Bir Çift Mavi Göz

Öğrencimiz Ezelbahar Metin (8H), 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen şiir yarışmasında “Bir Çift Mavi Göz” şiiriyle ilçe birincisi ve İstanbul üçüncüsü oldu.

Bir Çift Mavi Göz

Bir çift mavi göz baktı dünyaya,
Selanik’te, pembe bir evde.
Merakla keşfetti her şeyi
Öğrendi, tanıdı, belledi.
Bilgiye açtı bu gözlerin sahibi.

Bir çift mavi göz baktı dünyaya,
Karşısında matematik öğretmeni,
Mustafa Kemal, dedi öğretmen,
Bundan böyle adın Mustafa Kemal.

Bir çift mavi göz baktı dünyaya,
Harbiye’de, mezuniyette.
Subay olmuştu gözlerin sahibi,
Zafere açtı Mustafa Kemal.
Zafer duygusunu tatmaya gitti.

Bir çift mavi göz baktı dünyaya,
Güvertesinde Bandırma Vapuru’nun.
Takvimi aradı gözler,
Yıl 1919, Mayısın on dokuzu.

Bir çift mavi göz baktı dünyaya,
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde.
Açıldı ülkenin istiklal kalbi,
Adadı bu günü gözlerin sahibi,
Bilgiye aç çocuklara.
Bir zamanlar onun olduğu gibi…

Bir çift mavi göz bakıyor dünyaya,
Cumhuriyet ilan edilmiş.
Sevinç naraları çalınıyor kulaklarına,
Coşku sarmış her vatandaşı,
Hem cumhuriyete kavuştuğu,
Hem de ölen onca şehidin Kutsal anısını koruduğu için.

Bir çift mavi göz son kez
bakıyor dünyaya,
Takvimi buluyor gözler,
10 Kasım tarih…
Saatin akrebi dokuzun üzerinde.
Yelkovan birin üzerine geliyor.
Ve kapanıyor gözler,
Bir daha açılmamak üzere.

Bir çift mavi göz bakıyor dünyaya,
Yeni bir neslin gözünden.
Bedeni artık mezarda olsa da
Ruhundan birer parça girdi her yurttaşa.
Gözleri bizim gözlerimizden bakacak ulusuna,
Ebediyete kadar…

Ezelbahar Metin (8H)

Öğrencilerimiz Terakki Mezunlarıyla Sohbet Etti

0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, 8. sınıf öğrencilerimize yönelik 31 Ekim Perşembe günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de “Mezunlarla Sohbet” etkinliği gerçekleştirdi.

8. sınıf öğrencilerimizin motivasyonlarını artırabilmek, sınava kadar olan süreci iyi yönetebilmelerine destek olmak için geçen sene okulumuzun 8. sınıfından mezun olan öğrencilerimiz, katıldıkları sohbette deneyimlerini paylaştı.

Rehberlik Servisi Koordinatörümüz Demet Uysal’ın moderatörlüğündeki sohbete; İstanbul Erkek Lisesi’nden Alara Weıhs, Robert Koleji’nden Nazlı Köylüoğlu, öğrencilerimizden ise Ata Akgül ve Doğa Şatır katıldı.

Bu sohbette öğrencilerimiz sınava hazırlık, hedeflerine ulaşmak için nasıl çalıştıkları ve o dönemde kendilerini nasıl hissettikleri gibi konularda paylaşımlarda bulundu.

Öğrencilerimizin Şarkı Sözleri Müzik ve Dansla Birleşti

Türkçe bölümümüz, öğrencilerimizin noktalama işaretlerinin doğru kullanımı konusunda farkındalıklarının artması için 30 Ekim Çarşamba günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de “Noktalama İşaretleri” konulu şarkı yarışması gerçekleştirdi.

Öğrencilerimizin noktalama işaretlerinin doğru kullanımıyla ilgili yazdığı şarkı sözleri müzikle ve dansla birleşerek renkli gösterilere sahne oldu.

Her sınıfı bir grup temsil etti ve yazdığı şarkı sözleriyle noktalama işaretlerinin kullanımını en iyi anlatan, müzik ile uyumu yakalayan 5F sınıfı öğrencilerimizden Ata Yılmaz, Bora Manço, Enis Süren, Erdal Kayra Acar, Osman Yiğit Şenefe, Selim Hüdayioğlu ve Uğur Volkan Akçelik birinci oldu.

5F sınıfımız öğle yemeğinden sonra yemekhanede pasta keserek ödüllendirildi. Asıl ödül ise yarışmaya hazırlanırken öğrencilerimizin noktalama işaretlerinin kullanımını pekiştirmesi ve tüm grupların yarışmada çok eğlenmesi oldu.

[nggallery id=53]

London College of Music (LCM) Terakki Vakfı Okulları Sınavı Başarıyla Gerçekleşti

Yaygın Eğitim Müzik Merkezimizin 5 Ekim Cumartesi günü Lise Müzik Amfisinde gerçekleştirdiği London College of Music (LCM) Terakki Vakfı Okulları Sınavı’nın sonuçları 21 Ekim’de açıklandı.

Yaygın Eğitim Müzik Merkezimizde eğitim gören öğrencilerimizden London College of Music (LCM) Terakki Vakfı Okulları Sınavı’na giren öğrencilerimiz sınavı başarıyla geçti.

Kasım 2012’de University of West London’ın organize ettiği müzik eğitim programı “London College of Music”in yetkili eğitim ve sınav merkezi Yaygın Eğitim Müzik Merkezimiz müzik eğitimini dünya standartlarında vermeyi hedefliyor.

Yaygın Eğitim Müzik Merkezimiz, öğrencilerimizin seçtikleri alanlarda uluslararası kalite ve eğitim standartlarına uygun müzik eğitim metodlarının alınmasını ve bu eğitimin her seviyede belgelendirilmesini sağlıyor. London College of Music; müzik, tiyatro ve iletişim dalında sınavlar düzenliyor. Sınavlar, grade ve diploma olarak geniş bir portfolyoya sahip ve her çeşit enstrüman için de seçenekler bulunuyor. Grade 8, uluslararası düzeyde kabul gören akreditasyon kurumu The Office of Qualifications and Examinations Regulation (Ofqual) tarafından müzik lisesi mezunu seviyesinde kabul ediliyor, bu seviyede elde edilen başarı ise öğrencilerin üniversiteye girişlerinde önemli bir rol oynuyor.

Dünya standartlarında eğitim veren London College of Music, kendi alanında uzman öğretmenler ile çalışan öğrenci adaylarını doğru bilgi ile yönlendiriyor, onların akademik seviyesine bilimsel katkıda bulunuyor, sanatsal gelişimini sağlıyor ve sanatsal bakışını değiştirip geliştiriyor.

Müzik Bölüm Başkanımız Aykut Yılmaz, Terakki Vakfı Yaygın Eğitim Merkezinin böyle bir sürecin içine girmesini, London of College Music’in Grade ve Diploma Sınavları ile öğrencilerin sahip oldukları bilgi ve beceriyi kanıtlamaları ve onların uluslararası alanda tanınırlığı olan bir belgeye sahip olmasını sağlaması ile açıklıyor. Yılmaz, öğrencilerimizin bu program ile daha disiplinli bir süreç içine girerek bu sistemin onları motive ettiğini ve öğretmenlerimizin vizyonunu değiştirdiğini söylüyor.

Yılmaz, 5 Ekim’de gerçekleşen sınavda bir çok öğrencinin kendini İngilizce konuşarak ifade ettiğini belirterek bu müzik eğitim sistemi ile öğrencilerimizin gelecek eğitim ve iş hayatı için oluşturacağı portfolyonun güçleneceğini, gelecek eğitim ve iş hayatındaki uluslararası rekabet ortamında donanımlı bir yapıda olmasına katkı sağlayacağını açıklıyor.

 

Cumhuriyet Olmasaydı…

Öğrencimiz Elif Gürakan (7B), İstanbul Valiliği’nin 14 Ekim’de düzenlediği “Cumhuriyetimizin 90.Yılı” konulu kompozisyon yarışmasında “Cumhuriyet Olmasaydı…” yazısıyla ilçe birincisi oldu.

Cumhuriyet Olmasaydı…

Cumhuriyet, demokrasinin temel ilkelerinin uygulandığı bir yönetim şeklidir. Bu yönetim şeklini ülkemize Mustafa Kemal Atatürk getirmiştir. Cumhuriyetin ilanı 29 Ekim 1923 tarihinde gerçekleşmiştir. Peki ya Mustafa Kemal Atatürk bu yönetim şeklini ülkemize getirmemiş olsaydı neler olurdu? Hiç düşündünüz mü?

Cumhuriyet ülkemizde ilan edilmemiş olsaydı, ülkemizde cumhurbaşkanı ve başbakan olmaz, yerlerinde padişah olurdu. Halk kendi seçimlerini yapamaz, kararları padişah verirdi. Kadın – erkek eşitliği olmaz, erkek üstün olurdu. Kızlar okula gönderilmez, erken yaşta evlendirilirlerdi. En önemlisi ise halk kendi kendini yönetemezdi.

Cumhuriyet olmadan bir gün bile belki de çok zor olurdu. Önce bir erkek için bir günün nasıl geçtiğine bakalım. Sabah kalktınız ve okula gideceksiniz. Giyinmek için dolabınızı açtığınızda, dolabınızda fesler, şalvarlar ve eski tişörtleri buluyorsunuz çünkü cumhuriyet daha ilan edilmemiş, dolayısıyla kılık kıyafet de yapılmamış. Kıyafetlerinizi giyinip kahvaltı yaptıktan sonra okula gidiyorsunuz. Sınıfta hiç kız yok çünkü kızların okuma hakkı yok. Ders başlıyor. Çocuklardan biri bir konu hakkında kendi fikirlerini belirtiyor. Öğretmen ona çok kızıyor ve falakaya yatırıyor. Siz çok şaşırıyorsunuz. Öğretmenin neden falakaya yatırdığını çok merak ediyor ve yanınızdaki kişiye soruyorsunuz. Onun cevabı ise şöyle oluyor:

“Bu ülkede kolay kolay kendi fikirlerini ifade edemezsin. Burada padişahın dedikleri olur. Padişahın verdiği emre göre burada kimse kendi fikirlerini ifade edemez.”

Cumhuriyet olmadan bir erkek için bir gün çok zor geçiyor. Peki ya bir kız için? Bir kız olarak uyandığınızı düşünün. Dolabınızı açıyor ve simsiyah bir çarşafla karşılaşıyorsunuz. Onu giymek zorundasınız çünkü başka seçeneğiniz yok. Okula gidemiyor ve sokağa yanınızda bir erkek olmadan çıkamıyorsunuz. Bu yüzden eve tıkılıp kalmak zorundasınız. Bütün gün temizlik yapıp yemek pişiriyorsunuz. Akşam babanız eve geldiğinde söylediği lafları duyuyorsunuz: “Kızı alacak bir oğlan buldum. Hem de bayağı başlık parası verecek.” Korkunç! Siz daha 13 yaşındasınız ama evlenmeye mecbursunuz. İşte bu nedenler yüzünden bir kız açısından da bir erkek açısından da cumhuriyetsiz geçen bir gün çok kötü olurdu.

Yönetim şeklimiz cumhuriyet olmasaydı, demokratik toplum olamazdık. Hak ve özgürlüklere sahip olamazdık. Bizi yöneten insanları özgürce seçemez, istediğimiz şekilde yaşayamazdık… ve daha nicesi… Sahip olduğumuz hazineyi ve onun emanetçisini unutmamalıyız.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Türk milletinden aldıkları güçle kurdukları ve aziz milletimizin 90. yılına ulaştırdığı Türkiye Cumhuriyeti, biz gençlerin Atalarımızdan aldığı ışıkla ilelebet yaşatılacaktır.

Elif Gürakan (7B)

Şiir Kulübü Öğrencilerimiz İlhan Berk İçin Bursa’daydı

İlhan Berk ölümünün 5. yılında, Bodrum’dan Bursa’ya taşındı. Şiirleri, resimleri, kitapları, defterleri, çalışma odası, fotoğrafları, giysileri ve özel eşyaları ilk kez Bodrum dışına çıktı.

Öğrencilerimiz nesnelerin, sayıların, taşların, çamurun, çöpün, evin, pencerenin, masanın, kâğıt kalemin şairine, İlhan Berk’e bir ev ziyareti yaptı.

Bursa Nilüfer Belediyesi’nin şairin oğlu yüksek mimar Ahmet Berk ve Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretmenlerimizden şair – yazar Gonca Özmen küratörlüğünde düzenlediği “İlhan Berk’e Ev Ziyareti” adlı anma sergisi Nazım Hikmet Kültürevi’nde 10 Ekim Perşembe günü kalabalık bir izleyici kitlesiyle açıldı.

Serginin açılışına Uluslararası PEN Yazarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Tülin Dursun, Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Müslim Çelik, şair Sina Akyol, Adil İzci, Deniz Durukan, yazar Sevim Ak ile Türk Kütüphaneciler Derneği Genel Başkan Yardımcısı Aydın İleri ile Bursa ve Bursa dışından çok sayıda gazeteci, şair, yazar katıldı. Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğrencileri ile Şiir Kulübü öğrencilerimiz de katılımcılar arasındaydı.

Şiir Kulübü öğrencilerimizden Aylin Tunç, Beyza Dedeoğlu, Naz Tunç, Selin Babila ve Yaren Dicle’nin İlhan Berk’ten okuduğu şiirlerle başlayan serginin açılış konuşmalarını Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve Ahmet Berk yaptı.

Bursa Nâzım Hikmet Kültürevi’ndeki 20 Kasım’a kadar açık kalacak olan “İlhan Berk’e Ev Ziyareti” adlı sergide; şairin resimleri, el yazısı şiirleri, defterleri, ilk baskı kitapları, fotoğrafları ile özel eşyalarını görebilecek, hayatını sanata adamış bir ustanın yazdıkları ve çizdiklerinin ne denli üstüne başına benzediğine tanıklık edeceksiniz.

Öğrencilerimiz Şiir Kütüphanesi’nde Şiir Dersi Yaptı

İlhan Berk anma sergisinin açılışının ertesi günü, Şiir Kulübü öğrencilerimizden Aylin Tunç, Beyza Dedeoğlu, Naz Tunç, Selin Babila ve Yaren Dicle ile öğretmenimiz Gonca Özmen Bursa Nilüfer Belediyesi Nâzım Hikmet Kültürevi’nde yer alan Şiir Kütüphanesi’ni ziyaret ederek, şiir ve mekân ilişkisi konusunu ele alan bir ders yaptılar.

Tüm şairlerin sesli şiirlerinin, yaşam hikâyelerinin, el yazılarının, fotoğraflarının, ses kayıtlarının, şiirlerden doğmuş şarkıların, şiir dergilerinin bir arada olduğu bir kütüphane hayalinden yola çıkarak 2012 yılında açılan Şiir Kütüphanesi Türkiye’de bir ilk.

Türkçenin şiir alanındaki belleği olmayı hedefleyen kütüphanenin koleksiyonunu; Türkçede yayımlanmış şiir ve çeviri şiir kitapları, şiir antolojileri, şiir inceleme/araştırma kitapları, şiir ya da şairler hakkında hazırlanmış tezler, şiir ve edebiyat dergileri, şair mektupları, şair elyazıları, ses ve video kayıtları ile çeşitli afişler, fotoğraflar ve broşürler oluşturuyor.

“Sınırlar” Adlı İlk Veli Konferansımız Gerçekleşti

0

İlk veli konferansımız “Sınırlar”, 5 Ekim  Cumartesi günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti.

İstanbul Psikanaliz Derneği üyesi, İstanbul Çocuk ve Ergen Psikanalitik Psikoterapi Derneği kurucu üyesi ve Rorschach ve Projektif Testler Derneği kurucu üyesi Klinik Psikolog Yrd. Doç. Dr. Neslihan Zabcı; aile içi ilişkileri, çekirdek ailede yaşananların yetişkinlik dönemine etkileri, ebeveyn olarak çocukla kurulan yakın ilişkinin sınırı, çocukların kendileriyle ilgili verdikleri kararlara ve seçimlere saygı gösterme konularını vurguladı.

400’e yakın velimizin katıldığı konferansta; “Sınırlar nasıl anlatılmalı?”, “Hangi yaş düzeyinde nasıl davranılmalı?”, “Sınırları oluştururken anne babanın rolü ne olmalı?”, “Ebeveynler sınırları koyarken kendi duygularını nasıl kontrol etmeliler?”, “Sınırların katı ve/veya geniş olması ne tür sonuçlar doğurur?”, “Arkadaşlarla buluşma, gece dışarı çıkma ve izin saatleri yaşa göre nasıl belirlenmeli?”, “İnternet; facebook, twitter, whatsapp, instagram ve cep telefonu kullanımında sınırlar/ sınırlamalar nasıl olmalı?” gibi pek çok soru cevaplarını buldu.

Sanat Eğitimini Çizgi Film Yoluyla Veriyoruz

Sanat, insanın çevresine daha duyarlı bakabilmesini, kendisini geliştirmesini sağlayan bir dünya kültürüdür. İnsanın bireysel ve toplumsal gelişiminde tartışılmaz bir katkısı olan sanat, çocuğun yeteneklerinin ortaya çıkartılmasında, yaratıcı yönlerinin güçlendirilmesinde, üretken olmasında, estetik duyarlılık kazanmasında, insan olarak kendini tanıma ve tanıtmasında bir özgürlük aracıdır.

Terakki’de, her insanın yaratıcı bir yönü olduğu gerçeğinden yola çıkarak, çocuklarımızın yaratıcı yanlarını ortaya çıkartıp güçlendirmeye çalışıyoruz. Öğretmenler olarak okulumuzda sanat eğitiminde etkin bir ortam oluşturmanın bilincindeyiz. Verdiğimiz sanat eğitimiyle öğrencilerimizin tasarlayabilme ve sorgulama yeteneklerini de geliştirerek, yaratıcı ve üretken olmalarını istiyoruz.

Sanat eğitimini çocuklara verirken farklı, ilgi çekici, yenilikçi olmasına özen gösteriyoruz. Gelecek yaşamlarına zemin oluşturmak açısından belleklerinde sanat eğitimi ile ilgili yapı taşlarını oluşturmak isteyerek bugünkü kullandığımız çağdaş teknolojik uygulamalara karar verdik. Uyguladığımız eğitimde sanatsal etkinliği animasyonla birleştirerek sanat eğitimi için farklı teknolojik bir materyal oluşturduk. Bunun sonucunda sanat eğitimi sürecinde çocuklarımız, animasyon bilgilerini ve yaratıcılıklarını kullanarak kendi eğitim malzemelerini de hazırlamış oldu.

Anaokulu 6 yaş grubu çocuklarımızla birlikte 2011 – 2012 öğretim yılında başlattığımız Sanat Eğitimi Projemizin ilki “Itırla Pıtır Picasso İle” adlı çizgi film çalışmamızdan sonra 2012 – 2013 öğretim yılında “Itırla Pıtır ve Soyut Resim” adlı ikinci çizgi filmimizi tamamladık. Bu sene ise üçüncü filmimizi  “Itır Resim Yapıyor” ile Sanat Eğitimi Projemize devam edeceğiz.

Sanat Eğitimi Projelerimizle çocuklarımız, küçük yaşlardan beri izlemeye doyamadıkları çizgi filmleri artık kendileri yaparak, kendi eğitim araçlarını geliştirip animasyon bilgilerini, yaratıcılıklarını kullanıyor ve bir eğitim materyali hazırlıyor. Eğitim materyallerini hazırlarken, animasyon bilgilerini ve çizim, boyama konusunda becerilerini geliştiren çocuklarımız, eğitimin kültürel boyutu olarak  bir sanatçıyı ve bağlı bulunduğu sanat akımını da tanıyarak öğrenmiş oluyor.

Çizgi Film dersinde çocuklara animasyon eğitimi verilirken, aynı zamanda çizgi Film aracılığıyla sanat eğitimlerine katkıda bulunuyoruz.  Bu projelere başlamadan önce sanat tarihi, sanat akımları ve sanatçıları gözden geçirilerek 6 yaşındaki bu çocukların seviyelerine uygun olarak konuları nasıl anlatabiliriz diye düşünüyoruz. Çocuklarla uygulamalar yaparak konuların daha kolay anlaşılmasını sağlıyoruz. Örneğin geometrik şekilleri kullanarak gördükleri bir fotoğrafı Picasso gibi düşünerek kübist bir natürmort çalışması yapıyorlar.

Diğer bir çalışmada ise, gene gördükleri bir doğa fotoğrafını soyutlayarak Kandinsky gibi bir soyut resim yapıyorlar. Daha sonra bu çalışmaları filmimizin içinde gösteriyoruz. Tüm bu bilgilerden yola çıkarak filmimizin senaryosunu yazıyoruz. Daha sonra konunun daha kolay anlaşılması ve eğlenceli hale gelmesi için de filmimizin resimli bir anlatım kitabı hazırlıyoruz. Sahnelerini oluşturabilmek için de Storyboard’unu yapıyoruz.

Animasyon eğitimi için her yıl, anaokulu 6 yaş grubumuzdan yaklaşık 150 çocukla projeye başladıktan sonra seçilen yaklaşık 70 çocuğun çalışıp üretmesiyle çizgi film tamamlanıyor. Bu filmler, çocuklarımızın haftada bir saat derse katılımıyla ve haftada üç saat ek derste yapılan çalışmayla gerçekleşiyor.

6 yaş grubu çocuklarımız, öğrendikleri animasyon bilgilerini kullanarak filmdeki kahramanları ve arka planları kendi çizgileriyle canlandırarak boyuyor, filmin seslendirmesini yapıyor. Böylece filmin tüm aşamaları tamamlanıyor.

Uyguladığımız bu çizgi film teknolojisi ile çocuklara yararlı, eğlenceli, eğlenceli olduğu kadar da yaratıcı yanlarını güçlendiren ve farklı beceriler kazandırmasıyla da yeni bir kaynak oluşturmuş oluyoruz.
Işıl Mısırlıoğlu
Çizgi Film Öğretmeni
Terakki Vakfı Okulları

Mun Kulübümüz DSMUN 2013’teydi

0

MUN Kulübümüz, 15 delege ve 4 oturum yöneticisi ile Darüşşafaka MUN 2013’e katılarak bu yılki çalışmalarına başladı.

MUN Kulübümüz, 4 – 5 Ekim tarihlerinde Darüşşafaka Okulları’nın düzenlediği DSMUN’13 konferansına Mısır, Afganistan, Japonya ve Kuzey Sudan’ı temsil etmek üzere 15 delege ile katıldı.

Öğrencilerimiz; Siyasal, Çevrecilik, İnsan Hakları ve Silahsızlanma olmak üzere dört ayrı komitede yer aldı. Enerji santrallerinin toplumsal faydaları, göçmen hakları, Mısır’da demokrasinin sağlanması, Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne (CWC) göre silahsızlanma politikası gibi birçok gündem maddesinin tartışıldığı komitelerde öğrencilerimiz hazırladıkları yasa tasarılarını geçirebilmek için yapılan uzlaşmalar ve tartışmalarda oldukça aktif bir performans sergiledi.

DSMUN’13 ile MUN kariyerlerine ilk adımını atan sekiz delegeden biri olan öğrencimiz Onur Kandemir (Fen 10), hazırladığı yasa tasarısını Büyük Meclis’ten oy çokluğu ile geçirmeyi başardı.

Yine bu yıl aramıza katılan öğrencimiz Defne Narşap (Fen 10), Gizem Terzioğlu (9F) ve Elif Güneş (9F) komitelerinde en aktif delegeler arasında yer aldı.

Bu yıl kulübümüzde ikinci yılını yaşayan öğrencimiz Alara Çelik (11D), komitesindeki en aktif delegelerden biri olarak seçilirken Sinan Keyder (Fen 11) ve Alp Albay (Fen 11), Mısır ve Afganistan büyükelçileri olarak birbirini en iyi destekleyen delegeler olarak seçildi. Ayrıca Bora Aşık (11 C), konuk delege olarak yaptığı performansı ile en iyi delege olarak seçildi.dan Gizem Terzioğlu ve Elif Güneş komitelerinde en aktif delegeler arasında yer aldı.

MUN Kulübümüz bu yıl ilk kez bir konferansa dört oturum başkanı göndererek büyük bir başarıya imza attı.

Kulübümüzün deneyimli öğrencilerimizden Dilara Küçük (11 G), Çevrecilik Komitesi Oturum Başkanı olarak görev aldı ve komitesini başarı ile yönetti. Ayrıca Nazlı Altıok (11C) Silahsızlanma Komitesi Yardımcı Başkanı, Defne S. Cezayirli (11A) İnsan Hakları Komitesi Yardımcı Başkanı ve Beyza Gülal Çevrecilik Komitesi Yardımcı Başkanı olarak görev alarak MUN kariyerlerinde bir ilki gerçekleştirdiler.

Terakkili Çocuklardan Hayvan Dostlarına

0

İlkokul ve anaokulu öğrencilerimiz, bu yıl yedincisi gerçekleşecek olan “Dostlarımız” projesi ile 03 – 11 Ekim tarihleri arasında 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nü farklı sanatsal ve sosyal etkinliklerle kutlayarak hayvan haklarına dair farkındalık kazanıyor ve sosyal sorumluluk bilinci geliştiriyor.

Öğrencilerimiz; “Hayatımıza Renk Katan Dostlarımız” adlı fotoğraf sergisi düzenleyip sergi satışıyla elde edecek geliri barınaklardaki hasta köpekler için kullanarak, “Kara Kedi, Güzel Kedi” adlı tiyatro oyunu sergileyip sokak hayvanlarına karşı algıları irdeleyerek, Köpeklerle Yaşam Eğitmeni Ayşe Doğancı ve köpeği Güllü ile söyleşerek, Barınaktaki köpekler için köpek maması kampanyası başlatıp hayvan barınağını ziyaret ederek, “Flipper’ı Kurtarmak” adlı belgesel filmini izledikten sonra yönetmen Savaş Karakaş’la söyleşi gerçekleştirip yunus gösteri parklarına karşı internet üzerinden imza kampanyası başlatarak, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ve Whale Workshop’un düzenlediği “Şişme Deniz Canlıları” sergisini okullarına taşıyıp deniz canlılarını tanımaya ve deniz ekosistemini korumaya yönelik atölyeler yaparak, “Sıradan Bir Gün” adlı belgesel film izleyip belgesel sonrası yönetmen Tolga Öztorun’la söyleşi gerçekleştirilerek, “Hayvanlar Yarışıyor” adlı yaratıcı drama çalışmasıyla hayvanların farklı özelikleriyle doğaya renk kattıkları ve doğanın bir parçası olduklarını öğrenerek yaptıkları “Dostlarımız” adlı projeyle Hayvanları Koruma Günü’nü Hayvanları Koruma Haftasına dönüştürüyor.

3 ve 4. sınıf öğrencilerimiz, 3 Ekim Perşembe günü Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ve Whale Workshop’ın düzenlediği Şişme Deniz Canlıları Sergisi’nde İstanbul Boğazı’nın en hareketli sakinlerinden afalina türü yunus ile dünya çapında nesli tükenme tehlikesi altında olan Akdeniz foku, köpekbalığı ve deniz kaplumbağası gibi türleri gerçek boyut ve renklerdeki maketler ile tanıma fırsatı buldu.  Öğrencilerimiz, karşılıklı soru – cevaplar ve mini canlandırmalar ile ilerleyen atölyelerde deniz algısını yansıtacak resim ve boyama çalışmaları da yaptı.

6. sınıf öğrencimiz Başar Aslan’ın “Hayatımıza Renk Katan Dostlarımız” adlı fotoğraf sergisi, 3 Ekim Perşembe günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’deki fuayede açıldı. Sergideki fotoğraflar satışa sunulduktan sonra sergiden elde edilecek gelir, Yedikule Hayvan Barınağı’na tıbbi yardım için bağışlanacak.

4. sınıflardan 24 öğrencimiz 4 Ekim Cuma günü, hazırladıkları “Kara Kedi, Güzel Kedi” adlı tiyatro oyununu Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de 1. sınıf öğrencilerimize sergiledi.

4 Ekim Perşembe günü, Köpeklerle Yaşam Eğitmeni Ayşe Doğancı ve köpeği Güllü, 2. sınıf öğrencilerimizin konuğu oldu ve  Ayşe Doğancı ile 2. sınıf öğrencilerimiz Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşide öğrencilerimiz, sokak köpekleriyle yaşamak, hayvan barınakları, kısırlaştırma ve kuduz gibi konularda bilgi sahibi oldu.

3. sınıf öğrencilerimiz, 7 Ekim Pazartesi günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de “Sıradan Bir Gün” adlı belgesel filmini izledikten sonra Yönetmen Tolga Öztorun ile bir söyleşi yapacak.

4. sınıf öğrencilerimiz, 8 Ekim Salı günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de “Flipper’ı Kurtarmak” adlı belgesel filmini izledikten sonra Yönetmen Savaş Karakaş ile gerçekleştirecekleri söyleşinin ardından öğrencilerimizle birlikte yunus gösteri parklarına karşı internet üzerinden imza kampanyası başlatılacak.

11 Ekim Cuma günü ise 1, 2, 3, 4. sınıflar ile 4, 5 ve 6 yaş grubu öğrencilerimizin getirdikleri köpek mamaları, Büyükçekmece Hayvan Barınağı’na teslim edilerek her öğrencimize barınaktaki köpekler adına teşekkür kartı verilecek.

1, 2, 3 ve 4. sınıflarımız, hayvanları koruma kollarındaki öğrencilerimizle birlikte 11 Ekim Cuma günü Yedikule Hayvan Barınağı’nı ziyaret ettikten sonra her düzey, kendi içinde paylaşımlarda bulunacak.

Bütün hayvanların farklı özelikleriyle doğaya renk kattıkları ve doğanın bir parçası olduklarına dair farkındalık kazanmaları için 07 – 11 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek “Hayvanlar Yarışıyor” adlı yaratıcı drama çalışmasında 6 yaş grubu çocuklarımız, ailelerinin desteğiyle tasarlayıp yaptıkları hayvan kostümlerini giyerek okula gelecekler.

Beklenen Robotlar Nerde Kaldı?

Büyük umutlarla beklediğimiz, işlerimizi hafifletecek, hayatımızı kolaylaştıracak robotlar teknolojinin baş döndürücü gelişimine rağmen hâlâ hayatımıza girebilmiş değil. Bilim kurgu filmlerinin vazgeçilmez kahramanları, robotları, çocukluğumuzdan beri televizyon ve sinemalarda seyrediyoruz. Ama ne yazık ki henüz evimizde hizmetçi bir robotumuz, işimizde yardımcı bir robotumuz yok.

Ay’a ayak basalı 44 yıl geçmiş. Salon büyüklüğündeki bilgisayarlar kol saati boyutlarına inmiş. Tırnak kadar yere milyarlarca transistör’ü, gigabayt’larca bilgiyi sığdırmışız ama evde bizi ütü derdinden kurtaracak bir robot bile yapamamışız. Peki; nerde kaldı bu robotlar? Günlük hayatımıza girmekte niye bu kadar geciktiler?

Fabrikalardaki robot işçiler
Aslında robotlar dolaylı da olsa günlük hayatımızdalar. Ama henüz bizim hayal ettiğimiz ve arzuladığımız gibi değil. Evimizde, işimizde, yollarda kullandığımız birçok şeyin üretiminde robotların büyük emeği var. Her geçen gün de üretimdeki payları artıyor. Bindiğimiz otomobilin, evdeki çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi ev aletlerinin, ayrılamadığımız bir parçamız olan cep telefonlarının üretiminde robotların “alın teri” var.

Robotlar gece – gündüz demeden, bayram – seyran, tatil demeden çalışıyor. Bakım ve arızaları saymazsak 7/24, 365 gün çalışıyorlar. Ne zam istiyorlar ne de keyfim yok deyip işi asıyorlar. Kaliteden de kesinlikle ödün vermiyorlar. Her işi her zaman en iyi kalitede yapıyorlar, aynı işi milyonlarca kez tekrarlasalar da. Sayıları 1 milyonu bulan endüstriyel robotlar dediğimiz bu “işçiler”, filmlerde gördüğümüz robotlar gibi insana benzemiyor. Kimisi kol şeklinde olsa da iş alanına göre çok farklı kılıklarda olabiliyor. Önemli olan görevini en iyi biçimde gerçekleştirebileceği bir biçime sahip olmak. Endüstriyel robotlar üretimin her noktasında yer alabiliyor. Taşıma, dizme, montaj aklınıza ne gelirse birçok işin üstesinden gelebiliyorlar. Tabii bu fabrikalarda…

Robotlar için hayat zor
Robotları fabrikalardan dışarıya, hayatın içine çektiğinizde işler değişiyor. Kendi özel kontrollü alanlarında son derece rahat rahat işini yapan robotlar, bir ev ortamında veya sokakta aynı rahatlığı ve beceriyi gösteremiyor. Robotların “gerçek dünyada” var olabilmesi için çok daha fazla beceriye sahip olması gerekiyor. Hele de insansı özelliklere sahipseler, daha da fazlası gerekiyor.

Bunu izah etmek için Honda’nın insansı robotu ASIMO’nun hikayesi oldukça güzel bir örnek. Honda’nın robot bölümündeki mühendisler, 1986’da insansı bir robot için işe koyulduklarında ilk hedefleri insan gibi iki ayağı üzerinde yürüyebilen bir robot yapmaktı. İlk modeller sadece iki ayaktan oluşuyor ve üst gövdeleri bile yoktu. 5 yıl süren çalışmalardan sonra ancak kolay kolay devrilmeden yürüyebilen bir robot yapabildiler.

1993 yılında yürümeyi büyük ölçüde kolaylayınca gövde ve kollar eklendi. Honda’nın robotları 90’ların sonlarına doğru giderek gerçek bir insana benzemeye başladı. Yıl 2000 olunca bildiğimiz ASIMO’nun ilk modeli dünya ile tanıştırıldı. Çocuk boyutlarındaki bu robot; yürüyebiliyor, merdiven çıkıp – inebiliyor, kabaca tutabiliyor, konuşabiliyor, konuşulanları sınırlı da olsa anlayabiliyor ve de gördüklerini kısmen algılayabiliyordu.

2005 yılına gelindiğinde üretilen ikinci kuşak ASIMO modeli artık koşabiliyordu da. 2011 yılında dünyaya gelen üçüncü kuşak ASIMO daha da hızlı koşabiliyor, zıplayabiliyor, daha zorlu yol koşullarında dengesini kaybetmeden kolayca yürüyebiliyordu. ASIMO’nun fiziksel becerilerini sağlayabilmek için çok yüksek işlem kapasitesine sahip özel bir bilgisayar sistemi, büyük emeklerle geliştirilmiş ileri bir kontrol yazılımı ve toplam 57 adet özel elektrik motoru kullanılıyor. Boyu 130 cm, ağırlığı 48 kg olan ASIMO, bu donanımıyla 9 km hızla koşabiliyor.

ASIMO’nun yüksek geliştirme ve üretim maliyetlerini bir köşeye bırakıp, bunlar günlük hayat için yeterli mi diye soracak olursanız cevap maalesef hayır! Daha önümüzde çok iş var. Bir robotun günlük hayatta, hele de bir insan gibi var olabilmesi hem yazılım (özellikle kontrol ve yapay zeka) hem de donanım konusunda daha çok ilerlememiz gerekiyor. Uzaya birkaç astronotu göndermek başka, her isteyeni turist olarak götürmek başka…
Ev hizmetçisi robotlar
Robotların asıl kullanım alanı fabrikalar olsa da bizim beklentilerimiz daha çok evlerimizde kullanabileceğimiz robotlardan yana. Teknoloji sayesinde çamaşır ve bulaşık işleri oldukça kolaylaştı ama başta temizlik olmak üzere birçok alanda robotları kullanmak istiyoruz.

Evlere giren ilk temizlik robotu iRobot’un Roomba’ları oldu. Elektrik süpürgesinin işini üstlenen bu robotlar, yerlerdeki toz ve çöpleri temizliyor. Ülkemizde şimdilik çok az evde (tahminen 10 bin) olsa da ABD’de milyonlarcası iş başında. Hassas sensörleri ve akıllı hareket algoritma yazılımları sayesinde hiçbir yardıma ihtiyaç olmadan kendi kendilerine ev ve ofislerin zeminlerini oldukça sessizce temizleyebiliyorlar. Pillerini şarj etmek için şarj ünitelerine (“yuvalarına”) kendi kendilerine ulaşıp, şarj olabiliyorlar. Bizden sadece çöp haznelerini boşaltmamızı istiyorlar.

Robot elektrik süpürgelerinin ıslak zeminlerde çalışan, yıkayan / silen modelleri dışında havuzları temizleyen, yağmur oluklarındaki çöpleri temizleyen, çimleri biçen modelleri de yıllardır kullanılıyor. Ama henüz bunlar bizim için hiç tatmin edici değil. Ev ve ofislerde temizliği yapacak, yemekleri yapacak, bulaşıkları makineye koyacak, ortalığı derleyip toplayacak, çamaşırları makineye yıkattırıp ütüsünü yapacak robotlara daha çok yolumuz var.

Bu arada bir noktaya da parmak basmakta fayda var. Japonların robot çalışmalarına büyük önem vermesi sadece teknolojide liderlik etmek sebebiyle değil. Giderek uzayan insan ömrü ve azalan genç nüfus sonucu yaşlıların bakımı giderek önem kazanıyor (hele de Japonya’da). Bunun için en iyi çözüm bu işleri robotlara yaptırmak. Evde hayvan besleyenler için de robotların gelecekte çeşitli seçenekler sunacağını söylemeye gerek yok sanırım. Ev robot hayvanlarının ilk örneği Sony’nin Aibo’su yıllar önce satışa sunulmuştu. O zamanlar için oldukça becerikli bu robot hayvanın geliştirilmesi ve üretimi birkaç nesil devam etti. Fakat ne yazık ki Sony, mali olarak sıkışmaya başlayınca hem Aibo, hem de oldukça gelişmiş minik bir insansı robot olan Qrio projelerine son verdi.

Robot otomobiller çok yakında yollarda
Evimize, iş yerimize beklediğimiz robotlardan önce kendi kendine gidebilen robot otomobiller gelecek gibi görünüyor. Otomobillere kendi kendine park etme özelliği ekleneli yıllar oldu. Son yıllardaki teknolojik gelişmeler, DARPA’nın yarışması, otomotiv alanındaki teknolojik rekabet ve değişim süreci otomobillerin kendi kendilerine seyahat edebilir özelliklere sahip olmasının da önünü açtı.

Şu an itibariyle birçok büyük otomotiv üreticisi ve Google, kendi kendine gidebilen sürücüsüz otomobiller yapmış durumda. Robot özelliklere sahip bu teknoloji, önemli ölçüde de oturmuş durumda. Bu otomobillerin 2018 yılında satışa sunulması planlanıyor. Türkiye gibi yüksek standartlı(!) trafik koşullarına sahip olan ülkelerde bu araçların gelmesi biraz geç olsa da, birkaç yıl içerisinde otomobillerde büyük değişiklikler göreceğimiz aşikar.

Savaş robotları
Her ne kadar hoşumuza gitmese de bilimsel ve teknolojik araştırma – geliştirmelerin çoğunun önceliği askeri amaçlar. Devletler buna büyük bütçeler ayırıyor. Birçok önemli teknoloji, önce askeri amaçlar için sonra da zaman içinde sivil amaçlar için kullanıma sokuluyor.

Robotlar alanında da durum çok farklı değil. Robotik özelliklere sahip roketler uzun yıllardır birçok savaşta kullanıldı. Son yıllarda pilotsuz robot uçaklar keşif ve “yok etme” görevlerinde büyük bir gelişme gösterdi. Önce keşif ve bomba imha ile başlayan askeri “piyade” robotlarının görevi Talon adındaki robotla “ateş gücü” de kazandı.

Son yıllarda Boston Dynamics, ABD’nin DARPA (İleri Savunma Araştırma Projeleri Ajansı) fonlarıyla geleceğin robot savaşçıları geliştirdiği projelerde önemli gelişmeler gösterdi. Her türlü arazi şartlarında hiç zorlanmadan hareket eden ve şimdilik askeri yük taşıma amaçlı BigDog ve AlphaDog (LS3) ile son zamanlarda tanıtılan “robot asker” PETMAN, çok iddialı projeler. PETMAN’in video’sunu seyrettiğiniz zaman gerçekten ürperiyorsunuz.  Terminatör gibi olmasa da geleceğin “robot askeri” işte karşınızda…

[nggallery id=52]

Ziya Bahtiyar
Fen Projeleri Koordinatörü
Terakki Vakfı Okulları

Bu yazı 24 Eylül tarihinde www.bthaber.com adlı sitede yayımlanmıştır.

Bremenli Misafirlerimiz Terakki’deydi

0

16 öğrencimiz ve 2 öğretmenimizin katılımıyla 05 – 13 Nisan tarihlerinde Almanya’nın Bremen şehrindeki Rübekamp Gymnasium Lisesi ile gerçekleşen Almanya öğrenci değişim programının ikinci buluşması, 24 Eylül Salı günü Bremenli misafirlerimizin Terakki’yi ziyareti ile devam etti.

Öğrenci değişim programı ile Almanya’da başlayan dostluklarını İstanbul’da devam ettiren öğrencilerimiz, tekrar bir araya gelmenin heyecanını yaşadı. Kısa bir okul turundan sonra İngilizce ve Almanca ders ziyaretinde bulunan Bremenli öğrenci ve öğretmen grubu, eğitim ve kültür farklılıkları, gündelik yaşam gibi konular hakkında öğrencilerimizle sohbet etme imkanı buldu.

Geçtiğimiz yıllarda da ortaklaşa proje yürüttüğümüz Rübekamp Gymnasium Lisesi ile uluslararası faaliyetlerimiz 03 Ekim Perşembe günü SZ. Walle Bremen Lisesi öğretmenlerinin okulumuzu ziyareti ile devam edecek.

STIMUN Çalışmalarımız Devam Ediyor

0

2008 yılında başlayan kulübümüz STIMUN (Şişli Terakki Model United Nations), beş öğrenci ile başlayan çalışmalarına, yaklaşık 60 öğrenci ile devam ediyor.

2008 yılından bu güne kadar yurt içi ve yurt dışında toplam 20 konferansta 257 öğrenci ile yer alarak okulumuzu başarı ile temsil eden MUN, uluslararası bir platformda çeşitli komitelerin aynı anda gerçekleştirdiği oturumlarda, her biri farklı ülkeleri temsil eden öğrenci delegelerinin, seçilen gündem maddelerini Birleşmiş Milletler Meclis kurallarına ve formatına göre tartıştığı bir ortam.

STIMUN Kulübümüze katılan Beyza Gülal (10A), 31 Ağustos – 4 Eylül tarihlerinde İstanbul Erkek Lisesi’nin gerçekleştirdiği IELMUN konferansına Birleşik Arap Emirlikleri delegesi olarak katılarak okulumuzu başarıyla temsil etti.

İki yıldır kulübümüzün üyeleri arasında olan öğrencimiz Dilara Küçük (10E), 26 – 31 Temmuz tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi’nin düzenlediği MUNIST 2013 konferansında Kore Cumhuriyeti delegesi olarak Ekonomik ve Sosyal Komite’de yer aldı.

Ayrıca öğrencimiz Dilara Küçük, 25 – 29 Ekim tarihleri arasında Ljubljana Üniversitesi Hukuk Fakültesi (University of Ljubljana Faculty of Law)’nin düzenlediği MUNLaws konferansında NATO Komite Başkanı (The President Committee Director of NATO) olarak görev alacak.

Team TERAKKİ'nin Elektrikli Otomobili Geleceğin Tartışıldığı Konferansta Sergilendi

0

Shell Eco-marathon yarış aracımız, 4 üniversitenin aracıyla birlikte yabancı ve yerli kamu, özel sektör, STK, akademisyen ve medya temsilcilerinin katıldığı uluslararası “Gelişime Birlikte Güç Vermek – Powering Progress Together” konferansında “Yarının Dünyasını Keşfedin” teması ile sergilendi.

Artan nüfus ve gelişmekte olan ülkelerin refah düzeyindeki artışın da etkisiyle enerji talebinin yanı sıra gıda ve su kaynakları üzerinde oluşacak baskıların çeşitli senaryolarla ele alındığı ve birlikte çözüm arandığı uluslararası “Gelişime Birlikte Güç Vermek – Powering Progress Together” konferansı Hollanda’nın ardından Shell Türkiye’nin ev sahipliğinde 10 Eylül’de Haliç Kongre Merkezinde gerçekleşti.

Konferansın açılışında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Royal Dutch Shell CEO’su Peter Voser, aracımızı yakından inceleyip, araç ve Team TERAKKİ’nin Shell Eco-marathon çalışmaları hakkında bilgi aldı.

[nggallery id=51]

Eylül 2013

Türkiye'de “Uygulayıcıların Gözünden Psikolojik Danışma Hizmetleri” Paneli Gerçekleşti

0

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği İstanbul Şubesi Başkanı ve Psikolojik Danışmanımız Alpaslan Dartan’ın başkanlığında Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de 9 Eylül Pazartesi günü “Uygulayıcıların Gözünden Psikolojik Danışma Hizmetleri” paneli gerçekleşti.

8 – 11 Eylül tarihleri arasında Uluslararası Danışmanlık Derneği’nin (IAC) 2013 Konferansı ile 12. Ulusal Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi’ni bir araya getirdiği “Psikolojik Danışmanlık ve Teknoloji Kullanımı: Sanal Bağlamlar Gerçek Yaşamlar” temalı İstanbul 2013 Dünya Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Kongresi’nde Türkçe ve İngilizce olarak 12 farklı başlık altında hem kuramsal hem de uygulamalı çalışma yer alıyor.

Panelde; Uluslararası İstanbul Psikodrama Enstitüsü Kurucusu ve Başkanı Deniz Altınay, Kariyer Danışmanı ve Üniversite Danışmanımız Oktay Aydın, Psikolojik Danışmanımız ve Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı Alpaslan Dartan, Beşiktaş Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nden Müdür Aydoğdu Mimir ve Hisar Eğitim Vakfı Okulları’ndan PDR Koordinatör Sibel Özbilgiç Özer yer aldı.