar da oldu.

Polislerin sınav salonlarında bulunmaması, olağan dışı hareketliliklerin yaşanmaması, kendi okuluna girerken üst aramalarının olmayışı, okul yöneticilerinin tanıdık olması,  geç kalma gibi dertlerinin olmaması da stresin azalmasına olumlu katkı sağladı.

Bu tür sınav uygulamaları tüm normalleşme çabalarına rağmen normalin dışına taşmaktan kurtulamazlar. Önemli olan mevcut düzen ve koşullar içerisinde çocukları ve velileri rahatlatabilmek. Bunun bu ilk ortak sınavda bir ölçüde başarıldığını söyleyebiliriz.

Ancak, bundan sonra bu sınavların bu kadar olumlu yönlerini görebilmek mümkün olabilir mi bilemiyorum. Özellikle İkinci dönem sınavları 28-29 Nisan’da yapılacak o dönemde hava koşulları, ulaşım, güvenlik, müfredatın yetiştirilmesi, sınav sorularının kapsamının genişlemesi, ayırt edici soruların sayısının artırılması ve soruların güçlük derecelerinin yığılmaları önleyebilmek için ayarlanması gibi faktörler önem kazanacak.

Bakanlığın tüm hazırlıklara rağmen; Matematik ile Fen ve Teknoloji sınavından birer soruyu iptal etmesi, diğer sınavlarda tartışmalı soruların olması, pilot uygulamalarda deneme sorularının içerisine gerçek soruların karışması ya da sınav salonlarına gönderilen sınavların karıştırılması gibi güvenlik duvarını aşan pek çok hatanın bir daha yaşanmaması mümkün olmalı.

MEB, sınavların normal okul sınavlarından biri olduğunu vurgulasa ve bu konuda ısrarla bunun okul sınavı olduğunu dile getirse de okulların tatil edilmesi, sınava hazırlanmak maksadıyla öğrencilerin son günler okula gitmeyişleri, müfredatın yetiştirilmesinin 4 iş gününün tatil edilmesi nedeniyle zorlaşacağı gibi endişeler de ikinci dönem yapılacak sınavların çocuklar ve anne babalar üzerindeki baskıyı artıracağını düşünüyorum.

Birinci ortak sınavların tamamlanması ile bundan sonra bakanlığın yapması gerekenler belli, yukarıda sözü edilen aksaklıkların bir daha yaşanmamasını sağlamak. Peki, çocuklar ve anne babalar neye dikkat etmeliler, öncelikle okul başarı puanını yükseltmek için okul derslerine ağırlık vermeli ve düzenli çalışmaya devam etmeliler.

İkinci dönem sınavları daha zor ve ayırt edici olabilme ihtiyacına karşı da Fen ve Anadolu liselerini düşünüyorlarsa okul başarı puanlarını yüksek tutmayı, kolejleri düşünüyorlarsa da (Özel Okullar Birliğinin teklifi doğrultusunda bir seçme yapılacaksa) matematik, Türkçe ve Fen sorularına olabildiğince tam yapmayı sağlayacak bir düzende çalışmaya başlamalılar.

Alpaslan Dartan
Terakki Vakfı Okulları Rehberlik Uzmanı
İstanbul Türk PDR Derneği Başkanı

8. Sınıf Öğrencilerine Merkezi Sınav Tüyoları

0

Bu yıl Anadolu, Fen, Sosyal Bilimler, Anadolu Öğretmen, Anadolu İmam-Hatip, Anadolu Meslek-Teknik, Özel Fen, Özel liseler gibi liselere geçişte kullanılacak merkezi sınavlara,  1.100.000 öğrenci katılıyor. 8. sınıf öğrencileri yarın, Fen Teknoloji, Matematik, Türkçe, Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük derslerinin okul sınavlarına Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde merkezi olarak girecekler.

Merkezi sınavların soruları kapsamı okul sınavlarından olduğu gibi sınava kadar o derslerde işlenmiş olan konulardan oluşuyor. Bu nedenle adayların sorular konusunda kaygılanmalarını gerektirecek bir durum yok.

Çocuklara;

Yanlış seçenekler doğru seçenekleri götürmediği için, emek verdikleri doğru soruların boşa gideceği kaygısı da oluşmayacak. Bu nedenle adaylar hiçbir soruyu bu nedenle boş bırakmamaya dikkat etmeliler.

30 Dakika ara da çok uzun

Her sınav arasında verilmesi planlanan 50 dakikalık aralar uzun diye 30 dakikaya indirildi. Ancak bu süre de adaylar için oldukça uzun. Çocukların kendi aralarında yapacakları konuşmaların, bir sonraki sınavdaki başarıyı olumsuz etkilemesi mümkün.  30 dakikalık aranın uzunluğu konsantrasyon sorununa da yol açabileceği için adaylar, mümkünse bir önceki sınavın değerlendirmesini hiç yapmasınlar ve dinlensinler.

İkinci dönem yapılacak sınavlarda sürenin bir ihtiyaç molası olacak süreye yani 10 dakikaya indirilmesi iyi olacaktır.

Öğrenciler sınavlara kendi okullarında gireceği için belge taşıma ya da belge kaybetme riski de yok. 8. sınıflar her gün geldikleri okullarına yine aynı soğukkanlılıkla gelmeli ve olabildiğince de sakin davranmalılar.

Sınavda her soru için verilen süre iki katına çıktı. Her derste bir soru için ortalama 1,5 dakika ayırmak ve geri kalan süreyi de tereddüt edilen sorulara tekrar dönüp kontrol etmek için kullanılabilir.

Kopya çekilmesini önlemek için sınavlar 2 ayrı formda oluşturulacak. Bu nedenle sorular karma olacak. Kolaydan zora doğru gitmeyecek, karışık olacak. Yapamadıkları soru olursa sonra dönmek üzere geçmeliler. Süre geri dönüşler için yeterli olacaktır.

Olası kötü geçen sınavlar için, bu dönem 5 sınavın, 2. Yarıyıl 6 sınavın daha olduğunu, eklenecek 6-7-8 yılsonu başarı puanlarının da olduğunu düşünerek çok da kaygılanmayın.

Sınava son bir iki gün kala hatırlatma notlarınız var ise onları gözden geçirin, stresli ve yorucu faaliyetlerden uzak durun ve olabildiğince dinlenmeye çalışın.

Sınav akşamı, çok yağlı ve ağır yemeklerden kaçının, iyi vakit geçirmeye çalışın, Sınav öncesi kaliteli uyku stresi azalttığı gibi dinlenmenizi sağlar, öğrendiklerinizi kalıcı hale getirir.

Sınav sabahı kahvaltıları sınavdaki performansı doğrudan etkilediğinden büyük önem taşır. Sabahları süt, yumurta, peynir gibi temel gıdaları tercih etmek kan şekerinizin düşmesi ya da yükselmesine engel olduğu gibi dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon sorunu yaşamanıza da engel olur.

Sınav anı geldiğinde de heyecanınızı kontrol altına almaya çalışın, sınava odaklanmaya çalışın unutmayın ki yalnız değilsiniz sizin gibi bu sınavlara giren tüm çocuklar da aynı durumda, onlar da heyecanlı. Sorularla karşılaştığınızda da şıklardan önce soru metnini dikkatle okuyun sonra seçeneklere bakın, soru köklerini iyi anlayın, Altı çizili veya koyu yazılmış sözcüklere dikkat ediniz ve şıkların tamamını mutlaka okuyun. Bazı yanıtlar sorunun içinde gizlidir. Uzun soru da her zaman zor soru demek değildir unutmayın. Yanlış seçenekler doğru seçenekleri götürmediği için de hiçbir soruyu boş bırakmamaya dikkat edin.

Anne babalara;

Sınavlara hazırlık süreci, hem öğrenciler hem de anne baba açısından önemli ve zor bir dönemdir. Bu zorlu dönemde anne baba olarak çocuklarımıza verdiğimiz desteğin önemi büyüktür.

Sınavlar, ailelerin kendilerini de test etmeleri için önemli bir fırsattır. Bu dönemde sizlerin sınava yüklediğiniz anlam ve beklentileriniz çocuğunuzun kaygı düzeyini olumlu ya da olumsuz etkiler. Sınavlar geçicidir; ama süreçte yaşanacaklar çocuğunuz ile ilişkilerinizi kalıcı olarak etkileyebilir. Önemli olan aile içinde sağlıklı ilişkiler oluşturmak ve sürdürmektir.

Sınav az ya da çok kaygı yaratan bir durumdur unutmayın,

Sınav başarısı elbette ki planlanmış bir hedefe yönelmede önemli bir basamaktır; ancak hayattaki tek amaç değildir. Sınavın zamanlarında çocuklarda zihinsel ve duygusal süreçler açısından farklılıklar yaşanabilir. Biraz kaygı, uyarıcı etki  yapar ve sınava hazırlık sorumluluğunu artırır. Ancak aşırı kaygı, performansı olumsuz etkiler. Anne-babaların yaşayacağı telaş, panik ve tedirginlik çocuğunuzun odaklanmasını ve kaygılarını kontrol etmesini güçleştirebilir. Anne ve baba olarak bu süreçte daha sakin kalarak çocuğunuzun, kaygılarını sizinle paylaşmasına fırsat vermelisiniz.

İletişim kurmalı ve anlamaya çalışmalısınız,                                                                       ,

Sınav odaklı konuşmalar çocuklarda isteksizlik ya da tedirginlik yaratabileceğinden çocuğunuz ile sohbetlerinizin konusunun sınav ağırlıklı olmamasına özen gösteriniz. Eleştirel bir dil kullanmak yerine onu anladığınızı hissettirmek gerekir.

Çocuğunuza her durumda onun yanında olduğunuzu hissettirin,

Bir şekilde konu sınava geldiğinde çocuğunuzu rahatlatan bir tavır sergilemeniz, eski başarılarını hatırlatarak güven duygusunu pekiştirmeniz ve sınavın sonucu ne olursa olsun hep onun yanında olacağınızı hissettirmeniz, çocuğunuzun bu süreçle baş etmesini kolaylaştıracaktır.

Motive edin ve benlik algısını yüksek tutun.

Biz yetişkinler bazen çocuklarımızı motive etme yolunun net hedefler koymak ya da küçük cezalar vermek olduğunu düşünürüz. Ancak özellikle bu günlerde yapacağımız “Şu kadar netin altına düşmemelisin” ya da “Sınavlarda başarı gösteremezsen bütün emeklerimiz boşa çıkar, geleceğin mahvolur.” gibi söylemler çocuğunuzun kendisini değersiz ve başarısız olarak algılamasına, sınavlara yüksek bir kaygı ve mutsuzlukla girmesine neden olabilir. Çocuğunuzun yapamadıklarını değil yapabildiklerini öne çıkarmalısınız.

Çocukları başkalarıyla kıyaslamaktan kaçının,

Çocuğunuzu başkalarının yanında eleştirmeyiniz; arkadaşlarının, tanımadıkları yaşıtlarının veya kardeşlerinin performanslarıyla onunkini kıyaslamayınız ve onu yermeyiniz. Genelleme yapmadan hatalarını ve eksiklerini bulması için ona fırsat tanıyınız. Kıyaslamalar, ergenlik döneminde olan çocuğunuz için öfkeye ve güven kaybına neden olabilir. 

Alıştığınız düzeni bozmayın,

Çocuğunuz ile sınav öncesindeki zamanlarınızı rutininizin dışına çıkmadan ve yeni alışkanlıklar oluşturmadan geçirmeniz önemlidir. Yemeği, uykusu, dersleri ve sağlığı ile aşırı ilgilenerek çocuğunuzun üzerinde baskı oluşturmamalısınız.

Gözetmen öğretmenler ise kendi öğretmenleri dışındaki görevlendirilmiş iki öğretmenden oluşacak. Sınav anında bu gözetmenlerin sürekli dolaşması çocukların konsantrasyonlarını bozabileceği için sınav sorumlularının dikkatli davranmaları gerekmektedir.


Alpaslan Dartan
Terakki Vakfı Okulları Rehberlik Uzmanı
İstanbul Türk PDR Derneği Başkanı

Öğrencilerimiz Güzel Sanatlar Eğitimi için Ne(ler) Yapmalı?

11 ve 12. sınıflardan gönüllü öğrencilerimiz, 19 Kasım’da gerçekleşen “Güzel Sanatlar Eğitimi İçin Ne(ler) Yapmalıyım?” konferansında alanlarını anlatan konuklarımız İç Mimar Ceylan Ergene, İstanbul Aydın Üniversitesi Moda Tasarım öğretim görevlisi Meryem İmre, İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarım Bölümü öğretim görevlisi Derin Derman, oyuncu Kerem  Kupacı, Sinema TV öğrencisi Burak Çevik ve Mimarlık öğrencisi Gonca Çetinkaya ile buluştu.

Önce küçük gruplarda kendi bölümleri ile ilgili bilgi almak isteyen öğrencilerimizle kariyer planlamaları üzerine sohbet eden konuklarımız, çalışmanın ikinci yarısında 41 öğrencimizle bir araya geldi.

Konuklarımız, öğrencilerimizin ne okumak istediklerine karar vererek gerçek hedeflerini belirlemelerini, 11. sınıftan itibaren üniversitelerin hangi koşullarla öğrenci aldığını öğrenmek için üniversiteleri ziyaret etmelerini, böylece ilgili kişilerle iletişime geçerek  bölümlerin hangi tür sınav ve çalışmalarla öğrenci kabul ettiğini araştırabileceklerini belirttiler.

11. sınıfta çizim kursuna başlamanın önemi üzerinde duran konuklarımız, sanatın bir disiplin olduğunu dile getirerek tüm disiplinlerle işbirliği içinde olmanın gerekliliğini vurguladı.

Terakkili Delegeler, JMUN 2013’te Irak'ı temsil etti

0

Terakki JMUN (Junior Model United Nations) Sosyal Etkinlik Kulübümüz, 14 – 17 Kasım tarihlerinde Hisar Okulları’ndaki Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretilmesini sağlayan JMUN 2013 konferansına 6 ve 7. sınıflarımızdan 12 öğrenciyle katıldı.

Kulüp öğrencilerimizden İnci Temur (6B), Ayşenaz Kahveci (6B), Sude Metin (6B), Tibet Tunaboyu (6D), Bora Akal (6H), Buse Şevval Aslan (6I), Zeynep Demirel (6I), Selin Pınarer (7B), Deniz Abadan (7D), Eda Naz Şentürkler (7D), Gülce Tanış (7F), Eda Güçhan (7I), sosyal etkinlik kulübü öğretmenlerimizden Öznur Türk ve Sian Fairley ile beraber katıldıkları konferansta Irak’ı temsil ettiler.

Birleşmiş Milletler’in giyim, münazara ve genel kurallarına sadık kalınarak yürütülen “Barış ve Güvenlik” temalı konferans boyunca öğrencilerimiz; Politika, İnsan Hakları, Silahsızlanma, Sosyal İlişkiler, Çevre, Ordu, Demokrasi, Kent Sorunları, Gençlik, Cinsiyet Ayrımcılığı, Refah ve Sağlık konularında Irak delegelerini temsil ederek, bu konulardaki çeşitli sorunlara çözümler ürettiler.

Türkiye’den ve dünyadan bir çok okula ev sahipliği yapan konferansta öğrencilerimiz, hem topluluk önünde konuşma becerilerini geliştirme fırsatı buldu hem de birbirleriyle İngilizce konuşarak pratik yapabilme şansı yakaladılar.

Sene içinde faaliyetlerini sürdürecek olan sosyal etkinlik kulübü öğrencilerimiz, Hisar okullarından verilen katılım sertifikalarını almaya hak kazandılar.

 

Terakkili Delegeler Portekiz IMUN’13 Konferansındaydı

0

Terakki MUN Kulübümüz, 6 – 9 Kasım tarihlerinde Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen IMUN (Iberian Model United Nations) 2013 konferansına 11 delege ile katıldı.

Çeşitli ülkelerden gelmiş olan 20 okulun katılımı ile gerçekleşen konferansta tek Türk Okulu olmamız delegelerimizin yükünü biraz daha artırsa da IMUN’13, kulübümuz tarihinde unutulmaz deneyimlerimizden biri daha olarak yerini aldı.

Kulübümüzün Ermenistan, Ukrayna, Filipinler, Birleşik Krallık ve Dünya Sağlık Örgütü’nü temsilen katıldığı konferans, Genel Meclis (General Assembly), Özel Oturum (Special Conference) ve Güvenlik Konseyi (Security Council) olmak üzere üç ayrı oturumla gerçekleşti.

Büyük Meclis gündeminde küreselleşmenin çocuk sağlığı üzerindeki etkisi, devlet gelişiminde kadın temsilcilerinin rolü ve demokraside medyanın rolü konuları yer aldı. Özel Oturum’da ise küresel su yönetiminde yağmur suyunun kullanımı, Güney Sahra bölgesinde sürdürülebilir tarım geliştirme stratejileri, doğal kaynakların korunması için uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi, sürdürülebilir şehir ve kırsal bölge taşımacılığının geliştirilmesi ve finansal krizin çevre üzerindeki etkileri tartışıldı.

Kulübümüze bu yıl katılan öğrencimiz Defne Narşap (Fen10), yaşadığı deneyimi şu sözlerle ifade etti; “100’den fazla delege ile konuşma yaptım, hem İngilizcemi hem de tartışma becerilerimi geliştirdim. Dünya Sağlık Örgütü’nü temsil ettiğim IMUN’13 konferansında en çok Afrika ülkelerinde tarım ve yağmur suyu toplanması konusunda aktiftim. Bu konferansa katıldığım için çok memnunum çünkü yeni arkadaşlar kazandığım gibi kendimi birçok yönde geliştirebilme fırsatını da yakaladım. Bu hafta içerisinde en fazla söylediğim cümle “İyi ki MUN’e katılmışım” olsa gerek. Tek isteğim birkaç gün daha şehri gezmek için fırsatımın olmasıydı. Bir dahaki konferansımı iple çekiyorum.”

Yine bu yıl kulübümüze katılan öğrencimiz Cansu Buse Çeliktaş (Fen10), konferans sonrasında düşüncelerini şu sözlerle dile getirdi; “İşbirliği ve kararlılıkla dünyada şu an güncel olan problemlere çözüm bulunabildiğini gördüm ki bu çözümleri bulanların lise öğrencileri olduğunu düşünürsek bazı insanların düşündüğünün aksine her konuda hala umut olduğu sonucuna varabiliriz sanırım.”

Mısır, İran ve Suriye sorunlarının görüşüldüğü Güvenlik Konsey’inde Birleşik Krallığı’nı temsilen katılan öğrencimiz Beyza Gülal (11A) ise yaklaşık altı saat verdiği mücadele sonunda Suriye sorunu üzerine hazırlamış olduğu yasa tasarısını geçirmeyi başardı. Bu başarısı ile Terakki MUN tarihinde “unutulmayacaklar” arasında yerini sabitleyen öğrencimiz, kendinden sonra gelecek “MUNer”lar için de iyi bir örnek oldu.

IMUN’13 konferansında yer alan tüm delegelerimiz; Beyza Gülal (11A), Defne Cezayirli (11A), Nazlı Altıok (11C), Bora Aşık (11C), Osman Aksoy (11D),  Alara Çelik (11D), Zeynep Koçak (10F), Bengü Demirtaş (Fen10),  Cansu Buse Çeliktaş (Fen10), Defne Narşap (Fen10) ve Sinan Keyder (Fen11) sadece temsil ettikleri ülke ve kuruluşların bakış açısından gündem maddelerini uluslararası bir platformda İngilizce olarak tartışmakla kalmayıp kendilerini hem sosyal hem de akademik olarak bir çok yönde geliştirebilme imkanı buldular.

Öğrencilerimiz “Motivasyon” Konferansındaydı

0

10 ve 12. sınıf öğrencilerimiz, 12 Kasım Salı günü başarı öykülerinin anlatıldığı “Motivasyon” konferasında Ekonomist Burak Ünaldı ve Galatasaray Alt Yapı Sosyal Koordinatörü Hakan Kaya ile bir araya geldi. 

Burak Ünaldı, 18. Kariyer Günleri kapsamında düzenlenen etkinlikte kendi başarı hikayesinde motivasyonun öneminden bahsetti ve kariyer planlaması yaparken nelere odaklanmak gerektiği konusunda önemli hatırlatmalarda bulundu.

Kariyer planlaması yaparken öğrencilerimizin öncelikle ne istemediklerine karar vermelerini söyleyen Burak Ünaldı, meslek seçiminde modaya kapılmamalarını ve kendilerine dönüp gerçekten ne yapmak istedikleri konusunda düşünmeleri gerektiğini, çalışacakları işte en önemli hedeflerinin mutlu olmak olduğunu açıkladı.

Diğer konuğumuz Hakan Kaya, konuşmaya motivasyonla ilgili küçük hikayeleri ve anektodlarıyla devam etti. Öğrencilerimize iki küçük oyun oynatan Hakan Kaya, başarılı olmanın onların elinde olduğunu, avuçlarının içindeki kelebeği yaşatmanın ya da yaşatmamanın onlara bağlı olduğunu ve bekleyerek motivasyonun gelmeyeceğini, eyleme geçmek gerektiğini dile getirdi.

Öğrencilerimiz, 14. Ulusal Seçim Konferansındaydı

0

Avrupa Gençlik Parlamentosu (European Youth Parliament – EYP) Türkiye 14. Ulusal Seçim Konferansı, İSTEK Semiha Şakir Lisesi ve Avrupa Gençlik Parlementosu Derneği iş birliği ile 08 – 11 Kasım tarihleri arasında İSTEK Semiha Şakir Lisesi’nde gerçekleşti.

EYP  Kulübümüz Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ajandasında yer alan konu ve sorunların ciddi forumlarda tartışıldığı öğrenci konferansına 10 ve 11. sınıflarımızdan 3 öğrenci ile katıldı.

Kulüp öğrencilerimizden Ayşe Eylül Bahçıvan (10D), Alara Yücel (11B), Damla Çoban (11H) ve sosyal etkinlik kulübü öğretmenlerimizden Başak Salimoğlu, Sibel Aytaç ve Fahriye Ertınaz’ın beraber katıldıkları konferansta “Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitsizliği”, “Çalışma Yaşamı ve Toplumsal Meseleler” ve “Sivil Haklar ve Kuruluşlar” komitelerinde görev alarak çözüm önerilerinde bulundular.

Öğrencilerimiz, Türkiye’den ve dünyadan bir çok okula ev sahipliği yapan konferansta sertifika almaya hak kazandılar.

Öğrencilerimiz, Yazar Sabine Bolhmann İle Söyleşti

5. sınıflarımız, 6 Kasım Çarşamba günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de “Çalısüpürgesi” kitabının yazarı Sabine Bolhmann ile bir araya geldi.

Öğrencilerimizin hazırladıkları hediyelerin kendisini çok duygulandırdığını dile getiren yazar, söyleşide kendisine yöneltilen soruları da çok beğendiğini dile getirdi.

Yazara Türkçe ve Almanca öğretmenlerimizin desteğiyle sürpriz yapan öğrencilerimiz, “Çalısüpürgesi – 2 Tavukla Bedava Uçuş” adlı kitapta en sevdikleri sahneyi Türkçe derslerinde görselleştirerek neden bu sahneyi resmettiklerini İngilizce – Almanca olarak açıkladı. Kitapçık haline getirilen bu çalışmaları ise yazara hediye ettiler.

“Çalısüpürgesi” serisinin ilk üç kitabını Türkçeye çeviren Almanca öğretmenlerimiz Deniz Tuna Dalyancı ve Ebru Erişken ile söyleşi yapma fırsatı bulan öğrencilerimizi en mutlu eden haber ise serinin 4. ve 5. kitaplarının çevirisinin de tamamlandığı, bu kitapların basımının çok yakında gerçekleşeceği duyurusu oldu.

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan Konuğumuz Oldu

0

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 90. yılı nedeniyle dünden bugüne tarihi süreci değerlendirerek gençlerde farkındalık yaratmak, yeni bakış açıları sunmak ve ülkemizin yakın dönem tarihine ışık tutmak için Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, 4 Kasım Pazartesi günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de Hazırlık, 9 ve 10. sınıflarımıza yönelik  “Cumhuriyet ve Demokrasi” adlı bir konuşma yaptı. 

Cumhuriyetin kuruluş ve gelişme sürecinin tarihî, siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan akademik bir bakış açısıyla ele alındığı, demokrasi anlayışının farklı yönetim şekilleriyle örneklendirilerek detaylandırıldığı konuşmasında Arıboğan, Cumhuriyet ve demokrasi ile ilgili yanlış ve eksik değerlendirmeleri, klişe söylemleri, yüzeysel bakış açılarını eleştirel bir dille değerlendirdi.

Alanında uzmanlaşmış bir isim olan Arıboğan, etkili konuşmasını önemli düşünürlerden alıntılarla ve verdiği ilginç örneklerle de zenginleştirdi. Tarihsel sürecin güncelle olan bağlantısını gündelik hayatımıza göndermeler yaparak vurgulayan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, bir saat süren konuşmasında katılan tüm öğrencilerimizin kendisini ilgiyle dinlemelerini sağlamayı başardı.

Terakki Mobil Uygulamalarının İndirilme Sayısı 30 Bini Aştı

0

2011’den beri öğretmenlerimizin rehberliğinde öğrencilerimizin ürettiği mobil uygulamalarının Apple Store’dan ve Google Play’den indirilme sayısı 30.354 (Kasım 2013).

Bubble and Pebble Story, Hungry Bird Story, Daisy and Drago, Math Island, Dictionary by Kids, Daisy Drago the Magic Wand, FisHelp, Elephantine Memory ve Milli Mücadele adlı mobil uygulamalarımız Apple Store üzerinden 27.975 kez indirildi, Google Play üzerinden ise 2.379 kez indirildi.

Terakkili öğrenciler; ürettikleri mobil uygulamalar ile sanat ve İngilizce etkinliklerinde yaratıcılıklarını gösteriyor, mobil cihazlardaki uygulamaların nasıl yaratıldığını keşfediyor ve kendi eğitim materyallerini kendileri üretiyor.

Bu uygulamaları, App Store ve Google Play üzerinden “Terakki” kelimesini aratarak ücretsiz indirebilirsiniz.

Canım Öğretmenim

Öğrencimiz Elif Gürakan (7B), “24 Kasım Öğretmenler Günü” konulu kompozisyon yarışmasında “Canım Öğretmenim” yazısıyla  ilçe ikincisi oldu.

Canım Öğretmenim

Sizce en önemli meslek hangisi? İnsanlara yardım edip onları tedavi ettiği doktorluk mu? Yoksa insanları savunduğu için avukatlık mı? Ya da mühendislik? Peki ya mimarlık? Belki de gazetecilik. Aynı soru bana sorulduğunda ise verecek tek cevabım var: öğretmenlik.

Öğretmenlik, benim için en önemli meslek çünkü öğretmenlerimizin bizler üzerinde sayamayacağımız kadar çok emeği vardır. Bize okuma yazmayı, sayı saymayı, resim yapmayı, kuralları, akıcı ve düzgün konuşmayı öğreten öğretmenlerimizdir. Okuma yazma bilmediğinizi düşünmek ne kadar da kötü? Haberleri okuyamamak, mektup yazamamak, yeni bilgiler elde edememek. Peki ya sayı sayamamak? Bir birey daha elindeki parayı sayamazken nasıl kendi ayakları üstünde durabilir ki? Kuralları bilmeyen bir kişi nasıl topluma ayak uydurabilir? İş görüşmesine giden biri akıcı konuşamazsa nasıl bir iş sahibi olabilir? Hz. Ali: ‘’Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. ‘’ diyerek öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal ve önemli olduğunu vurgulamıştır.

Öğretmenlik benim için en önemli meslek çünkü dünyanın neresine bakarsak bakalım insanları ışıklarıyla aydınlatıp onlara yol gösterenlerin hep öğretmenler olduğunu gösterir. Bir öğretmen öğrenciyi iyi yetiştirirse öğrencinin geleceği açılır, engeller önünden teker teker kalkar ve o öğrenci hayata en iyi koşullarda hazırlanmış olur çünkü öğretmeni ona kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmiştir. ‘’Heykeltıraş mermere ne ise; öğretmen de çocuğa odur. ‘’ der Addison. Kişinin hayatında saygıyı, sevgiyi, hoş görüyü, dayanışmayı, birlikteliği ve yardımlaşmayı öğreten ilk kişi öğretmenidir. İnsana bir heykeltıraş gibi şekil verir.

Öğretmenlik, bugün bazılarının düşündüğü gibi tatili çok, işi kolay…  bir meslek değildir. Her şeyden önce sabır, sevgi, fedakarlık gerektiren, hayatımıza iz bırakan, bizleri yaşama her türlü donanımla hazırlamayı hedef edinen, gönülleri zengin insanların yapabileceği bir meslektir. Onlardır bizlerin ilk rol modelleri. Onlar gibi konuşmak, onlar gibi davranmak ister, onlara öykünürüz. Her şeyleriyle bizlere örnek olurlar. ‘’Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır. ‘’ der Ulu Önderimiz.

Peki öğretmenlerimizin yaptığı onca şey karşılıksız mı kalmalı? Tabi ki hayır. İşte bu yüzden Ulu önderimiz, 24 Kasım gününü öğretmenlere armağan etmiştir.

Öğretmenlerimize duyduğumuz sevgi çok büyüktür. 24 Kasım’da öğretmenlerimizin gününü kutlarız. Biliriz ki onlar için en büyük hediye bizlerin ilim, irfan ve fen yolunda göstereceğimiz ilerlemedir. Öğretmenlerimizin yüzleri yüzleri güldükçe hepimizin yüzü güler. Onlar sevindikçe biz de seviniriz. Bazen içimizdeki sevgi o kadar büyük olur ki onlara sarılmak isteriz.

Tüm öğretmenlere bize verdikleri emek için teşekkür ediyorum. Hayatımızda eğitim gördüğümüz yıllara bakacak olursak on altı yılımız ilk, orta, yüksek öğrenim derken onların elinde geçiyor. İyi ki varsınız sevgili öğretmenlerim…

Elif Gürakan (7B)