Sınav Yolculuğu


Yaşamın bir sınav olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda aslında her daim sınandığımızı görüyoruz. Okul yıllarının her anında, sınıfımızı geçebilmek, mezun olabilmek, lise ve üniversiteye girebilmek için… İş hayatına atılırken alanımızda uzmanlaşırken karşımıza çıkan kaçınılmaz gerçek, sınavlar… Yaşamımızın herhangi bir döneminde karşımıza çıkan zorluklarla mücadelemiz de bir sınav aslında. Yaşımız ilerledikçe her birimiz birikimimize, tarzımıza, kişiliğimize göre bir yöntem geliştiriyoruz sınanma karşısında.

Gençler için ise durum yetişkinlere nazaran biraz daha zorlu oluyor. Onlar hayat sınavının daha başındayken, belki de en önemli sınavlarıyla karşı karşıya kalıyorlar. TEOG, YGS, LYS, YKS… Sınanma konusunda çok da tecrübeli olmadıkları bir dönemde, onların deyimiyle “Hayatlarının geri kalan kısmını belirleyecek.” sınavlara giriyorlar. Aslında bilgi birikimlerini ölçen bu sınavlar, “Çocukların ve gençlerin başkalarının gözündeki değerini belirleyecek.” sınavlara dönüşüveriyor birdenbire. Sınavlara yüklenen anlam bu boyuta ulaşınca, her yıl milyonlarca öğrenci ve aileyi bir telaştır sarıyor. Tabiki girilen sınavlardan başarıyla çıkılmak istenmesi kadar doğal bir beklenti olamaz. Başarı için ise gerekenler belli:

  • Akademik altyapı (Bilgi birikimi)
  • Planlı, programlı çalışmak
  • Kendine güven
  • Olumlu motivasyon

Bu bileşenler bir araya geldiğinde başarılı olmak çok da zor değil. Ancak bunları bir araya getirmek bazen çok kolay olmuyor. Yukarıdaki maddelerden ilk ikisi aslında halledilmesi en kolay olanları. Eğer istenirse, bilgi eksiklikleri iyi bir çalışma planıyla kapatılabilir. Ancak diğer iki maddenin, “kendine güven” ve olumlu motivasyon”un geliştirilmesi ve oluşturulması ise pek çok faktöre bağlıdır ve oldukça zordur. Genç, çevresinden aldığı geribildirim ve yorumlarla motive olur veya olamaz, kendine olan güvenini kazanır veya kaybeder. Sınava hazırlık sürecinde iyi niyetiyle gence yardımcı olmaya çalışan anne babası belki de “özgüven” ve “ motivasyon” konusunda en büyük etkiye sahiptir. Bu nedenle, sınava hazırlık sürecinde çocuğuyla “sınava hazırlanan” anne babalara büyük iş düşüyor.

Değişimi Yönetmek

Sınav sistemlerinde büyük değişimlerin yaşanacak olması ebeveynlerin de, çocukların da kaygısını arttırıyor. Belirsizliğin ya da değişikliğin çoğu kişide kuşku ve endişe uyandırması olağandır. Ancak, böyle dönemlerde başarıya odaklanabilmek ve istenilen sonuca ulaşabilmek için ayırt edici faktör değişimi başarıyla yönetebilmektir. Herhangi bir sınava hazırlık sürecinde, kişi elinde olmayan değişkenlerden çok, kendi içinde oluşturabileceği değişim ve gelişimlere odaklanırsa, yaşanan değişikliklerden ve belirsizliklerden en az düzeyde etkilenir. Kuşku ve endişe duygularına yenilerek çalışma temposunu azaltanlar, rakiplerinin gerisine düşer. Gençlerin ve çocukların değişime ayak uydurmasına destek olmak için yapılması gerekenler oldukça önemlidir. Öncelikle onların bu süreçte duygularını anlamak, bu duygularla ilgili onlarla konuşmak yararlı adımlardan biridir. “Bu değişme maruz kalan, mağdur” düşüncesinden hızlıca uzaklaştırıp, yaşamları ile ilgili kontrolü ellerine almalarına destek olmaksa bir diğer önemli adımdır. “Sınav değişiklikleri hep bizim dönemimize denk geliyor. Zaten SBS de biz 8. sınıftayken TEOG olmuştu.” gibi konuşmalara bu aralar gençler arasında sıkça rastlamak mümkün. Bu noktada, bu gibi düşüncelerin
sürece olumlu etkisi olmadığını konusunda gençlere yol göstermek önemlidir.

O halde, girilecek sınavın adı ve sistemi ne olursa olsun üstünde durulması gerekenler bellidir:

  • Çocuklar ve gençler için; sınavları oluşturan müfredata çalışıp, kendi iç dinamiklerine odaklanmak.
  • Ebeveynler için ise; belirsizliğin yarattığı kaygıyı çocuklarına yansıtmadan, onlara duydukları güveni hissettirmek, hissetirebilmek.

Çocuklarımız, değişimi başarıyla yönetip, bu süreçten başarıyla çıkanların lider olduğu bir dünyaya hazırlanıyor. O nedenle, gençlerin bu beceriyi geliştirmeleri, sadece sınavlarda değil, yaşamlarında da bir adım önde olmalarına olanak sağlayacaktır.

Evet, isimleri, tarzları değişse de bir sınav süreci var, gençler ve aileleri için. Çocuklar sınav konularıyla ilgili ne kadar bilgili oldukları konusunda sınanacaklar. Aileleri ise bu süreçte çocuklarıyla olan iletişim bağlarını güçlendirmek veya zedelemek, ayrıca çocuklarının özgüven geliştirmelerine destek olmak veya olamamak konusunda sınanacaklar.

Sınava Hazırlık Sürecinde Yaşananlar
A.
A., annesinin babasıyla konuşmasına şahit oldu dün akşam: “…… Lisesi için sınavlarda hiç hata yapmaması lazım, 1 soru kaçırsa bile bu okula girmez.” diyordu annesi. Soruların tamamını doğru cevaplamak zorunda olduğu bir sınava girecekti A. Biraz haksızlık olduğunu düşündü ama ne yapsın, başka çaresi yoktu. Bu büyük hedef için A, çok sevdiği basketbolu bıraktı. Çünkü hafta içi okul sonrası özel dersleri, hafta sonu da sınava hazırlık kursu vardı.
Ders dışı etkinliklere ayıracak vakti yoktu. Aslında, düzenli çalışıyor, öğretmenlerinin ve annesinin verdiği ders çalışma programına uyuyordu. Elinden geldiğince… Daha önce hiç bu kadar çok çalışmamıştı. Dersini dinleyip, sınavdan önceki gece biraz çalışmak onun için yeterli olmuştu hep. Şimdi çok daha planlı ve düzenli çalışmalıydı. Nasıl yapacağını pek bilemiyordu. O yüzden öğretmenlerinin ve annesinin onun için yaptığı programa uymak daha
kolay geliyordu. Ama bazen de çok sıkılıyor, TV izlemek, bilgisayarda vakit geçirmek istiyordu. İşte o zaman annesi, onu hemen uyarıyor, hemen dersine dönmesini istiyordu. Deneme sınavlarında 5-6 yanlış yaptığı oluyor, böyle olunca evdeki kurallar daha da sıkılaşıyordu.

A’nın annesi başarılı bir öğrencilikten sonra, bir şirkette yönetici olarak çalışıyordu. Oğluna verdiği “iyi imkanların” karşılığı olarak, yıllardır hayalini kurduğu lisenin velisi olmak istiyordu. Kendisi de iyi bir liseden mezun olmuş, sonrasında iyi bir üniversiteyi kazanmış ve iş hayatında da başarılı olmuştu. Bu nedenle, A’nın da “iyi okullar”dan mezun olmasını istiyordu. Bu yıl tüm enerjisini oğlunun başarılı olması için harcayacaktı. İşi dışında hiçbir program yapmayacaktı. Misafir kabul etmeyecek, arkadaşları ile çok az görüşecekti. Mükemmeliyetçi bir yapısı vardı. Hataya tahammülü azdı. Bu nedenle oğlunu çok sevmesine rağmen, onu eleştirdiği zamanlar çoktu. Ama ne yapsın, oğlu için en iyisini istiyor, Onun çok başarılı bir birey olarak yetişmesini arzuluyordu. A’nın deneme sınavlarında yaptığı yanlışlar moralini bir hayli bozuyor, bir de yakın arkadaşının oğlunun daha başarılı deneme sonuçlarını duyunca kaygısı daha da artıyordu. Böyle durumlarda A’nın üstüne fazla gittiğini fark ediyordu. Kendini oğlunu eleştirirken, böyle giderse hiçbir yeri kazanamayacağını söylerken buluyordu. Elinde değildi, başarı için çok çalışmak, durmadan çalışmak gerekiyordu ona göre. Bu aralar oğlunun yeterince gayret göstermediğini düşünüyordu.

A, bir süre sonra “Acaba ben başarısız biri miyim?” diye düşünmeye başladı. Deneme sınavlarında bir türlü “full” çıkartamıyordu. Aslında toplam 100 sorudan sınav oluyor, yaklaşık 95-96’sını doğru yapıyordu. Ama annesi onun daha iyi yapması gerektiğini söylüyordu. “Daha çok çalışsaydın, yapardın” diyordu A’ya. A, BAŞARISIZ olduğunu
düşündü hep. Annesini üzdüğü için çok mutsuzdu.

A, 100 soruda 96 doğru yapabilmek gibi, aslında büyük bir başarı elde ediyorken, nasıl oluyor da kendisini başarısız
hissediyordu?

B.

B, o gün çok sinirliydi. Okuldaki psikolojik danışmanının odasına hızla girdi ve “Sizinle acil konuşmam lazım, yoksa patlayacağım” dedi. Danışmanı B’ye neler olduğunu anlatmasını istedi, durumu anlayabilmek için. B, dün akşam odasında matematik testini çözdükten sonra, arkadaşları ile yazışıp, bugün okulda olan bir olay ile ilgili fikir alışverişi yaptığı söyledi. O sırada, annesinin ona meyve getirmek bahanesiyle “kapıyı çalmadan” odasına girdiğini ve onu telefonuyla meşgul olurken görüp “Yine mi telefon!” dediğini belirtti. B’ye göre hep böyle oluyordu zaten. Annesi, o hep testlerini bitirip, başka bir şey ile uğraşırken odasına gelirdi. “Tesadüfün böylesi” diyordu. “Dersimi çalışıyorum, işimi bitiriyorum, ama annem beni hep başka şeylerle uğraşırken gördüğü için kaytardığımı sanıyor.” dedi.
Sonrasında, annesinin “Yine mi telefon” sözünü duyan babasının da odaya gelmesiyle B, odasının büyük bir gerilim hattına dönüştüğünü söyledi. Babası zaten ona hiç güvenmiyordu. “Bu gidişle hedeflediğin yeri kazanman çok zor.” dedi yine. Annesi de babayı destekler bir şekilde B’ye baktı ve “Sen de bizim seni okutmak için gösterdiğimiz özverinin birazını göstersen, ne kadar başarılı olacaksın. Ama yok, aklın hep başka işlerde.” dedi ve gitti. B de onlara arkalarından “Bıktım bu sözlerden, yeter!” diye bağırdı. Şu an konuşmuyoruz, birbirimize küstük.” dedi B ve ekledi: “Çok üstüme geliyorlar, beni anlamıyorlar. Başaramazsam beni sevmeyecekler, biliyorum”.

Yukarıda ele alınan örnek durumlarda görüldüğü gibi sınava hazırlanmak uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta kişinin kendinden kaynaklanan kaygılar, endişeler olabildiği gibi yakın çevresinin sunduğu beklentiler de süreci etkiliyor. Ebeveynlerin sınava dair düşünceleri ve duyguları çocuklarına yönelik yaklaşımlarının oluşumuna neden oluyor. “Yeterince çalışmıyor, sınavda bildiklerini hatırlayamazsa, aklını yeterince kullanmıyor, bu sınav hayatının dönüm noktası, kazanmazsa başkalarına rezil oluruz, ya kazanamazsa” düşünceleri, kaygı, öfke ve gerginlik duygularını oluşturabilir. Bu da ebeveyn ve çocuğu arasındaki iletişimi olumsuz etkiler. A’nın 100 soruda 96 doğru yaptığı halde kendini başarısız hissetmesi, hissettirilmesi… Herkesin bu süreçte “kendince” iyi niyetli çabası
belki de kurtulunması uzun zaman alacak bir duyguya neden oldu A’nın zihninde. Bunu tamir etmek, sınava hazırlanmaktan daha zor olsa gerek…

“Ya kazanamazsam, diğerleri benden daha zeki, sınavda bildiklerini hatırlayamazsam, daha çok çalışmam lazım, bu sınav hayatımın dönüm noktası, kazanmazsam aileme, arkadaşlarıma ve öğretmenlerime rezil olurum.” gibi olumsuz düşünceler, olumsuz duygulara yol açıyor: Kaygı, Güvensizlik / Değersizlik Duygusu, Gerginlik. Buna
paralel olarak gençlerde ve çocuklarda bazı psikosomatik rahatsızlıkların (baş ağrısı, kas ağrısı, saç dökülmesi, çeşitli cilt hastalıkları vb.) görülebiliyor.

Nasıl Yardım Edilmeli?

Bu zorlu süreçte ebeveynlerin öncelikle kendi, sonrasında ise çocuklarının düşüncelerini ve bu düşüncelerin yarattığı duyguları anlamaya çalışmalı ve bu farkındalık çerçevesinde süreci daha rahat geçirmeye odaklanmalıdırlar. Ebeveynler olarak;

  • Koşulsuz olarak çocuğunuzu kabul ettiğinizi ve sevdiğinizi her fırsatta gösterebilmek,
  • Gerçekçi bir bakış açısıyla çocuğa/gence yaklaşabilmek,
  • Sınav sistemi hakkında yeterince bilgi sahibi olmak ve sürece çocukların/gencin gözünden bakabilmek,
  • “Çalış” deme konusunda daha sabırlı olabilmek,
  • Geçen yıl sınava hazırlanan biriyle karşılaştırmak yerine, onun gelişimi üzerine yapıcı yorumlarda bulunmak,
  • Aile sohbetlerinin odağını sınav konusundan uzaklaştırıp onun farklı ilgi alanları hakkında da konuşmak,
  • Birlikte geçirilecek zamanlar yaratarak, onun duyguları üzerine konuşmak. Yorum yapmadan, sadece dinleyerek…
  • Çocukların/gençlerin kendilerini suçlu değil, daha rahat hissedebilmeleri için gereğinden fazla değil, yeterince fedakârlık yapmak.
  • Çocukların gözlem gücü çok güçlü olduğu ve siz konuşmadan da, kaygınızı sezebildikleri için sözsüz iletişimin, beden dilinin gücünü önemsemek, beden diliyle de olumlu mesajlar göndermek,
  • Çocukların / gençlerin hala ergenliği yaşadığını hatırlayarak onlara yardım edebiliriz.

Çünkü onlar hala,

  • Arkadaşlarına daha yakın ve bağımlılar,
  • Duygularını uçlarda yaşıyorlar,
  • Özgürlüklerine düşkünler,
  • Değişken duygular taşıyorlar,
  • İç çatışmalar yaşıyorlar,
  • Gözü pek, cesur davranışlara girişebilirler,
  • Sınırları tayin etmede zorlanırlar,
  • Sorumlulukları sahiplenmekten kaçınabilirler,
  • Kişiliklerine ve kararlarına anlayış ve saygı beklerler.

Kaynakça:

  • Yeşilyurt, F. (2007). Sınav Kaygısı ve Başetme Yolları, Remzi Kitabevi, İstanbul
  • Yılmaz, H. (2005). Sevgili Anne ve Babacığım, Lütfen Bu Kitabı Okur Musunuz? Çizgi Kitabevi, Konya
  • Cüceloğlu, D. (2015). Başarıya Götüren Aile, Remzi Kitabevi, İstanbul
  • Cüceloğlu, D. (2016). Geliştiren Anne-Baba, İstanbul
  • Özer, Prof Dr K. (2013). Ayşe ve Ailesi Sınava Hazırlanıyor, Remzi Kitabevi, İstanbul

Uzman Psikolojik Danışman Müge Kösoğlu

Bu yazı Gelişim dergimizin 2018/15 sayısında yayımlanmıştır.

23. Kariyer Günleri’nde Üniversiteleri Tanıyoruz

0

Levent Yerleşkemizden lise 11. sınıf öğrencilerimiz ve Tepeören Yerleşkemizden lise11 ve 12. sınıf öğrencilerimiz, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin gerçekleştirdiği 23. Kariyer Günleri kapsamında 26 Ekim Cuma ve 31 Ekim Çarşamba günleri Boğaziçi Üniversitesi’ni gezdiler.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için her yıl tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. Bu doğrultuda öğrencilerimiz 23. Kariyer Günleri’nin “Üniversiteleri Tanıyoruz” programı çerçevesinde Boğaziçi Üniversitesi Tanıtım Ofisinden Mesut Gökdai ile buluştu.

Bu süreçte öğrencilerimiz; üniversitenin eğitim politikası, yer alan bölümler, sosyal imkanlar, yurtdışı bağlantıları, çift ana dal ve yan dal programlarının kabul koşulları ve mezunlarının yurtiçi ve yurtdışındaki faaliyetleri ve kariyer süreçlerine dair bilgi sahibi oldu.

Mutluluk

Herkes bir ömür boyu mutluluğun peşinden koşar, kimi yakaladığını kimi hiçbir zaman yakalayamayacağını düşünür. Peki, mutluluk peşinden koşarak mı yakalanır, yoksa zaten içimizde mi saklıdır? Mutluluk bir andan mı ibarettir yoksa kişinin çabalarından mı doğar? Sizin için bu soruları her zaman pozitifliğiyle, güler yüzüyle tanıdığımız Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’na yönelttik ve yaşam enerjimiz olan mutluluğu her yönüyle ele almaya çalıştık.

Mutluluk nedir? diye çevremizdeki kişilere sorduğumuzda kişiden kişiye değişen yanıtlar alabiliyoruz. Siz mutluluğu nasıl tanımlıyorsunuz?

Mutluluğu iki boyutta ele alabiliriz. Birisi duygu durumudur: Hoşluk, huzur ve memnun olma halidir ve bunun değişmesini istememektir. İkinci boyutu ise farkında olmaktır. İnsan beynini sağ beyin sol beyin diye düşündüğümüzde; mutluluğun sadece sağ beyin fonksiyonu olmadığını görüyoruz. Sol beyin de devreye giriyor ve mutluluğu fark etmemizi sağlıyor “İşte bu, mutluluk!” diyor. Bu durum olmadığında; kişiler “Geriye dönüp baktığımda aslında o zaman ne kadar mutluymuşum ama farkında değilmişim” gibi ifadeler kullanabiliyorlar. Bir İngiliz ekonomi profesörü Richard Layard, “Mutluluk” (Happiness: A New Science) isimli kitabında, mutluluğu, değişmesinin istenmediği hoş bir hal olarak tanımlıyor. Ben ikinci boyutu, yani mutluluk anının farkında olabilme kısmını da önemli buluyorum. Örneğin; bir çocuğu gözlemlerken, onun ne kadar mutlu olduğunu düşünebilirsiniz, ama çocuğa, “Sen şimdi mutlu musun?” diye sorsanız, büyük olasılıkla size cevap veremeyecektir. Mihály Csíkszentmihályi diye bir psikolog mutluluğu, “akış halinde olma durumu” olarak tanımlıyor. Yaşamın akışına o kadar çok kendinizi kaptırmışsınız ki, yaptığınız iş ve siz bir bütün olmuşsunuz. Çocuklarda bunu gözlemleyebiliriz. Çocuk kendini bir işe kaptırdığında, o işle bütün olur ve bunu yüzüne yansıyan ifadeden de anlayabiliriz. Mutluluk aslında yaşanan anda saklı olan bir duygudur. “Mutluluğu bekledim bekledim, şimdi altmış yaşıma geldim, bu yıllar mutluluk yıllarım olacak.” diye bir ifade gerçeğe uymuyor, hatta bu beklenti bir hayal kırıklığı da yaratıyor. Bu nedenle, yaşarken mutlu olduğunun farkına varmak önem kazanıyor. Aslında mutluluğu maneviyat açısından da ele alırsak bunu şükür duygusu olarak da ifade edebiliriz. Parasızlık çekiyorsunuzdur, işiniz yoktur ama sağlığınız yerinde olduğu için şükredersiniz ve mutlu olduğunuzu fark edersiniz. İşte bu bir bilinç meselesidir.

Mutlu olmak için hangi temel unsurlara ihtiyacımız vardır?

Richard Layard, aslında bir ekonomist ve ekonomide mutluluğu tanımlıyor. “Mutluluk” kitabında, kırk sekiz ülkede yapılan on binden fazla araştırma sonucundan bahsediyor. Araştırmalarında, önem sırasına göre kişileri mutlu eden maddeleri sıralıyor. İlk beş madde tüm ülkelerde aynı, altı ve yedinci madde bazı ülkelerde yer değiştiriyor. Layard, araştırmalarında kişileri mutlu eden unsurları şu şekilde sıralıyor:

1. Mutluluğun en temel unsurun sağlıklı aile ilişkisi olduğu belirtiliyor. Burada aile ilişkisi mutlaka bir evlilik ilişkisini değil, birlikteyken güvende ve rahat hissettiğiniz insanların varlığını ifade ediyor.
2. Bir sonraki önemli unsur geleceğe güvenle bakmak olarak kabul ediliyor. Geleceğe duyulan güven ekonomik durumun ötesindeki bir güveni kapsıyor.
3. Bir diğeri işini anlamlı bulmaktır. İşini anlamlı bulan kişi, kendini vererek çalışacağı için işinden daha çok tatmin olur.
4. Yakın dost ve arkadaşların olması bir diğer unsurdur; çünkü bu çok önemli bir ihtiyacı gideriyor. Biz toplumsal olarak aslında bu konuda şanslıyız. Richard Layard, bir araştırmasında 1946’da yapılan mutluluk ölçümü ile 1996’da yapılan mutluluk ölçümünü karşılaştırıyor. Bu araştırmada, Batı ülkelerinde gelir üç kat artmışken mutluluk oranı %40 azalmış olarak bulunuyor. Bu da gösteriyor ki, insanlar mutlu olsun diye gelirlerini arttırmaya yönelik uygulanan yaklaşımlar mutluluğa ilişkin olumlu sonuç vermiyor.
5. Sonra sağlık geliyor. Örneğin, bir kişinin sağlığı yerinde değil ama söz ettiğimiz diğer unsurlara sahip olduğu için kendini mutlu hissediyor, çocuklarım yanımda, arkadaşlarım ziyaretime geliyor diyerek şükür duygusunu ortaya koyuyor.
6. “Kararlarımı kendim veririm, özgürüm.” düşüncesi önemli bir başka unsur olarak ele alınıyor. Kişinin kendi geleceği ile ilgili seçenekleri değerlendirerek tercih yapabilmesi, ona yaşamımın kontrolü bende duygusunu yaşatıyor.
7. Kişinin yaşamına yön verecek değerler ise en son ele alınan unsur olarak karşımıza çıkıyor. Doğru ve yanlış olan nedir? İyiyi ve kötüyü ayırt edebiliyor muyum? Vicdanımın sesi ne diyor? gibi sorular değerleri ortaya koyuyor.

Kişinin bu unsurları bilmesi önem kazanıyor. Örneğin, insanlar mesleklerinde ilerlemek için sık sık şirket değiştiriyorlar. Ama bakıyorsunuz daha mutlu olamıyorlar. Neden diye düşündüğümüzde, hem ailesinin hem kendisinin alıştığı sosyal ortamdan uzaklaşmalarının, yeni girdikleri ortamlarda geçici ilişkiler kurmalarının bir boşluk oluşturduğu gerçeği öne çıkıyor.

Kadın ve erkeği mutlu eden unsurlar farklı mıdır?

Aslında unsurlar açısından mutluluk tanımlarında cinsiyet farklılığı yok ancak unsurların kat saylarının farklı olduğunu görebiliyoruz. Örneğin, araştırmalarda ilk unsur olarak ele alınan sağlıklı aile ilişkisi oluyor. Sağlıklı bir aile ilişkisini gerçekleştirmek her iki cinsiyet için de öncelikli konumda yer alıyor ancak erkek ve kadın bunu gerçekleştirebilmek için farklı yollar deneyebiliyorlar. Eğer ailede sağlıklı bir ilişki olamazsa her ikisi de mutlu olamıyor. Kadın, “Beni her şeyden üstün tutsun, sırtımı dayayabileyim, güven duyabileyim ve ben onun kraliçesi olayım.” istiyor. Aslında enteresan bir şekilde erkek de bunu istiyor ancak ifade etmeyi güçsüzlük olarak kabul ediyor ve eşinin her zaman onu güçlü olarak algılamasını ve “Sen benim kahramanımsın.” şeklinde bakmasını istiyor. Eşinin böyle bakmadığını düşünse bile bunu hiçbir zaman söyleyemiyor, onun anlamasını bekliyor, küçük ipuçları veriyor. Erkek, bir sorunu olduğu zaman yalnız kalmak istiyor, bu noktada karısı ise kocam benden uzaklaştı beni sevmiyor diye düşünebiliyor. Kadın çözüm odaklı değil paylaşım odaklı erkek ise tam tersidir. Kadın ve erkek birbirlerinin gözü ile görmeye çalıştıklarında da bu tip sorunları yenip mutlu olabiliyorlar.

Mutluluk genetik faktörlere bağlı mıdır?

Genetik bir yatkınlık her alanda olduğu gibi mutlulukta da var. Martin Seligman diye bir psikolog da genetik yatkınlığı vurguluyor. Çocuk genetik olarak karamsar bir mizaca yatkın olsa da, olumlu bir aile ortamı çocuğun mizacı üzerinde değişikliğe yol açabiliyor. Anne baba çocuğunun ortamını denetlediğinde öğrenilmiş bir pozitiflik de çocuğun yaşamında yer alabiliyor. Mutluluk genetik faktörlere bağlı ancak kaderimiz değil. Geçen gün okuduğum bir kitapta gördüğüm söz beni çok etkiledi: “Eylem kaderi yener.” Bu sözdeki kader ifadesi, aslında genetik yapımız gibi. Farkına varıp mücadele ettiğimizde, bu yapıyı da yenmemiz mümkündür.

Genetiğin dışında, çevresel koşulların henüz anne karnındayken başlayan etkisini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bebek anne karnındayken, 4. 5. aylarda beynin oluşumu başlıyor ve ilk oluşan da sürüngen beyin dedikleri iç beyin oluyor. Böylece çocuk daha doğmadan önce örtük bellekler geliştirmeye başlıyor. Buradaki örtük bellek dediğimiz bellekte dış uyaranlardan gelen pek çok bilgi bulunuyor. Örneğin hamileliği sırasında anne herhangi bir şeyden, bir sesten vs. korkup çekildiği zaman o ses ile o kimyasal durum çocuğa da geçmiş oluyor. Çocuk korkuyor ama niye korktuğunu bilmiyor. Çocuğun iki yaşına kadar edindiği deneyimler örtük bellekte depolanıyor.

Çocuk bu dönemde yaşadıkları ile iki temel sorunun cevabını bulmak istiyor. “Güvende miyim? “ ve “Beni seviyorlar mı?” Örneğin, anne çocuk kucağındayken bir başkasıyla bağırarak konuşuyorsa, çocuk burada iki sorusunun cevabını buluyor, kimsenin umurunda değilim ve güvende değilim. Ama böyle karar verdiğinin farkında değil. Ve acı olan şu, eğer farkına varıp üzerine çalışmazsak bu örtük bellek ölünceye kadar kişiye “Hayat güvenilmez bir yerdir ve ben değersizim.” hissini yaşatır. Bu gerçek, anne babaya büyük bir sorumluluk veriyor; çünkü en önemli kayıtlar bu dönemlerde oluşuyor. Çocuk birisi kızgın mı değil mi, seste sevgi mi var öfke mi var, o dokunuşta şefkat mi var haşinlik mi var bunu anlıyor. Beyin bu bilgileri bütünleştirerek “insanlara güvenemem, güvenilmez bir dünya içindeyim.” düşüncesine ulaşıyor. Böylece bu duyguları yaşayan bir kişi mutluluğu yakalayamıyor.

Polyannacı diye adlandırdığımız kişiler, ellerine büyüteçleri alıp, yaşamlarındaki mutluluğu arayan kişiler midir? Bu doğru bir yol mudur? Yoksa bu durum insanı yanılgıya götürür mü?

Bu kişiler, eğer gerçekçilik ve sorumluluk bilinci içerisinde pozitif olabiliyorlarsa bu çok güzeldir. Bu kişileri takip ettiğinizde, daha sağlıklı, daha uzun ömürlü ve verimli yaşam sürdürdüklerini görebiliriz. Ancak sorumluluktan kaçmak, gerçeklere gözünü kapamak için pozitivizmi seçiyorsa, sorunları çözmek yerine görmeme tutumunu seçiyordur, bu da uzun vadede onu mutsuzluğa götürür. Danial Siegel, “Dört yaşındaki bir çocuğa bile, yaşamındaki olumlu noktayı gösterebilirsiniz.” diyor. Örneğin, çocuk parkta arkadaşı ile kavga etti, eve gelip annesine bir daha o arkadaşı ile oynamayacağını söylüyor. Anne ne yapıyor? Çocuğuna, o arkadaşı ile güzel anılarını, birlikte kavga etmeden oynadıkları zamanları hatırlatmaya çalışıyor. Seligman’ın “Pozitivizm” kavramında da bundan bahsediliyor. Karamsar düşünmeye başladığınızda, yaşamınıza dönüp olumlu noktaları görmeye çalışmalı ve kendinize “Ben istersem olumluyu seçebilirim.” diyebilmelisiniz.

Mutlu değilseniz bile gülümseme hareketinin beyne bir mesaj ilettiği ve beynin bunu kişiye mutluluk olarak hissettirdiği doğru mudur?

Kesinlikle doğru. Daniel Kahneman adında Nobel ödüllü psikolog “Yavaş ve Hızlı Düşünmek” adlı kitabında bir araştırmadan bahsediyor. Bir kişi, mutlu bir yüz ifadesi takındığında, gerçekten mutlu hissetmiyor olsa da, bu ifade beyne o kişinin mutlu olduğa dair bir sinyal veriyor. Kahkaha sesi duymak, gülen bir insana bakmak, tebessüm etmek nöronlar arasında sinaptik ilişkinin kurulmasına ve böylece kişinin kendisini mutlu hissetmesine yol açabiliyor.

Amerika’da akşamüstü 7’de başlayan bir yüksek lisans dersi veriyordum, insanlar çok yorgun ve keyifsiz geliyorlardı. Verdiğim ders de bilişsel psikoloji dersiydi. Derse şöyle başlamaya karar verdim. Masaya oturup birine bakıp gülüyorum, tuhaf oluyor karşımdaki kişi bana bakıyor, ben devam ediyorum. 5 dakika içinde hiçbir şey söylemeden bütün sınıf kahkahalarla gülmeye başlıyorduk. “Herkes niye gülüyoruz biz?” diye düşünüyordu. Aslında bir neden yok, benim gülüşüm ayna işlevi görerek, onlarda da mutluluğu tetikliyordu.

Günümüzde, ilişkilerin facebook, tweeter, telefon gibi sanal ortamlarda yürütülmesi, insanların mutluluk duygusunu yaşamalarında nasıl bir etken oluşturuyor?

Burada önemli olan ilişki içinde olmak ve bu ilişkiyi kendi seçiminle yaşamak. Belki çocuk, sanal dünyada bunu hissediyor, “Kiminle konuşacağımı ben seçtim.” diyor. Ergen ise, anne babasının “Şunu yapma, bunu yapma, bu yanlış.” söylemlerine karşı, sanal dünyada kendini tamamen özgür hissedebiliyor. Bu imkânı bulduğunda da ayrılmak istemiyor. Çocuklar neden bilgisayardan ayrılmak istemiyorlar konusuna girdiğimizde çocuğun kendini özgür hissetmesi, yargılanmaması, kendi seçimlerini yapıyor olması, kendisini istediği şekilde ortaya koyuyor olması gibi farklı boyutlar da işin içine giriyor.

Değerlerin maneviyattan, maddiyata yönelmesi, hızlı tüketim alışkanlığı mutlu olmamızı nasıl etkiler?

Martin Seligman “Gerçek Mutluluk” adlı kitabında tam da bundan bahsediyor. Zevk almak, hoşlanmak ile mutlu olmak arasında bir fark var. Örneğin, bir etkinlik sırasında zevk alıyor, bittikten sonra geriye hiçbir şey kalmıyorsa bu durum hoşlanmak olarak ele alınabilir. Televizyon izlemek buna örnek olarak verilebilir. Ancak, enteresan bir şekilde kitap okurken durum farklı oluyor. Kitap okuyorsun, kitabı okuyup bitirdikten sonra da o hoşluk hali devam ediyor. Bu durumu başka bir örnekle de açıklayabiliriz. Örneğin, sizin için güzel bir kahvaltı hazırlanıyor. Böylece güzel bir kahvaltı yapıyorsun. Bu durumu kahvaltı hazırlamak ile karşılaştırdığımızda, kahvaltı hazırlayan için hoşluk halinin ötesinde mutluluktan bahsetmek daha doğru oluyor; çünkü kahvaltıyı hazırlayan kişi aynı zamanda üretici pozisyonuna geçiyor ve yaşadığı duygu kalıcı oluyor. Kahvaltının hazırlanmasına dahil olmayan kişi için yemek yedikten sonra o keyif ve hoşluk hali de bitiyor. Bu nedenle tüketim sadece anlık hoşluk hissi verirken kalıcı mutluluk sağlayamıyor.

Öyleyse bu sonuç, paranın mutluluk getirdiği düşüncesi ile örtüşmüyor.

Araştırmalar paranın bir noktaya kadar mutluluk oranına etki ettiğini gösteriyor. Amerika’daki ortalama gelirin çok daha altında gelire sahip olan ülkelerde, mutluluk ölçümü yapıldığında mutluluk oranlarının daha yüksek çıktığı görülüyor. Yıllık 60000 dolar gelirin altında kalan nüfus gerçekten zorlanıyor, yaşamı olumsuz etkilenebiliyor. Ama 60000 dolar ile bunun çok üzerine çıkılması arasında da çok büyük farklar görülmüyor. Azalan dönüşler de diyorlar buna, 60000 ile 150000 dolar kazanmak arasında o kadar da büyük bir fark oluşmuyor. Bir insan, ne kadar çok seçeneğe sahipse o kadar mutlu oluyor görüşünün yanlış olduğu ortaya çıkıyor.

Sizce çocukları ne mutlu ediyor?

Benim bakış açıma göre insanların doğasında mutlu olmaları için bir eksiklikleri yok. İnsan, muhteşem bir sinir sisteminden oluşuyor. Donanımına baktığınızda yüz milyarın üzerinde nöron var. Her bir nöronun 10000 civarında ortalama sinaptik ilişkisi var. Yani insan, aklın alamayacağı bir potansiyele sahip. Donanımın yanında bir de insanın doğuştan getirdiği yazılımı var. Çok basit bir yapıya sahip olan bu yazılım bize şunu der: “Belirsizlikten rahatsız olacaksın. Belirsizliği, belirgin hale getirmek için elinden geleni yapacaksın.” Bir diğeri de merak etmek ve soru sormak. Çocuk soru soracak. “Bu ne?” diyecek. Doğduğunda bunu önce gözüyle yapacak. Çevresindeki nesnelere bakacak, onları tadacak, koklayacak ve keşfedecek. Biliyor musunuz çocuk bunu yaparken çok mutlu oluyor. Demek istediğim, beyin kendi doğası içinde çalışırken zaten mutlu oluyor. Yani çocuğun mutluluğu var oluşundan ve yaşamasından geliyor.

Çocuğun dört tane temel gereksinimi var. Birincisi biyolojik gereksinimler. Bunun içinde çocuğun doyması, uyuması, gazının çıkarılması, yaşamının devam ettirilmesi var. İkincisi ise akıl gereksinmeleri yani çocuğun soru sorma, gelişme, merak etmek isteği olarak ele alınıyor. Daha dünyanın hiçbir yerinde meraksız çocuk doğmamıştır. Hangi millet, dil, din, ırktan olursa olursun her çocuk potansiyel bir filozof ve bilim insanı olarak doğuyor. Üçüncüsü gönül gereksinimleridir. Çocuk, sevmek, sevilmek istiyor. Bağlanmak istiyor. Naz yapmak istiyor. Çocuk kendisi ile ilişki kurulsun istiyor. Bundan da çocuk büyük keyif alıyor. Dördüncü gereksinim ise büyük resim bilinci oluşturmaktır. Çocuk öğrendiklerini bütünleştirmek ister, bir bütünün içerisinde “Ben neredeyim?” sorusuna cevap bulmak ister. Bence anne babalar çocuklarının potansiyelinin bilicinde olup her akşam yarım saat, bir saat çocuklarıyla beraber kitap okumalı, sohbet etmeliler.

Çocuk, aklınızın ucuna gelmeyen sorular sorar ve sizi şaşırtır. Bunun için soru sormaya önem veren bir aile kültürünün olması gerekir. Bilmeye değil, soru sormaya önem vermeliyiz. Onun için ben sık sık öğretmenlere sınıfta bir öğrenci soru sorduğunda bunun çocuk için çok önemli bir adım olduğunu söylerim. Ancak ülkemizde genel olarak öğretmen, kendisinin her şeyi bilen, mükemmel, hiçbir açığı olmayan biri olarak görülmesini istiyor. Sınıfta bir öğrenci soru soruyor, bakıyor ki sorunun cevabını bilmiyor ve ayrıca sorunun konu ile de hiç alakası yok. Öğretmen: “Niye bu soruyu sordun? Aklına takılan her şeyi soracak mısın böyle? Sınavda da böyle bir soru sormayacağım, o yüzden bu soruyu sormana gerek” diyor. Böylece öğrencilerine, “Soru sormak iyi bir şey değildir.” mesajını veriyor. Bir de öğretmenin şöyle yaklaştığını düşünün. “Niye sordun bu soruyu? Daha önce hiç duymadım böyle bir soru. Çocuklar siz duydunuz mu? Önce arkadaşımıza bir alkış alalım. Hiç kimsenin sormadığı soruyu sordu.” diyerek öğretmen, soru sormanın, bilmekten daha önemli olduğu mesajını veriyor.

Birçok anne baba, çocuklarının “Hep mutlu olmasını, hiç üzülmemesini” isterler ve bunun için de yoğun çaba harcarlar. Sizce sürekli mutluluk mümkün müdür?

Ben bunun çok yanlış bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Bu tür aileler yaşam merkezli değil çocuk merkezli bir aile olmaya doğru gidiyorlar. “Ben çok ezildim, o ezilmesin. Ben mutlu olamadım, o mutlu olsun.” düşüncesi var. Bu da aslında insanı iyi tanımamaktan ileri geliyor. Bu konuda en doğru bakış tarzını şöyle ifade edebiliriz: çocuk Türkiye’de yaşıyorsa öncelikle Türk toplumuna uyum sağlayabilecek biri olması gerekiyor. Ben Türkiye’deyim benim seçimlerim şöyle olmalı ki bu toplumun bir parçası olabileyim. Ama farklı bir kültürün içinde yer alması gerektiğinde de o kültüre uyum sağlayabilmelidir. Özetle, çocuk yaşamda farklı tutum ve davranışlarla karşılaştığı zaman şaşırmamalıdır. Çocuk böyle bir bilinçle yetiştirildiğinde, aile ortamında bu baş etme gücü çocuğa verildiğinde çocuğun yaşamda mutluluğu elde etmemesi için bir neden kalmaz. Ama yeri geldiği zaman üzüntü ile de baş edebilmesi önemli bir unsurdur.

Bazen çocuklar, küçük bir mutsuzluk yaşadıklarında anne babalar bu durumla ilgili yoğun kaygı yaşıyorlar. Çocuklarının sorunlarla karşılaşması, üzülmesi onları tedirgin ediyor. Bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Benim anne babalara önerim; çocuk mutsuz olduğu zaman içlerinden “Oh ne güzel, bak şimdi güzel bir gelişim fırsatı doğuyor.” diyerek bu süreci kaygı yaşamadan çocukla birlikte paylaşabilmeleridir. “Savaşçı” adlı kitabımda ele aldığım karakterlerden biri olan Arif öğretmen yaşadıklarını benimle paylaştığında, ona “Senin kafanın karışıklığı, hüznün, mutsuzluğun sana bir şey söylemeye çalışıyor. Olaylara şu andaki bakış açın belli ki problemini çözmüyor, yeni bir bakış açısı kazanman, olaylara böyle bakman gerekiyor. Mutsuzluğunu, sıkıntını bir köşeye attığında başka bir insan olursun; ama onu ciddiye alıp merhaba, nerden geliyorsun sen, bana söylemeye çalıştığın ne dediğinde yaşadıklarını başka şekilde ele alabilmiş olursun.” diyorum.

Çocuk bir gün eve geliyor, annesine arkadaşlarının ona küfrettiğini ve vurduklarını söylüyor. Hatta onlara aynı şekilde karşılık verdiğini de anlatıyor. Anne nerede yanlış yaptık, öğrettiğim değerlere ne oldu diye endişeleniyor. Bu durum aslında kavgada yer alan her iki çocuk ve bu çocukların aileleri için de bir gelişim fırsatı olarak görülmelidir. Bu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul edildiğinde farklı bir süreç, olmaması gereken bir durum olarak bakıldığında ise bambaşka bir süreç olarak ilerler. Onun için bir daha olmasını önlemek yerine, çocuğun yaşadığından neler öğrenerek ikinci bir basamağa geçtiğine bakmak gerekir. Yaşamda bir sorunun üstesinden geldiğimizde onun yerine başka bir sorun gelebileceğini de bilmek önemlidir. Aslında yaşamın güzelliği de budur.

Çocuğun elde ettiği sonuçlar değil önemli olan, çünkü sorun değil süreç yaşamın kendisidir. O yolculuk içerisinde tavır alışı, farkına varışı, seçeneklerini gözden geçirişi, takıldığı zaman derin bir nefes alıp yeniden ayağa kalkışı ve en sonunda başarması… İşte orada anne baba o çocuğa tanıklık yapacak. “Düştün, düştün ayağa kalktın ve ben bunu gördüm.” diyecek. Aferin bile demesine gerek yok. Çünkü önemli olan çocuğun ayağa kalkma çabasıdır. Anne baba çocuğun karşılaştığı her engelde “ya yapamazsa” endişesini çocuğa yansıtmaktan kaçınmalıdır. Hedefe ulaşmak uzun bir yolculuk gerekebilir. Burada çocuğa verilecek “Hemen hedefine ulaşacağını mı sandın? Acıkacağız, yorulacağız, hastalanacağız, düşeceğiz, kalkacağız ve sonunda hedefimize ulaşacağız” mesajı önemlidir.

Unutmamalıyız ki, başarıya giden adımlar, başarısızlıklarla doludur ve o başarısızlıkların altında ezilmeyip, sabredip azmettiğimizde hedefe ulaşabiliriz.

 

Hazırlayanlar: Uzm. Psi. Dan. Berna Şahin, Uzm. Psi. Dan. Gülseren Kaya, Uzm. Psi. Dan. Revan Çoban

Bu yazı Gelişim dergimizin 2013/2 sayısında yayımlanmıştır.

Efsun Sertoğlu’yla “Çocuklarda/Ergenlerde Cinsel Gelişim Sürecinin Desteklenmesi”

0

Velilerimiz, Cinsellik Eğitmeni – Danışmanı Efsun Sertoğlu ile “Çocuklarda/Ergenlerde Cinsel Gelişim Sürecinin Desteklenmesi” konulu konferansta bir araya geldi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin düzenlediği konferans Tepeören Yerleşkemizde ilkokul, ortaokul ve lise velilerimizle 20 Ekim’de Konferans Salonumuzda, Levent Yerleşkemizde anaokulu ve ilkokul 1, 2 ve 3. sınıf velilerimizle 5 Kasım’da Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti. Sertoğlu bu konferansta; bütünsel gelişimin unsurları olan bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal gelişimle aynı önem ve değere sahip olan cinsel gelişim konusunda çocuklara ve ergenlere ebeveynlerinin eşlik etmesi sürecinde katkısı olacak konuları paylaştı.

Konferansın hedefi çocukların ve ergenlerin sağlıklı bedensel ve cinsel gelişimlerini desteklemek, kazanacakları bilinç ve duyarlılık ile özel alan ve mahremiyet kavramlarının farkına varmalarını ve riskli davranışlardan kaçınmalarını sağlamak konularında ebeveynleri bilinçlendirmekti. Ayrıca velilerimiz konferansta, okulumuzda Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin yürüttüğü 4. sınıftan başlayıp 12. sınıflarımıza kadar “Kendimi Tanıyorum ve Gelişim Dönemi Özellikleri” kazanımları kapsamında alanında psikolojik danışmanlarımız ve uzman eğitimcilerle öğrencilerimizin yaş dönemlerine uygun olarak ele alınan cinsel sağlık eğitimi program hakkında da bilgi sahibi oldu.

Sertoğlu konferansta, çocuğun “hak sahibi bir varlık” oluşu ile çocuğun “özel alanı ve sınırları” ana başlıklarını ele aldı. Cinsellik kavramına ilişkin paylaşımda bulunurken cinsel gelişim alanının desteklenmesinin çocuklarda oldukça önemli bir rol oynadığını vurguladı. Ergenlerin cinsel gelişim sürecini doğru bilgi, tutum ve yaklaşımla desteklemek; onlara soru sorabilecekleri, duygu ve düşüncelerini paylaşabilecekleri alanı açmanın önemi ve gerekliliğinden bahsetti.

Çocukların bilgi ihtiyacı yanıtsız kaldığında yanlış ve riskli bilgi kaynaklarına yöneldiklerini belirten Sertoğlu, bu noktada sadece okulda verilen eğitimin de yeterli olmayacağını, mutlaka ailelerin bu konuda çocuklarıyla konuşabilecekleri fırsatları değerlendirmelerinin önemli olduğunu dile getirdi.

Bilgi verirken nasıl bir içerikte sunulduğu, çocuğun hazır oluşuna uygun olması, bastırmadan ve kışkırtmadan uzak bir dil seçmenin gerekliliğini vurguladı. Cinsellik kavramının yanı sıra ayrımcılık, cinsiyetçilik, toplumsal eşitlik konularını ele almak için de fırsat eğitimlerinin önemli olduğunu vurguladı.

Sertoğlu, ebeveynlerin genel olarak kendilerini yetkin hissetmeme veya erteleme, çocuk ve cinsellik kavramını bir arada düşünememe nedeniyle bu konuyu yok sayarak çocuklarıyla konuşmamayı tercih ettiklerini belirtti. Çocuğun cinsellik kavramına bağlı gelişimini kabul etmenin önemini vurguladı. Ancak bu şekilde bedeniyle barışık, kendi sınırlarının farkında, kendini istismardan koruyabilecek çocuklar yetiştirilebileceğini dile getirdi. Cinsel sağlık eğitiminin bir parçası olarak çocuğun bedeninin sorumluluğunun kendisine teslim edilmesinin de önemini vurgulayan konuşmacımız özellikle küçük yaştan itibaren banyo/tuvalet eğitimi, bedenin mahremiyeti gibi konuların ebeveynlerin gündeminde olması gerektiğini ifade etti.

Ardından Sertoğlu velilerimizden gelen soruları yanıtladıktan sonra konferans sona erdi.

 

 

Üniversite Yolunda İlk Adım ve Hedef Belirleme Konferansı

0

Tepeören Yerleşkemizde lise 10. sınıf öğrencilerimiz ve velilerimiz, 1 Kasım Perşembe günü Konferans Salonumuzda “Üniversite Yolunda İlk Adım & Hedef Belirleme” konferansına katıldı. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin düzenlediği konferansta katılımcılar Yurtdışı Üniversite Danışmanımız Suzan Karaman ve Psikolojik Danışmanımız Müge Kösoğlu’yla bir araya geldi.

10. sınıf, öğrencilerimizin lise eğitimleri boyunca akademik yaşamlarını, üniversite ve meslek seçimini etkileyecek kararlar aldıkları önemli bir dönemdir. Öğrencilerimizin bu dönemde aldıkları önemli kararlardan biri, 11. sınıfta seçeceği ve kariyer planlamalarına etki edecek ders tercihi, diğeri ise Yurt İçi ve Yurt Dışı Üniversitelere hazırlanma kararıdır.

Öğrencilerimizin bu kararları verebilmeleri; ilgi ve yeteneklerini tanımaları, hedef belirlemeleri, sınav ve başvuru sistemlerini tanımaları ile mümkündür.

Konferansta Kösoğlu, kariyer hedefi belirlemede, kendini tanımanın, meslekler hakkında bilgi edinmenin gerekliliği üzerinde durdu. YKS sistemi hakkında teknik bilgiler paylaşarak, sınava hazırlanma sürecinde başlangıç noktasının sınavın içeriği ve yapısı hakkında bilgilenmek olduğunu belirtti. Puan türlerine göre sorumlu olunan testlerden, bu testlerde derslere göre soru sayılarından bahsetti ve yerleştirme puanına Ortaöğretim Başarı Puanı’nın katkısından söz etti. Öğrencilerimize ders notlarına da üst düzey önem vermelerinin üniversitede yüksek hedeflere ulaşmak için önemli bir etken olduğunu dile getirdi.

Karaman ise yurtdışı üniversitelerine başvuru için yapılması gereken hazırlıklardan, üniversitelerin kabulde önem verdiği kriterlerden, ülkelere göre yurtdışı üniversite eğitiminin gereklilikleri ve maliyetinden bahsetti. Öğrencilerimizin akademik gelişimlerinin yanı sıra sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunarak kişisel gelişimlerine de önem vermeleri gerektiğini vurguladı.

Öğrenci ve velilerimizden gelen soruların yanıtlanmasıyla konferans sona erdi.

 

 

Terakkililer “2018 Truva Yılı”nda Truva’yı Tanıdı

Her iki yerleşkemizden ortaokul 5. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilgiler dersinin “Kültür ve Miras” ünitesi kapsamında, çevresindeki ve ülkemizdeki doğal varlıkları, nesneleri, yapıtları tanımak amacıyla 27 – 28 Ekim tarihlerinde Çanakkale ve Kaz Dağları’ndaydı.

Gezimizin ilk gününde öğrencilerimiz, UNESCO tarafından Dünya Kültür Miras Listesinde bulunan 5000 yıllık tarihsel geçmişe sahip Truva Antik Kentini gezdi.  Assos Antik Kenti’nde yer alan geçmişten günümüze 3000 yıldır kesintisiz yaşamın sürdüğü Behramkale’yi ziyaret ettiler. Aritoteles’in felsefe okulunun da yer aldığı Akropolis’teki Athena Tapınağı’nı gördüler.

Gezimizin ikinci gününde ise öğrencilerimiz, oksijen cenneti Kazdağı Milli Parkını (İda dağını)  bol oksijen, deniz, yosun ve kekik kokusu eşliğinde gezdiler.  Bölgedeki endemik bitkileri tanıdılar. Adatepe Köyü ve Küçükkuyu Zeyinyağı fabrikası ile zeytinin üretiminden tüketimine uzanan yolculuğuna tanık oldular.

Doğal çevreye ve kültürel mirasa sahip çıkma bilincini geliştiren bu geziyle öğrencilerimiz, ülkemizin doğal güzellik ve tarihi mekânlarından örnekleri inceleme fırsatı yakaladı.

Bilgi Üniversitesi Eğitim Danışmanı Sedat Örsel Konuğumuzdu

0

Levent Yerleşkemizde lise 11 ve 12. sınıf öğrencilerimiz, 23. Kariyer Günleri Başarı Öyküsü etkinliklerimiz kapsamında 24 Ekim Çarşamba günü Bilgi Üniversitesi Eğitim Danışmanı Sedat Örsel’le “Okul İçin Değil Yaşam İçin Öğrenmeli” adlı konferansta bir araya geldi. Bu konferans Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için her yıl tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor.

Bu etkinlikler çerçevesinde konuğumuz olan Örsel, konferansında; hayatın tam merkezinden örneklerle, yaşamın her anına odaklanan, geçmiş, bugün ve geleceği şekillendirecek önemli noktalara değindi.

Konferansın başlangıcı “Aile ve Aile Terbiyesi” teması üzerineydi. Kökler ve kanatların çocuklara verilmesi gereken iki önemli kavram olduğunu, köklerin aile olduğunu, yükselmek ve yücelmek için köklerin sağlam olması gerektiğini anlattı. Ailelerin eğlendirerek öğretmesinin öğrenmedeki kalıcılığına vurgu yaptıktan sonra şu sözleri paylaştı: “Aile, kişilik yapılanmasında öz saygı ve özgüveni aşılar. Başarı için sabırla çalışmayı; kararlı, dirençli ve güçlü olmanın önemini öğretir. Emeksiz ekmeğin olmayacağını, alın terinizle kazanç elde etmeyi, hakkınızın peşinden koşmayı aileden öğrendiğimizi bilmelisiniz.”

Ardından öğrencilerimize şu önerilerde bulundu:

  • Öz bakımlarınızı gerçekleştirin, nazik olun, müzik bilin ve müzik dinleyin. Çok sesli müziği  bilin ve dinleyin. Klasik müzik dinleyin. Sinema zevkiniz olsun. Dans etmeyi öğrenin, bilin. Sanat, edebiyat, müziği bilen izah eder ve sevdirir. Sanat yoksa hayat kurudur. Aynen bilim ve felsefe olmadığında kuru olması gibi.

Kariyer yolculuğunuzda;

  • Ne işi  yapıyorsanız o işi iyi yapın.
  • Yapacağınız işe karar verin ve kontrol edin.
  • Yapmak istediğiniz ve heveslendiğiniz işle yetenekleriniz örtüşüyor mu?
  • Mutluluk, sevdiğiniz işi yapmak ve sevdiğiniz insan ile olmaktır.
  • Sevdiğiniz işi  yaparsanız hayatta bir gün bile çalışmamış  gibi olursunuz.
  • Sevdiğiniz bir eş ile olursanız  hayat boyu mutlulukla eve gidersiniz.
  • Kariyer konusunda “ben şunları yapamadım” diyerek demotive olmayın.  Ne olmak istediğinize karar verin ve odaklanın.
  • Yaptığınız işin sonunda başarılı mısınız? Başarı ölçütünüz ne olacak?  İyi insanlar olun. Başkalarına faydalı  olun. Başarı  budur.
  • Üniversite başlar başlamaz ise başlayın. Üniversite  bitirmeyi beklemeyin işe başlamak  için.
  • Hobilerinizi artırın. İyi hobilerinizi destekleyin. Meslek haline getirdiğiniz hobileriniz olmalı. Becerileriniz ne kadar fazla ve gelişmişse hayatta ayakta kalmanız kolaylaşır.

Yaşamınız boyunca;

  • Türkçenize sahip çıkın.
  • En ufak bir yanlış tüm hayatınız boyunca sizi takip eder. Yanlışların yaşamınızda önünüze handikap olarak çıkmasın.
  • Ümit sizsiniz. Kalkmayan oturan insanlar olmayın.  Hareket edin, kendinize iyi bakın.
  • Tutumlu olun ama cimri olmayın. Okuyun, seyahat edin, düzgün yemekler yiyin.
  • Okuduğunuz kadar varsınız. Okudukça merak edersiniz. Merak ettikçe soru sorarsınız. Merak edin ve sorun. Google’a soru sorun ama hiçbir kitap Google yerini tutamaz, bunu unutmayın… Okuyun, okumayı inceltici haddeden geçirin.
  • Geriye değil, ileriye bakın.
  • Her zaman cesaret etmeyi ve denemeyi unutmayın.

 

23. Kariyer Günleri kapsamında bu sene gerçekleşecek diğer etkinliklerimiz: “Yükseköğretime Hazırlık Konferansları”, “Başarı Öyküleri, “Meslek Tanıtımları”, “Üniversite Terakki’de: Tadımlık Dersler”, “Girişimciler Üniversite Adayları İle Buluşuyor”, “Boğaziçi, Koç, Sabancı Üniversite Gezileri”, “Üniversitelerin Bursluluk Programlarının Tanıtımı: Sunny, Koç Anadolu Bursluluk Programı, Özyeğin Fırsat Eşitliği Bursu, BAU Apply Tanıtımı”, “Geleceğin İnsan Kaynakları Eğilimi ve Kariyer Planlaması”, “Sömestri ve Yaz Tatili Meslek Gözlem Çalışmaları”, “Mesleğe Göz KIrpmak: Dekanlarla Buluşma” ve “Tercih Konferansı”.

Terakkili IBDP Öğrencileri 16. Uluslararası Bilgi Kuramı Gençlik ve Kültür Konferansındaydı

0

Levent Yerleşkemizden lise 11 IB sınıfı öğrencilerimiz, 20 – 21 Ekim tarihlerinde “Thoughtquake (Fikir Sarsıntısı)” temalı “The 16th Annual International Students’ TOK Youth and Culture” konferansına katıldı. Terakkili 33 genç, bu konferansta 11 sunum yaptı.

Özel Eyüboğlu Lisesinin düzenlediği bu yılki konferansın amaçları, öğrencilerin kendi kültürleriyle ilgili ön kabullerini ve inançlarını detaylı olarak sorgulamaları, gerçek dünya ile ilgili sorunları Bilgi Kuramı (Theory of Knowledge – TOK) perspektifinden irdelemeleri ve farklı kökenlerden ve bölgelerden gelen gençlerin bir araya gelmesiyle kültürler arası farkındalığın gelişmesi şeklindeydi.

Konferansın ilk gününde Azerbaycan, Ürdün ve Türkiye’den katılımcı okullardan gelen öğrenciler, tanışma etkinlikleri ve atölye çalışmaları ile farklı kültürleri tanıma şansı elde ettiler. Daha sonra öğrenciler, önceden belirlenen TOK bilgi sorularını küçük gruplar halinde derinlemesine tartıştılar, aynı soru üzerinde farklı perspektifler geliştirerek paylaşımlarda bulundular. İlk günün son etkinliğinde öğrencilerimiz, halk dansları, ebru ve geleneksel Türk müziği temalı kültür atölyelerine katıldılar.

Öğrencilerimizin tartıştığı sorulardan birkaçı:

  • To what extent can we justify the cultural tolerance? Is “Cultural Tolerance” a myth? (Kültürel hoşgörüyü ne dereceye kadar gerekçelendirebiliriz? Kültürel hoşgörü bir mit mi?)
  • Tarihte hakikati ispatlamak zor ise bu yazılan tüm tarih versiyonlarının eşit derecede kabul edilebilir olduğunu mu gösterir?

Konferansın ikinci gününde, farklı okullardan gelen öğrenciler sözlü sunumlar yaptılar. Okulumuz konferansta 33 öğrencinin katılımıyla 11 sunum gerçekleştirdi. Öğrencilerimizin sunum başlıklarından bazıları şöyleydi: “Alexa and Siri Can Hear the Hidden Commands”, “Propoganda and Language”, Sci-Fic: The Planning of Future Technology” ve “Serendipity in the Natural Sciences”.

Konferans ile öğrenilerimiz okulumuzda TOK derslerinde ve IB Diploma Programı’nda edindikleri bilgi, beceri ve deneyimleri farklı ülke ve okullardan akranlarıyla paylaşma, farklı kültürleri ve bakış açılarını tanıma, eleştirel düşünme becerilerini hayata geçirme, IB Diploma Programı sayesinde elde ettikleri kazanımların farkına varma fırsatı buldular.

Konferansın ardından öğrencilerimizin görüşleri…

Ece Çelik (11 IB I)

“Konferansta açılış konuşmasını yapan Dr. Bill Roberts IBDP’de Theory of Knowlede alanında uzman eğitimcilerinden biriydi. “What Makes Us Human?” başlıklı konuşması oldukça etkileyici ve ilgi çekiciydi. Hem derslerde işlediğimiz konularla hem de gerçek yaşamla yakından ilgiliydi. Konuşması bize bu bağların ne kadar kuvvetli olduğunu gösterdi.” 

Selin Sönmez (11 IB J)

“Bu konferans TOK dersi ile ilgili katıldığım ilk konferanstı. Benim açımdan oldukça verimli ve eğlenceliydi. Konferans öğrenme deneyimlerimi zenginleştirdi. Gerek katıldığım sunumlar  gerekse benim gerçekleştirdiğim sunuma yönelik yorumlar benim gelişime olumlu yönde katkıda bulundu.”

Ece Tüfek (11 IB J)

“TOK Konferansı oldukça eğlenceli ve keyifliydi. Yeni arkadaşlıklar kurdum ve ilgi duyduğum konularla ilgili yeni bakış açılarını keşfettim.”

Terakkililer Prof. Dr. Emre Kongar’la Buluştu

0

Her iki yerleşkemizde ortaokul 8. sınıf ve lise 9. sınıf öğrencilerimiz, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı etkinliklerimiz kapsamında Prof. Dr. Emre Kongar’la “Cumhuriyet’in Kazanımları ve Nutuk” sunumunda buluştu. Sunum Tepeören Yerleşkemizde Konferans Salonumuzda 23 Ekim Salı günü, Levent Yerleşkemizde 26 Ekim Cuma günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti.

Konferans öncesinde Kongar’ı sunan öğrencilerimiz, önce neden Emre Kongar bugün bizimle diye sordular, sonra yanıtı verdiler:

“Sosyal bilimler ve kültür alanında yirmiden fazla kitabı, bilimsel ve deneme türünde yüzü aşkın makalesi vardır. Prof. Dr. Emre Kongar, Nisan 2018’de basılan son kitabında Atatürk’ün büyük eseri olan Nutuk’u bir bilim insanı gözüyle yorumlayarak, günümüz Türkçesi ile yeni kuşaklara aktarmıştır.

Cumhuriyet tarihinin büyük bir bölümünün canlı tanığı olduğu için!

Gündelik yaşamdan siyasete; tiyatrodan sinemaya; cumhuriyetin yetiştirdiği entelektüel camiadan, İstanbul’un ve Ankara sokaklarındaki değişime kadar her konuyu tasvir edişindeki incelik ve güçlü bir hafızaya sahip olduğu için!

Ama Emre Kongar bir konuk değil, içimizden biri!

Dört kuşaktır Terakkili!

Annesi ve babası Terakki Vakfı Okullarında Felsefe öğretmenliği yapmış, kendi de 10.sınıftayken babasından Psikoloji dersleri almış.

Çocukları ve torunları da Terakki’nin tedrisatından geçmişler ve hala geçmekteler.”

Prof. Dr. Emre Kongar da, her iki yerleşkemizdeki konuşmasına Terakkili kimliğini vurgulayarak başladı. Terakki’nin güncel bilimsel bilgiyi güçlü bir şekilde verdiğini, ama aynı zamanda öğrencilere kişilik ve özgüven kazandırdığını vurguladığı sözlerine, kendine saygı duyanın başkalarına da saygı duyan bireyler olduğuna dikkat çekerek devam etti.

Konuşmasında, Kurtuluş Savaşı’nın ve Cumhuriyet’in inşa sürecinin, dünya tarihindeki bağlamlarına oturtulmadan anlaşılamayacağını vurgulayan Kongar, insanlık tarihinin geçtiği dört ana evreyi; avcı-toplayıcı dönem, tarım devleti dönemi, endüstri devrimi ve demokratik parlamenter rejimler ve günümüzde bilişim devrimi dönemi olarak tarif etti. Osmanlı’nın tarım toplumları döneminin son önemli dünya imparatorluğu olduğunu söyleyen Kongar, Sanayi Devrimi ile birlikte dünya imparatorluğu vasfının İngiltere’ye geçtiğini belirtti.

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’e geçişle, aslında bir tarım toplumunu hızla bir sanayi toplumuna dönüştürecek altyapıyı kurduğunu, yani dönemin dünyasında var olabilecek ve bu dünyaya ayak uydurabilecek bir ülke yarattığını ifade eden Kongar, ayrıca bu dönüşümü 1923’ten 1938’e kadar, yani 15 yıllık bir sürede gerçekleştirdiğini de vurguladı.

Her iki yerleşkemizde sunum, Kongar’ın öğrencilerimizin sorularını cevaplamasıyla son buldu. Daha sonra Kongar, öğrencilerimiz için kitaplarını imzaladı. Kitapları imzalarken her biriyle tek tek sohbet eden Kongar; bilgi, özgüven, kültür anlamında öğrencilerimizdeki Terakki ruhunu görmekten mutluluk duyduğunu da ifade etti.

Ayrıca, Levent Yerleşkemizdeki konferansta bir konuğumuz daha vardı. Terakki yıllarında Emre Kongar’ın dönem arkadaşı olan Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömür Akyüz hem arkadaşı Emre Kongar’ın, hem de biz bugünkü Terakkililerin misafiri oldu.

 

Profesyonel Öğrenci Olmak

0

Tepeören Yerleşkemizde lise 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerimiz, 23. Kariyer Günleri Başarı Öyküsü etkinliklerimiz çerçevesinde 24 Ekim Çarşamba günü Bilgi Üniversitesi Tanıtım Birimi ve Kurumsal İletişim Direktörü Murat Saydam’la bir araya geldi. Saydam öğrencilerimize Profesyonel Öğrenci Olmakkonulu bir sunum yaptı.

Saydam, öğrencilerin akademik çalışmaların yanında, birçok etkinliğin ve sosyal projenin içinde olmalarının önemi ve yalnızca akademik başarının hayat başarısı için yeterli olamayacağını vurguladı. Kendilerini birçok açıdan donatmalarının; kültür, tarih, sanat, spor ve sosyal ilişkiler anlamında zenginleşmeye çalışmanın hayat başarısı anlamında kendilerine ve çevresine yarar sağlayacağını belirtti.

Yaşam becerilerinin mücadele etme gücü, iletişim, yaratıcılık, zaman yönetimi ve stratejik düşünme olduğunu aktaran Saydam; bu becerileri geliştirmek için gençlerin, akademik çalışmaların yanı sıra sosyal faaliyetlere, kulüp çalışmalarına ve sosyal sorumluluk projelerine önem vermeleri gerektiği üzerinde durdu. Saydam, kendi yaşam hikâyesinden de örnekler vererek gerçekleştirdiği sunumun ardından öğrencilerimizin merak ettiği soruları cevapladı.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için her yıl tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor.

 

23. Kariyer Günlerimizde Gençlerimizin Terakkili Mezunlarla Sohbeti

0

Tepeören Yerleşkemizde lise 11 ve 12. sınıf öğrencilerimiz, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin düzenlediği 23. Kariyer Günleri kapsamında 19 Ekim Cuma günü Konferans Salonumuzda mezunlarımızla buluştu. Terakkili mezunlar; Koç Üniversitesi Tam burslu Batu Kaan Dilaver, Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği Ece Özbek, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi % 50 Burslu Eren Kutay Bahtiyar, Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dilge Çağan Yavuz ve Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Deniz Babaoğlu’ydu. Ayrıca Ankara’da olan ve o günkü etkinlikte bulunamayan ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümünden Selin Avcı, Kaan Özen ile Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okuyan Ozan Ertam da çektikleri videolarla öğrencilerimize söylemek istedikleri mesajları ulaştırdılar.

Gerçekleştirdikleri Mezunlarla Sohbet etkinliğinde öğrencilerimizin çalışma stratejilerini geliştirmeyi ve motivasyonlarını artırmayı hedefleyen Terakkili mezunlar, geçen yılki sınava hazırlanma süreçlerini anlattı ve üniversite hayatlarından paylaşımlar yaptı.  Özellikle kendini iyi tanımanın ve bu doğrultuda disiplinli bir çalışma sistemi geliştirmenin önemi üzerinde durdular.

Bununla birlikte öğrencilerimize ders konularını iyi öğrenmeleri gerektiğini ve sınava yaklaşırken sık sık soru çözmenin faydalı olabileceğini söyleyen mezunlarımız, yapamadıkları soruların peşinden giderek çözmek için çaba göstermelerini belirttiler. Anlamadıkları soru çözümlerini, öğretmenlerine sorarak kavramaları gerektiğini vurguladılar. Çünkü Terakki öğrencisinin yüksek puanlı yerleri hedeflediğini ve en çok, eleyici olan zor sorularla uğraşması gerektiğini ifade ettiler. Ayrıca kendi deneyimlerinden bahsederek, uyku ve beslenme konusuna dikkat çektiler. Ardından mezunlarımız öğrencilerimizin sorularını cevapladıktan sonra sohbet sona erdi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için her yıl tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. 

Terakkili Öğretmenler Sonbahar Öğretmenler Sempozyumu’nda Sunum Yaptı

0

Terakkili öğretmenler, 19 Ekim Cuma günü düzenlenen Sonbahar Öğretmenler Sempozyumu’nda sunum yaptı.

Robert Kolej ev sahipliğinde gerçekleşen konferansta Levent Yerleşkemizden Bilişim Teknolojileri Öğretmenimiz Ayşegül Ayhan, Anaokulu Öğretmenimiz Semra Sabuncu ve İngilizce Öğretmenimiz Armağan Çıtak’ın “Erasmus Projesi kapsamında Erken Çocukluk Döneminde Dijital Öykü Anlatımı” başlıklı sunumuyla yer aldı.

Digital Story Telling – DST tekniği ile yürütülen etkinliklerin ve kazanımlarının paylaşıldığı bu sunumda, öğretmenlerimiz meslektaşlarıyla Avrupa Komisyonunun  desteklediği Mimar Sinan Üniversitesi işbirliğinde gerçekleşen eğitimlere katılım sürecinden bu zamana kadar deneyimledikleri ve oluşturdukları proje detaylarını anlattı.

Levent Yerleşkemizden Bilişim Teknolojileri öğretmenlerimiz Özge Alpaslan ve Eda Torun ise “Rethinking About Our Digital Identities” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Bu sunumda öğretmenlerimiz, güncel durumlar üzerinden (Çinin sosyal kredi sistemi, AmazonGo akıllı alışveriş sistemi vb.) bilgi teknolojilerinin tarihi, son yıllardaki hızlı gelişimi

ve hayatımıza etkilerini aktardı. Bu sunumla nesiller ve öğrencilerimiz olan Z kuşağını anlamak için  dijital kimliklerimizin ne derece farkında olduğumuzu sorgulatmayı amaçlayan öğretmenlerimiz, 21. yüzyılda öğretmen olmak ve öğretmenin değişen rolüne dikkat çektiler.

Öğretmenin artık bilginin direkt kaynağı değil doğru bilgiye ulaşırken öğrenmeye rehber ve becerilere odaklı değişen görevinden bahsettiler.

Terakkili’ye “Ey Benim Şanlı Cumhuriyetim” Şiiriyle İlçe Üçüncülüğü

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Ece Ünver (8H), Cumhuriyetimizin 95. yıl kutlamaları kapsamında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünün 27 Eylül – 12 Ekim tarihleri arasında il genelinde düzenlediği “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı” konulu şiir yazma yarışmasında “Ey Benim Şanlı Cumhuriyetim” şiiriyle İlçe 3.sü oldu.

Ey Benim Şanlı Cumhuriyetim 

Kara, kapkara günlerdi yaşadıklarımız,
Tutsaktı dilim, bayrağım, Anadolu’m.
Analar, bebeler ağlarken çaresizlikten,
Bir bir sesler yükseldi yurdumun her bir köşesinden,
Önce cılız bir kıvılcım olarak başlayan bu direniş,
Boydan boya sarıp Anadolu’yu,
Döndü kükreyen bir ateşe.
Ve yakıp kavurdu hepimizi.

Bir çift mavi gözün peşinden silkinerek,
Doğudan batıya, kuzeyden güneye uzandı her bir askerim
Bazen dağlarda bazen cephede,
Vatan için ölmeyi şeref sayıp ölüme meydan okudu.
Secdeye eğilir gibi al kızıl alınlar düşerken toprağa.

Ey benim şanlı cumhuriyetim,
Uğruna dökülen kanlarla ulaştık senin varlığına.
Ordum nice gafil orduyu dize getirdi uğrunda,
Ant içtik güçlü ve özgür bir Türkiye olacağımıza.
Her zaman önde,
Her durumda el ele yürüyeceğimize.

Ne onur vericidir bilir misin her gün bayrağımızı,
En tepelerde saygıyla dalgalanırken görmek?
Bir ulu çınar gibi gölgesinde,
Birliğimizi dirliğimizi yaşarken,
Bilimin ışığında aydınlanarak büyümenin sevinciyle,
Cumhuriyet yolunda yürüyoruz hepimiz.

Adım adım yürürken
Dilimizde yanık türkülerle,
Yok olan bir ulustan Anka kuşu gibi,
Özgürce dirildik yeniden Mustafa Kemal’in yüreğinde.

Gözlerimiz kör, dilimiz sessizdi o gelene dek,
Bize ses verdi, ışık oldu bir çift mavi göz,
Yeni bir ad verirken ruhumuza,
Gözlerinin ışıltısıyla uyandık kara uykularımızdan,
Sonsuza dek sürecek bir aydınlık yürüyüşe,
Önderlik ederken inkılaplarıyla,
Haykırdık hep birlikte cumhuriyet var ol, diye.

Ece Ünver (8H)

Terakkili Öğrenciler Suriye’nin Delegesi Oldu

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul JMUN (Junior Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, 18 – 21 Ekim tarihleri arasında Hisar Okullarında gerçekleşen Hisar JMUN konferansına katıldı. “Küreselleşme: Ortak Bir Dil Yaratmak” başlığı altında açılan çeşitli komitelerde ülkeleri Suriye’nin delegesi olarak, Görüş Bildirgesi ve Yasa Tasarısı hazırlanmasında etkin rol aldılar.

Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği JMUN Kulübünde öğrencilerimiz diplomat kimliğinde gerçekleştirdikleri araştırma, münazara ve yazı çalışmaları sonucunda konferansta sorunlara gerçekçi çözümler üretmeye çalıştı.

Terakkili delegeler; Danışma Panosu’nda “Suriyeli mültecilerin güvenli yeniden yerleşimini sağlamak” ve “Suriye’de kimyasal silah kullanımı”, İnsan Hakları Konseyi’nde “İşyerinde cinsel taciz sorunu” ve “Polis memurları tarafından ırksal profilleme”, Ekonomi ve Sosyal İşler Konseyi’nde, “Japonya’daki göçmen işçilerin mali, yasal ve fiziksel istismarını önleme” ve “Kişisel olarak tanımlanabilir bilgilerin pazarlanmasını önleme”, Güvenlik Konseyi’nde ise “Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin yayılması” ve “Gazze Şeridi’nde durum” konularını tartıştılar.

MUN Kulüplerimiz “Cesur Yeni Dünya” Temalı DŞMUN Konferansındaydı

0

Her iki yerleşkemizden lise MUN (Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, bu sene 16 okuldan yaklaşık 200 öğrencinin katılımıyla 11 – 14 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen DŞMUN (Darüşşafaka MUN) konferansında delegelik yaptı. Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği, dünya sorunlarının ele alındığı DŞMUN’18 konferansının bu yılki teması “Cesur Yeni Dünya” oldu.

STIMUN (Şişli Terakki MUN) Kulübümüz bu konferansta Çin, Uruguay ve Dünya Bankasını; TTMUN (Terakki Tepeören MUN) Kulübümüz ise Rusya Federasyonu, Norveç, Demokratik Kore Halk Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyetini temsil etti. STIMUN Kulübümüzde Siyasi Komitede Söz Başak Uçar (10C), Begüm Özcan (10A) temsil ettikleri ülkelerin büyükelçisi olarak görev aldı. TTMUN Kulübümüzde Ergün Açıköz (11A) Çevre Komitesi ve Kemal H. Turşuoluk (12A) Ekonomik ve Sosyal Komite’de oturum başkanlığı yaptılar.

DŞMUN’18 konferansı öncesinde öğrencilerimiz, takım kaptanları liderliğinde birçok toplantı yaparak temsil edilecek ülkeler için ülke raporları hazırlayıp paylaştı. Konferans süresince tartışılacak olan gündem maddeleri araştırılarak sorun tespiti ve çözüm önerileri üzerine çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar sonucunda öğrencilerimiz yasa tasarı taslaklarını oluşturmaya başladılar.

Konferans süresince öğrencilerimiz kulis çalışmalarını tamamlayarak hazırlamış oldukları yasa tasarı taslaklarını diğer katılımcılar ile paylaşarak daha gerçekçi ve uygulanabilir çözümler araştırdılar. Gerekli oy çokluğunu sağlayan öğrenciler tasarı taslaklarını onay kurulundan geçirdikten sonra komitelerinde tasarı başkanlığı yaptılar. Uzun ve hararetli tartışmalar, kürsü konuşmaları yaparak tasarılarını savunmaya çalışan öğrencilerimiz, oldukça başarılı bir takım çalışması da sergileyerek tasarılarını komite oylamasından geçirmeye çalıştılar.

DŞMUN’18 Konferansında En İyi Çözüm

STIMUN Kulübümüzde Siyasi Komite’de Çin Büyükelçisi’ni temsil eden Söz Başak Uçar’ın (10C) hazırladığı yasa tasarısı Model Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na gitmeye hak kazandı. Aynı şekilde, Silahsızlanma Komitesi’nde Çin ve Uruguay’ı temsil eden öğrencilerimiz Eren Korkut (10C) ve Melis Kıvılcım’ın (10C) yazdıkları yasa tasarısı da bu komitedeki “En İyi Çözüm” seçilerek Model Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda tartışmaya açıldı.

Onur Öğrencisi ve En İyi Delege

TTMUN Kulübünde Güvenlik Konseyi’nde yer alan Arca Karafakıoğlu (9D) ve Burak Yılmaz (10D) oldukça aktif rol alarak toplam 9 öneride bulundu ve bu önerilerden 5 öneriyi komitelerinden oy çokluğuyla geçirmeyi başardılar.

Ayrıca Burak Yılmaz (10D) komitesinde “En iyi Delege”; Tarihi Komite’de Stalingrad Savaşı’nı yeniden ele almak için bulunan Ada Salur (10IB) ve Ecem Şahin (10IB) başarılı katılımları sonucunda “Onur Öğrencisi”; F. Emel Tuzcuoğlu (11A) “Sürdürülebilir kalkınmayı çatışma sonrası yeniden yapılandırmaya entegre etme sorunu” üzerine hazırlamış olduğu yasa tasarısını komiteye sundu ve yapılan müzakereler sonrasında geçirmeye başardı ve komitesinde “En İyi Delege” olarak seçildi.

Ekonomik ve Sosyal Konsey’de yer alan Rıfatcan Yüksel (9A) “Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin ekonomik olarak daha az gelişmiş ülkelerde uygulanmasının desteklenmesi sorunu” ve Kaan Büyükkıvanç (10C) “Teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan işsizlik ve ekonomik istikrarsızlık sorunu” üzerinde yapmış oldukları çalışmaları komitelerinde paylaştılar ve yasa tasarı taslaklarını sundular.

Yasa Tasarı Başkanlığına Hak Kazanan TTMUN Kulübü Öğrencilerimiz:

Genel Kurul komitelerinde 14 öğrencimiz hazırladıkları yasa tasarılarını yeterli oy toplayarak komitelerinde sunmak üzere yasa tasarı başkanı olmaya hak kazandılar.

Komitelerde yapılan oylamalar sonucunda 11 öğrencimizin tasarısı oy çokluğu ile kabul edildi:

Siyasi Komite:

Yiğit Alp Ekşi (9E) ve Utku Egemen Umut (9A) “Doğu Çin deniz sınırları içerisinde bulunan doğal kaynak haklarının kontrolünü ve sömürüsünü müzakere etme sorunu”

Eren Kilerci (11A) “Ekonomik olarak az gelişmiş ülkelerde hükümetlerin şeffaflığı ve güvenirliği sorunu”

Silahsızlanma Komitesi:

Cemre Göç (9E) ve Ata Özdoğru (9E) “Ukrayna’nın doğu bölgelerindeki yabancı ülkelerden gelen askeri müdahalesi ve yardımın düzenlenmesi sorunu”

Cansu Köseoğlu (10A) “Afganistan’daki insansız hava araçlarının kullanımı sorunu”

İnsan Hakları Komitesi: 

Berkay Karakuş (10A) ve Zeynep Elmas Bamyacı (9C) “Rusya’nın yurtiçi medya üzerindeki etkisi ve müdahalesi sorunu”

Seza Hasibe Bayat (9B) “Doğu Ghouta’daki kimyasal silah kullanımı sorunu”

Baran Büngül (9E) “Kişisel verilerin kullanımı, depolanması ve korunması sorunu”

Çevre Komitesi:

Batuhan Yıldız (11B) “Temiz su varlığının arttırılması ve Afrika ve Orta Doğu’da sağlık koruma tedbirlerinin uygulanması”

En Yardımsever Delege

TTMUN Kulübümüzde Siyasi Komite’de Yiğit Alp Ekşi (9E), Utku Egemen Umut (9A) ve Eren Kilerci (11A); Silahsızlanma Komitesi’nde Cemre Göç (9E) ve Cansu Köseoğlu (10A); İnsan Hakları Komitesi’nde Berkay Karakuş (10A), Zeynep Elmas Bamyacı (9C), Seza Hasibe Bayat (9B) ve Baran Büngül (9E); Çevre Komitesi’nde Batuhan Yıldız (11B) başkanlığını yapmış oldukları yasa tasarı taslaklarını komitelerinde başarıyla sundular ve oylama sonucu komitelerinden geçirdiler.

Silahsızlanma Komitesi’nde yer alan Ata Özdoğru (9E) komitesinde “En İyi Delege” seçildi. Siyasi Komite’de bulunan Umay Sezen Acar (12D), “En Yardımsever Delege” unvanını aldı.

En İyi Yasa Tasarıları

TTMUN Kulübüne bu yıl yeni katılan öğrencilerimizden Siyasi Komite’de yer alan Utku Egemen Umut (9A) ve dört yıldır TTMUN Kulübünde aktif rol alan Çevre Komitesi’nden Batuhan Yıldız’ın (11C) hazırlamış olduğu tasarılar “En İyi Yasa Tasarıları” olarak seçilerek Genel Kurul’a kabul edildi ve ortak tartışmaya açıldı. Birçok kürsü konuşması ve hararetli tartışmalar sonucunda her iki tasarı da oy çokluğuyla kabul edildi.

DŞMUN’18 Konferansının Ardından…

STIMUN Kulübü öğrencilerimizden Eren Korkut, Darüşşafaka MUN Konferansı ile ilgili izlenimlerini şu şekilde aktardı: “Darüşaffaka MUN konferansında DISEC komitesinde Çin delegasyonunu temsil ettim. Bu benim beşinci konferansımdı. Komitede çoğunlukla MUN’e ilk kez katılan delegasyonlar vardı. Bu sayede bu konferans benim için daha rahat geçti. Komitede aynı okulda bulunduğum arkadaşımla yasa tasarımızı geçirmeyi başardık. Bu gerçekten çok gurur vericiydi. Dört gün boyunca komitede konuşmalar ve tartışmalar yaşandı. Dört günün sonunda komitede yayınlanan en iyi çözüm seçilip Genel Kurul’da tartışılmaya hak kazandı. Bu süreç benim için çok heyecanlı geçti. Bu konferans özgüvenimin artmasını ve yeni arkadaşlar edinmemi sağladı. DŞMUN benim için her açıdan verimli ve güzel bir MUN konferans oldu.”

Öğrencimiz Söz Başak Uçar’ın (10C) izlenimleri şu şekildeydi: “DŞIMUN’18 Siyasi Komite’sinde Çin büyükelçisiydim. Bu benim Darüşşafaka’daki ikinci, toplam dokuzuncu konferansımdı. Darüşşafaka’ya geçen sene büyük bir heyecanla gittiğim için bu senin de geçen seneninki  gibi olacağını tahmin ediyordum zaten. Komitede bir yasa tasarısı geçirip Genel Kurul’a sundum ve burada da yasa tasarım oylanarak kabul edildi. Bu konferansta yeni arkadaşlar edinmekle kalmayıp yeni bir deneyime de sahip olmuş oldum.”

Öğrencimiz Pırıl Orhun ise “Darüşşafaka MUN geçen yıl benim ilk konferansımdı ve bu yıl da öyle oldu. Bu konfersans benim özgüvenimi ortaya çıkardı. Kürsüdeki acemiliklerimi bir kenara bırakıp daha başarılı bir şekilde konuşmalar yapmaya başladım. Benim için en özel an Genel Kurul’da konuşma yapmaya kalkmam oldu. İlk defa rahat ve özgüvenliydim. Yeni ve çok güzel arkadaşlar edindim. Ama danışman öğretmenlerimizin ve MUN’deki grup arkadaşlarımın da beni destekledikleri ve kendime inandırdıkları için bunda rolü çok büyük. Bu benim bir yılı biraz aşan MUN deneyimimin en iyi konferansıydı.”

TTMUN Kulübüne bu yıl katılan ve MUN kariyerine DŞMUN’18 konferansı ile ilk adımlarını atan Yiğit Alp Ekşi (9E) konferans öncesinde çok heyecanlı olduğunu ve bu heyecanın tüm konferans süresince devam ettiğini söyledi. “Konferansa elimden geldiği kadar hazırlanmıştım ama kulis çalışmaları başladığı an o kadar heyecanlıydım ki bir an ne yapacağımı bilemedim. Ama takım arkadaşlarımın desteği ve daha önce danışman öğretmenimizle yapmış olduğumuz toplantılarda çalıştığımız gibi diğer delegelere çözümlerimi anlatmaya ve onları ikna etmeye çalıştım. Kürsüye ilk çıktığımda kendi sesimi tanıyamadım ve heyecandan ne söylediğimin farkında bile değildim. Bence bu duygu tarif edilemez.” diyerek duygularını paylaştı.

Ayrıca TTMUN Kulübünde dört yıldır aktif görev alan Umay Sezen Acar (12D), konferans sonrasında duygu ve düşüncelerini,  “Daha önce JMUN (Junior Model United Nations) kulübünde yer aldım ve konferanslara katılmıştım. Fakat lise MUN kariyerimin ilk konferansı DŞMUN olmuştu ve son konferansım da DŞMUN oldu. İlk DŞMUN Konferansı’ndan bu güne kadar yaşadıklarımı düşündükçe ne kadar çok değiştiğime ve ne kadar çok anı ve dost biriktirdiğime inanamıyorum. MUN bana ömür boyu devam edecek dostluklar, sımsıcak anılar ve inanılmaz deneyimler kazandırdı. Sorunları tespit etme, çözüm önerme, kendini uygun bir biçimde ifade edebilme gibi birçok beceri ile birlikte bir dünya vatandaşı olabilme, farklı görüş ve davranışlara karşı saygı duymayı öğretti. Her öğrencinin bu deneyimi yaşaması gerektiğine inanıyorum.”  sözleriyle ifade etti.

DŞMUN’18 Genel Kurul Komiteleri Gündem Maddeleri:

Siyasi Komite:

  • Doğu Çin deniz sınırları içerisinde bulunan doğal kaynak haklarının kontrolünü ve sömürüsünü müzakere etme sorunu
  • Gazze şeridi ve Batı Şeria’da egemenlik sorunu
  • Ekonomik olarak az gelişmiş ülkelerde hükümetlerin şeffaflığı ve güvenirliği sorunu

Silahsızlanma Komitesi:

  • Ukrayna’nın doğu bölgelerindeki yabancı ülkelerden gelen askeri müdahalesi ve yardımın düzenlenmesi sorunu
  • Afganistan’daki insansız hava araçlarının kullanımı sorunu
  • Savaş kalıntılarını yok edilmesi sorunu

İnsan Hakları Komitesi:

  • Rusya’nın yurtiçi medya üzerindeki etkisi ve müdahalesi sorunu
  • Doğu Ghouta’daki kimyasal silah kullanımı sorunu
  • Kişisel verilerin kullanımı, depolanması ve korunması sorunu

Çevre Komitesi:

  • Hızlı ve ciddi nüfus artışının çevresel etkileri sorunu
  • Yeni ve verimli doğal kaynaklar arayışı ve bunların sonuçları
  • Temiz su varlığının arttırılması ve Afrika ve Orta Doğu’da sağlık koruma tedbirlerinin uygulanması