Ebeveyn Tutumlarının Çocuğa Katkısı ve Önemi

0

Levent Yerleşkemizde anaokulu ve ilkokul velilerimiz, 3 Aralık Pazartesi günü Dr. Neslihan Zabcı’yla “Çocuğun Sosyal Çevre ve Öğrenme ile İlişkileri: Ebeveyn Tutumlarının Katkısı ve Önemi” konulu konferansta bir araya geldi. Çocukların akademik yaşantılarının temellerinin erken çocukluk dönemlerinde anne baba ve sosyal çevre ile kuracakları ilişkilerin katkısıyla şekillendiğine dair farkındalık oluşturmak amacıyla Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin düzenlediği konferans Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti.

Zabcı, konferansında öğrenmenin aktif bir katılım gerektirdiğini, çocukların anne babayla kurduğu ilişkide daima edilgen olmasının bu deneyimi kısıtlayacağını belirtti. Akademik başarı ve öğrenme performansının öncülü olarak özgüven gelişimini vurgulayan Zabcı, ev içi yaşantıda becerileri geliştiren ve eşlik eden ebeveynler olmanın önemine değindi. Çocuğun özerklik kazanması için beslenme ve banyo gibi konularda çok fazla müdahale edilmemesi ve özbakım becerilerinin geliştirilmesi, sorumluluk duygusu oluşturabilmesi için oyun oynama ve ders çalışma sürelerini kendisinin planlayabilmesinin desteklenmesi, isteklerini erteleyebilmesi için kendi hayatı üzerinde bir denetime sahip olduğu duygusunun beslenmesi gerektiğini dile getirdi.

Sosyal çevre içinde gelişimi süren çocuk için sağlıklı ve doyum sağlayan arkadaşlık ilişkilerinin gelişmesinde, anne babayla kuracağı ilk ilişkilerin belirleyici olduğunu ifade eden Zabcı, okul yaşantısında öğretmen, arkadaş ve öğrenme ile ilgili olumlu ilişkiler kurmak ve sürdürmek için çocuk ve ebeveyn arasında ayrışma ve mesafe alma deneyimlerinin önemini vurguladı. Teknoloji kullanımı konusuna da değinen Zabcı, yaşına uygun bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuğun eyleme dökme ihtiyacı hissetmeden kendi duygularını çalışma olanağı bulmasının koruyucu olduğunu paylaştı. Konuşmasının sonunda velilerimizden gelen soruları yanıtladı.

Öğrencilerimiz Yazar Burcu Aktaş’la Söyleşti

Her iki yerleşkemizde ortaokul 6. sınıf öğrencilerimiz, ilgiyle okudukları  “Çarpık Ev” kitabının yazarı Burcu Aktaş’la 4 Aralık Salı günü bir araya geldi.

Söyleşide öğrencilerimiz Aktaş’a yazar olmasının nedenlerini ve “Çarpık Ev”in yazım sürecindeki esin kaynağını öğrenmeye yönelik sorular yönelttiler. Yazar, tüm sanatçıların kendini ifade etmek için yoğun bir istek duyduğunu ve bu nedenle sanatçı olduklarını, bu yoğun isteğin her sanatçıda farklı bir biçimde ortaya çıktığını kendinde bu isteğin yazı yazmaya yönelik bir tutkuyla ortaya çıktığını, bu nedenle yazar olmayı seçtiğini söyledi.

Sözlerine kitabının esin kaynağını anlatarak devam eden Aktaş şunları söyledi: “Toplumun farklılıklara yaklaşımı beni çok rahatsız ediyordu. Bunu değiştirmek için bir şey yapmak istedim çünkü ben farklılıkların bir zenginlik olduğuna inanıyorum. Herkese özellikle de sizlere farklıkların korkulacak bir şey olmadığını anlatma ihtiyacını derinden hissettim. Ben de bunu anlatabilmek için “Çarpık Evi” farklılıkların korkulacak bir şey olmadığı ana fikri üzerine kurdum.”

Aktaş, öğrencilerimizin bu kitabın seri olup olmayacağına yönelik sorularını ise şöyle yanıtladı: “Ben bu romanı yazmaya başlarken onu bir seri olarak kurgulamamıştım. Roman sizler tarafından çok sevildi. Bunun üzerine bir seri olması yönünde çok istekte bulundunuz. Romanı yazmaya başladığımda bu yönde bir düşüncem olmadığı için roman yayınlandıktan sonra bu fikrimi değiştirmek istedim. Böyle bir seriye sıcak bakmadığımı hissettiğim için bu konuda kesin kararımı verdim. “Çarpık Ev” bir seriye dönüşmeyecek fakat yeni kitaplar yolda. Yepyeni kahramanlarla ve maceralarla kısa zaman içinde yine buluşacağız.”

Kitapla ilgili duygularını ve düşüncelerini yazarla paylaşma fırsatı bulan öğrencilerimiz, söyleşinin ardından da yazarla tanışıp kitaplarını imzalattılar.

Tepeören Yerleşkemiz Enerjisini Güneşten Sağlıyor

Tepeören Yerleşkemizdeki 504 kwp güneş enerjisinden elektrik üretme projesinin onayı, dizaynı ve uygulaması Solar EPC Firması IBC Solar Türkiye tarafından tamamlandı.

270 watt polikristal panel kullanılan projede 25 kw’lık dizi inverterler tercih edildi. Tesis, söz konusu üretimi sayesinde 250 bin ton karbon salınımını azaltacak.

Yenilenebilir enerji projelerinin ön plana çıktığı günümüzde, okulların bu konuda öncü olması, sürdürülebilir gelecek ve yeni nesillerin bilinçlenmesi açısından önem taşıyor.

Yerleşkemizde biriken yağmur suları da 2000 ton’luk su sarnıcında toplanarak yeniden kullanım için depolanıyor. Foto voltaik paneller, elektrik ihtiyacımızın önemli bir kısmını güneş enerjisinden sağlıyor.

Öğrencimiz “En Sevgiliye Mektup” Yarışmasında İlçe 2.si

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Tuana İnce (8B), 19 – 22 Kasım tarihleri arasında Beşiktaş İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği “En Sevgiliye Mektup” yarışmasında yazdığı aşağıdaki mektupla İlçe 2.si oldu. Bu yarışma, “Mevlid-i Nebi Haftası” kutlama programı ve etkinlikleri kapsamında Beşiktaş ilçesi ortaokul öğrencileri arasında gerçekleşti.

 

Ey güzeller güzeli, Rabbimin sevgilisi!

Ey Ebubekir’in mağara arkadaşı ve dostu,  Ömer’in yoldaşı, Ali’nin kılıcı ve ciğerparesi, Hasan ve Hüseyin’in dedesi, Fatıma’nın gözünün nuru, Hatice’nin hayat arkadaşı ve Ümmet’in rehberi, selam olsun sana!

Sevgili Peygamberim,

Sana mektup yazma yarışması düzenlendiğini duydum. Eğer izin verirsen ben de yüreğimdeki duyguları aktarmak isterim. Sonuç ne olursa olsun senin o ulvi makamına yazma fırsatı bulduğuma şükredeceğim. Biliyorum ki bu satırlar çağları aşıp bir şekilde sana ulaşacak, yüreğine dokunacak.

Sevgili Peygamberim,

Sen örnek bir kişilik, düşünceli ve yardımsever bir insansın. Hiçbir zorluğa boyun eğmedin, önüne engeller çıksa da İslamiyet’i yaymaktan hiç vazgeçmedin. Sana saygı duyuyor ve seni çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de hedeflerim ve hayallerim için elimden gelenin en iyisini yapmaya razıyım.

Sen yardımsever ve alçak gönüllüsün. Çünkü ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir.’ sözün söylediklerimi kanıtlıyor.

Sen; en güvenilir insanlardan birisin, zamanında insanlar eşyalarını gözü arkada kalmadan sana emanet eder, bir sorun olduğunda hep sana danışırdı. İşte bu yüzden sana verilen ‘El Emin’ sıfatına çok imreniyorum. Ayrıca senin gibi güvenilir ve adaletli olmak için çaba sarf ediyorum. Sabırlı olman çoğu insanı özendiriyor çünkü çoğu insan sabırlı olmayı başaramıyor.

Sen yaratılan en güçlü insansın, daha doğmadan babanı kaybederek en büyük acıyı yaşamış, ailenden birçok kayıp vermene rağmen asla isyan etmemiş ve bulunduğun duruma göğüs germişsin. Ben de senin kadar güçlü olmaya ve zorluklara karşı dimdik durmaya gayret ediyorum.

Yürürken sahabelerinin gerisinden yürür, birisiyle karşılaştığın zaman önce sen selam verir; gereksiz yere konuşmaz, kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdin. En ufak nimete bile saygı gösterirdin. Dünya için, dünya işleri için kızmaz fakat bir hak çiğnenmek istendiği zaman da asla buna izin vermezdin.

Hak, adalet, eşitlik senin doğanda değer kazanıp halkına da aynı duyguyu aktarmak için örnek davranışlar sergilerdin. Emeğe saygı duyar, alın terine değer verirdin.

Hiçbir çirkin söz söylemez ve hiçbir çirkin harekete tenezzül etmezdin. Kötülüğü kötülükle karşılamazdın, bağışlardın.

Nazik, anlayışlı bir insandın ve insanlara değer verirdin. Sen değil miydin, önemli bir savaşa giderken köpek yavrularına süt verip korkmasın diye kocaman orduyu bir süre durdurup başlarına nöbetçi diken?

Peygamber olmana rağmen insanlara tepeden bakmaman, kendini yüce görmemen, alçakgönüllü oluşunun göstergesi değil midir?  Ben de aynı şekilde insanların kendileri üstün görmemesi gerektiğine inanıyor, bu yüzden seni örnek alıyorum. Yaşamın boyunca hayvanlara ve doğaya zarar verilmemesi gerektiğini savunman beni çok etkiledi. Çünkü hayvanları ve doğayı korumamız gerektiğini düşünüyorum. Ben de hiçbir canlıya zarar vermiyor, evdeki ekmek kırıntılarını, yiyecek artıklarını sokaktaki aç hayvanlara veriyorum. Elinde olanla yetinmen ve şükretmeyi bilmen şu anda çoğu insanın başaramayacağı bir şey.

Sen hiçbir zaman din, dil, ırk ayrımı yapmadın, farklı dinlere mensup olan kişilere saygı duydun ve insanı insan olduğu için sevdin. Bir sözünde ‘İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Allah da merhamet etmez’ demişsin.  Ben de hayatıma bu bakış açısıyla devam edip seni örnek alıyorum.

Ey âlemlere rahmet olarak gönderilmiş koca yürek!

Ey sevgililer sevgilisi! Ey Allah’ın davetçisi!

Bir öğünlük yemeğini bile yoksullara verdiğin için ailece aç sabahladığınız çok geceler olduğunu öğrendim. Sen, bütün çocukları çok severmişsin. Çocuklardan birinin kuşu ölmüş Medine’de. Sen kalkıp ona baş sağlığına gitmişsin. “Kuşun ölmüş, ben de çok üzüldüm.” demişsin o çocuğa. Çocuklara gösterdiğin özel sevgini keşke günümüzde her insan örnek alsa… Şimdi hangi büyük, bir çocuğun kuşu veya balığı ölse ziyaret eder ki? Bunu sen düşünmüşsün.  Çocukların hırpalandığını duyduğum zaman aklıma hep sen geliyorsun, bu çağda yaşamış olsaydın biliyorum ki bizi korurdun. Bazı insanlardaki kini, öfkeyi sevgiyle ıslah ederdin.

Senin örnek davranışınla ilgili duyduklarım hiç aklımdan çıkmıyor. Yanından bir Yahudi cenazesi geçtiğini görünce ayağa kalkmışsın. Ona rahmet okuduğunu görüp şaşıranlara “O, önce insan.” diyen kimsesizlerin kimisin sen.

Sevgili peygamberim, sana olan özlemimi anlatmakta biliyorum ki biçareyim. Eğer mümkün olsaydı yüreğimizi daraltan sıkıntıları sana tek tek anlatabilmek isterdim. Bugün dünyanın pek çok yerinde savaş, baskı ve zülüm var.

Renginden, dilinden,  dolayı ayrımcılığa maruz kalan binlerce insan mülteci olup yollara düştü. Müslüman olduğu için ezilen, öldürülen insanlara uzanan eller öylesine az ki… Bu tabloya seyirci kalan toplumlar nasıl uygarım diyebiliyor?

Ben; sevgi, barış istiyorum. Kimsesizlerin sesine kulak verenler artıkça sofraların bereketleneceğine inanıyorum. Çünkü sen de paylaşmayı severdin. Bildiğiyle amel etmeyen bilgi hamalı olur, diyen ailem de bize azla yetinmeyi, varlığa şükretmeyi öğretti. Pek çok din âliminin, ozanın senin büyüklüğün karşısında dile gelip söylediği nice güzel sözleri her fırsatta evde paylaşıyoruz: Mevlana’ya “Seçilmiş Muhammed’in yolunun türabıyım.” dedirten, senin hasretin değil mi?

Yunus’a “Arayı arayı bulsam izini/ İzinin tozuna sürsem yüzümü/ Hak nasip eylese görsem yüzünü/ Ya Muhammed canım arzular seni.” dedirten, aşkın değil mi? Habeşistan Kralı Necaşi’ye “Bu saltanata bedel keşke Hz. Muhammed’in hizmetkârı olsaydım.” dedirten, senin özlemin değil mi?

Alman Başbakanı Bismarck’a “İnsanlık senin gibi seçkin bir kudreti bir defa görmüş. Bundan sonra bir daha göremeyecektir. Ya Muhammed! Senin çağdaşın olamadığımdan dolayı üzgünüm. Manevî huzurunda tam bir hürmetle eğiliyorum!” dedirten, senin muhabbetin değil mi? Sana, susamış kalplerin susuzluğunu, âşık kalplerin hasretini gönderiyorum.

Ey gönüllerin ilacı ve mazlumların miracı Sevgili Peygamberim Hz. Muhammed,

Bana her zaman örnek oldun ve olmaya devam edeceksin, hadislerinin hedefime giden yolda bana ışık olacağına eminim. Sana, bize hediye ettiğin her şey için çok teşekkür ederim.

Hoşça kal Efendi’m.

Sevgi ve saygılarımla.

 

Tuana İnce (8B)

Terakkili Gençler ESU Sonbahar Münazara Akademisi’ndeydi

0

Tepeören Yerleşkemizden ESU (English Speaking Union) Debate Academy Kulübü öğrencilerimiz, 23 – 25 Kasım tarihleri arasında Açı Okullarında düzenlenen ESU Sonbahar Münazara Akademisi’ne katıldı. Ayrıca akademi süresince Türkiye Münazara Takımı seçmeleri de gerçekleşti. Bu seçmelerde öğrencimiz Ela Şahin (9D), ilk 15’e girme şansı elde etti.

İngilizce olarak yapılan ESU Sonbahar Münazara Akademisi’nde kulüp öğrencilerimiz, önerge analizinden münazaranın günlük hayatta nasıl kullanılabileceğine kadar geniş bir yelpazede farklı konularda Türk ve yabancı uyruklu koçlardan çeşitli eğitimler aldı. Ailelerin çocuklarının sosyal medya hesaplarını kontrol edip edemeyecekleri konusunda bir münazara gerçekleştirerek öğrendiklerini uygulama fırsatı buldu.

Türkiye Münazara Takımıyla ilgili sonraki süreçte ise milli takım adaylarının eğitimi devam edecek ve daha sonra belirlenecek bir tarihte yapılacak seçmeler sonucunda beş kişilik takım son halini alacak ve dünya okullar şampiyonasında Türkiye’yi temsil edecek.

Terakkililer Danimarka’da “İnsan Hakları” ve “Ayrımcılık” Üzerine Sunum Yaptı

0

Levent Yerleşkemizden GIN (Global Issues Network) Kulübü öğrencilerimiz, 7 – 11 Kasım tarihleri arasında Danimarka’da International School of Copenhagen tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen uluslararası GIN konferansına katıldı. Öğrencilerimiz bu konferansta “İnsan Hakları” ve “Ayrımcılık konuları hakkında iki sunum yaptı.

GIN konferanslarıyla dünya meseleleri hakkındaki farkındalıklarını artıran öğrencilerimiz, bu yılki konferansın ana konuları üzerine yaptıkları araştırmaları konferans süresince paylaştılar.

Öğrencilerimizden Mustafa Oğuz Aksoy (Fen 11A), Elif İnci Öztürk (Fen 11A), Barış Çömlek (Fen 11A), Ayşe Zeynep Kalfaoğlu (Fen 10A) ve Ece Aysal (Fen 10A) insan hakları ile ilgili yaptıkları sunumda örnekler ve istatistiki bilgilerle yer vererek, 21. Yüzyılda insan haklarının ihlalini gözler önüne serdiler. Başar Aslan (11G), Yağmur Özkardeş (10C), Mehmet Emre Durmuş (10F IB), Rana Furunci (10 G IB) ve Christopher Dougles Deniz Jones (10 G IB) ise konferansta “Ayrımcılık” ana başlığı altında medyayı ve iş hayatını mercek altına alarak, konuyla alakalı çözüm önerileri sundular.

Konferansın ilk günü, THE WHY Foundation adlı insan hakları hakkında belgesel filmler çeken bir vakfın yetkilisi Natalie Collins’in ilham veren konuşmasıyla başladı. Collins, konuşmasında dünyamızda insan hakları ihlallerine değindikten sonra vakıflarının neden çalışma alanı olarak belgesel film yapımcılığını üstlendiklerini anlattı. Sinemanın gücünü de anladığımız konuşmasında, öğrencilerimiz Atatürk’ün sinema ile ilgili söylediği şu sözleri anımsadı: “Sinema, dünyanın en uzak uçlarında oturan insanların birbirlerini tanımalarını, sevmelerini temin edecektir. Sinema insanlar arasındaki görüş, görünüş farklarını silecek; insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır.

Konuşmacılardan ikincisi Student Refugees adlı kurumdan Ellen-Margrethe Dahl-Gren idi. Gren, konuşmasında Danimarka’daki mülteci öğrencilerin yaşamlarını kolaylaştırabilmek ve bu öğrencilerin Danimarka eğitim sistemine en sağlıklı şekilde uyum sağlamalarına yardımcı olabilmek için neler yaptıklarını anlattı. Öğrencilerimiz bu sunumdan da çok etkilendiler. Özellikle dünyada en çok mülteciyi barındıran ülkenin vatandaşları olarak bu konuyla ilgili bizler neler yapabiliriz diye düşünmeye başladılar ve bu durumu kulüp çalışma saatlerinde detaylandırmaya karar verdiler.

Üçüncü konuşmacı Danimarka Öğrenciler Birliği Sendikası’ndan (Danish Student Association) Marie Kaltoft oldu. Kaltoft, konuşmasında lise ve üniversite öğrencilerinin sendikalı olarak haklarını nasıl savunduklarını ve ülkelerinin eğitim şartlarını nasıl geliştirdiklerine dair örnekler verdi. Bu konuşmada henüz lise çağında olan gençlerin de isterlerse ne gibi değişimlere öncü olabileceklerinin gözler önüne serilmesi bakımından öğrencilerimiz için ilham vericiydi.

Konferansın ilk günü, fotoğraf sanatçısı Sasja van Vechgel’ın Endonezya’da trans bireyler hakkında gerçekleştirdiği projesinin sunumu ve sonrasında da çektiği fotoğraflardan derlediği belgesel filminin izlenmesiyle son buldu.

Konferansın ikinci günü, A21 adlı kuruluştan Nina Hyldgaard’ın konuşmasıyla devam etti. Dünya üzerinde halen yaşanmakta olan köleliği, insan kaçakçılığını çarpıcı rakamlar ve istatistiki bilgiler paylaştı. Özellikle her birimizin nereden geldiğini ya da ne şartlarda üretildiğini bilmeden kullandığımız cep telefonu, kot pantolon, spor ayakkabı gibi eşyaların arkasındaki esareti öğrenmek öğrencilerimizi derinden sarstı. Aynı kuruluşun hazırladığı “Esaret/Kölelik Ayak İzinizi Öğrenin” adlı ankete katılan öğrencilerimiz, aldıkları sonuçlarla ciddi bir farkındalık yaşayıp, daha bilinçli tüketiciler olmaya karar verdiler.

Sonra, Rwanda soykırımından kaçıp mülteci olarak İngiltere’ye sığınan Safe Refuge Rwanda adlı derneğin kurucusu Marie-Christine Nibagwire yaşadığı süreci anlatırken, mülteci hakları hakkında da dinleyenleri bilgilendirdi.

Ardından, Birleşmiş Milletler Resmi Merkez Binası’na düzenlenen turla ikinci gün sona erdi.  Bu turda öğrencilerimiz, Birleşmiş Milletler yetkililerine “Mülteci hakları ve dünyadaki mülteci sorunu” hakkında bir sunum yaptılar.

Konferansın son konuşmasını Human Rights Watch adlı derneğin yetkilisi Jonathan Pedneault gerçekleştirdi. Pedneault, konuşmasında derneklerinin tüm dünyada insan hakları ihlallerinde nasıl harekete geçtiklerini ve 400’ü aşkın insan gücü ile tüm dünyada avukat, doktor ya da gazeteciler gibi profesyoneller olarak ne gibi başarılara imza attıklarını aktardı.

Öğrencilerimiz, konferans deneyimleriyle ilgili şu görüşleri paylaştı;

Ayşe Zeynep Kalfaoğlu (10 FenA):

Danimarka GIN konferansı benim için kesinlikle hayatımda kendimi geliştirmeye dair attığım en güzel adımdı. Türkiye’ye birçok şey hakkında farkındalığımı artırarak döndüğümü hissettim. Kopenhag’dan döndükten sonra olaylara bakış açımın değiştiğini, ufkumun genişlediğini, sorunlara artık daha çözüm odaklı yaklaştığımı düşünüyorum. Bu konferansın bana kattığı en değerleri şeylerden birisi Dünya üzerindeki birçok insanın nasıl bir amaç uğruna birleşebildiğini görmüş oldum. Diğer ülke ve kültürlerden insanların düşüncelerini dinledim ve kendi düşüncelerimi paylaşma fırsatı buldum. Kısacası GIN beni daha bilinçli ve özgüvenli bir insan haline getirdi.

Elif İnci Öztürk (Fen 11A):

Danimarka benim katıldığım diğer iki GIN konferansı sunumlarımdan farklıydı. Ben kişisel olarak daha çok aksiliklerle karşı karşıya kaldım ama bunlar bana çok şey kattı. Sunum esnasında yaşanan aksaklıklar bana kriz yönetimi konusunda çok büyük bir tecrübe oldu. Onun dışında gelen konuşmacılar çok ilham vericiydiler ve beni her konuda çok etkilediler. İçinde oldukları ve yaptıkları projeler çok önemliydi. Bu sunumlardan alabildiğim kadar çok şey almaya çalıştım. Danimarka benim için çok değerli bir tecrübe oldu.

Ece Aysal (10 FenA):

Danimarka benim için harika bir tecrübeydi. Konferans ve konferans sonrasındaki ben kıyas kabul etmez. İnanılmaz bir bilgi ve farkındalık yaşadım. Bana ilham kaynağı olan konuşmacılar dinledim ve “Ben de bir şey yapmalıyım.” dedirten şeyler duydum. Asla tarif edilemez bir deneyim yaşadım ve bu tecrübeyi herkesin yaşaması gerektiğini düşünüyorum. 

Terakkili Gençler Bursa ve Çevresini Yakından Tanıdılar

0

Her iki yerleşkemizden lise 10 ve 11. sınıf öğrencilerimiz, 24 – 25 Kasım tarihleri arasında Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümümüzün düzenlediği “Mudanya-Bursa-İznik” gezisine katıldılar. Bu gezide Coğrafya ve Tarih disiplinlerine ait çalışmalar yürüttüler, doğal çevreyi tanıma fırsatı buldular.

İstanbul’dan başlayan kültür turunun ilk durağı; Kurtuluş Savaşının askeri safhasını sona erdiren Ateşkes Antlaşmasının imzalandığı Mudanya oldu. “Mütareke Evi Müzesi”nde, döneme ait eşya, fotoğraf ve belgeleri incelediler.

Gezinin ikinci durağı ise 1. derece SİT alanı olan ve tarihi Trak, Antik Roma, Bizans’a uzanan Trilye oldu. Eski bir Rum yerleşim alanı olan Trilye’de Taş Mektep, Kemerli Kilise ve Fatih Camii’ni gezdiler.

Gezinin üçüncü durağı; UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde birçok tarihi esere sahip olan Bursa’ydı. Osmanlının kuruluş dönemlerinden itibaren; önemli tarihi olaylara, efsanelere ve geleneklere ev sahipliği yapan şehirde Ulu Cami, Muradiye Külliyesi, Kozahan ve Kent Müzesi’ni gezerek bu eserleri yerinde görme şansını elde ettiler.

Gezinin dördüncü ve son durağı ise İznik ve Uluabat gölü kıyısında yer alan Gölyazı oldu. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok dönemden izler taşıyan İznik’te Ayasofya, Lefke Kapısı, İstanbul Kapısı gibi tarihi eserlerin yanı sıra Türkiye’nin 5. büyük gölü olan İznik Gölü ve göl ekosistemiyle ilgili bilgi sahibi oldular.

Ayrıca, kültürel mirasımız olan çini ve seramik yapımını yerinde gördüler. Bursa ve çevresini çok yönlü bir şekilde tanıma şansı bulan öğrencilerimiz, doğal çevreye ve kültürel mirasa sahip çıkmanın önemini kavramış oldular.

Yazar İpek Çalışlar’la “Atatürk ve Mücadelesi” Söyleşisi

0

Lise öğrencilerimiz, 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü etkinlikleri çerçevesinde Yazar İpek Çalışlar’la “Atatürk ve Mücadelesi” hakkında söyleşti. Söyleşi Levent Yerleşkemizde lise hazırlık ve 11. sınıflarımızla 9 Kasım Cuma günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de, Tepeören Yerleşkemizde lise 9, 10 ve 11. sınıflarımızla 22 Kasım Perşembe günü Konferans Salonumuzda gerçekleşti.

Yeni çıkan kitabı “Mustafa Kemal Atatürk Mücadelesi ve Özel Hayatı” adlı kitabı için titiz bir arşiv çalışması yapan ve Atatürk’ün hayatını yeni ve güçlü detaylarla gözler önüne seren Çalışlar, Atatürk’ün Selanik’teki çocukluk ve gençlik yıllarından bahsetti. Aile yapısının ve eğitiminin ilerde bir lider olarak yetişmesinde nasıl büyük bir rolü olduğunu vurguladı. Özellikle aile hayatına dair detaylar verdiği konuşmasında, Atatürk’ün ilk aşk deneyimini, kardeşi Makbule Hanımın anlatımından kitabında yer verdiği bir bölümü okuyarak aktardı.

Atatürk üzerine biyografi çalışması yapmanın nasıl bir süreç olduğunu da anlatan Çalışlar, biyografi çalışmalarında belgelerin ne kadar önemli olduğunun altını çizerek, öğrencilerimize tarihsel metodoloji kullanmanın önemini de örneklendirmiş oldu.

Konuşmasının sonunda öğrencilerimizin sorularını yanıtlayan Çalışlar, daha sonra öğrencilerimiz için kitabını imzaladı.

 

Tüm Haftaya Yayılan Etkinliklerimizle Çocuk Hakları Gününü Kutladık

Terakkili öğrenciler, bütün dünya çocuklarının Çocuk Hakları Günü’nü 19 – 23 Kasım tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutladı.

29 yıl önce bugün, tüm çocukların evrensel haklarını açık biçimde tanımlayan çocuk haklarına dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yürürlüğe girdi. Türkiye’nin de 1995 yılında imzaladığı bu sözleşme sayesinde yasalarda ve uygulamalarda yapılan değişiklikler sonucunda dünyanın her bölgesinde milyonlarca çocuğun yaşamında iyileşmeler gerçekleşti. Terakki’de ise çocuk haklarıyla ilgili farkındalığı artırmak ve hak temelli bir yaşama kültürü oluşturmak için 2010 senesinden beri “Çocuk Hakları Programı” yürütülüyor.

Her iki yerleşkemizde tüm ilkokul öğrencilerimiz ile ortaokul 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerimiz, haftaya çocuk haklarıyla ilgili videolar izleyerek başladı.

Levent Yerleşkemizde ilkokul 1. sınıf öğrencilerimiz, sınıf öğretmenleri Zekeriya Açan’ın yazıp bestelediği “Çocuk Hakları” şarkısını Müzik Bölümümüzün desteğiyle 20 Kasım’da hep birlikte söyledi. 2. sınıf öğrencilerimiz, 2E sınıfımızın öğretmenleri Gamze Ebru Varol rehberliğinde hazırladığı, çocukların doğuştan sahip oldukları temel hakları konu eden drama gösterisini izledi. Ayrıca, hafta başında sınıfa getirdikleri tişörtleri çocuk haklarıyla ilgili sloganlar yazarak boyadılar. Velimiz Nesteren Dede, gerçekleştirdiği “Herkes için Oyun” sunumunda oyun haklarından mahrum olan Nepal ve Adana’daki sığınmacı ve göçmen çocuklarla yürüttükleri oyun projelerini örneklerle 2. sınıf öğrencilerimize anlattı. Öğrencilerimiz bu sunumla oyun hakkının en temel haklardan biri olduğunu ve her çocuk için ne kadar değerli olduğunu fark ettiler. 3. sınıf öğrencilerimiz; Çocuk Hakları Sözleşmesinin dört ilkesiyle ilgili hazırlıklı konuşma çalışması yaptılar. Bu konuşmalar hafta boyunca katta serbest kürsü etkinliği şeklinde gerçekleşti. Ayrıca, 3. sınıf öğrencilerimizle konuyla ilgili röportajlar gerçekleşti. 4. sınıf öğrencilerimiz ise graffiti etkinliğinde, Çocuk Hakları Sözleşmesinin farklı maddeleri doğrultusunda afişler hazırladı.

Öğrenme Geliştirme Merkezi Koordinatörümüz Dr. Neşat Karakelle, Masalcı Dede oldu ve her iki yerleşkemizde ilkokul 1, 2 ve 3. sınıf öğrencilerimize herkesin farklı olduğunu ve farklılıklara saygı duyulması gerektiğini masallarla anlattı. Levent Yerleşkemizde 3. sınıf öğrencilerimizden oluşan “Musical Clip” adlı kulüp öğrencilerimiz de kendi hazırladıkları “It’s Not Fair” isimli drama gösterisiyle masal anlatımı etkinliğine katıldılar.

Ayrıca Tepeören Yerleşkemizde ilkokul 3. sınıf öğrencilerimiz, “Hazine Avı” etkinliğiyle çocuk hakları konusuna ilişkin bilgilerin izini sürerken, heyecanlı bir gün yaşadılar. Oyun sırasında okul içinde farklı yerlere saklanan ipuçlarından yararlanarak kendilerine verilen görevi tamamladılar. Böylece çocuk hakları konusunda tüm hafta boyunca öğrendikleri bilgileri eğlenerek pekiştirme imkânı buldular. 4. sınıf öğrencilerimiz ise “Çocuk Hakları Silueti Yapbozu” etkinliği ile Çocuk Hakları Sözleşmesinin dört temel ilkesi üzerine derinlemesine çalışma fırsatı yakaladılar. Ulaştıkları bilgileri grup arkadaşlarıyla paylaştılar ve yapboz tamamlandığında, bir çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişmesi için tüm haklarından yararlanması gerektiğini fark ettiler.

Levent Yerleşkemizde ortaokul 5. sınıf öğrencilerimiz, Türkçe Bölümümüz ve Terakki Öğrenme Geliştirme Merkezi işbirliğiyle hazırlanan “Çocuklar ve Haklar” başlıklı drama gösterisini akranlarına, velilere ve öğretmenlerine sundular. Bu gösteride öğrencilerimiz; eğitim hakkı, ayrım gözetmeme, düşünce özgürlüğü gibi evrensel çocuk haklarına dikkat çektiler.

Her iki yerleşkemizde 6 ve 7. sınıf öğrencilerimiz, yine Türkçe Bölümümüz ve Terakki Öğrenme Geliştirme Merkezi’nin ortaklaşa hazırladığı “Dikkat İhlal Var!” isimli fotoğraf sergisini gezdiler ve ardından Türkçe derslerinde sergide gördükleri fotoğrafların anlattıklarıyla ilgili bir sınıf etkinliği yaptılar.

Haftanın son günü Levent Yerleşkemizde tören alanında Müzik Bölümümüzün desteğiyle bir flash mob etkinliği oldu. Ayrıca Ortaokul Öğrenci Birliği, Ortaokul Türkçe Bölümümüzün desteğiyle konuyla ilgili bir söz korosu oluşturdular. Bayrak töreninde söz korosundaki öğrencilerimiz, tüm öğrencilerin dikkatini Dünya Çocuk Hakları gününe çektiler.

Ergenin Öyküsü

0


Belki hepsini kendim hatırlamıyorum ama anılar var biriktirdiğim ve anlatılanlar var kafamda şekillendirdiğim… Tüm bunların oluşturduğu öyküm doğumumla başlıyor. Çok küçüğüm, çok ihtiyaç duyuyorum başta ebeveynlerim olmak üzere çevremdeki herkese… Yavaş yavaş büyüyorum, küçük adımlar atmaya başlıyorum, herkes anlamıyor söylediklerimi belki ama biraz biraz kendimi anlatmaya çalışıyorum. Dünyaya ilişkin merakım artıyor. Daha çok şey öğrenmek istiyorum… Bazen keşiflerimde yalnız olmak istiyorum, ama yine de göz ucuyla annemi arıyorum çevremde… Annemden ilk gerçek anlamda uzaklaşmam okula başladığım an aslında. Bu bizim ailemle ilk ayrılığımız. Artık çocuk olma rolümün yanında “öğrenci” olma rolünü de taşıyorum. Bu role alışmak kolay olmuyor. Bu yeni rolle gelen yeni çevre başta korkutuyor beni. Sonraları daha çok hayatımı dolduruyor. Yine de sığındığım yer ailem, bu yeni çevrede karşılaştığım her sorunu ya da her mutluluğu onlarla paylaşıyorum. Paylaşmak içimi rahatlatıyor, güç alıyorum onlardan… Sonra bir anda her şey değişmeye başlıyor. Hem ben, hem ailem değişiyoruz sanki… Bedenim değişiyor, duygularım, ilişkilerim, tercihlerim, ilgilerim değişiyor. Tüm bu değişimlerle nasıl baş edeceğimi bilmiyorum. Kafam karışık… Kaygılanıyorum zaman zaman… Kaygılarımı ailemle paylaşmak istemiyorum artık, paylaşamıyorum da. Onlar beni anlıyorlar mı ki? Arkadaşlarım çok önem kazanıyor benim için. Beni bir tek onlar anlıyor gibi… Onlarla zaman geçirmek istiyorum. Ailem daha çok mu sınır koyuyor bana bu dönemde bilmiyorum ama o sınırların içinde kalmak istemiyorum… Çok sıkılıyorum, boğulacak gibi hissediyorum kendimi bazen, öfkeleniyorum. Ben kendi alanımı, kendi dünyamı yaratmak istiyorum. Bazen çok güçlüyüm, çok istekli ama bazen de hiçbir şey yapmak istemiyorum. sınır koyuyor bana bu dönemde bilmiyorum ama o sınırların içinde kalmak istemiyorum… Çok sıkılıyorum, boğulacak gibi hissediyorum kendimi bazen, öfkeleniyorum. Ben kendi alanımı, kendi dünyamı yaratmak istiyorum. Bazen çok güçlüyüm, çok istekli ama bazen de hiçbir şey yapmak istemiyorum. 

Ben tüm yaratıcılığımla kendi yolumu bulmaya çalışıyorum, yolumda tehlikeler de olabilir biliyorum, ama ben bazen onları görmüyorum bazen de görüp üstesinden gelmek istiyorum… Kendimi denemek, deneyimlemek, yeni şeyler keşfetmek ve böylece kendimi yeni baştan tanımlamak istiyorum. Sizlerin çocuğu olarak değil belki de artık, biraz da “ben” olarak var olmak istiyorum. Ama bu o kadar da kolay değil. Kimi zaman çocuk olduğum söyleniyor kimi zaman yetişkin… Yetişkin bedeninde bir çocuğum aslında bu aralar… Yaşadığım bu dalgalanma ailemden uzaklaştırıyor beni… Onlar beni anlamıyor, ben onları… Beklentilerimiz çatışıyor… Bir ayrılık daha yaşıyoruz ailemle, bu kez okula ilk başladığım zamanki gibi bir ayrılık değil, duygu anlamında bir uzaklaşma belki de… Kim bilir belki kendi başıma “var olmak” için buna da ihtiyaç duyuyorum…

Ne çok bilinmezliğim var. Kendi bilinmezliğimin tarihini yazarken başrolde kim ya da kimler var, kimler benimle birlikte yolculuk yapacak ve bu yolculuk; değişen dünyadan da izler taşıyacak mı?

Değişim ve dönüşüm dönemi: Ergenlik

Ergenlik dönemi pek çok değişimi içinde barındırır. Bu değişimler nedeniyle ebeveyn tutumlarında da farklılıklar yaşandığını görürüz. Bu farklılıklara rağmen, geçmişin etkisi de devam eder ailenin tutumlarında. Çünkü alışık oldukları ebeveyn-çocuk ilişkisinin devamını ararlar, bu değişen ilişkiye ayak uydurmak o kadar da kolay değildir. Esen rüzgârda kendilerini de yeniden konumlandırmak durumunda kalırlar. Bu nedenle ilişkiler gözden geçirilir. Değişen ergen, bu değişimi sırasında her ne kadar uzak duruyor gibi görünse de ebeveyn desteğine, güvenine, anlayışına en çok ihtiyaç duyduğu dönemdedir.

Bu dönemde ergenin çelişen duygularına ve ihtiyaçlarına ayak uydurmak çok da kolay değildir. Bu kadar gel-gitin arasında ebeveynlerin de zaman zaman ne yapması gerektiğini bilmediği ve kafasının karıştığı anlar yaşanır. Bu karışıklığın hiç yaşanmaması elbette ki mümkün değildir. Ergenin anlaşılmaktan, anlaşılmamaktan, bir taraftan bağımlı olmaktan diğer taraftan bağımsız olmaktan korktuğu düşünülecek olursa ebeveynin işini kolaylaştıracak olan hem çocuğunu yeteri kadar iyi tanıması, hem de bu dönemin özellikleri hakkında bilgi sahibi olmasıdır.

Her ne kadar kendimiz de bir zamanlar kendi öykümüzü yazmış olsak da ve hatta belki bir önceki çocuğumuzla başka bir öykü oluşturmuş olsak da… Her çocuk ergenliği boyunca
kendi “öyküsünü” yazacaktır. Bu nedenle bizler bu öyküye tanıklık edeceğiz ama zaman zaman da o öyküye yabancılık çekeceğiz…

Ergenin değişen bedeni:

Ergenlik deyince ilk akla gelen değişen bedendir belki de… Ergen değişen, yetişkin ölçülerine ulaşmaya başlayan bedenine adapte olmaya çalışırken, bunca zamandır alıştığı, tanıdık olan beden uyumunu kaybettiğini, sakarlaştığını, sanki denetim merkezinden uzaklaştığını fark eder. (Güleç,2012)

Ergenlikte bedendeki değişim büyümeyle, ancak orantısız bir büyümeyle başlar. Ayaklar, eller, yüzdeki kemikli yapı daha önce gelişir. Bu orantısız ve hızlı değişimin getirdiği bir “çirkin ördek yavrusu” dönemi yaşar ergen. Çocukluğundaki orantılı ve sevimli bedeninin gerilerde kaldığını kabul etmesi gerekir. Ön ergenlik olarak da kabul edebileceğimiz bu dönemde ergenlik habercisi sorunlardan en nesnel olarak görebileceğimiz bunlardır belki de… Bununla birlikte ergenlik sivilceleri, saçtaki yağlanmalar, kemik ağrıları vs. göz önünde bulundurduğumuzda ergenin bedeni ile olan ilişkisinin neden bozulduğunu anlamamız kolaylaşır. Ergenin başlatmadığı ve kontrol edemediği bu değişim kendisinin başına dert açmaktadır. Böylece ergenlik, ergenin bedeninde emrivaki bir hüküm sürmeye başlar. (Parman, 2010)

Bedenindeki değişimlere nasıl ayak uyduracağını bilemeyen ergenler önce bedenlerine hiç özen göstermeme, yıkanmama, taranmama gibi yaklaşımlarla değişime karşı direnç gösterirler. Bu süreci genellikle bedene aşırı bir yatırım yapma izler. Ayna karşısında geçirilen uzun zamanların altında yatan neden budur, hem değişen bedene tanıklık etmek, hem de bu değişimlerin getirdiği yeni bedene alışmak ve onunla barışık olmak. Çünkü ergenin bu dönemde başarması gereken olumlu bir beden algısına sahip olarak yani kendi bedenini kabullenerek bu dönemi sonlandırmasıdır.

Kayıplar dönemi olarak ergenlik: 

Ergenlik dönemini yetişkin olma yolunda ilerleyen çocuğumuzun boyundaki, sesindeki, görünüşündeki değişime indirgersek dönemin altında yatan dinamiği anlamakta eksik kalmış oluruz. Ergenlik bir kayıp dönemidir aslında. Alışık olduğunuz sesinizi, görünüşünüzü, çocukluğunuzu kaybetmeye başladığınız bir dönemdir. Gidenler vardır hayatınızdan. Kayıp demek yas demektir. Gidenlerin, tanıdığınız bildiğiniz şeylerin değişiminin yasını tutarsınız bir taraftan. Diğer taraftan da yetişkinlerin yetişemediği bir yaşam enerjisi vardır ergenin içinde. Değişimin sonucunda nerede olacağını merak etmenin getirdiği bir enerjidir bu belki de… Ergen her şeyi yapabileceğine inanır, bu enerji bazen de tehlikenin ona dokunmayacağı hissini yaşatır, risk alır ergen…

İki uçta gidip gelinen bir süreçtir yani ergenlik. Bir uçta enerji varken diğer tarafta hüzün vardır, yas vardır. Bu iki zıt duygunun aynı anda aynı ruhta taşınması kolay değildir. Bunun gel-gitlerini yaşar ergen.

Ergenin yanılsaması: Dokunulmazlık

Ergenlerin bu dönemde yaşadıkları en büyük yanılsama kendilerine zarar gelmeyeceği, bir şey olmayacağı duygusudur. Bu duygu ergenleri çoğu zaman risk almaya yönlendirebilir. Hatta pek çok ergen psikologuna göre ergenlik döneminde, riskli davranışlara yönelmek bu dönemin olmazsa olmazlarındandır. Peki, neden ihtiyaç duyar ergenler riskli davranışlara?

Riskli davranışlar sınır arama çabasıdır ergen için, yeni deneyimler elde etmek ve böylelikle sınırlarını çizmek için riskli davranışlara yönelirler. Ergen bu dönemde haz ve doyum arayışı içerisindedir. Bu haz arayışına, dünyayı ve kendisini yeniden keşfetme, aykırı davranışta bulunma isteği de eklenir. Haz duygusunun temelini oluşturduğu risk arayışını ergen “Yapıyorum, çünkü hoşuma gidiyor.” “Yapıyorum, çünkü bana bir şey olmaz.” diyerek anlatabilir…

Riskli davranışlarla ergen bir yandan bedeninin kendisine sağladığı olanakların sınırlarını arar, öte yandan toplumsal sınırları. Bu arayış onun yeni toplumsal ilişkilerini belirlemesinde vazgeçilmez bir öğedir. Ergen erişkin yaşamın toplumsal kodlarını öğrenir, tanır ve kabullenir. Toplumsal kodların sağladığı sınır düşüncesi onun kendi bireysel sınırlarını belirlemesini de sağlayacaktır. (Parman, 2010)

Ergenin var olma ihtiyacı:

Ergenlikte diğer bir mesele ait olma ve bağımsızlık ihtiyacı arasında yaşanan iç çatışmadır. Ergen aileden bağımsız olmak, bireyselliğini ispat etmek için çabalarken onların desteğine, sevgisine, onayına olan ihtiyaçları çelişkili duyguları beraberinde getirir. Bu çatışma ergenin var olma isteğinin bir sonucudur aslında. Kendini göstermek, bir çocuk değil bir yetişkin olarak “yeni kendi”sini kabul ettirmek ister başta ebeveynleri olmak üzere yetişkin dünyasında gördüğü herkese… Bu nedenle çatışması aslında ebeveynleri ile değildir, yetişkinlerle değildir, çatışması kendisiyledir. Ergen iç çatışmaları ile birlikte bağımsızlaşmaya başlar ve bunun ilk denemelerini prova ettiği yer aslında kendisini en çok güvende hissettiği ailesidir. Ergenin, yeni benliğini, değişen duygularını, kimliğini ilk sergilediği sahnesidir anne ve baba ile kurduğu ilişkiler.

Bu sahneye baktığımızda çelişkiyi yaşayanın yalnızca ergen olmadığını görürüz… Sahnede başka aktörler ve o aktörlerin de çelişkileri, iç çatışmaları ve kaygıları vardır. Ebeveyn açısından çocuklarının büyüdüğünü, bireyselleştiğini görmek sevinç yarattığı gibi ayrılık habercisi gibi algılanabilecek bu değişimler ebeveynin hüznünü de beraberinde getirir. Bu hüznün içinde bazen ebeveynin kendi ergenliğinin hüznüne de rastlarız.

Bedenin uyanışı: Cinsellik

Ergenlikle yetişkinliğin kapısını aralayan, çocukluk dönemiyle vedalaşmaya hazırlanan ergen cinsel kimlik kazanan bedenine adapte olmaya, bedenini kabullenmeye çalışır.

Ergen bu dönemde bir taraftan cinselliğinin farkındadır ve bu cinselliğin etkilerini sınamaktadır. Diğer taraftan ise bu sınamanın verdiği tedirginliği yaşamaktadır. Genellikle kendi bedenine ilgi ile başlayan bu süreç, çevresindeki kişilere yönelen cinsel bir merakla devam eder. Bu merak ergenlikte utanç duygularını da beraberinde getirir.

Ergen ve arkadaşları:

“Fransız ergen psikanalisti Philippe Jeammet’e göre arkadaşları ergenin zenginliğidir. Çünkü ergen için yaşıtları aile evreninden çıkış için bir kapıdır, yeni bir nirengi noktası, anne-babasına karşı kullandığı bir dayanaktır.” (Parman,2010)

Ergenin kimliğini bulmaya çalıştığı, ben kimim, kim olacağım, hedeflerim neler sorularına yanıtlar aradığı bir dönemde bu soruların cevapları arkadaşlarından gelir. Aileden mesafe aldığı bu dönemde sosyal çevresi yani arkadaşları ergenin kendini bulma sürecine tanıklık eder. Arkadaşlar aynı zamanda ergenin kendini oluşturmaya çalıştığı dönemde onun kendini görebildiği bir aynadır da. Artık anne ve babasıyla paylaşımda yaşadığı sınırlılık duygusunu arkadaşları ile giderecektir. Sınırsız bir paylaşım ve bir kabul vardır arkadaşlıkta, anlaşılma duygusunun getirdiği. Eleştiriler ve öğütler yoktur bu ilişkide. Bu nedenledir ki, ergen aileyi değersizleştirirken arkadaşlarını yüceltme ihtiyacı içerisindedir.

Ergen ve sınırları:

Ergen, tüm bu değişimler sırasında kendini yeniden tanımlamaya çalışırken, sınırlarını da yeni baştan çizmeye çalışır. Bu dönem özgürlük ihtiyacı o kadar yoğundur ki, otoriteyi temsil eden her şeyle savaş halindedir. Bu savaşa rağmen kendini güvende hissedebilmesi için sınırlara ihtiyacı vardır. Herkes büyük bir eve sahip olmak isteyebilir ama hiç kimse duvarsız bir ev istemez, duvarlar koruyucudur çünkü. Dışarıdaki tehlikelerden uzak olduğunuzu, güvendiğiniz, sevdiğiniz insanlara bir zarar gelmeyeceğini hissettirir. Bunun içindir ki ergen kendi alanını geniş tutmaya çalışsa da o alanın çevrelenmesi onu daha korunaklı bir ortamda hissettirecektir.

Siz de ergen olmuş muydunuz?

Baştaki öykü birçoğunuzun gözünde çocuklarının canlanmasına neden oldu belki ve belki bir kısmınızın gözünde de ergen olan haliniz canlandı. Evet, bugünün ebeveynleri olarak sizler de bir zamanlar kendi ailelerinizin ergenleriydiniz.

Bazen bu soruyu sorarız kendi kendimize, biz de ergen olduk mu? Ya da bizim zamanımızda ergenlik böyle miydi? Böyle mi yaşamıştık biz de ergenliğimizi? Çocuklarımızınkine benzer sorunlarla karşılaşmış mıydık? Üzerine bu kadar konuşulmuş muydu ergenliğimizin? Bizi bu kadar çok anlamaya çalışan, “ergenliğimizle” bu kadar çok ilgilenen ebeveynler ya da yetişkinler var mıydı çevremizde?

Ergenlik geçmişten günümüze her zaman vardı aslında, çünkü ergenlik gelişimsel bir dönemdir aynı zamanda. Ancak ergenliğin yaşanma şekli, ergene yaklaşılma biçimi kültürden kültüre, toplumdan topluma, zamandan zamana değişiklik gösterir. Tüm bu değişkenler bizim ergenliğe bakış açımızı, ergenliği ele alış biçimimizi değiştirir çünkü. Belki de günümüz ebeveynleri tam da ergen olamayan (ya da oldurulamayan…) bir gençliktiler. Ergenliğin ne demek olduğunu bilmemek, onu yalnızca söz ettiğimiz fiziksel değişimlerle bir tutmak, aslında ergenliğin tam olarak farkında olamamak, dönem özellikleriyle ilgili birçok şeyden bihaber olmak, etkili anne babalığın doğaçlama şekilde ilerlemesi… Bir dönemin “ergen” olduğunu hiçbir zaman hissedememesinin altında yatan nedenler bunlar belki de…

Ancak sonraları, aile yapıları başta olmak üzere toplumsal hayatta yaşanan her türlü değişimle birlikte ergenlerin ergenliği yaşayışları, ebeveynlerin bu duruma yaklaşımları da değişmeye başladı. Geniş aileler yerini çekirdek ailelere bıraktı. Bununla birlikte çocuk bakımı, çocuğa yaklaşım da değişti. Çocuk bakımında annenin sorumluluğu -çocuğa ayırdığı ilgi ve zaman- modern toplumda annenin iş hayatında daha aktif bir yer almasına bağlı olarak bakıcılara ya da çeşitli kurumlara geçmiş oldu. Modern şehir hayatında ailelerin küçülmesi, sosyal bağların zayıflamasına, komşuluk, akrabalık, arkadaşlık ilişkilerinin yoğunluğunu ve önemini kaybetmesine ve bazı değerlerin içinin boşalmasına yol açtı.

Gelişen teknoloji de yaşamın her alanını olduğu gibi çocukların gelişim süreçlerini de etkiledi. Çocuklarımız televizyonun, bilgisayarın, internetin ve mobil telefonların bombardımanı altında, her tür etkiye açık ve savunmasız kaldılar… Teknolojisinin bu kadar hızlı gelişmesiyle iletişim ve bilgiye erişim; büyük kolaylık, akışkanlık ve esneklik kazandı. Mesafeler, fiziksel engeller ve sınırlamalar büyük ölçüde ortadan kalktı. Uzaklar yakın, özel alanlar kamusal, mahremler aleni olurken, aile yaşamı ve sosyal paylaşımlar da yerini yavaş yavaş bireysel yaşantıya ve hatta o da git gide yalnızlığa bıraktı…

Tüm bunlarla birlikte ergenlik daha zor, daha karmaşık, daha riskli ve üzerine daha çok konuşulan bir dönem haline geldi belki de… Yani hiç birimiz ergenliği yeni keşfetmedik aslında… Bu süreci yaşayanlar da ilk kez bizim çocuklarımız değil. Ama şu da bir gerçek ki, günün değişen koşullarıyla ergenlik de pek çok şey gibi kendi içinde farklılaşarak daha çok önem kazandı.

Son söz:

Ergenlikle birlikte yalnızca ergen olan çocuğumuz değil tüm aile bir sürecin içinden geçer. Bu süreç ergenin kendini yeni baştan var etme çabası, ebeveynlerin buna tanıklığı ve değişen ilişkiler çevresinde herkesin kendini yeni baştan konumlandırdığı bir süreçtir.

Pek çok şey değişir bu dönemde, bu değişime karşı çıkmak imkânsız ancak ayak uydurmak da bir o kadar zordur… Çünkü her öykü gibi her ergen de farklıdır birbirinden. Ortak öğeler olsa da her ergen kendi öyküsünü kendisi yazar. Hataların, güvensizliğin, korkuların, öğünmelerin, zaferlerin, kayıpların, korunmasızlığın, endişenin izleri vardır bu öykülerde… Ve şarkıda da geçtiği gibi hepsi “küçük bir iz bırakmak için didinirler” ama hepsi yetişkin olma yolunda yavaş yavaş ilerleyen “küçüklerdir, daha çok küçükler…”

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım
Öğünmem bu yüzden
Bu yüzden kendimi
Özel önemli zannetmem
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim
Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az
Yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengârenk
Geçici oyuncak zaferler
Küçüğüm daha çok küçüğüm

Bu yüzden bütün korkularım
Gururum bu yüzden
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım
Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem

Kaynakça

  • Bakınay, E. (2007). Ergenlik Döneminde Aile İlişkileri. 12.Ocak.2012. http://www.guncedanismanlik.net/CmsFiles/Gallery/Document/07%20ergenlik%20doneminde%20aile%20iliskileri.pdf
  • Bencuya, R. (2009). Ergenlik ve Beden. 11.Ocak.2012. http://www.guncedanismanlik.net/CmsFiles/Gallery/Document/Ergenlikte%2Beden%20İmaji.pdf
  • Bencuya, R. (2009). Ergenlik: Yine Yeni Bir Ayrışma Sancısı.11.Ocak.2012. http://www.guncedanismanlik.net/CmsFiles/Gallery/Document/ergenlik-ayrılık.pdf
  • Güleç, N. Ergenlik Bir Metamorfozdur. 12.Ocak.2012. http://www.tumhaberler.com/haber/index.pl?haber=5247577
  • http://www.dokudanismanlik.com/modern.hayat.html
  • Onur, B. ( 2005). Anılardaki Aşklar: Çocukluğun ve Gençliğin Psikoseksüel Tarihi. İstanbul, Kitap Yayınevi.
  • Parman, T. (2010). Ergenliğin Yüzleri. İstanbul, Bağlam Yayınları.
  • Parman, T. (2008). Ergenllik Ya Da Merhaba Hüzün. İstanbul, Bağlam Yayınları

Uzman Psi. Dan. Gülseren Kaya, Uzm. Psi. Dan. Berna Şahin

Bu yazı Gelişim dergimizin 2012/2 sayısında yayımlanmıştır.

Terakkili Gençler Güncel Sorunları Felsefi Açıdan Tartıştılar

0

Her iki yerleşkemizden lise öğrencilerimiz, 19 Kasım Pazartesi günü İstanbul Liseleri Felsefe Kulüpleri Platformu’nun (İLFKP) düzenlediği Dünya Felsefe Günü kutlama etkinliğine katıldı. Atölye çalışmalarından oluşan etkinliğin bu yılki teması “Beden, Birey ve Toplum” idi.

Robert Lisesinde 33 okuldan yaklaşık 350 öğrencinin katılımıyla gerçekleşen etkinlik, Robert Lisesi Türk Müdürü Nilhan Çetinyamaç’ın ve İLFKP’yi temsilen Sona Küçükyan’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Çetinyamaç, Dünya Felsefe Günü’nün anlamını ifade eden ve etkinliğin temasını tanıtan bir konuşma yaptı. Küçükyan, Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Ioanna Kuçuradi’nin Dünya Felsefe Günü Bildirisi’ni okuduktan sonra, etkinliğin temel amacı ve platformun bu yıl yapacağı diğer etkinliklerindeki temel problemin ne olduğu konusunda aktarımda bulundu.

Öğrencilerimiz, atölyelerde farklı okullardan öğrencilerle bir araya gelerek, moderatörlerin eşliğinde, “Beden nedir? Kime aittir? Beden üzerinden kimin, nereye kadar söz hakkı vardır? Canlılık nedir? Mutlak bir güzellik algısından söz etmek mümkün müdür? Toplumsal normlar güzellik algımızı nasıl belirlemektedir? Bu algının bedenimizle kurduğumuz ilişki açısından sonuçları neler olabilir?” gibi güncel ve ilgi çekici soru(n)ları felsefi açıdan ele alıp tartışma imkânı buldular. Ötenazi, kürtaj, nüfus politikaları, reklamlar, estetik ameliyatlar, vücut geliştirme gibi örnekler üzerinden Biyo-etik, Biyo-politika ve Biyo-iktidar kavramlarını ve bu kavramlar ile ilgili problemleri tartıştılar.

Akademik Becerileri Destekleyen Eğitim ve Yaşam Deneyimleri

0

Çocukların doğdukları andan itibaren gördükleri, işittikleri, dokunduklarıyla ilgilenmeleri en doğal davranışlarıdır. Dikkatlerini daha uzun süre yoğunlaştırabilmeleri hiç kuşkusuz tesadüfi bir durum olmayıp biz ebeveynlerin onlara yarattığı ortamla ilgilidir. Uyaran zenginliği olan bir ortam, çocuğun bilişsel içerikli tepkilerini artırır. Ev ortamının sunduğu uyaran yoğunluğu sayesinde, erken ve kapsamlı dil gelişimi, meraklı olma ve sürekli soru sorma gibi özellikler gelişmeye başlar. Çocukların merak dolu sorularının hem cevapsız kalmaması hem de yaşlarına uygun olarak açıklanması biz yetişkinlerin sorumluluğundadır. Anne babaların, çocuklarına sağladığı uyaran zenginliği; keşfetmeye meraklı, hızlı öğrenen, güçlü bir hayal gücüne sahip olan, kolaylıkla kavram oluşturabilen çocukların yetişmesine katkı sağlar. Ayrıca iletişim kurma, sohbet etme, kitap okuma gibi doğal aktiviteler de, çocuklarda zengin kelime hazinelerini oluşturur ve düşüncelerinin akıcı hale gelmesini sağlar. Yaşamın doğal aktiviteleri olarak tanımlanabilecek bu etkinliklerle çocuk, akademik yaşama hazırlık için bilişsel anlamda uyarılmış olur. Bu sayede, hem okul öncesi dönemde hem de ilkokulda, sözel ifadelerinde, okuma becerilerinde ve yazma etkinliklerinde performansı ile dikkat çeker.  İlköğretimin ilerleyen yıllarında ise çocuk, var olan bilgilerini kullanarak, yeni kazandığı bilgileri analiz ederek ve bilgiler arasında ilginç bağlantılar kurarak yeni ilişkiler tanımlayabilir.  Bu bağlantıları görebilmek, çocuğun senteze ulaşmasına ve yaratıcı fikir üretmesine yardımcı olur.

Çocuğun; resim yaparken neyin resmini yapacağına karar vermesi planlı bir çalışmaya hazır olduğu izlenimini verir.  İlk çizgileri oluşturmaya başladığında, bu çizimler sırasında dilini ısırır gibi yapıp kağıda hafif yan yatarcasına vücudunu bükerek ve esnek bilek hareketleriyle bir nesnenin görüntüsünü oluşturmaya çalışırken dikkat dağıtıcı uyaranları göz ardı ederek resim defterine odaklandığını görürüz. Hatta bu durum, çevresindeki yetişkinlere “Top patlasa duymaz.” tanımını yaptıracaktır. Çocuk bu etkinlik sırasında, zengin hayal gücü sayesinde kendisine yarattığı sihirli dünyadaki olayların birbiri ardına sıralanışını keyifle oluşturup olayın bütünlüğünden kopmamaya, konudan konuya atlamamaya ve hikâyeleştirmeye çalıştığı şekillerin örüntüsünü anlamaya çalışacaktır. Böylece çizimleri anlamlı bir bütüne dönüşecek ve iç dünyasındaki asıl vurgulamak istediği görüntüyü doğal bir biçimde bizlere yansıtacaktır. Bu çizimler, çevresindeki yetişkinlerce merak edilmiyorsa hatta çizimlerinden dolayı eleştiriliyorsa gelişimsel süreç engellenmiş olacaktır. Annesinin resmini çizmiş olan bir çocuk, heyecanla bu resmini annesiyle paylaşırken, annesinden gelen eleştirel tepki üzerine oldukça üzülüp ağlamaya başlayabilir. Bunun üzerine ortamı yumuşatmaya çalışan anne “Ben sadece gözlerimi niye büyük çizdiğini anlamadım.” derken,  çocuk ise yaşadığı hayal kırıklığı ile “Onlar senin gözlerin değil, onlar benim çok beğendiğim gözlüklerin.”  yanıtını verebilir. Bu noktada, anne baba ürüne değil çocuğun ürün oluştururken kullandığı bilişsel becerilerine yönelik olumlu geri bildirim vermelidir.

Ebeveyn tarafından çok iyi gözlenmesi gereken bir başka durum ise çocuğun akademik becerileridir. Çocuk ne okuyacağına karar verdiğinde, okuyacağı sayfayı bulmak ve her kelimeyi anlamak için bir organizasyon çabası içine girerek “Planlama” işlemini kullanacaktır. “Dikkat” bu okuma işlemi sırasında dikkat dağıtıcı uyaranların göz ardı edilmesi ve uygun uyarıcıya odaklanabilmesidir.  “Eşzamanlı Bilişsel İşlemler”   cümlenin bir bütün olarak görülmesinde ve verilmek istenen fikirlerin anlaşılmasında kullanılacaktır. “Ardıl Bilişsel İşlemler” ise kelimelerin çözümlenmesi, olayların dizilimini ve örüntüsünü anlamak için kullanılacaktır.

Çocuğun kendisine sunulan uyaranın niteliğini ve niceliğini hiç kuşkusuz ebeveynin sunduğu alternatifler oluşturacaktır. 10 adet oyuncak silah, 20 adet oyuncak araba ya da 30 çeşit bebeği olan çocuğun odasında 5 tane kitabı varsa çocuğun kitap okumaya meraklı olmaması beklenen bir sonuçtur. Üstelik çocuk, bu uyaranların etkin kullanımı için yönlendirilmemişse öğrenmenin en doğal yolu olan oyunun kazanımları da sınırlı olacaktır. Örneğin, okulda “taşıtlar” ünitesi ele alınırken,  yaşına uygun olan “araba ile otobüs birbirine nasıl benzer?” sorusuna kavramsal bir tanımlama yaparak ikisi de “taşıt” yanıtını veremeyecektir. Oysa beklenen, çocuğun oyun sırasında öğrendiği bilgiler ile yaşam deneyimlerini birleştirerek çıkarımlar yapabilmesidir.

Çocuklara, masallar anlatılıp hikâyeler okunan ve onların da yalnızca dinleyici oldukları zamanlar geride kalmıştır. Günümüzde çocuklar, kendilerine sunulan çeşitli nitelik ve nicelikteki uyaranlar arasından kendi seçimlerini yapmaktadırlar.  Çocuklar, okudukları bir kitaptan ne öğrendiklerini ve bunu nasıl öğrendiklerini düşünmeye başladıkları bilişsel süreç sonucunda, öğrendiklerine kendi anlamlarını yüklerler. Böylelikle de çocukların ilk öğrenme ürünleri oluşur. Ebeveynin, çocuğunu kendi yaşam deneyimleri üzerine düşünme konusunda yönlendirmesi öğrenmeyi öğretmenin en önemli yoludur. Bu bilişsel farkındalık çocukları üst bilişsel etkinliklere taşıyacak olan organizasyon becerilerine götürecektir. Çocuğun önceki bilgileri ile kitaptan edindiği yeni bilgileri ilişkilendirme çabası içine girmesi “anlam verme çabası” olarak ele alınabilir. Bu anlam verme çabası ile ne kadar yoğun analitik bağlantı kurulabiliyor ise o oranda verimli bir öğrenme davranışı meydana gelecektir.

Kristal ne kadar iyi işlenirse o kadar güzel bir mücevhere ulaşılmaktadır. Aynı şekilde, bir bilgi de ne kadar iyi işlenirse o kadar anlamlı olacaktır. Bilginin işlenmesi eşzamanlı bilişsel işlem performansına bağlıdır. Eşzamanlı bilişsel işlemleri bilgi kristalleştirme performansı olarak tanımlayabiliriz. Arabalarıyla ya da bebekleriyle oynayan çocuk için oynadığı bebeğin anlamı sadece elbisesinin güzelliği ya da oynadığı arabanın renginin kırmızı olması ise bu analitik bağlantı oluşturmak için yeterli olamayacaktır. Oysaki çocuk bebeklerini okuduğu kitaptaki karakterlerle eşleştirip adeta hikâyeyi yeniden oluşturabiliyorsa artık o oyuncağın anlamı görüntüsünün ötesinde değer kazanmaya başlayacaktır.

Yaşam deneyimleri ile oluşan önceki bilgilerin aktif olarak kullanımı, güçlü bir hafızanın yapılanmasına ve hafızadaki bilgi parçacıkları arasında yaratılan zincir benzeri bir düzenin oluşumuna katkı sağlayacaktır. Ardıl bilişsel işlemler birbirinden bağımsız zincir halkalarını oluşturan bilgileri bir araya getirerek güzel bir kolye oluşturmak için gerekecektir. Kolye ile temsil edilmek istenen fikir bütünlüğü, güçlü bir hafıza yoksa fikir uçuşmasına neden olabilecek ve öğrenme performansını olumsuz etkileyen, öğrenmeyi güçleştiren bir durum yaratabilecektir.

Öğrenmede sıkıntı yaşayan öğrenciler kendilerine rehberlik edecek yetişkinlere ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle, bilginin temelini oluşturan dört bilişsel işleme ilişkin ebeveynlerin yapabilecekleri önem kazanmaktadır. Çocuk tarafından ister bir ödevi yerine getirmek amacıyla,  isterse meraktan okunan bir kitap ebeveynlere bu bilişsel işlemleri harekete geçirme anlamında doğal bir ortam sunacaktır. Ebeveyn çocuğu ile, onun elinde gördüğü kitap hakkında sohbet ederek bu süreci başlatabilmelidir. Eğer sohbetin içeriği kitaptaki karakterlerin özelliklerine, kitabın temasına yönelik sorulara dönerse doğal olarak çocuk özel ayrıntılar ve öğeler üzerine odaklanmış bu olgusal bilgilerin sınanmasından rahatsız olacaktır. Hiçbir ebeveyn çocuğuyla sohbet ederken öğretmen rolüne girmemelidir. Çocukla başlatılan sohbet, kavramsal bilginin çocuğun gözünde canlanmasına ve böylece bilgiyi işleme ortamı oluşmasına olanak sağlayacak düzeyde olmalıdır. Bu sohbet sırasında ebeveynin yaşamsal deneyimlerini anlatması, işbirliği gibi kavramsal bir temayı çocuğun yaşamına yansıtabilmesi konusunda ona yol gösterecektir. Ebeveyn, çocuğun okudukları ile nasıl bir ilişkilendirme yaptığını incelemeli ve gerektiğinde yönlendirmeler yapabilmelidir. Bu sırada eşzamanlı bilişsel işlemlerin devreye girerek bilginin bir kristal gibi işlendiği ortam oluşacaktır. Ebeveyn daha sonra kitaba dönüp, çocuğuyla kitabın en beğendiği bölümü hakkında sohbete devam edebilir. Bir günü birlikte geçirmek durumunda kalsa hangi karakterle birlikte olmak istediği, bu kitaptaki temanın tiyatro olarak oynansa hangi rolü üstlenmek istediği vb. gibi sorularla çocuğunu alternatif fikirler oluşturmaya teşvik edebilir. Üretken ve yaratıcı düşünme becerisinin gelişimi adına fikir organize etmeye yönelik bu tür yönlendirmeler planlama olarak kavramsallaştırılmış olan bilişsel işlemi etkin kılacaktır. Ebeveyn tema ile ilgili kendi anılarını paylaşırken çocuğunun anısal belleğini harekete geçirmek anlamında kendi yaşamında benzer örnekleri olup olmadığı üzerine sohbet başlatabilir. Yaşanmışlıkların kitapta sunulan durumlarla ilişkilendirilerek bilgiler arasında zincir benzeri bir düzen oluşturma çabası ile ardıl bilişsel işlemler etkin hale gelecektir.  Bir başka gün benzer temanın ele alındığı başka kaynakları çocuğun kütüphanesine koyan ebeveyn bu yeni uyaranların çocuğun dikkatini çekip çekmeyeceğini gözleme şansına sahip olacaktır.

Kitap okuma örneği yalnızca bilişsel bir aktivite olarak değil duygusal bileşenleri de düşünerek ele alınmalıdır. Örneğin işbirliğinin önemi sadece bir bilgi olarak değil kişileri mutlu eden bir davranış, bir değer olarak da vurgulanabilir.  Başkalarının benzer durumlarda hissettikleri hakkındaki paylaşımlar da önemlidir.  Ebeveyn, günlük yaşam deneyimlerini ya da akademik kavramları, çocuğun yaşantısıyla ilişkilendirerek, onun; planlama, analitik düşünme, dikkat ve hafıza alanlarındaki bilişsel donanımını artırmış olacaktır.

Bu yazı Gelişim dergimizin 2013/2 sayısında yayımlanmıştır.

Düşle Düşme 2018 – 2019 Atölyeleri Başladı

Tepeören Yerleşkemizde lise öğrencilerimizin kardeş okulumuz Cemil Türker Ortaokulundan gelen öğrencilerle birlikte gerçekleştirdiği, bu yılki teması “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” olan “Düşle Düşme” projemizin atölye çalışmaları 10 Kasım Cumartesi günü başladı.

 “Terakki Birikimini Paylaşıyor Programı* içinde yer alan “Düşle Düşme” projemiz, iki yıl önce okulumuzda “Çingene Pembesi Bir Düş” ismiyle düzenlenen ve geçen sene “Düşle Düşme” ismini alan sosyal sorumluluk projelerinin devamı olacak şekilde yapılandırıldı. Bu projede amacımız, akademik ve kültürel alanlarda doğal farklılıklardan oluşan eşitsizlikleri gidermek adına yeteneği olan ama geliştirmeye fırsat bulamamış temas halinde olduğumuz öğrencilere etkinlikler tasarlayarak sürdürebilir fayda sağlamak. Bu doğrultuda Tepeören Yerleşkemizde oluşturduğumuz atölyelerimizde öğrencilerimizin birikimlerini katılımcılarımızla paylaşacağı, akademik ve sosyal yetenek ve becerileri destekleyecek eğitimler planlandı.

Bu yılki projemizin amacı; katılımcı öğrencilerde toplumsal cinsiyet rollerinin tartışılmasını, kız ve erkek çocukların akademik ve kültürel alanlarda becerilerini fark etmelerini sağlamak; özellikle kız öğrencilerin yaşayabileceği olumsuzlukları yenme becerilerini geliştirmek ve eğitimcilik yapacak öğrencilerimizde de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan sorunları aşma yönünde çözüm üretme becerilerini geliştirmek.

Etkinliğimiz Lise Müdürümüz Ferhat Duçe’nin açılış konuşması ve ardından Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölüm Başkanımız Mine Koçak Yalaz’ın toplumsal cinsiyet kavramını katılımcı öğrencilere tanıtan konuşmasıyla başladı.

Ardından, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Servisimizin rehberliğinde öğrencilerimizin yaptırdığı bir oryantasyon çalışmasında Terakkili öğrenciler ve katılımcı öğrencilerin tanışmasını ve kaynaşmasını sağlayan aktiviteler gerçekleşti. Daha sonra katılımcı öğrenciler, ilgi ve istekleri doğrultusunda 3 gruba ayrıldı ve atölye çalışmalarına yöneldi. Atölyelerin ilki olan bu buluşmada; Dans, Beden Eğitimi ve Fen Bilimleri atölyelerinde lise öğrencilerimiz ve katılımcı öğrencilerimiz hep birlikte yeni bilgiler öğrenme, bilgi aktarımında bulunma, deneyler ve sosyal aktiviteler yapma fırsatı buldu.

41 lise öğrencimiz, Kasım 2018 – Şubat 2019 tarihleri arasında Cemil Türker Ortaokulundan 35 öğrenciyle 4 kez buluşacak. Birlikte Yaratıcı Yazarlık (Edebiyat) Atölyesi, Fen Bilimleri Atölyesi, Sosyal Bilimler Atölyesi, Robotik Kodlama Atölyesi, Rehberlik Atölyesi, Dans Atölyesi, Beden Perküsyon (Müzik) Atölyesi, Land Art (Arazi Sanatı – Görsel Sanatlar) Atölyesi, Beden Eğitimi Atölyesi, Bilgisayar Atölyesi gerçekleştirecekler.

Koordinatörlüğünü Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümümüzden Iraz Yaşar ve Başak Salimoğlu ve Mine Koçak Yalaz’ın yürüttüğü projemizde lisemizden katılımcı öğrencilerimiz atölyeler için, ilgili bölümlerimizden öğretmenlerimizin rehberliğinde hazırlandılar: Robotik Kodlama Atölyesinde Lise Müdürümüz Ferhat Duçe sorumluluk üstlendi. Diğer atölyelerimizde; Psikolojik Danışmanlarımız Filiz Koçak ve Müge Kösoğlu, Kimya öğretmenimiz Aylin Günay Sarı, Fizik öğretmenimiz Sema Karayağmurlar, Beden Eğitimi öğretmenlerimiz Beyhan Uğural, Murat Kırbaç ve Koray Pozam, Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenimiz Gamze Coşkun, Felsefe öğretmenimiz Iraz Yaşar, Coğrafya öğretmenimiz Başak Salimoğlu ve Sosyal Bilimler Bölüm Başkanımız Mine Koçak Yalaz, Plastik Sanatlar Öğretmenimiz John Dew, Müzik öğretmenimiz Ayhan Öztürk, Bilgi ve İletişim Teknolojisi öğretmenimiz Ekban Sarı sorumluluk aldı. Dans Atölyesinde sorumluluk öğrencilerimiz Zeynep Vehaplar (10C), Nil Nalçakan (10C), Duru Şan (10C), Eylül Uzunyayla (10C) ve Kaan Gülen’in (10B) oldu.

Birçok öğretmenimiz emek vermiş olmasına rağmen, projemizde esas olan, projenin genel koordinasyonu da dahil olmak üzere tüm atölyelerde öğrencilerimizin aktif olması ve eğitimci olmasıydı. Böylece, öğrencilerimiz bilgi ve birikimlerini başka öğrencilerle paylaşmanın yanında bir proje ve atölye yürütücülüğü konusunda da deneyim kazandılar. Birçok bölümümüzün katkısıyla çeşitli atölyeler hazırlandığı için projeye katılım gösteren öğrenci sayımız da oldukça geniş oldu ve böylece, proje okulumuzda yaygın bir hale geldi. Ayrıca, öğrencilerimiz sadece eğitici bir konumda yer almadılar, uygun atölyelerde, örneğin Dans Atölyesinde katılımcı da oldular ve bu sayede eğiten/eğitilen ilişkisi yerine ortak bir katılım süreci deneyimlemiş oldular.

Atölyelerimizdeki çalışma anlayışımızda bir vurgumuz da “Sürdürülebilirlik Anlayışı” oldu. Atölyeler, çok büyük bir altyapı veya maddi ihtiyaç duyulmaksızın ileriki dönemlerde de sürdürülebilecek şekilde tasarlandı; atölye içerikleri, Cemil Türker Ortaokulundan katılım gösteren öğrencilerin, atölyelerde edindikleri deneyimleri kendi okullarındaki arkadaşlarıyla paylaşabilecekleri şekilde oluşturuldu. Böylece, atölye sürecinde edinilen birikim kalıcı hale getirilmeye çalışıldı.

Projemiz bu yönleriyle, sosyal sorumluluk kavramını nasıl ele almamız gerektiğinin de ipuçlarını veriyor; her katılımcı süreci ortak bir şekilde organize etmiş oluyor ve süreç boyunca bilgi, beceri ve toplumsal ilişkiler konusunda ortak bir deneyim yaşıyor.

Atölye çalışmalarının sonuncusunda, bir değerlendirme bölümü de olacak ve tüm katılımcılar ürünlerini ve deneyimlerini birbirleriyle paylaşacak.

Projenin sonuç etkinliği olarak 1 Mart’ta İstanbul’da sosyal sorumluluk çalışması yürütmekte olan diğer liselerden öğrencilerle “toplumsal cinsiyet ve sosyal sorumluluk” kavramının tartışılacağı bir çalıştay ve bu alanda çalışma yapan akademisyen ve uzmanlarla gerçekleştireceğimiz bir panel düzenlenecek.

*Terakki Birikimini Paylaşıyor; TERAKKİ’nin 1877’den beri oluşturduğu birikim, kültürel zenginlik, ilke ve aydınlığını gelecek kuşaklara taşımayı hedefleyen bir destek programıdır. Terakki Vakfı ve Okulları 2009 yılında hayata geçirdiği Terakki Birikimini Paylaşıyor Programı desteğiyle bilim, kültür ve sanat alanlarında eğitim dünyasını ve çevresini katkılarıyla zenginleştirme sorumluluğunu yerine getirmeyi amaçladı.

Bu program, Terakki Vakfı Okulları, çevre okullar ve sosyal sorumluluk taşıyan girişimlerle birlikte yapılan çalışmalarla gerçekleşir.

Gençlerimiz Uluslararası IELTS Eğitimi Aldı

0

Levent Yerleşkemizde lise 11. sınıf öğrencilerimiz, 7 Kasım Çarşamba günü Türkiye’deki iki sınav merkezinden biri olan IDP IELTS (International English Language Testing System) Australia uzmanından “IELTS – Info Session” eğitimi aldı.

Bu eğitimin hedefi; öğrencilerimizin 27 yıldır dünyanın birçok ülkesinde İngilizce Seviye Belirleme Sınavı olarak uygulanan ve Cambridge Üniversitesi ESOL tarafından hazırlanan IELTS sınavına hazırlanmaları ve farkındalık kazanmalarıydı.

Eğitimde IELTS sınavında ölçülen dört becerinin (okuma, yazma, dinleme, konuşma) üzerinde ayrı ayrı duruldu ve her soru tipi için strateji ve ipuçlarını verildi.

Yazma ve konuşma becerilerinin değerlendirme ve notlama sürecinin öğrenciler tarafından daha iyi anlaşılması amacıyla uzman yorumları ve örnek soru çeşitleri üzerinden geçildi. Eğitimin son bölümünde öğrencilerimizin sınav içeriği ve uygulanışı hakkındaki soruları cevaplandı.

Lise 11. sınıf öğrencilerimiz Şubat ayında IELTS deneme sınavına, Mart ayında ise IELTS sınavına girecek.

Tarih, Felsefe ve Çevre Kulübü Öğrencilerimiz Akgün İlhan’la Söyleşti

0

Levent Yerleşkemizde Tarih, Çevre ve Felsefe Kulübü öğrencilerimiz, 2 Kasım Cuma günü Akgün İlhan ile buluştu. “Yeni Bir Su Politikasına Doğru: Türkiye’de Su Yönetimi, Alternatifler ve Öneriler” adlı kitabın yazarı ve 2012 yılından bu yana Açık Radyo’da devam eden Sudan Gelen adlı programın hazırlayıcısı ve sunucularından olan İlhan, “Yeryüzü Demokrasisi; Ekolojik Sorunlar, Toplumsal Temelleri ve Yansımaları” konulu Felsefe Amfimizde bir söyleşi gerçekleştirdi.

“Yeryüzü Demokrasisi; Ekolojik Sorunlar, Toplumsal Temelleri ve Yansımaları” adlı söyleşi, Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümü kulüplerinin ortak etkinliği olarak düzenlendi. Sosyal Bilimler alanında çalışma yapan “kardeş kulüpler” olarak, uğraş alanlarının ne kadar ortak olduğunu vurgulayan bu etkinlik öğrencilerimize, dünyamızın sorunlarını disiplinler arası bir perspektiften değerlendirme şansı verdi. Dünyanın sayılı Sosyal Bilimcilerinden Vandana Şiva’nın dile getirdiği “Yeryüzü Demokrasisi” kavramının; demokratik kültürün sadece insanlar ve toplumlar arasında değil, diğer canlı türlerini, suyu, taşı, toprağı da içerecek şekilde yeniden tanımlanması gerektiği vurgusu söyleşi boyunca temel teşkil etti.

Ekolojik sorunların tarihsel arka planını kavramak ve böylece, insan doğa ilişkisinde insanın kendisini tüm türlerin ve doğanın hükmedicisi olarak tanımladığı yapıların; sanayileşme sonrasında ve günümüzde neo-liberal politikalar yoluyla doğayla kurulan yağmaya ve yok etmeye dayanan ilişkinin inşa edilişine tarihsel bir perspektifle bakmayı öğrenen öğrencilerimiz, uygarlık-doğa ilişkisinin neden çoğunlukla doğanın feda edilmesiyle sonuçlandığı, günümüzde çevre ve etik sorunsallarını bağlantılı bir biçimde tartışma olanağı buldular.

Söyleşide, ekolojik sorun ve gündemlerin günümüz dünyasındaki kritik öneminden bahseden İlhan, günümüzden örneklerle insanın doğaya müdahalesinin mantığını ve sonuçlarını tartışmaya açtı.

Böylece, Tarih, Felsefe ve Çevre konularının birbirleriyle bağlantılarının ne kadar derin olduğunu ve günümüz dünyasının sorunlarını analiz etmek istediklerinde tüm disiplinlerden nasıl faydalanmaları gerektiğini de kavradılar. Öğrencilerimiz bu etkinlikte “kardeş kulüpler” olarak kurdukları bağı, bundan sonraki çalışmalarında da sürdürmenin önemini fark ettiler.

 

Akgün İlhan; Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı’nı bitirdikten sonra, önce Hacettepe Üniversitesi Eğitim Programları bölümünde, sonra İsveç Enstitüsü bursu ile Lund Üniversitesi Uluslararası Çevre Bilimi ana bilim dalında yüksek lisanslarını tamamladı. UNESCO Su Bilimleri Bölümü’nde (Paris) tüm dünyada 100’den fazla büyük nehir havzasını kapsayan su yönetimine halk katılımı temalı “Çevre, Yaşam ve Politika için Hidroloji”(HELP) adlı bir projeyi yürüttü. 2005’te Barselona Otonom Üniversitesi Çevre Bilimleri ve Teknolojileri Enstitüsü’nde Politik Ekoloji dalında başladığı doktorasını tamamladı. Aynı dönemde Avrupa Birliği fonlu Bütünleşik Sürdürülebilirlik Değerlendirme Yöntem ve Araçları adlı projede araştırma görevlisi olarak çalıştı. İspanya’da Eco-union adlı STK’da profesyonellere yönelik eğitim programları veren Akgün, 2010’da Türkiye’ye dönerek Su Hakkı Kampanyası’nda (İstanbul) çalışmaya başladı.