Matthias Göritz’in IB Öğrencilerimizle Atölye Çalışması: Şiir ve Sinema

Levent Yerleşkemizde Plastik Sanatlar ve İngilizce Bölümümüzün ortak çalışması olan “One Day, One Poem, One Film” adlı proje kapsamında, lise 10 IB G ve 11 IB K sınıfları Film Studies öğrencilerimiz, IB Film Studies öğretmenimiz Gonca Özmen’in önderliğinde şair, yazar ve akademisyen Matthias Göritz’le buluşup çalışma şansı buldular.

Göritz, 18 Aralık Salı günü öğrencilerimizle kısa film okuma, film dili, film analizi, sinema tarihi ve sinema eleştirisi konusunda bir atölye çalışması gerçekleştirdi. Seçtiği çarpıcı kısa film örnekleri üzerinden şiir ve sinema ilişkisi üzerinde duran Göritz, sözel ve görsel dil konusundaki birikimini öğrencilerimizle paylaştı. Öğrencilerimizin aktif katılımı ve sorularıyla zenginleşen atölyede Göritz, öğrencilerimize şiir çevirisi yaptırarak sanatsal yaratıcılıklarını ortaya koymalarını sağladı. Sözel dili görsel dile uyarlama pratikleri ve sözcükleri görüntülere aktarma pratiğini de yine şiir çevirisi üzerinden tartıştılar.

23 Aralık Pazar günü ise öğrencilerimiz, Göritz ve Özmen’in uygulama çalışmaları eşliğinde 11.00’den 16.00’ya kadar Balat’ta kısa film çekimleri yaptılar. Beşer kişilik beş gruba ayrılan öğrencilerimiz, Göritz ve Özmen’in şiirleri odağında kısa filmlerini planlama, rollerini belirleme ve çekim süreçlerini tamamladılar. Balat’ın farklı mekanlarını kullanan öğrencilerimiz, şu an filmlerini bitirme aşamasındalar.

Matthias Göritz kimdir?

1969 yılında Hamburg’da doğdu. Felsefe ve Edebiyat Bilimleri eğitimini tamamladıktan sonra uzun süre Moskova, Paris, Chicago ve New York’da yaşadı.

2001 yılında ilk şiir kitabı Loops yayımlandı. İlk romanı  Der kurze Traum des Jakob Voss (2005) için Hamburg Edebiyat Ödülü, Bayern Radyosu Jüri Ödülü ve  Mara Cassens Ödülü’ne layık görüldü. 2006 yılında  ikinci şiir kitabı Pools yayımlandı. Göritz bu şiirler için Aşağı Saksonya İkinci Kitap Ödülü’ne layık görüldü. Yazar 2008 yılında  Warsaw Haiku  Yarışması’nı kazandı. 2011 yılında Robert Gernhardt ödülüne layık görüldü. 2013 yılında Hayalperestler ve Günahkârlar adlı romanı yayımlandı. 2014 yılında ise  William Gass Ödülü’ne sahip olan ilk kişi oldu. Shangai Blues adlı romanı Vanja Vukovic’in 20 sanat eseri ile birlikte 2015 yılında yayımlandı. Son romanı Parker ise 2018’de C.H. Beck tarafından yayımlandı.  

2016 yılında Tarabya Kültür Akademisi’nin konuk yazarı olan Matthias Göritz, 2017 yılında iki ay süreyle yeniden residans yazarı olarak İstanbul’da bulundu. Bu süre zarfında şiir seçkisi Aşk Benim Dilsizliğim 2016 yılında, Hayalperestler ve Günahkârlar romanı Mayıs 2018‘de Yitik Ülke Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Matthias Göritz, ABD St. Louis Washington Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersleri vermektedir.

Beyin Gelişiminde Aile Tutumunun Önemi

0

Uzun zamandır dikkat, konsantrasyon, dürtü kontrolü, performans artırma alanlarında çalışan doktor, araştırmacı ve danışman olan Sayın Kerem Dündar’la “Beyin ve Öğrenme” konusunu konuşmak adına bir araya geldik. Sayın Dündar, beyin gelişiminde özellikle çevresel faktörlerin önemine vurgu yaparak bizlere farklı bakış açıları sundu. Keyifle okuyacağınız bir röportaj olması dileğiyle…

Bir sinir bilimci olarak günümüz çocuklarının yoğun olarak öğrenme sürecinde hangi zorlukları yaşadıklarını düşünüyorsunuz?

Günümüzde nerdeyse tüm çocukların dikkatsiz olarak nitelendirildiğini görüyorum, hatta birçoğuna ilaç kullanması bile önerilebiliyor. Bu konuda bir çaresizlik olduğu düşünüyorum. Kimler çaresiz derseniz öncelikle çocuğun kendisi çaresiz; çünkü beyin kendi haline konsantre olabilen bir organ değildir. Konsantrasyonun sağlanması için çocuğun yaptığı davranışlar sonucunda geri bildirim alması ve bu deneyimleri tekrar tekrar değerlendirerek öğrenmeyi gerçekleştirmesi gerekiyor. Konsantrasyon yani dikkatin kontrolü bu noktada öğrenilmesi gereken davranışların başında geliyor.

Aslında geçmişte geribildirimle öğrenmenin gerçekleşmesi için çok sade bir ortam vardı, uyaran çok daha azdı. Çocuklar anne babaları ile daha yoğun bir temas içindeydiler ve 2-3 yaşına kadar geçen bu dönemde öğrenmenin temeli sağlam bir şekilde oluşturuluyordu. Çocukların yaşadıkları küçük deneyimler, anne babanın verdiği geri bildirimlerle öğrenmeye dönüşüyordu. Bugün ise çocukların hayatında çok fazla uyaran var ve çocuğun konsantre olmayı öğreneceği süreç uzadı. Eğitim sisteminde ise bunlarla ilgili yaptığımız etkin düzenleme maalesef henüz çok az. Bu noktada anne babanın çok önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Dikkati ve öğrenmeyi geliştirmek için bir çocuk ne kadar eğitim alınırsa alınsın, ilaç dahi kullanılsın ailenin sunabileceği geliştirici ortam kadar hiçbirinin etkisi olmaz. Elbette verilen destekler beynin düzenlenmesine bir parça etki sağlar ancak bunun sürdürülebilmesi için ev ortamının buna uygun düzenlenmesi ciddi önem taşıyor. Bu noktada da ebeveyn eğitimi gerekiyor ve bizler danışmanlıklarımızda önceliği ebeveyn eğitimlerine ayırıyoruz. Bu yüzyılda çocuklarımızın daha yaratıcı, duygusal zekâsı ve bilişsel esnekliği yüksek çocuklar olmasını sağlamak istiyoruz, biliyoruz ki aksi takdirde onları geleceğe taşımak zorlaşacaktır.

Anladığımız kadarıyla öğrenme çevresel değişkenlerle şekilleniyor. Peki, salt beyni ele alırsak, nasıl bir organ beynimiz? Nasıl işliyor?

Aslında ben beyni anlatmanın ötesinde bir şeyler söyleme taraftarıyım, beynin kimyasını ya da işleyişini ele almanın kişinin günlük yaşamına katkısı olacaksa bile bu teorik bilgilerin ötesinde uygulamaya dönük bilgilerin katkısını önemsiyorum. Çocuk, aile ve öğretmen bu bilgileri nasıl ele alacak ve hayata nasıl geçirecek bu önemlidir. Örneğin dopamin nedir diye anlatıyorum ama anlattıklarım dopamin nediri bilmenin etkisinin ötesine geçiyor.  Bir akademisyen değilseniz ve bu konulara özel bir ilginiz yoksa eğitimde bilinmesi gerekenler aslında beyinle ilgili bilgilerden daha çok beynin fonksiyonlarına dair olan davranış bilimidir.

İnsan beynini etkin bir şekilde kullanırsa elbette başarılı da olur, mutlu da olur. Peki, biz beynin dikkatini toplayabilme, konsantre olma kabiliyetini yaptığımız müdahalelerle nasıl düzenleriz? Beyin çalışırken oluşan kimyasal aktivitenin yansıması olarak bir elektriksel aktivite üretir. Bu elektriksel aktivitenin çıktısı olarak da beyin dalgalarını kaydedip analiz edilebilir.  Bilgisayar ara yüzü teknolojileri ile çocukların dikkatli olduğu anda çıkardığı dalgalar tespit edebilir. Beyinde her davranışın karşılığında farklı dalgalar oluşur. Dikkat davranışına karşılık gelen bir dalga vardır ve henüz dikkat etme konusunda yeterli olmayan çocuklarda bu dalga yeterince güçlü değildir. Dikkatinde sorun olan çocukların bu beyin dalgalarını düzenlemek için bilgisayar ve oyunlaştırma yöntemlerini kullanmak güncel teknoloji ile mümkün hale geliyor. Yine de işin beyin tarafında gerekli düzenlemeler yapabilse bile aslında beyni o hale getiren çevreyi düzenlemeden hedeflenen başarıya tümüyle ulaşmamız mümkün olmuyor. Bu nedenle teknik işlerin yanında mutlaka aile eğitimi ve öğretmen eğitimine çok önem veriyoruz. Yeni teknolojinin de yeni teorik bilgilerin de onu iyi kullanan kişilerin elinde amacına ulaştığını defalarca deneyimlemiş bir uzman olarak önce doğru tanının konmasını ona istinaden uygun dönüşümlerin bütüncül olarak yapılmasını öneriyorum.

Ailelerin çocuklarının beyin gelişimini olumlu etkileyebilmek adına yapabilecekleri neler var? Örneğin beslenmenin, fiziksel aktivitenin beyin gelişimi üzerine olumlu etkilerinden bahsediliyor. Bu konularda neler söyleyebiliriz?

Beslenme gerçekten beyni geliştiriyor. Hiç karbonhidrat almazsak beyin fizyolojisinde sorunlar yaşanıyor aynı zamanda çok karbonhidrat almakta -çocukların çok fazla abur cubur yemesi- beyin üzerindeki etkileri yüzünden hiperaktivite, dikkatsizlik başta olmak üzere pek çok semptomu tetikliyor. Beslenme bilimini detaydan uzak tanımlayacak olursak beden farklı enerji kaynakları olan karbonhidrat gibi yağ ve proteine de ihtiyaç duyuyor. Doğa da bunlara farklı besinlerden ulaşmamıza elverişli pek çok alternatif sunuyor. Bu nedenle kişinin beslenme konusuna bağlı beyniyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşaması çok da karşılaştığımız bir durum değildir.

Sporun, fiziksel aktivitenin beyin gelişimin çok etkisi vardır. Kas hareketleri esnasında beyin geliştiren “nöro-growth” faktörler salgılanıyor. Bu faktörler beyin dokusunu güçlendiriyor. Beynini en etkin kullanan örnek alınası gerektiğini düşündüğüm Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyor. Belirli hareketlerin art arda yapıldığında öğrenme konusunda beyin gelişimini olumlu etkilediğini ortaya koyan pek çok uygulama geliştirilmiştir.

Ama bunların hiçbiri insanın hayatta yaşadığı deneyimin beyin üzerindeki geliştirici etkisinin yerini dolduramıyor. Yani aileler çocuğunu hata yapar korkusuyla deneyim yaşamaktan alıkoyuyorsa bunun eksikliğini onu daha iyi besleyerek, özel kurslara göndererek telafi edemezler. Beynin esas gıdası bilgi ve deneyimdir. Bunlardan sonra elbette daha iyi beslenmekten, daha farklı eğitim programlarından da istifade edilebilir.

Deneyim edinmek, bilgi edinmek çok önemlidir. Bunun da en bilinen yöntemi kitap okumaktır. Kitap okumak maalesef bazen çok klişe bir öneri gibi algılanmakta ancak beyin gelişiminde önemini fazlasıyla sürdürmektedir. Bu çok sorulan bir sorudur: “Çocuğuma nasıl kitap okuturum?” Ebeveynler çocuklarının kitap okumasını bekliyor, ancak bu konuda kendisi okumayan ebeveynin bunu çocuğundan istemesi, okusan iyi olur demenin ötesine geçemiyor. Hâlbuki çocuklar sizin söylediklerinizi yapmak yerine yaptıklarınızı kopyalamayı seçerler. Bu nedenle ona ilham olacak davranışlar, kuru önerilerden çok daha fazla fayda sağlıyor.

Aslında çoğu zaman şunu yap demek bir çocuğun o davranışı yapmaması için en pratik yol bile olabilir. Genelde neden okuması gerektiği, kitap okumanın neden önemli olduğu aile tarafından yapılarak gösterilirse o zaman çocuk o davranışı çok daha kolay kazanabilir. İnsanın doğasında kendisi için faydalı olacağına inandığı davranışı kopyalama içgüdüsü vardır. Elbette bunun için insan insana olan etkileşim oldukça önemlidir. Eğer biz çocuklarımıza etkili olacak şeyi insan insana etkileşim ile veremezsek, çocuk bu tatmini yaşayamazsa o zaman bunu sanal dünyada aramaya başlıyor. Unutmamalıyız ki, sosyal medya beyinde diğer bağımlılıklarla aynı mekanizmayı tetiklediği için biz çocuklarımızla iletişim kuramadığımızda, çocuğumuza fiziksel dünyada mutlu olma şansı tanımadığımızda çocuğu sanal dünyaya itmiş ve bir bağımlılığın önünü açmış oluyoruz. Böyle olduğunda henüz dikkatini toplamayı öğrenememiş olan çocuk bir sürü uyaranın olduğu sanal dünya eşliğinde bunu öğrenmekte çok daha fazla zorlanıyor.

Özetle; beynimiz plastik gibi değişebilen, bu özelliğini olumlu kullanmayı öğrenirsek de sınırsızca denecek düzeyde gelişebilecek bir organdır. Eğer aileler çocukları ile ilgili salt isteklerini değil de sabırlarını ve koşulsuz sevgilerini öne çıkararak tutarlı bir biçimde belli ortak kararları uygularlarsa o zaman o çocuk doğru referans noktaları sayesinde beynini geliştirebilir.

Pek çok teorik bilgi nesil geçişlerinde değerini hatta doğruluğunu kaybediyor. Bu noktada önemli olan, anne baba olarak çocuklara zaten her yerde ulaşabilecekleri bilgilerden çok sahip olduğumuz temel değerleri aktarabilmek, tutum ve davranışlarımızla onlara yol gösterebilmektir. Örneğin çocuğa hırsızlık yapmamayı öğreteceğiz ki bugün arkadaşının parasını çalmazken yarın internette de başkalarının hesabını çalmasın, sen çocuğa temel değerleri anlatacaksın ki teknolojik dönüşümü de kendisi bu temel değerler üzerinden gerçekleştirebilsin.

Teknoloji çağında yaşıyoruz. Teknolojinin getirdiği etkiler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Her ne kadar teknolojinin hızla değiştiği bir dönemde yaşıyor olsak da temelde bazı şeyler öyle hemen birkaç nesilde değişmiyor. Annenin çocukla iki yaşına kadar olan iletişimi halen çok önemlidir. Bugün tabletler bu yaş aralığındaki çocukların gelişimine iyi gelmiyor; çünkü çocuğu tabletle baş başa bırakıyoruz. Hâlbuki yazılımcılar anne ve çocuğun birlikte oynayabileceği, annenin oyuna müdahil olabileceği tablet oyunları geliştirirse, o zaman tabletlerin kullanılmasına başka bir gözle bakabiliriz. Bu noktada neyi neyle kıyasladığınız çok önemlidir. Teknoloji annenin çocuğun gelişimindeki önemini azaltmıyor. Teknoloji ailenin elini güçlendiren bir şeye dönüşürse ki er geç olacak, işte bence o zaman anlam bulabilir.

Biz dijital dünyayı, teknolojiyi yanlış yerden yorumluyoruz. Yanlış yerden yorumladığımızda da önyargılar geliştirip tepkisel davranıyoruz.  İşte o zaman da kuşakların arası açılıyor; anne baba çocuğu, çocuk da anne babayı anlamıyor. Oysa bizler aynı yerde buluşamazsak birbirimize katkımız düşer. Çocukla iletişim içinde olan anne babalar ve öğretmenler teknoloji hızla ilerlerken bu hızlı değişimin ve dönüşümün gerisinde kalamazlar.

Yakın bir zamanda yazı yazmak istemeyen bir çocuk geldi bana, annesi ile bundan sonra bir daha kalemle yazı yazmayacağına dair inatlaşmış. Annesi de peki yazı yazmayıp da ne yapacaksın diye sorduğunda tablette yazacağını söylemiş. Annesi buna karşılık yazdığı yazıları buzdolabına nasıl asacağını sorduğunda ise ilerde üstünde tableti olan buzdolaplarının olacağını söylemiş. Anne ile çocuk sorunun çözümü konusunda bir yol alamayınca, farklı merkezlere başvurmuş destek almış ancak çözülmeyince bana kadar gelmişler. Bu durumda çocukla inatlaşmamak gerekiyor. Günümüzün öğretmenleri de bunu bilmelidir. Çocuklara niye yazı yazmayı öğretiyoruz, sadece yazsın diye öğretiyorsak, bu çok da doğru değildir aslında. Ona yazı yazmayı neden öğrendiğini de öğretmeliyiz.  Bir şeyi öğrenebilsin, öğrenirken sabredebilsin, bu süreçte motor davranışı da edinebilsin diye öğretmekteyiz. Bugün yazı yazmayı öğrenmek için çocuk çaba sarf ederse, yarın bu gayretini belki de sanal dünyada başka bir deneyim için kullanabilecektir. Okulu bırakacak noktaya gelen bu çocuğa ben de söylediklerin mantıklı olabilir, yazı yazmaya ihtiyacın da olmayabilir; ancak bunun nasıl öğrenildiğini bilmeye ihtiyacımız hep olacak; çünkü bu senin ilerde hayalini kurduğun teknolojileri kullanırken de işine yarayacak diye açıkladım.  İşler bu açıklamayla bile bir miktar yoluna girdi. Burada hem aile hem de öğretmenler sözleriyle problemin büyümesine sebep olmak yerine, çözüm nasıl bulunur o konuda kolaylaştırıcı ve yaratıcı olmalı diyebiliriz.

Yaş dönemine göre beynin gelişimi ve bu konuda ailelerin tutumu nasıl olmalıdır?

Çocuğun beyni doğduğu andan itibaren çok yeteneklidir. 5 yaşına kadar daha çok algısal ve duygusal kısmı gelişir, henüz frontal lobu yani karar alma kısmının gelişimi başlamamıştır. Bu yaşta çocukların istekleri oluşur ama karar alma mekanizmaları henüz kontrol altında olmaz.  5 yaşındaki çocuklara bile bazen hadi sen seç ayakkabını denildiğini görüyorum. Oysa o yaştaki bir çocuğun beyni buna karar verebilecek yeterlilikte olmuyor. Bunları bilmek çocukla etkileşimi artırıyor, bu konularda düzenlemeler yaparak sürecin sağlıklı geçmesini sağlıyor. Eğer beyinde o bölge henüz gelişmemişse o aktiviteyi beklemek çocukta stres oluşturuyor ve pek çok problemin temeli daha bu çocukluk aşamasında atılıyor. Aslında bilinçli aile ve çevre çocuğun iyi bir kişilik örüntüsü geliştirmesine ve sonrasında daha sağlıklı bir psikolojiye sahip olmasına en büyük katkıyı sağlıyor.

Ergenlik çağını ise çocuğunuzun yıllarca annesinin babasının frontal lobu kullanma dönemini bitirdiği artık kendi frontal lobuna geçiş aşaması olarak tanımlayıp aileleri bu konuda bilinçlendirmeyi çok kıymetli buluyorum. Bu bazen gençleri anlama konusuna ışık tutarken bazen de ebeveynin farkındalığına katkı sunuyor. Burada biz sinirbilim bilgisini gündelik hayata aktararak çözümlere yaratıcılık ve farklı bakış açıları katmış oluyoruz.

Genellikle bir sorun olduğunda bunun kaynağı ailenin tutumuyla ilişkili olabiliyor. Bu tip sıkıntılar söz konusu olduğunda ben de çocuklardan ziyade ebeveynlerle çalışıyorum.  Çünkü benim için çocuğun içinde bulunduğu çevre ve çocuğun çevreyle etkileşimi önemlidir. Çocuğun beyni gelişme aşamasında ve potansiyeli çok yüksek, çocuk geri bildirim alabiliyorsa çözüm için hemen aileye yönelip anne babalara şunu anlatıyorum: Anne babalar öncelikle çocuklarını koşulsuz sevmeli; beş yaşına kadar çocuklar siz ebeveynlerin kontrolü altında olmalı, sonrasında ise sonuçlarına katlanamayacağı davranışlarda halen korumacı olunsa bile onun dışında öğrenmesi için ona tecrübe edeceği alanlar bırakılmalı ve bu noktada çok da ürkek davranılmamalıdır. Onun tecrübelerini yaşamasına müsaade edilmelidir. Tabi bu noktada bir önemli husus da çocuğun istediklerini yapma, yapmama konusudur. Çocuğun canı her şeyi ister. Ben anne babaya bunu niye yaptınız diye sorduğumda, çocuk istedi cevabını almam bazen dışardan bakan bir göz olarak anlaşılamaz bir şey bile olabiliyor. Çocuk her şeyi yapmayı arzu eder, ancak arkasında durabildiğinde arzu isteğe dönüşür, bazı arzularını yapabilip bazılarını yapamayacağını, bazılarının sadece arzu seviyesinde kalacağını zaman içerisinde öğrenecektir, tabi ailesi buna izin verirse. Her çocuk her şeyi yapmaktan keyif almaz. Temelden getirdiğimiz mizacın da farklı olduğunu düşünürsek çocuğun yeteneği ile örtüşecek, kendini mutlu hissetmesini, keyif almasını sağlayacak şeyleri bulması konusunda hem anne babaların hem de öğretmenlerin kolaylaştırıcı olmaları önemlidir, bu konu onun her isteğini yerine getirmekten tamamen farklıdır.

Okul ve aile işbirliği nasıl olmalıdır?

Elbette her velinin çocuğunun aldığı eğitimi, bu eğitimi sunan kadroyu takip etme sorumluluğu vardır. Bu noktada takip öğretmenin ne yaptığını kontrol etmek değildir. Çocuğun öğretmeni ile olan etkileşimini gözlemlendiğinde çok daha verimli ve sürdürülebilir bir katkı sağlanır. Veli, çocukla öğretmenin iletişimini takipten sorumludur. Burada amaç öğretmeni yönlendirmek değil de, öğretmeni bilgilendirmektir. Öğretmen sınıfta çocuğa bir şey söylüyor ama akşam evde çocuğu göremiyor, bu nedenle velinin, yaptığı şeyin etkisi konusunda öğretmene geri bildirim vermesinde elbette fayda vardır. Geri bildirim vermek çocuk ile öğretmen arasındaki etkileşimin gücünü artırmak adına yapılırsa kıymetli olur. Okul hayatı başladıktan sonra öğretmenin rolü, çocukla uzun süre vakit geçirdiği de düşünülürse çok önemlidir. Dünya umudunu hala iyi insanlar üzerinden korumakta ve iyi insanların sayısının artmasına bel bağlamaktadır. Bugün çocuğunuzun veya bir öğrencinizin dünyayı daha iyi bir yer yapacak yeni lider, yeni bilim insanı, yeni sanatçı olacağını bilseniz ona nasıl davranırdınız, hep bunu düşünün ve ona öyle davranın ki dünya sizler sayesinde biraz daha iyi bir yer olsun.

 

Bu yazı Gelişim dergimizin 2018/15 sayısında yayımlanmıştır.

Terakkili Mezunlar “Üniversiteli Olmak” Paneli Gerçekleştirdi

0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin,  öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak gerçekleştirdiği etkinliklerden biri de Terakkili Mezunlar Üniversitelerini Anlatıyor: “Üniversiteli Olmak” paneliydi.

Levent Yerleşkemizde lise 12. sınıf öğrencilerimiz 18 Aralık Salı günü, kariyerlerini şekillendirecek üniversiteleri seçme sürecinde ayrıntılı bilgiler edinmek için 2015 ve 2018 yılı mezunlarımızla bir araya geldiler.

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden Ege Erdoğan, Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden Gökçe Meraklı, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünden Ekin Kılıç, İstanbul Tıp Fakültesinden Kaan Gül, Koç Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Derin Burnaz, Koç Üniversitesi Ekonomi bölümünden Sera Kaya, Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünden İdil Cizrelioğlu, Özyeğin Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden Kaan Sayın, Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Endüstri Mühendisliği bölümünden Nora Yalçın, öğrencilerimize kendi okulları hakkında detaylı bilgilendirmelerde bulundular. Lise Psikolojik Danışmanımız Gonca Baştuğ ise panelin moderatörüydü.

Devlet ve vakıf üniversitelerinin 1 ve 4. sınıfında halen eğitim görmekte olan mezunlarımız, üniversite sınavına hazırlanan 12. Sınıflarımıza;  

Üniversitelerinin;

  1. Fiziksel, sosyal, teknolojik alt yapı, hocalar, ödevler, uygulamalar, projeler, yayınlar,
  2. Üniversitelerinin hayata ve iş dünyasına hazırlama şekli,
  3. İş bulma imkanları,
  4. Yurtdışı bağlantıları,
  5. Hazırlık atlama süreci,
  6. Lisedeki kazanımların ( akademik, sosyal beceriler ve öğretmenlerinizle kurduğunuz ilişki becerileri vs….) üniversite yaşantınıza etkileri ,
  7. Çift ana dal, yan dal, erasmus programları,
  8. Sosyal kulüpler,
  9. Staj imkanları, iş bulmada kolaylık gibi konularıkendi yaşantıları doğrultusunda paylaştılar.

Mezunlarımız öğrencilerimize üniversite ve bölüm seçme aşamasında; üniversitede ne okumak istediklerini araştırmalarını, okulda gerçekleşen etkinliklerden faydalanmalarını, üniversite tanıtımlarına gitmelerini, ailelerini ve öğretmenlerini dinlemelerini ancak kendi kararlarını verme sorumluluğunu almalarını, karar verme aşamasında yurtiçi ve yurtdışındaki hedefleri doğrultusunda araştırma yapmalarını, yaz okullarına katılmalarını önerdiler.

Terakkililer 23. Kariyer Günleri’nde Merak Ettikleri Meslekleri Tanıdılar

0

Levent Yerleşkemizde lise 11 ve 12. sınıflardan gönüllü öğrencilerimiz, 23. Kariyer Günleri “Meslek Tanıtımı” etkinlikleri kapsamında üç mesleğin uzmanlarıyla buluştular.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor.

9 Ekim  Salı günü “Uluslararası İlişkiler” bölüm tanıtımı ve mezunlarının iş olanaklarını tanımak amacıyla  Koç Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler mezunu, AFF Reklam Ajansı yöneticisi Çağla Ardak ve Bilgi Üniversitesi Tanıtım ve Kurumsal İlişkiler Daire Başkanı Murat Saydam ile bir araya geldiler.

7 Kasım Çarşamba günü Digital Nomad, Pazarlama İletişimcisi, Startup Girişimci Zeynep Gabralı ve Pazarlama Direktörü, İş geliştirme uzmanı Anita Füzi ile buluştular. Öğrencilerimiz; iletişim, sosyal medya, girişimcilik, dünya üzerinde yeni gelişen meslekler, işin mekandan bağımsız olarak her yerde yapılabilmesi, gezici ofisler ve dünyanın dört bir yanında bunu yürütebilme olanaklarını dinlediler.

13 Aralık Perşembe günü ise Körfez Havacılık’dan Uçak Mühendisi, Pilot Ali Atalay ile bir araya geldiler. Atalay, pilot olmak isteyen ve mesleği merak edip tanımak isteyen öğrencilerimizle gerçekleştirdiği tanıtımda önemli konulara değindi.

Öğrencilerimizin; kariyer secimi yaparken tercihlerde kendilerini sınırlandırmamayı, dünyanın artık tekleştiğini, rakiplerin sadece yanınızdaki arkadaşlarımız olmadığını, rakiplerin Çin’de, Japonya’da dünyanın dört bir yanında olduğunu vurguladı.

Pilotluk yapmak isteyecek kişilerin her yerde iş bulabileceğini ve bunun garantisinin olduğunu belirtti. Bu kariyeri seçmek için aşağıdaki 5 başlığa bakmanın faydalarını şu şekilde anlattı:

  1. Dünyayı gezmek: İngilizce ve mesleğin terminolojisine hakim olmanın önemi,
  2. İşiniz, gökyüzündeki ofisiniz: Evinize ders çalışmak dışında iş getiremezsiniz fakat sürekli öğrenmek zorundasınız. Seyahatlerle ülkeleri ve kültürleri öğrenebilirsiniz.
  3. Pilotluk mesleği; mükemmelliği kovalar, tutkuyla bağlanılır
  4. İşini seven iş arkadaşları; aynı duyguları paylaşan insanlarla bir arada olmak. Pilotluk bir meslek değil. Bir yaşam tarzıdır.
  5. İş garantisi: Dünyada pilot ihtiyacı tarihi rekor seviyede. Yapılan araştırmalar önümüzdeki 20 senede dünya yolcu uçagı filosunun iki kat üstüne çıkarak 48.000’e yükseleceğini, bununda 540 bin yeni pilot ihtiyacı demek olduğunu anlattı.

Pilot olmak isteyen gençlerin kültürümüzden kaynaklı zorluklar yaşayabildiğini; Türk kültürünün ekip çalışmasını zorlaştıran özellikleri olduğunu; profesyonellik eksikliğinin, uzlaşma eksikliğinin, belirsizliğe karşı düşük toleransın ve eleştirmek ama çözüm üretmemek problemlerini çözmesi gerektiğine değindi. Bu sebeple iletişim becerileri, kendini idare etme becerileri ve sosyal becerilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Pilotluk mesleğinin hayat boyu öğrenmeyi gerektiren bir meslek olduğunu söyleyen Atalay;

  1. Karar verme
  2. Durumsal farkındalık; acil bir durumda hayatta kalabilmek için sorunun doğru tanımlanabilmesi, doğru değerlendirilmesi ve uygun işlemin doğru uygulanması gerekliliği,
  3. İş yükünün paylaşımı
  4. Sorumluluk sahibi olma
  5. Takım arkadaşlığı
  6. Stres yonetimi
  7. Sağlık
  8. Eğitimin her zaman önemli konular olduğuna değindi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin bu sene gerçekleştireceği diğer Kariyer Günleri etkinlikleri; “Yükseköğretime Hazırlık Konferansları”, “Meslek Tanıtımları”, “Üniversite Gezileri”, “Tadımlık Dersler”,  “Sömestri ve Yaz Tatili Meslek Gözlem Çalışmaları” “Mesleğe Göz Kırpmak: Dekanlarla Buluşma” ve “Tercih Konferansı”.

 

 

 

Türkiye Felsefe Olimpiyatı’nda Öğrencilerimiz Kayra 19., Çağla 40. Oldu

0

Türkiye Felsefe Kurumu’nun düzenlemekte olduğu 23. Türkiye Felsefe Olimpiyatı, 2 Aralık Pazar günü Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirildi. Toplam 503 öğrencinin katıldığı yarışmada, 17 Aralık tarihinde açıklanan sonuçlara göre Tepeören Yerleşkemizden öğrencimiz Kayra Kapran Türkiye 19.su oldu. Fen Lisesi öğrencimiz Çağla Aydın ise Türkiye 40.sı (aynı puanı alan bir başka öğrenci ile birlikte) oldu.

Levent Yerleşkemizden Felsefe öğretmenimiz Çiğdem Şimşek rehberliğinde Özge Gürbüz (12E), Zeynep Sarıfakıoğlu (12G) ve Çağla Aydın’ın (Fen Lisesi 11A); Tepeören Yerleşkemizden Felsefe öğretmenimiz Iraz Yaşar rehberliğinde Kayra Kapran’ın (12A) katıldığı etkinlik, Türkiye genelinde toplam 13 merkezde yapıldı.

Terakki ESU Kulubü Öğrencilerimiz Uluslararası Münazara Konferansındaydı

0

Levent Yerleşkemizden Lise ESU (English Speaking Union) Debate Academy Kulübümüz, 14 – 16 Aralık tarihleri arasında Hırvatistan’ın Zagreb şehrinde 22 ülkeden 90 takım ve 450 uluslararası öğrencinin yarıştığı ve Avrupa’nın en büyük, dünyanınsa ikinci büyük münazara turnuvası olarak kabul edilen, “Winter Holidays Open 2018” adlı uluslararası İngilizce münazara yarışmasına  jüri üyeliği de yapan bir öğretmenimizle katıldı.

Jüri başkanlığını Singapur milli takım koçu Geetha Creffield ve Slovenya Münazara Birliği Başkanı Bojana Skrt’in yaptığı turnuvaya, Terakki ESU Debate Academy Kulübü öğrencilerinden Ada Su Aydın (Fen 9), Bahar Ece Sarsın (10A), Lal Cora (10 IB-G), Burcu Doğruol (10B), Selin Yerli (10A), Arın Kanber (11H), Aysima Özsoy (11E), Yasemin İmre (11H), Defne Yurdagülen (11G), Lina Karasu (11H), Lara Törüner (11C), Türkan Zeynep Şerbetçi (12E), Cem Atila Binici (12G) ve Baran Velayi (12F) üç takım ve öğretmenleri Sibel Aytaç jüri üyesi olarak katıldı. Yarışmada WSDC (World Schools Debating Championship) kuralları uygulanmıştır.

Yarışmada bu sene hazırlıklı olarak tartışılan konular aşağıdaki gibidir:

  • “This house would introduce a 100 % inheritance task.”
  •  “This house regrets the increasing focus on STEM education.”

Yarışmacı ekiplerin hangi tarafı savunacakları münazaralardan bir saat önce açıklandı.

Aynı şekilde hazırlıksız olarak tartışılan konular da aşağıdaki gibidir:

  • “This house holds parents legally responsible for the crimes of their underaged children.”
  •  “This house regrets the amount of advertising money in sports.”

Yarışmacılar bir saatlik süre içinde argümanlarını ve sekiz dakikalık bireysel konuşmalarında söyleyeceklerini hazırlama fırsatı buldu. Hazırlıksız olarak münazara yapılacak konularda cep telefonu, iPad gibi elektronik cihaz kullanımı ve öğretmenlerin veya koçların öğrencilerle konuşması yasaklandı. Terakki takımlarımız çıktıkları 6 maçtan üç tanesini kazandı.

Son olarak finalde Slovenya ve Amerika Birleşik Devletleri takımları “This house would oblige companies to price in environmental burden in cost of their products.” konusunda yarışmışlar ve münazara Slovenya’nın galibiyetiyle sonuçlandı.

Okulumuzun bu yıl üç takımla katıldığı bu uluslararası platformda, öğrencilerimiz onlara gelecekteki yarışmalarda ışık tutacak ve hayat boyu unutamayacakları çok değerli deneyimler kazanmışlar ve çok çeşitli konularda bilgi sahibi olarak farklı ülkelerden akranlarıyla bilgi alışverişinde bulunma fırsatı yakaladı.

Behçet Necatigil 9. Şiir Yarışmasından Öğrencimize Jüri Özel Ödülü

0

İstanbul Kabataş Erkek Lisesi tarafından Behçet Necatigil 9. Şiir Yarışması düzenlendi. Behçet Necatigil’in “Çağın Tanığı Olmak” şiirindeki “İçindeyim, diretiyorum çağa/ Size ne miyim ben, siz bana nesiniz? dizelerinin konu olarak seçildiği yarışmaya İstanbul’daki tüm lise ve dengi okullar katıldı. Yarışmaya Levent Yerleşkemizden lise öğrencimiz Şebnem Duru Ustaoğlu (12E) “Oyuncak Bebek” adlı şiiriyle katıldı. Kabataş Erkek Lisesi Galip Vardar Salonu’nda 13 Aralık Perşembe günü düzenlenen törende Şebnem Duru Ustaoğlu Behçet Necatigil 9. Şiir Yarışmasının Özel Jüri Ödülü’ne layık görüldü.

Oyuncak Bebek

Titrek eller aralıyor tahtadan oymalı dolabı
Titrek elleri var uşağın
bir o kadar da ürkek, çekingen
Dolap, dolap değil sanki
söyleniyor kapakları aralanınca
İçinden anneanne kokusu çıkıyor dolabın
Eski bir bilinmişlik kokusu yayılıyor tüm odaya
Dolabın içinde yepyeni oyuncak bebekler
Dokunsan canlanacak
konuşacak
küfredecek bebekler

Bu bebekler yorgun
Bu bebekler bitkin
Bu bebekler tarumar olmuş
Tüy bitmiş bu bebeklerin dillerinde
Fakat gözlerindeki ışıltı
Ah o ışıltı ki ne ışıltı
Küçük güneş parçacıkları konmuş
bu bebeklerin göz bebeklerine
Bu güneşin üstü
bir yağmur bulutuyla örtülmüş
O güneş ne beni
ne seni
ne onları ısıtır artık

Uşak titrek ellerini
ve yenmiş tırnaklarını
Uzattı bir bebeğe
Titreyerek aldı bebeği
Sanki düşecekti elleri bileklerinden
O da korkuyordu bu tıkılıkalmış bebekten

Ve uşak yol aldı doğuya
yol aldı odanın köşesine
yol aldı ışığın bile çekinip değemediği yere
ürkek ayakları ve hop desen düşecek kalbiyle yol aldı uşak
“efendim,” dedi uşak elindeki bebeği
takdim ederken kurnaz tilkiye
ezik büzük dudakları
bir tek o zaman aralandı
bir tek o söz çıktı o dudaklardan
ve o sivrisinek gözler
Cek Deniyıls’ını içen
kurnaz tilkinin gözlerinden hep kaçtı

Bebeğin gözünde ise şimşekler çakıyor
Kıvranıyor bebek dilinin ucundaki yılanları atmak için
Ve ağlıyor
ağlıyor
ağlıyor bu bebek
Bu bebek Azrail’in şarkısını duyuyor
ta odanın öbür ucundan
Ve o an anlıyor bebek
Biliyor sonunu
Kendini çaresizliğin yatıştırıcı kollarına bırakıyor bu bebek

Tanrının adını alıyor
ağzına kurnaz tilki
Ve toynak elleriyle
Güçlü bir hamle ile kırıyor bebeğin narin boynunu

Azrail şarkısını bitiriyor
Ve çıkıyor bu lanet odadan
Uşak kendi inine çekiliyor hiçbir göze değmeden
Ve oda çınlıyor kurnaz tilkinin kahkahaları
bebeklerin çığlıkları
ve sessizlikle
Ve sessizlikle çınlıyor oda,
Çınlıyor oda sessizlikle!

Şebnem Duru Ustaoğlu (12E)

Terakkili Gençler Sağlık Hakkının Felsefe Temellerini Tartıştı

0

İstanbul Liseleri Felsefe Kulüpleri Platformu’nun (İLFKP) düzenlediği İnsan Hakları Günü kutlama etkinliği, 15 Aralık Cumartesi günü HEV Okulları Ö. Hisar Lisesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Her iki yerleşkemizin Anadolu Lisesinden ve Fen Lisesinden gönüllü öğrencilerimizin katıldığı etkinliğin, bu yılki ana teması “Sağlık Hakkının Felsefi Temelleri” idi.

Açılış konuşmaları, platform koordinatörlerinden biri olan Mehmet Salim Şirin’in 2018 Temmuz ayında gerçekleştirilen karaciğer nakli ile hayata tutunmuş olması olgusuna atfen, sağlık hakkı ve organ nakli politikaları üzerine yapıldı. “Bir Dayanışma Kültürü ve Etiği Olarak Organ Nakli” atölyesinin ikinci yarısında söz konusu naklin bileşenleri olarak bağış yapan aile, hocamız, doktorları, süreçte yanında olan arkadaşları da yer aldı.

Sağlık hakkı teması, 7 alt başlık altında farklı yönleri ile sunumlar ve görseller eşliğinde ele alındı: “Engelli Haklarının Önündeki Engeller”, “Bir Sağlık Hakkı Olarak ‘Çevre’”, “Farklı Genel Sağlık Politikalarının ‘İnsan’ Anlayışları”, “Sosyo-Ekonomik Bir Hak Olarak Sağlık”, “Tarihsel Süreçte Sağlık Hakkının Geçirdiği Aşamalar”, “Bir Beden Felsefesi Olarak Yoga” ve “Bir Dayanışma Kültürü ve Etiği Olarak Organ Nakli”. Atölyeler 1,5 saatlik iki oturumda öğrencilerin etkin katılımı ile yapıldı.

5 farklı atölyeye katılan öğrencilerimiz, yürüttükleri tartışmalarla hem sağlık hakkı konusunda görüş oluşturma anlamında, hem de farklı okullardan öğrencilerle bir araya gelerek felsefi bir tartışma yürüterek verimli bir gün geçirdiler.

Öğrencilerimiz Velilerimizle İnsan Hakları Üzerine Söyleşti

0

Levent Yerleşkemizde ortaokul 8. sınıf öğrencilerimiz, 10 Aralık Pazartesi günü velilerimiz Avukat Meral Karali ve Avukat Süleyman Morbel’le “İnsan Hakları” üzerine söyleşti.

Türkçe Bölümümüzün 2012 yılından bu yana her yıl İnsan Hakları Günü’nde “İnsan Haklarını Selamlayan Öyküler ve Şiirler-Özgürlük” adlı kitaptan hareketle konuklarımızın katılımıyla gerçekleştirdiği söyleşilerin temasını özgürlük, insan hakları, adalet, ayrımcılık, farklılıklara saygı gibi önemli kavramlar oluşturdu.

Söyleşi öncesindeki hafta içinde öğrencilerimiz, “İnsan Haklarını Selamlayan Öyküler ve Şiirler/Özgürlük” adlı kitaptaki “insan haklarına” vurgu yapan öyküleri okuyup öykülerle ilgili insan hakları üzerinde konuştular. Bu öykülerde; okulda olması gereken saatlerde bir kayıkhanenin içinde tutsak tutularak çalıştırılan çocuklar; iyi bir izci olmayı isteyen bir çocuğun yabancı bir ülkede kendini soruşturma içinde bulmasını; Zimbabwe’de bir seçim sonucu sevincini dans ederek gösteren bir babanın başına gelenleri ve kötü çocuklar çetesinde zorbalığa direnen Klaus Vogel’i okudular. Aynı kitabı velilerimize de göndererek kitabın içeriğine ilişkin bilgi akışı sağlanmış oldu.

Daha sonra söyleşide öğrencilerimizle buluşan velilerimizden Morbel, temel insan hakları kavramının tarihsel sürecini anlatarak bu hakların korunmasına yönelik çalışan kuruluşlar hakkında bilgi verdi. Karali ise günlük yaşamda karşılaşılan insan hakları ihlallerini dünyadan örnekler vererek anlattı. Özellikle eğitim ve sığınma hakkı konularında verdiği ek bilgilerle bu hakların önemine dikkat çekti.

Velilerimiz öğrencilerimizin sorularını yanıtladıktan sonra söyleşi sona erdi.

Anaokulu Velilerimiz Yrd. Doç. Hatice Ergin’le Buluştu

0

Levent Yerleşkemizde anaokulu velilerimiz, 8 Aralık Cumartesi günü Yrd. Doç. Hatice Ergin’le Özgüveni arttırma, sınır koyma ve okula hazırlama sürecinde çocuğumun gelişimini nasıl destekleyebilirim?” konulu konferansta bir araya geldi.

Çocuklar büyürken, olgunlaşma süreci ve öğrenmelerinin etkileşimleriyle sürekli değişir ve gelişirler. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin çocukların sağlıklı, mutlu, dengeli, problem çözebilen, üretken bireyler olarak gelişmesini desteklemek amacıyla düzenlediği bu konferansta Ergin, 4 – 6 yaş çocuklarının fiziksel, bilişsel, dil gelişim, sosyal duygusal ve öz bakım alanlarından bahsetti. Bu yaş dönemindeki çocukların daha benmerkezci ve dirençli olabildiklerini, iletişim kurarken bu dönem özelliklerini akılda tutmak gerektiğini belirtti. Ergin, çocuklardaki bilişsel ve dil gelişimlerinin onlara sunulan uyaranlarla geliştiğini hatta beyin nöronlarının onlara sunulan bu uyaranlarla ilerleme kaydettiğini ve oynanan oyunların/kutu oyunlarının önemli bir etkisinin olduğunu da ekledi.

Çocukların fiziksel ve öz bakım becerilerinin desteklenmesi için onların yerine yapan değil sadece destekleyen ebeveynlerin olmasının önemini vurguladı. Bu konuda motive etmenin de önemli bir faktör olduğundan söz etti. Sosyal duygusal gelişimde özgüven, empati duygusu ve duygularını kontrol edebilme gibi konuların desteklenmesinin önemini vurgulayan Ergin, problem çözme becerisinin de gelişiminin öneminden bahsetti. Bu alanların gelişimi için nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda önerilerde bulundu.

Ayrıca çocukların dönemsel güçlüklerin neler olduğunu anlatan Ergin, bu konuda anne baba olarak nasıl yaklaşılması gerektiğine de değindi. Konuşmasının sonunda velilerimizin sorularını yanıtladı.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü: Toplum için Düşün, Ses Ol!

Tepeören Yerleşkemizde ortaokul 8. sınıf öğrencilerimiz, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü kapsamında düzenlenen atölye çalışmaları sonucunda kendi kısa filmlerini çektiler ve daha sonra gerçekleştirdikleri panelde buluştular.

Öğrencilerimizin yaşadıkları dünyanın dışına çıkıp toplumdaki sese kulak vermeleri gerektiği düşüncesinden hareketle Türkçe ve Sosyal Bilimler öğretmenlerimiz atölyeler ve bir panel düzenledi. Birine yapılan olumsuz bir hareketin aslında herkesi etkilediğine dikkat çekmek ve yaşamakta olduğumuz dünyadaki sorunlara karşı öğrencilerin duyarlılığını artırmak isteyen öğretmenlerimiz, atölyeleri oluştururken öğrencilerimizde “Ben yaşadığım toplum için ne yapabilirim? Yaşanan sorunlar karşısında çevremdeki kişilerde nasıl bir farkındalık sağlayabilirim?” düşüncesinin oluşmasını sağlamayı amaçladı.

Öğrencilerimizin öğrendiklerini toplumsal bir farkındalığa dönüştürme süreci olarak planlanan atölyelerden ilki kasım ayının ilk haftası gerçekleşti. Bu atölyede öğrencilerimiz, “İnsan Haklarını Selamlayan Öyküler ve Şiirler-Özgürlük” adlı kitapta yer alan “İzci Onuru” adlı öyküyü okuma tiyatrosu yöntemiyle canlandırdı. Okuma tiyatrosunun ardından öğrencilerimiz, onlara dağıtılan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden bir hak seçtiler ve bir sonraki atölyede Türkiye ve dünyada seçtikleri hakkın ihlaline yönelik bir araştırma yaptılar. “Size bütün dünyaya duyurabileceğiniz tek bir cümle hakkı verseler o cümle ne olurdu?” sorusundan hareketle kısa film senaryosu hazırlığı yaptılar.

İkinci atölyemizde öğrencilerimiz, Nefin Dinç’in “Artık Hayallerim Var” belgeselinde 72 öğrenci ile yaptığı kısa filmlerden iki tanesini izlediler. Bu kısa filmlerde genç yönetmenlerin hangi hak ihlallerine dikkat çektiği üzerine tartışma yürüttüler. Öğrencilerimize genç olarak seslerini demokratik yollardan duyurmak için mücadele etmenin farklı yolları olabileceği vurgulandıktan sonra senaryolarını yazan gruplar arasından bir seçme yapıldı ve onlardan 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü için farkındalık yaratmak üzere film çekmeleri istendi.

10 Aralık İnsan Hakları günü için düzenlenen panelde; insan hakları ihlallerine dikkat çeken “Kırmızı Ruj” adlı kısa filmin senarist ve yönetmeni Ayşe Koç (8A), “Bayan Değil, Kadın” adlı kısa filmin senarist ve yönetmenleri Batu Kurt (8C) ve Beril Alkan (8A), çocuk hakları ihlallerine dikkat çeken “Boş Defter” adlı kısa filmin senarist ve yönetmeni Ali Ata Can Gündüz (8C) ve “Karanlıkta Kalanlar” adlı resmi ile çizer Alara İlkyaz Özel (8B), hem günün önemine vurgu yapıp hem de toplum için ses olmanın kendilerinde hissettirdiklerini dinleyicilerle paylaştılar.

Sunucu Alp Bora Gülsoy’un (8A) moderatörlüğünde yürütülen panelde öğrencilerimiz; düşüncelerin ve yazılanların suç olmadığı, ifade özgürlüklerinin kısıtlanmadığı, insanların düşüncelerini özgürce ifade edebildiği bir ülkede yaşayabilmenin önemi üzerinde durdular.

Terakkililer Medyada Nefret Söylemini Araştırdı ve Tartıştı

0

Levent Yerleşkemizde lise 11. sınıf gönüllü öğrencilerimiz, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde “Medyada Nefret Söylemi” konulu çalışmalarını Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de lise 10. sınıf seviyesinden arkadaşlarına sundular. 

Irkçılık, ayrımcılık ve ötekileştirmenin üretilmesinin araçlarından biri olan ayrımcı dili ve nefret söyleminin medyadaki örneklerini tespit edebilmek ve medyada insan haklarına saygının güçlendirilmesi için farkındalık yaratmak amacıyla gerçekleştirilen sunumlarda öğrencilerimiz, ifade özgürlüğü, nefret söylemi, nefret suçu kavramlarını da tanıttılar. İfade özgürlüğü ile nefret söylemi arasındaki farkı ortaya koydular.

Sunumlar, öğrencimiz İnci Temur’un (11A) aşağıdaki açılış konuşmasıyla başladı. Sunumun bitiminde 10. sınıf öğrencilerimiz soru ve yorumlarıyla yapılan tartışmaya katkıda bulundular.

“Bugün burada toplanmamızın sebebi bugünün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olmasıdır.

Bugün burada,İnsan Hakları Günü dolayısıyla ayrımcılık ve nefret söylemi konulu bir sunum yapılacak.Ayrımcılık, biz Terakkililer için sürekli çeşitli çalışmalar,projeler ürettiğimiz ve hassasiyetle önem verdiğimiz bir problemdir. Bu doğrultuda okulumuzda, ayrımcılığın farklı boyutları, insan hakları, ifade özgürlüğü,nefret söylemi,medya ve özgürlük kavramlarının farkı; yürütülen projeler ile sürekli gündemimizde olmakta ve bu sayede bir farkındalık yaratılmaktadır.

Bugün sunum yapacak olan arkadaşlarımız, 5 Aralık tarihinde bir araya gelerek “Medyada Nefret Söylemi”konulu bir atölye gerçekleştirdi. Uzun bir çalışma süreci sonucunda atölyede inceleyecekleri ve nefret söylemi içerdiğini düşündükleri haberler topladılar. İfade özgürlüğü ve nefret söylemi üzerine yaptıkları okumalar ışığında, haberleri tartıştılar. Hangi haberin,neden ve hangi kategoride nefret söylemi içerdiğini saptadıktan sonra bugün sizlere sunmak üzere sunumlarını hazırladılar. ‘Cinsiyet ayrımcılığı, cinsel yönelim ayrımcılığı, din-mezhep ayrımcılığı, yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı’konuları hakkında yaptıkları çalışmaları sizlere sunacaklar. Geleneksel olarak yapılan bu etkinliği önümüzdeki yıl sizlerin arasından gönüllü öğrencilerin devam ettireceğini umuyoruz.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan ve 10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulu’nun Paris’teki oturumunda kabul edilen, 30 maddelik bir bildiridir. Temel hak ve özgürlükler alanının anayasası olarak nitelendirilen beyannamenin imzalandığı 10 Aralık günü, 1950’den bu yana İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün yıl dönümü olan bugün, yüzyıllar boyunca süren bir hak mücadelesinin ürünü olarak,insanların doğuştan ve eşit bir biçimde sahip oldukları hakları ifade eden uluslararası bir belgenin kabul edilişinin kutlamasıdır.

Her grup sunumunu yaptıktan hemen sonra yaklaşık 2-3 dakika sorularınızı cevaplayabilecek.

Şimdiden içtenlikle ve uzun emeklerle hazırlanmış bu çalışmayı dikkat ve saygıyla dinlediğiniz için teşekkür ederiz.”

İnci Temur (11A) 

Terakki’de Kodlama Saati Etkinlikleri

Terakkili öğrenciler, tüm dünyada kodlama konusunda farkındalık yaratmaya yönelik küresel bir hareket olan Kodlama Saati (Hour of Code) çerçevesinde 3 – 7 Aralık tarihleri arasında birçok etkinlik gerçekleştirdi.

Her iki yerleşkemizde Bilişim Teknolojileri Bölümümüzün düzenlediği ders içi etkinliklerimizde tüm sınıf seviyelerinden öğrencilerimiz, programlamanın geleceğimiz için önemini anlatan videolar izledi. Bununla birlikte görsel programlama sitelerinde program yazmayı sevmelerini sağlayacak; kod yazmanın zannedildiği kadar zor olmadığını, eğlenceli de olabileceğini gösteren ve onları kodlamaya teşvik edecek çeşitli uygulamalar yaptılar. Anaokulu çocuklarımız “Hoplaya, Zıplaya, Kodla” temalı Algoritma aktivitesi gerçekleştirdiler.

İlkokul 3 ve 4. sınıflarımız ile ortaokul 6, 7 ve 8. sınıflarımızın katlarında algoritma ve akış diagramı soruları, 5. sınıflarımızın katlarına ise Bilişim Teknolojileri ve Matematik Bölümümüzün işbirliğiyle hazırlanan algoritma soruları asıldı. Soruları yanıtlayıp öğretmenlerine ulaştıran öğrencilerimiz, sürpriz hediyelerini aldı. Bunların yanı sıra ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerimiz ders içinde ve kulüplerimizde Lightbot, Code.org, Google – Made with Code, Scratch, Python, Akıllı Salyangoz gibi çeşitli etkinlikler yaptı.

Levent Yerleşkemizde ilkokul, ortaokul ve lisemizden kodlamada ileri seviyede bilgi sahibi olan öğrencilerimizin görev aldığı Bilişim Teknolojileri Bölümümüzün katında oluşturulan kodlama alanlarında öğrencilerimiz şu konuları deneyimleme fırsatı buldu: Kodlama Çarkı, Graph Paper Programming adlı unplugged algoritma, Kodris, Scratch, Html, Python, Robotik Kodlama ve Wedo2.0 Teknik Legolar.

2015 Yılı mezunumuz İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi Sena Kavukçu, 7 Aralık Cuma günü Levent Yerleşkemizde Lise Hazırlık ve 9. sınıf öğrencilerimize kodlama ve matematik dersinin kazanımlarının bir arada verildiği “Bootstrap ve Kodlama Eğitimi”  konulu bir sunum yaptı.

Terakkililere “Altın” ve “Gümüş” Kategorilerinde Edinburgh Dükü Uluslararası Gençlik Ödülleri

0

Terakkililer, Edinburgh Dükü Uluslararası Gençlik Ödülü – Türkiye (The Duke of Edinburgh’s International Award – DoEIA) programının “Altın” ve “Gümüş” kategorilerini başarıyla tamamladı. Aralık’ın ilk haftası Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencimiz Berkin Işık (12B), Levent Yerleşkemizden lise mezunlarımız Tan Uçar ve İlkem Meriç Becan “Altın” kategorisinde; lise öğrencilerimiz Simirna Bulgan (11J), Ece Çelik (11I), Bartu Ortal (11I), Şennur Erdoğan (Fen 12) ve Bora Baygül (11H) “Gümüş” kategorisinde ödüle layık görüldü.

Ayrıca, Edinburgh Dükü Uluslararası Gençlik Ödülü programı yetkilileri 27 Kasım Salı günü Tepeören Yerleşkemizi ziyaret etti. Yetkililer bu ziyarette, Terakki’de 2008 yılından beri uygulanan program doğrultusunda öğrencilerimizin fiziksel gelişim, beceri geliştirme ve toplum hizmeti alanında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi sahibi oldu.

Öğrencilerimiz bu programda hayvan barınakları, kütüphaneler, yaşlı bakım evleri, anaokullarında çalışmak; ihtiyacı olan kardeşlerine derslerinde yardımcı olmak ve sahilleri temizlemek gibi çeşitli birçok çalışma gerçekleştiriyor.

İstanbul’da Birleşik Krallık Başkonsolosluğunda 5 Aralık Çarşamba günü düzenlenen törende sertifikasını alan öğrencimiz Berkin Işık, “tarif edilemez bir deneyim” olarak ifade ettiği bu programdaki serüvenini şu sözlerle kaleme aldı:

“The Duke of Edinburgh’s International Award, benim için tarif edilemez bir deneyim oldu. Bu programa ilk başladığım zamanlarda programı geleceğime yatırım amaçlı bir araç olarak görmüştüm. Onun nasıl gelecekte yurt dışında iş ve eğitimimde bana yardımcı olacağı hayalleri ile başladım bu yola. Yalnız olmamam, benimle birlikte bu programa katılan onlarca arkadaşımın da benimle aynı görüşte olmaları izlediğim yolda ve bu konuya bakış açımda bir hata olduğunu görmemi engelledi. Ta ki ilk gerçek meydan okumamızla yüzleşinceye kadar, “Bronz Kampı”.

Katılacağım kampların en kısası olmasına karşın en zorlu olanıydı. Hiçbirimizin deneyimi yoktu ve üstüne üstlük doğa ana bize sırtını dönmüş, orman bir ölüm tuzağına dönüşmüştü. Ben canımın acıdığını, yorulduğumu ve kendime neden bu eziyeti çektirdiğimi düşündüm. Neden pes etmiyordum, o zamanlar emindim ki kimse ben yarı yolda pes ettim diye şaşırmazdı. Sonra yol boyunca pek çok arkadaşımın umutsuzluğa kapıldığını ve geri dönmek istediğini gördüm. Belki de o an hissettiklerimden ötürü kendimi onların gözyaşlarında gördüm ve haykırışlarında duydum. Onlara yardım etmek için elimden geleni yaptım ve tüm takımımız sağ salim hedefe ulaşınca kendi içimde bir zafer yaşadım. Otobüste eve dönerken aklımda tek bir şey vardı… Önümüzdeki sene bu kampın daha uzununu yapmak zorundayım ve inanılması güç lakin bunu istiyorum.

Seneler geçti, kategorilerin tamamlanma süreleri uzadı, kamp çantaları ağırlaştı ve grubumuz küçüldü sonunda bir tek ben kalana kadar. Şimdi dönüp baktığımda arkama görebiliyorum, yalnız değilim. Bu program, bana daha önce denemeyi aklıma getiremediğim şeyleri yapmamda beni cesaretlendirdi ve beni, bu cesaretle yeni şeyleri denemek konusunda daha güçlü ve kendimden emin hissettirdi. Bana verdiği en önemli şey ise insan ilişkileriydi. Yolculuğum boyunca sayısız inanılmaz insanla tanıştım ve hepsi bana kendinden bir şeyler kattı. Hayatıma dokunan ve hayatlarına biraz olsun dokunabildiğimi hissettiğim bu insanlarla tanışmak sınırsız bir mutluluktu. Bana insanları etkileyebileceğimi ve iyi yönde yönlendirebileceğimi gösterdi.

Şimdi Altın Ödülüm evimin salonunun bir köşesinde parlarken, kendimi kabuğundan sıyrılmış hissediyorum. Dürüst olmam gerekirse hala bir ayağım gölgesini terk etmedi lakin biliyorum ki artık onun içerisinden dışarıya fısıldamaktan başka bir şey yapamayan o çocuk değilim artık. Kendimin daha iyi bir versiyonuyum, daha iyi bir insanım. Bu programın da asıl amacı bu değil mi zaten”

Berkin Işık (12B)

11. Sınıf IB Öğrencileri Olarak Hollanda’da TOK Konferansındaydık

0

Levent Yerleşkesinden lise 11 IB I, 11 IB J ve 11 IB K şubelerinden 10 öğrenci, öğretmenimiz Yasemin B. Erdinç eşliğinde 28 Kasım – 2 Aralık tarihleri arasında, Hollanda’nın Maastricht şehrinde United World College tarafından gerçekleştirilen 8th Theory of Knowledge Conference/8. Bilgi Kuramı Konferansı’na katıldık.

“Where Are We? (Neredeyiz?)” temasına odaklanan konferans, tamamen öğrenciler tarafından hazırlanan bir dizi etkinlik çerçevesinde gerçekleşti. Konferansın amacı dünyanın farklı yerlerinden bizim gibi Uluslararası Diploma Programı öğrencilerinin Bilgi Kuramı derslerinde öğrendikleri konuları ilgi çekici, eleştirel ve yaratıcı bir şekilde sorgulamalarını sağlamaktı.

Rebecca Warren

Bu yılın teması çerçevesinde dünyanın farklı ülkelerinden akranlarımızla insanların içinde yaşadıkları toplumlarda ve dünyada bulundukları yerleri sorguladık ve insanlığın nereye doğru gittiği hakkında tartıştık. Bunun yanında farklı ülkelerden gelen gençler olarak içinde bulunduğumuz sosyal ve kültürel ortamlardan nasıl etkilendiğimizi doğrudan gözlemleme ve değerlendirme fırsatı bulduk. Konferans süresince Parag Mehta, Rebecca Warren ve Leonoor Cornelissen gibi değerli konuk konuşmacıları dinleyerek, dünyadaki konumumuzu sorgulama ve edindiğimiz bilgiler arasında bağlantılar kurma şansımız oldu.

Konuşmacılardan UWC Eğitim Programları Koordinatörü Warren, 21. yüzyılın geleneksel eğitim anlayışlarına yönelik eleştirileri özgün bir sunum yöntemiyle bizlerle paylaştı. Hollanda Adalet ve Güvenlik Bakanlığından Mülteci Politikaları Uzmanı Cornelissen ise yaptığı sunumda göç, göçmenlik, cinsiyet rolleri, kültürler arası etkileşim, Avrupa’nın yüzleşmek zorunda olduğu mülteci sorunları ile çalışırken izlediği yolları hakkında insan hakları temelinde irdeledi. Bu konu kapsamında paylaştığı öyküler insan olmaya dair pek çok konuyu sorgulamamızı sağladı.

Yaşıtımız öğrencilerin hazırladığı atölye çalışmalarına katılarak her birimiz farklı çalışmalardan çok zengin deneyimler edindik. Katıldığımız atölyelerde tartıştığımız başlıklardan bazıları şöyleydi:

“The Admission Office” (Üniversite Kabül Ofisi)

Bir üniversite sizi neden seçmeli? Doğru bir tercih mi yapıyorlar? Onların seçimleri etik mi, nasıl gerekçelendirilebilir? Bu atölyede üniversite kayıt ofisi çalışanları rollerine girerek bu sürecin öğrenci tarafında değil de kayıt kabul bölümünde olmanın anlamını, hayattaki seçimlerin hangi kriterlere göre yapılabildiğini ve bunların etik sonuçlarını irdeledik.

The Meaning of Life and Our Places in the Society (Hayatın Anlamı ve Toplumdaki Yerimiz)

Muhteşem etkinlikler, tartışmalı sorular, kaliteli müzik ve sanat…

Bu atölyede hayatın anlamını, toplumdaki yerimizi sorgularken ilkel/gelişmiş toplum, yaratıcılık/üretkenlik, kültür, toplumsal ilişkiler/siyasi otorite kavramlarını tartıştık. Dünyanın farklı kıta ve ülkelerinden gelen akranlarımızla konulara bazen nasıl farklı bazen ise benzer açılardan baktığımızı görmek tarif edilemez bir duyguydu.

Konferanstaki atölye çalışmalarının yanı sıra çeşitli ülkelerden öğrencilerle tanışmak ve onlarla paylaşımlarda bulunmak hepimiz için heyecan verici ve sıra dışı bir deneyim oldu. Çeşitli okullardaki Uluslararası Bakalorya Programı (IB) ile okuyan birçok yeni öğrenciyle bir araya gelmek, bu süreç için daha motive olmamızı, gündelik yaşamda karşılaştığımız sorunlara karşı farklı bakış açıları geliştirebilmemizi sağladı. Gerek benim için gerekse arkadaşlarım için bu konferans eşsiz bir deneyimdi.

Konferans Tanıtım Paketi’nden alıntı…

“’Neredeyiz?’ sorusu kendi içinde barındırdığı muğlaklıkla ‘Birey olarak toplumdaki konumumuz neresi?’ ‘İçinde bulunduğumuz zamana kadar nasıl geldik?’ gibi yeni sorular sormamıza, yeni tartışmalarda bulunmamıza olanak sağlıyor. Ayrıca ‘İnsanlık olarak nereye gidiyoruz?’ ‘Var olduğumuzu nereden biliyoruz?’ ‘Sahip olduğumuz inanç ve değerler günümüze kadar nasıl değişti?’ gibi yeni soruları da tartışmamıza dahil etmeyi düşünüyoruz.”

Konferansa Katılan Arkadaşlarım:

  1. Mehmet Ali Yüksel
  2. Ayça Yenen
  3. Asuka Zeynep Kunita Demirci
  4. Ece Tüfek
  5. Ece Çelik
  6. Beyza Sude Şener
  7. Bartu Mehmet Ortal
  8. Damla Aslan
  9. Aslı Nur Kavuncu

Kübra N. Sarp (11 IB I)