Terakki’de Tiyatro Kampı

0

Her iki yerleşkemizden ortaokul ve lise öğrencilerimiz, 7 – 9 Eylül tarihleri arasında Tepeören Yerleşkemizde Tiyatro Kulübü öğretmenlerimizin yürütücülüğünde bir tiyatro kampı gerçekleştirdi. “Terakki Oyuncuları” çatısı altında çalışmalarını sürdüren öğrencilerimiz bu kampta bir araya gelerek tiyatro üzerine tartıştı, atölyeler yaptı ve sahne eskizleri çıkardı.

Kampa katılan Tepeören Yerleşkesi lise öğrencilerimizden Ecenur Demirtürk (11A), Damla Elbeyli (11A) ve Berkin Işık (12B), tiyatroyla geçirdikleri bu üç günü şöyle anlattı:

Terakki Tiyatro Kampı Günlüğü

 

Saat 14.00’da okulda buluştuk. Yaka kartları dağıtıldı. Beden Eğitimi öğretmenleri tarafından çadırların nasıl kurulacağı öğretildi. Öğrencilere kamp çadırları dağıtıldı. Saat 15.30’a kadar kamp çadırlarını kurduk.

Ardından 1,5 saat boyunca kaynaştırma oyunları (Don-ateş vb.) oynadık.
Arkadaşlarımızla en çok korktuğumuz ve olmasını en çok istediğimiz şeyleri paylaştık. Böylece birbirimizi daha yakından tanımış olduk.

İkindi atıştırması sonrasında bir araya gelerek kamp programının üzerinden geçtik. Ardından Fırat Hoca’nın Tiyatro Tarihi sunumunu dinleyerek “Tiyatro nedir?” sorusuna yanıt aramaya çalıştık.

Akşam yemeği sonrasında Charlie Chaplin’in “The Kid” isimli sessiz filmini izledik. Ardından filmin “dramaturji” ve Chaplin’in oyunculuğunun belirgin bir öğesi olan “stilizasyon” kullanımı üzerine konuştuk. Tiyatro öğretmenlerimizin konu ile ilgili paylaşımlarını dinledik.

Saat 21.30’dan yatana kadar geçen zaman diliminde serbest kaldık ve arkadaşlarımız ile sohbet ettik.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra Duygu Hoca ile stilizasyon ve Aysel Hoca ile vokal çalışmaları yaptık. Öğle yemeğine kadar geçen sürede, biz Terakki Tepeören Lisesi Oyuncuları olarak geçen yılki oyunumuz olan Moliere’in Cimri’sinden Harpagon ve uşaklarının bulunduğu sahneyi canlandırdık. İtalyan “Comedia DellArte” geleneğinde stilizasyona dayalı oyunculuğun bir örneğini sunmaya çalıştık.

Öğle yemeği sonrasında 4 farklı gruba ayrıldık. Her grup farklı bir teknik kullanarak; Aysel, Burak, Duygu ve Fırat hocalarımız yönetiminde doğaçlama yoluyla bir sahne eskizi yaratma denemesi yaptı. 17.30’da Konferans Salonu’nda buluşup çalıştığımız sahneleri öğretmenlerimize ve arkadaşlarımıza sergiledik.

Akşam yemeğinin ardından Kemal Sunal’ın “Şabanoğlu Şaban” filmini izlemek için Konferans Salonu’nda buluştuk. Bu filmi izlerken geleneksel Osmanlı tiyatrosundan esinlenen yerli bir komedide tiyatral unsurların neler olduğunu saptamaya çalıştık.

Hala harcayacak enerjisi olanlarımız aktivitelerini dışarıda sürdürdü.

Sabah 9.00’da kahvaltı yaptıktan sonra bir önceki gün canlandırdığımız doğaçlama sahneler üzerine konuşmak için konferans salonunda toplandık. Her bir grubun sahnesinde beğendiğimiz ve eksik bulduğumuz yönleri tartıştık. Ardından eleştiriler doğrultusunda sahneleri yeniden ele alıp son halini sergiledik. Çadırların tolanmasının ardından öğlen yemeğimizi yedik. Servislerin hazır olmasını beklerken kamp hakkındaki düşünce ve deneyimlerimiz; kampın bizi nasıl geliştirdiğine dair görüşlerimiz hakkında bir paylaşım yaptık. Ardından gelecek yıl buluşmak üzere servislere binerek ayrıldık.

Seneye buluşmak üzere!

Ecenur Demirtürk (11A), Damla Elbeyli (11A) ve Berkin Işık (12B)

Yaşasın Okul

Haziran ayındaki “Yaşasın Tatil” başlıklı yazımdan sonra, okulların açılmasına birkaç gün kala yazdığım bu yazıya “Yaşasın Okul” diyerek başlamak istedim.

Ülkemizde uzun eğitim dönemlerini takip eden uzun süren yaz tatillerine, büyük bir coşkuyla ve kutlamalarla başlandığı doğrudur. Elbette hem çocuklar ve aileleri, hem de eğitimciler tarafından geride bırakılan yoğun ve yorucu günleri takip eden dinlenme dönemleri bu mutluluğu hak ediyor.

Ancak; tatilin sonlarına yaklaşılan bu tarihlerde kimi zaman ailelerde, “Yaz tatili bitiyor… Yaklaşık üç ay süren bu uzun tatilin dönüşü çocuğumuz için nasıl olacak?” sorularıyla endişeli hatta biraz da telaşlı bir hale dönüşebiliyor. Çocuğunun uyum süreci ile ilgili endişeli ebeveynin, çocuğu için  bu süreyi, yumuşak bir geçiş sürecine dönüştürmesi de neredeyse imkansız hale geliyor.

Oysa tatil dönemindeki günlük rutinlerin farklılaşması, uyku ve yeme-içme düzenlerinin değişmesi çok doğal ve beklenen bir durum.

Bu nedenle konunun çocuk özelinde ele alınması, okul rutinlerine adaptasyonunu kolaylaştırmak için, nasıl bir desteğe ihtiyaç duyacağı sorusuyla ailenin gündemine alınması, bu sürecin krize dönüştürülmeden, çocuğun lehine değerlendirilmesinde önemlidir.

Özellikle anaokulu ve ilkokul dönemi çocukları için ailelerin söylemlerinin etkisi büyüktür.

  • Okulların açılış tarihinin, kötü bir durummuşcasına “Az kaldı… Yakında başlıyorsunuz derslere…”  ve benzeri ifadelerle sıklıkla hatırlatılması,
  • Aile ortamı içindeki sorumluluklarıyla ilgili okulla ilişkilendirilen vurgulu hatırlatmaların yapılması,
  • Sevdikleri şeylerin yerini sevmedikleri şeylere bırakacağını ima ve ifade eden cümlelerin tekrarlanması, çocukların okula psikolojik ve fiziksel olarak hazırlanmalarına katkı sağlamadığı gibi zarar da verebilir.

Oysa bu süreci;  çocuklarının ihtiyaçlarını dikkate alarak, her anlamda okula hazır olmalarına hizmet edecek küçük düzenlemelerle değerlendirmek mümkündür.

Okul hazırlığını çocuğuyla birlikte büyük bir coşku içinde yapan aile ortamındaki çocuk için okulların açılışı, aynı zamanda yeni arkadaşlıkların başlangıcı, yeni öğrenmelerin heyecanı demektir. O zaman çocuklarımız için diyelim ki “Yaşasın Okul” …

Zehra Kasap Erkan
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Anaokulu ve İlkokulu Müdürü

Terakkililer Kanada’da Yaz Okulu Programlarını Tamamladı

0
Her iki yerleşkemizden Terakkili öğrenciler, 14 Haziran – 19 Temmuz tarihleri arasında Kanada’nın Toronto şehrinde yaz okulu programına katıldı. Bu programla İngilizceyi günlük hayatta kullanma fırsatı bulan lise öğrencilerimiz, farklı kültürleri de tanımış oldu.

Toronto’da Bir Ay

Öğrencilerimiz Toronto’da bir ay boyunca aile yanında veya yurtta konakladılar ve seviye tespit sınavı sonuçlarına göre yerleştirildikleri sınıflarda her gün altı saat derse katıldılar. Okul sonrası ve hafta sonlarında Toronto şehrinin tarihi ve doğal güzelliklerinin ön plana çıktığı yerleri ziyaret ettiler.

Doğal tarih ve dünya kültürüyle ilgili birçok serginin yer aldığı Royal Ontario Müzesi gibi çeşitli müze ve sergilerden oluşan sanat galerilerini gezdiler. Casa Loma gibi tarihi ve güzel binaları gördüler. Ayrıca 555 metre yüksekliğindeki CN Tower’dan Toronto’yu izleme imkanı elde ettiler. Öğrencilerimiz akvaryum ve hayvanat bahçesi gezilerine katıldılar, sinema günü yaptılar, Toronto Üniversitesi’ni, Humber Üniversitesi’ni ve George Brown Üniversitesi’ni okulun rehber öğretmenleri eşliğinde ziyaret ederek sunulan programlar ve ülkenin eğitim sistemi hakkında detaylı bilgi aldılar.

Ayrıca öğrencilerimiz program kapsamında iki günlük Ottowa ve Montreal gezisine katıldılar. Thousand Islands ve Niagara Şelaleleri’nde unutulmaz bir bot turu yaptılar. 330 hektara yayılmış bir alan üzerine kurulmuş olan Wonderland Eğlence Parkı’nda eğlendiler.

Öğrencilerimiz Toronto’daki eğitimlerini tamamladıktan sonra düzenlenen bir tören ile diplomalarını aldılar.

Boston ve New York’a Doğru…

Gezinin ikinci bölümünde öğrencilerimiz Amerika’ya gitti. Burada Boston ve New York şehirlerini gezdiler. Boston’da MIT ve Harvard üniversitelerini o okullarda okuyan öğrencilerin rehberliğinde ziyaret ettiler ve bilgi edindiler. New York’da Central Park, Rockefeller Center, 5th Avenue, Wall Street, Brooklyn Köprüsü gibi birçok yeri dolaştılar.

Ayrıca bir bot gezisi yaparak Özgürlük Anıtı’nı ve Ellis Adası’nı yakından gördüler. New York şehrindeki 11 Eylül saldırısında yıkılan kulelerin yerine yapılan binaları ve hayatlarını kaybeden insanların anısına yapılan anıtı da gören öğrencilerimiz, Empire State Building’e çıkarak New York’u 380 metre yükseklikten 360 derece izlediler. Times Square’de ilginç sokak gösterilerini ilgiyle izlediler. Amerika’daki son günlerinde ise Jersey Gardens adlı alışveriş merkezine uğradılar. Ardından havalimanına gitmek üzere yola çıktılar.

Karne Zamanı: Aman Dikkat

0

Karnelerin  alınmasıyla birlikte başlayan uzun bir yaz tatili… Belki de sadece öğrenciler için değil, ebeveynler için de koşuşturmalı bir dönemin sonundaki hak edilen dinlenme dönemi.

Bu dönemde karnelere yüklenen anlam, başarı ve başarısızlık üzerine çocuğa verilen geri bildirimler çok ama çok önemli. Çocuğun bir eğitim  dönemindeki performansını özetleyen bir belge niteliğinde olan karneleri, onun gelişimi için bir fırsata dönüştürmek her koşulda mümkün.

Elbette fırsata dönüştürebilmek için birkaç önemli noktayı unutmamak gerekiyor. Bu aşamada;

  • Çocuğunuzu asla başkalarıyla karşılaştırmayın. Sadece kendi içindeki gelişimini değerlendirin.
  • Performans ve başarısı kadar çabasını da mutlaka göz önünde bulundurun.
  • Her çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimi ile diğerlerinden farklılaştığını unutmayın.
  • Doğal olarak her çocuğun öğrenme hızı, ilgi ve yetenekleri açısından birbirinden farklılaştığını hatırlayın.
  • Elde edilen sonuçlarda sizin de rolünüzün olabileceği ihtimalini her zaman dikkate alın.

Karneyi çocuğunuzla bir araya gelerek değerlendirin. Öncelikli olarak onun özdeğerlendirmesine ortam yaratın ve yorumsuz dinleyin.

Bu aşamada, karnenin çocuğunuzun öğrenme yolculuğunda  bir araç olarak konumlanmasını sağlayabilmek için, güçlü yanlarına ve iyi performans sergilediği alanlara öncelikli olarak vurgu yapmak, sonrasında  gelişim alanlarıyla ilgili paylaşımda bulunmak, anlamlı bir fark yaratacaktır.

Hedeflenen düzeyin altında kalan  alanlarla ilgili olarak, öncelik çocuğunuzun kendi değerlendirmesini yapması olmalıdır. “Sence neleri farklı yaparsan sonuç farklılaşabilir? Bu konuda biz sana nasıl yardımcı olabiliriz?” şeklindeki düşündürücü ve destekleyici sorular çeşitlendirilebilir.

Burada çok önemli olan bir başka boyut ise karnelerin, çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişkiyi bozacak bir araca dönüşmemesi. Karne üzerinden yapılacak tüm görüşmelerin,  sevgi,  duyarlılık ve güven ilişkisi çerçevesinde gerçekleştirilmesi…

Yıkıcı ve yargılayıcı tutumların, çocuklarınızda yol açacağı kaygı ve yetersizlik duygusunun, sorunun çözümüne hiçbir şekilde katkısı olmayacaktır.  Bunun yerine destekleyici bir tutum içerisinde, her koşulda onu sevdiğinizi hissettirerek, daha iyiye ulaşmak için her zaman birlikte yapılabilecekler listesinde, ne kadar çok seçeneği olduğunu görmesine yardım edin.

Özetle, çocuğunuzu ve karnesini, yargılamadan, yıkmadan, aşırı ve abartılı övgülere boğmadan karşılamanın önemini her zaman hatırlayın.

 

Zehra Kasap Erkan
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Anaokulu ve İlkokulu Müdürü

 

Bu yazı Türkiye Özel Okullar Derneği Dergisi’nin Temmuz 2018 sayısında yayımlanmıştır.

Yaşasın Tatil

0

Okulların kapanması ve yaz tatilinin başlaması ile birlikte, çocukların yaklaşık üç aylık süreyi nasıl geçirecekleri konusu,  anne-babaların gündeminde ilk sırayı alıyor. Elbette çocuğun yaşı, sınıf düzeyi, yaşadığı bölge, ailenin yaşam ve çalışma şartları, sosyo-kültürel ve ekonomik durumu gibi pek çok değişken, bu konunun nasıl ele alınacağını belirliyor.

Çocuklar için yaz tatilinin nasıl verimli geçeceği üzerine yazılmış reçetelerin, her çocuk için geçerli olmayacağı gerçeğini hatırlatarak başlamak istiyorum yazıma…

“Tatil” kelimesinin TDK’na göre kelime anlamı “çalışmaya ara verilen süre, dinlenme”dir. Bu tanımlamadan hareketle, planlama aşamasında özellikle dikkate alınması gereken noktalara bakacak olursak;

  • Çocuğunuzun tatil ile ilgili beklenti, görüş ve tercihlerini dikkate almanın,
  • Sizlerle birlikte zaman geçirebileceği ortam çeşitliliği yaratmanın,
  • Akranlarıyla birlikte zaman geçirebileceği ve sosyal paylaşımlarda bulunabileceği ortamların oluşturulmasının,
  • Yaşına, ilgisine ve özelliklerine uygun okul döneminde zaman ayırması mümkün olmayan hobilerini keşfetmesi ve gerçekleştirilmesine fırsat yaratmanın,
  • Okul zamanı fırsat bulunamayan kültürel, sportif ve sanatsal programlara zaman ayırmanın,
  • Uyku, beslenme, oyun, farklı etkinliklere katılım, arkadaş ve aileyle birlikte geçirilen zaman dengesini korumanın,
  • Yaz  okulları ve farklı kurs programlarıyla, tatil süresinin bütününü doldurmamanın,
  • Yeni deneyimler kazanmasına fırsat yaratacak seyahatler planlanmasının,

Birlikte yapılandırılmış tatil planlamaları kadar doğal ve kendiliğinden gelişen etkinliklere de yer vermenin, tatili çocuklar için sadece verimli değil, aynı zamanda keyifli kılacağını da söyleyebiliriz.

Bu yaz tatilinin tüm çocuklarımız için bol dinlenmeli, eğlenceli, sohbetli, keşif ve yeni deneyimlerle bol öğrenmeli olması dileğiyle, tüm anne babalara kolaylıklar ve mutluluklar diliyorum. Ayrıca, onlarla birlikte olmanın sizlere de çok şey öğrettiği ve sizler için de keyfe dönüştüğü bir tatil olmasını diliyorum.

 

Zehra Kasap Erkan
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Anaokulu ve İlkokulu Müdürü

Dünyaca Ünlü Kanadalı Film Yapımcısı ve Yönetmen W. Paterson Ferns Konuğumuzdu

Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz, 13 Haziran Çarşamba günü dünyaca ünlü Kanadalı film yapımcısı ve yönetmen W. Paterson Ferns ile söyleşti.  Öğrencilerimiz Ceren Köseoğlu (11A) ve Umay Sezen Acar’ın (11D) hazırlayıp yönettiği söyleşi süresince hayatından ve film çalışmalarından söz eden W. Paterson Ferns “Günümüzde Medya ve Medyanın Önemi” konusundaki görüşlerini öğrencilerimizle paylaştı.

Onlarca film, televizyon dizisi ve belgesel programlarının yapımcılığını üstlenmiş ve yönetmenliğini yapmış olan birçok ödülün sahibi W. Paterson Ferns, film yapımcılığı ve yönetmenlikle ilgili tecrübelerini aktardı.

W. Paterson Ferns

2008 yılında Gemini En İyi Tarih Belgeseli Ödülü alan “Captain Cook: Obsession and Discovery” filminden kısa bir bölüm de gösterilen söyleşinin sonunda W. Paterson Ferns öğrencilerimizin sorularını cevapladı.

Öğrencilerimizin yoğun ilgisinden, İngilizce düzeyinden ve akademik birikiminden çok etkilendiğini belirten W.Paterson Ferns’in “Hangi alanı seçerseniz seçin, yaptığınız işi tutkuyla yapın, başarı size gelecektir. Dünya sizi bekliyor.” sözleriyle söyleşi sona erdi.


Ortak yapımcılığın kurucusu ve bağımsız yapımcılığın da önderlerinden olan, öngörülü ve lider bir film yapımcısı olarak tanınan W. Paterson Ferns ayrıca “Banff Dünya Medya Festivali”nin kurucuları arasında yer almış, bu festivalin uzun yıllar başkanlığını da yapmıştır. Kurucusu olduğu ve halen yöneticiliğini yaptığı Ferns Productions ile “Katil Balinaların İletişim Sistemleri”nin konu edildiği bir belgesel üzerinde çalışan W. Paterson Ferns, dünyanın birçok köşesinde bağımsız film yapımcılığı üzerine etkinliklerde konuşmacı ve eğitmen olarak da görev almaktadır.

W. Paterson Ferns

Terakkili Delegeler Hollanda’yı Temsil Etti

0

TLMUN (Terakki Levent Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, 8 Haziran – 10 Haziran tarihleri arasında IMUNA’2018 konferansına katıldı. Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği bu MUN konferansında öğrencilerimiz, çeşitli ülke ve okullardan öğrencilerle buluştu. Birlikte “Güvenliği Güvence Altına Almak” teması altında dünya sorunlarına çözümler ürettiler.

IMUNA’2018 konferansı öncesi öğrencilerimiz, haftalık kulüp saatlerinde konuları ile ilgili araştırmalar yaparak ve yasa tasarısı taslaklarını hazırlayarak konferansa hazırlandılar.

Murmellius Gymnasium tarafından bu yıl 25.’ci kez düzenlenen IMUNA konferansında öğrencilerimizin çeşitli komitelerde ev sahibi ülke olan Hollanda’yı başarılı bir şekilde temsil etti. Genel Kurul (GA1) Eren Korkut, Genel Kurul 3(GA3) Derin Esirger, Genel Kurul 4(GA4) Yaren Önal, Güvenlik Konseyi(SC ) Bada Deniz Özgen, Kuzey Atlantik Konseyi(NAC) Pırıl Orhun, Özel Konferans 1(SpC1 ) Melis Elda Koldemir, Özel Konferans 2(SpC2) Melis Kıvılcım, Çevre Komisyonu( EC) Ayşe Oral ve İnsan hakları Komisyonu’nda (HRC) Beliz Yalçın IMUNA web sitesinde yayınlanmış konularla ilgili Hollanda politikaları ışığında komitelerinde çalışmalar yaptılar.

Bu konulardan bazıları: Nükleer silahlar veya diğer nükleer patlayıcı cihazlar için bölünebilir malzeme üretiminin yasaklanması, medya sansürü ve gazetecilerin tedavisi, Falkland Adaları, Ukrayna ile NATO ilişkilerini güçlendirmek, Kore Yarımadası’nda yükselen gerginlikler, spor ve olimpik ideal aracılığıyla barışçıl ve daha iyi bir dünya inşa etmek, cinsel istismar ve cinsel istismara karşı korunma için özel önlemler, Tarım gelişimi ve gıda güvenliği.

IMUNA 2018

Öğrencilerimiz deneyimleri hakkında görüşlerini paylaştı:

Ayşe Oral (9E)

“IMUNA konferansında Çevre Komitesinde Hollanda’yı temsil ettim. Bu benim dördüncü konferansımdı ve bana bolca şeyler kattığını söyleyebilirim. Mesela kürsüye bir kere çıktığın zaman, sonrasında çıkmak için korkmuyorsun ve bu sizin aslında utangaçlığınızı yenmenize yardımcı oluyor, orada birçok kişi oluyor, onlarla tanışıp kaynaşmanız için bu size bir başlangıç gibi oluyor. Sosyalleşiyorsunuz ve çok eğleniyorsunuz, ayrıca öğreniyorsunuz. Oraya bir ülkeyi temsil etmek için giderken o ülke hakkındaki hangi komitede iseniz, bilgileri bilmeniz gerekiyor ve kendi düşünceleriniz değil de olduğunuz ülke ne yapardı gibi düşünmenizi sağlıyor. Bir bakımdan bakış açınızı değiştiriyor. Ben bulunduğum komiteden çok zevk aldım çünkü çevremizi nasıl daha temiz tutmalı, küresel ısınmanın zararlarından insanları nasıl koruyacağımızı konuştuk ve ben de Hollanda olarak birçok kez kürsüye çıkıp konuşma yaptım bu konularda. Bu deneyim benim için çok özel oldu ama tabi ki arkadaşlarım olmasa buradaki hiçbir deneyimimi o kadar güzel yaşayamazdım.”

 

Beliz Yalçın (10 IB I)

“IMUNA konferansında İnsan Hakları Komisyonunda Hollanda delegesi olarak yer aldım. Komitenin konuları LGBT insan haklarını korumak, cinsel taciz ve cinsel istismara koruma oluşturmak ve çatışma alanlarındaki çocukların gıdasızlık problemi ile mücadeleydi. Konular ilgimi çektiği için bu komitede yer almak istedim ve komitede geçirdiğim zaman çok keyifliydi. Hollanda olarak LGBT haklarının ilk kabul edildiği yeri temsil ettiğimden dolayı o konu hakkındaki tartışmada etkin bir yer aldım, tartışmaya katıldım, konuşmalar yaptım ve sorular sordum. Aynı zamanda cinsel istismar konusundaki yasa tasarısına iki maddeyi değiştirmek ve iyileştirmek için talep verdim ve onları tanıtıp, değişikliklerin kabul olması için konuşma yaptım. Konferans genel olarak çok güzel ve keyifliydi. İlk yurtdışı konferansı deneyimi için çok uygun bir konferanstı. Genellikle katılım konusunda sıkıntı çeken biri olarak bu konferansta rahatça katıldım, konuşmalar yaptım ve kendimi çok iyi hissetmemi sağladı. Bu konferansa gittiğim için çok mutluyum, özgüven ve deneyim kazanmamı sağladı.”

 

Melis Elda Koldemir (9D)

“IMUNA benim ilk yurtdışı seyahatim ve konferansımdı. Beklediğimden çok daha eğlenceli ve zevkli geçti. İlk Özel Komite deneyimimi de burada yaşadım. Olimpik ideal, mülteci sorunu ve ırkçılık üzerine tartışmalar yaşandı komitede. Ben Hollanda delegesi olarak 2 tane madde yazmıştım, ikisi de oybirliği ile kabul edildi; ayrıca bir tane de iyileştirme talebi sundum ve o da geçti. Bunun dışında kürsüde konuşmalar yaptım ve delegelere sorular sordum.

Lobbying kısmında da diğer delegelere fikir verip yasa tasarısına madde yazmaları için yardımcı oldum. Farklı ülkelerden gelen öğrenciler olduğundan İngilizceyi diğer konferanslara nazaran daha fazla kullandım. Yeni arkadaşlar da edindim ve çok eğlendim açıkçası. Bana kattıkları kısaca çevremi genişletmek, farklı bir komitenin prosedürünü kavramak ve konuşma becerilerimi geliştirmek oldu.”

 

Eren Korkut (9E)

“GA1 adlı komitemde çözümlere katkıda bulunmak için elimden geleni yaptım. Konferans çok eğlenceli geçti. Komitede çözüme yararlı olan münazaralar yaşandı. Konferansta dünyanın birçok yerinden birçok arkadaş edinip dünyamızda yaşanan gündemde olan sorunlar ile ilgili birçok bilgi edindim.”

 

Melis Kıvılcım (9E)

“Ben Hollanda olarak Özel Konferans 2’deydim. 3 tane konumuz olduğundan her oturumda farklı konuyu tartışma fırsatı bulduk. Ben özellikle ‘modern day technology and protection of fundemental human rights’ hakkında iyileştirme gönderdim. Konferans ise gayet güzeldi. Özel konferans’da olduğumdan son gün sadece SpC1 ile birleştik. Hem bizim tartıştığımız konular hakkında onların fikri oldu, hem de biz onların konularını tartışabildik. Konferanstaki organizasyon çok da iyi olmasa bile eğlenebileceğimiz bir ortam en azından vardı. Uluslararası bir konferans olduğu için farklı ülkelerden gelen delegelerle tanışma ve sosyalleşme fırsatı bu konferansı benim için özel kılan bir özellikti.”

 

Derin Esirger (9F)

“Komitem çok eğlenceliydi, herkes çok arkadaş canlısı ve sıcakkanlıydı. Konum hakkında Rusya’nın yazdığı yasa tasarısının yazılmasına yardım ettim ve co-submitter oldum. Tartışılması sırasında da bu konu hakkında kalkıp konuşma yaptım ve soru cevapladım. Kesinlikle seneye tekrar gitmek istiyorum herkese de tavsiye. Bir sürü yeni arkadaş edindim. Alkmaar’ı ve orda kurduğum arkadaşlıkları ve insanları asla unutmayacağım.”

 

Terakkili Kaşifler Keşiflerini Paylaştı

0

Levent Yerleşkemizden Ortaokul Kaşifler Kulübü öğrencilerimiz, “Kaybolan Semtler: Geçmişten Günümüze Fener Balat” adlı projelerini 12 Haziran Salı günü 6. sınıf seviyesinden arkadaşlarına, öğretmenlerine ve velilerine sundu.

Öncelikle Sosyal Bilgiler öğretmenlerimiz PMIef Türkiye gönüllülerinden Proje Yönetim Süreciyle ilgili eğitim aldılar. Aldıkları eğitim doğrultusunda Kaşifler Kulübü’nü kurarak, kulüp öğrencilerine süreçle ilgili eğitim verdiler.

Öğrencilerimiz PMI (Project Management Institute) standartlarına uygun çalışacakları proje konusunu seçtiler ve PMI aşamalarına göre yapılandırdılar. Proje adı, üyeleri, amacı ve kurallarıyla proje kimlik kartını oluşturup, proje konusunu “Kaybolan Semtler: Geçmişten Günümüze Fener – Balat” olarak belirlediler. Yaptıkları beyin fırtınasıyla proje alt konu başlıklarını seçtiler, zihin haritasını oluşturdular, araştırma yöntem ve tekniklerini belirlediler, proje aktivite ağacını oluşturdular, proje takvimini belirlediler ve çalışmayı başlattılar.

kaşifler kulübü
Zihin Haritası

Proje yönetim sürecine (PMI) uygun olarak çalışılan projede iki alan incelemesi yaptılar. Bu gezilerde inceledikleri yerleri fotoğraflama, video kayıt, sunum, literatür taraması, gözlem ve röportaj tekniklerinin bolca kullanarak inceleme şansı yakaladılar.

Röportaj

Semtte çalışılan alanların bazıları şunlardır:

  • Cibali Kapısı ve diğer kapılar
  • Semtin mimarisi ve UNESCO korumasındaki yerler
  • Fener Rum Patrikhanesi
  • Bulgar Kilisesi (Demir Kilise)
  • Fener Rum Erkek Lisesi
  • Dimitri Kantemir Evi
  • Tarihi Pierre Loti Kahvesi
  • Mehterhane
  • Agora Meyhanesi
  • Ahrida Sinagogu
  • Tekfur Sarayı
  • Caferpaşa Medresesi
  • Kariye Müzesi
  • Sokak Röportajları

Yaptıkları alan incelemesi sonucu elde ettikleri veriler okul koridorunda açılan sergi ile arkadaşlarına tanıttılar. Sergide poster çalışmaları, anket sonuçları, semt inceleme videoları ve öğrenci anlatımlarına yer vererek, projeye dikkat çektiler.

Kaşifler Kulübü öğrencilerimiz projeyle Finlandiya Helsinki Üniversitesi ve Luma Center ortaklığında yürütülen uluslararası proje yarışmasına katıldılar. Proje dünya çapında katılan 500 proje arasında en iyi proje dalında seçilen 27 proje arasına girdi.

kaşifler kulübü

12 Haziran Salı günü ise Fener ve Balat semtlerinin tanınması, tarihi ve kültürel duyarlılık, bilinç ve farkındalığın artırılması ve öğrencilerin keşifsel kaynaklandırma becerilerini geliştirmek amacıyla sunumlarını gerçekleştirdiler.

Öğrenciler okul toplumuna yaptıkları yıl sonu sunumuyla proje yönetim sürecinin son aşamasını tamamladılar. Senenin son kulüp toplantısında proje ile ilgili dönüşümlü düşünce oluşturarak, bu projenin kendilerine neler kattığını, ne gibi zorluklarla karşılaştıklarını, yeniden çalışsalar ne gibi değişiklikler yapacaklarını ve proje yönetim süreciyle ilgili deneyim, görüş ve önerilerini paylaştılar.

“Kaybolan Semtler: Geçmişten Günümüze Fener – Balat” adlı çalışmayla öğrencilerimiz bir yıl boyunca proje yönetim sürecini hayata geçirdiler. Araştırma, sorumluluk, özgüven ve sunum becerilerini geliştirirken, Fener ve Balat semtleriyle ilgili birincil kanıtları inceleyerek bilgi ve bilinç elde edip, farkındalık kazandılar.

kaşifler kulübü

Terakkililerin Şiir Dinletisi

Lise öğrencilerimiz Türk Dili ve Edebiyatı dersi şiir ünitesi kapsamında bir dinleti düzenledi. Dinletiyi Tepeören Yerleşkemizde Hazırlık sınıfı öğrencilerimiz 6 Haziran Çarşamba günü, Levent Yerleşkemizde ise Şiir Kulübü ve Hazırlık B sınıfı öğrencilerimiz gerçekleştirdi.

Kadının her yönüne, her rengine, tüm duygularına vurgu yapan şiirler Türk edebiyatının önemli şairlerinden seçildi. Öğrencilerimiz; Nazım Hikmet’ten Özdemir Asaf’a, Edip Cansever’den Didem Madak’a kadar pek çok şairimizin “Kadın” temalı şiirini okudular. Levent Yerleşkemizden öğrencilerimiz okumalarını 10 B sınıfından Berke Gülçin ve Simurg Özdemir’in gitar performansı eşliğinde yaptı.

“Şiir bilgidir, kurtuluştur, güç ve terk ediştir. Dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir şiir. Hayallerini kâğıttan gemilere yükleyen kadınlara, renkleri elinden alınmış dünyasını sözcüklerle renklendiren kadınlara yazılmış dizeler duyacaksınız bugün.” diye seslenen Tepeören Yerleşkemizden öğrencilerimiz hazırladıkları sunumlarla 9. sınıf arkadaşlarını şiirin büyülü dünyasında bir yolculuğa çıkardılar.

Terakkili Öykü Yazma Yarışmasında İstanbul 1.si

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Asya Nefesoğulları (6J), İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı Özel Ortaokulunun 7 – 25 Mayıs tarihleri arasında düzenlediği Çocuklar İnsandır” konulu öykü yazma yarışmasında “Göç” yazısıyla İstanbul 1.si oldu.

Göç 

Dicle, Gönlübol Apartmanı’nın kapısından hızla geçti. Sırtında okul çantası, asansörle en üst kata çıktı. Anahtarını çıkarıp eve girecekken vazgeçti, karşı dairenin zilini çaldı. Kapı açıldı:

– Babaanne çok susadım, diyerek mutfağa daldı.

– Kuzum bu ne hâl?

– Voleybol antrenmanım vardı, çok terledim; susadım.

– Haydi, elini, yüzünü yıka! Börek yaptım, çay da var. Bir tabak vereyim Fırat ağabeyine de götür. Evde çalışıyor.

– Babaannem benim! Selvinaz’ım.

– Eskiden her mahallede bir çeşme vardı, çeşmenin başında duvara zincirle bağlı bir bakır maşrapa. Kimse yanında su taşımazdı. Evlerde şehir suyu kullanılır, çeşmeye avcumuzu dayar; içerdik. Şimdi tarihi çeşmeler dışında çeşme kalmadı. Onlar da akmayan musluklarıyla anlamsız birer yapı. Sokakta herkesin elinde bir su şişesi…

– Babaanne, geçen gün okulda Uygur Türkleri’nin Göç Destanı’nı okuduk. Bütün hayvanların “Göç! Göç!” diye bağırarak kuraklaşan Orta Asya’dan kaçışı, bir film karesi gibi aklımdan çıkmıyor. Bu sözler yaşlı kadını çocukluğuna götürdü.

Annesinin elinden tutmuş, babasının ardından Harran pazarında yürüyordu. Pazarda kat kat işlemeli havlularla soğukluğunu muhafaza ettiği dondurma kazanına, pırıl pırıl kalaylı kaşığıyla vurarak bağıran bir dondurmacı vardı. Kazanı açtığında etrafa mis gibi sahlep kokusu yayılıyordu.

– Baba, dondurma alsana!

Babası; ürettikleri peyniri, tereyağını, yumurtaları satmış; kazandıklarıyla eve gerekli olan şeyleri almış, parayı hemen hemen tüketmişti.

Önce duymazdan geldi. Çocuk, kocaman kara gözleriyle yalvarıyordu:

– Baba, dondurma alsana!

Baba, dondurmacıya:

– Küçüklerinden ver bir tane, dedi.

Küçük kız, diline buz gibi değen mutluluğu sonsuza dek saklardı, dondurma erimeseydi. Sonra geceleri annesi ile babasının konuşmalarını anımsadı. Babası, çaresiz susuyordu. Annesi:

– Adana’ya pamuk toplamaya gidelim. Bak, ağamgiller gitti, geçen kışı rahat geçirdiler. Kurak tarlalar, bu horantaya yetmiyor işte!

Annesi, en küçük kardeşi ve babası diğer çocukları ninelerine bırakıp gittiler. Selvinaz, onları çok özledi. İki ay sonra döneceklerini duyduğuna sevindi ama nedense nenesi ve dedesi ağlıyordu. Nenesi:

– Bakamadılar, bebeğe! Adana’nın sıcağına, sıtmasına dayanamadı yavrum, diye dizlerini dövüyordu.

Annesi ve babası, küçük kardeşinin cenazesiyle geldiler. Çocuk, tarladaki çadırda yediği meyvelerden ishal olmuş, küçücük bedeni su kaybına dayanamamıştı. Babası:

– Irgat başı, anası emzirmeye gittiğinde bile söylenirdi, gece olunca sinekler sefaletimizin üstüne saldırıyordu. Yoksulluktan, pislikten kaybettik bebeği. Ceyhan’daki doktor: “Adana’ya götürün, hastaneye yatırın.” demişti. Götüremedik!

Babanın çaresizliği, gözlerinden yaş olup dökülüyordu. Bir daha evde “Adana” lafı edilmedi.

Fırat ve Dicle Nehirleri ve onları besleyen ırmaklar arasındaki Harran Ovası, her yaz daha bir kuraklaşıyordu. Güneş; toprağın suyunu alıyor, bir daha da vermiyordu. Karakıştan beri yağmur yağmamış, toprak susuzluktan çatlamıştı. Umutları baharda, yüksek dağların doruklarındaki karlardaydı. Komşu köydekiler yağmur duasına çıktılar ama nedense Tanrı, onları duymadı, yağmur yağmadı. Pamuğun en kalitelisini, karpuzun en tatlısını üreten toprak; suya hasret kalınca kısırlaştı, insanları beslemez oldu.

Artan nüfusla birlikte toprak küçüldü. Önceleri taşıma suyla ürettikleri mercimek, nohut, Antep fıstığı ve yaz sebzeleri artık kendilerine bile yetmez oldu. Anadolu’nun ilk üniversitesini kurmuş olmakla övünen Harran, susuzluğa çözüm bulamıyordu.

Ankara’dan milletin vekilleri, bakanlar geldiler. “Fırat’ın üstüne baraj yapalım, Güneydoğu Anadolu Projesi ile sulu tarıma geçelim.” dediler.

Harran ile ilgili en son hatırladığı, o yıl binbir ümitle diktikleri buğday; yağmur yağmayınca başak vermedi. Buğday; birer altın diş gibi doldurduğu başakları doldurmadı. Toprağın yarıklarından çıkan karıncalar bile, sıcaktan tekrar toprağın altına kaçıyordu.

Selvinaz’ın ninesi:

– Gidin, oğul buralardan. Bu memleket bizi beslemiyor artık.

Selvinaz’ın dedesi:

– Ne diyorsun sen, çocuklarımız gitsin de ocağımız mı sönsün?

– Ocağın bata senin! Görmüyor musun? Çocuklar aç, çaresiz. Büyük şehirde iş vardır, okul vardır, her şey vardır.

Sonra İstanbul… İlk kez denizi gördüğünde vapura binmekten korkmuştu Selvinaz. Babası daha önceden gelmiş, büyük ağabeyiyle birlikte amcaoğulları gibi pazarcılık yapmaya başlamıştı. Zamanla her şey yoluna girdi. Bir ağabeyi sanayide, diğeri demir doğramacıda iş tuttu. Selvinaz, ablasıyla konfeksiyonda çalışmaya başladı.

En küçük kardeşleri okuyacaktı. Okuyup mühendis olacak Harran’a baraj yapacaktı. İstanbul kocamandı, onları da almıştı işte.

– Eyyy, Babaanne! Dalmışsın yine.

Selvinaz Hanım:

– İyi oldu gelmemiz, iyi. Çocuklarımın hepsini okuttum. Hepsi de başını kurtardı, hayırlı evlatlar oldular.

– İyi ki gelmişsiniz babaanne. Yoksa Samsunlu Sefer Gönlübol, seni nereden bulacaktı Harran’da?

Birçok insan büyük şehirlere hatta başka ülkelere göçtü. Biz hayatımızı değiştirdik ama kalanlar Atatürk Barajı yapılana kadar çok sefalet çektiler çok. Çocuklarımızı yaşatmak için düştük yollara. Bir ümitti bizi yaşatan, hayata bağlayan.

Asya Nefesoğulları (6J)

 

 

Öğrencimiz Öyküsüyle İstanbul 2.si Oldu

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Ayşe Erdoğan (6B), İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı Özel Ortaokulunun 7 – 25 Mayıs tarihleri arasında düzenlediği “Çocuklar İnsandır” konulu öykü yazma yarışmasında “Olmaması Gereken Bir Fark” yazısıyla İstanbul 2.si oldu.

 

Olmaması Gereken Bir Fark

Yaz tatili başlıyor…

Yaz tatilinin ilk gününde Hayallerin evinde hep aynı konu geçerdi. Komşuları yazlıklarına veya Hayal’in hiç gitmediği tatil beldelerine giderken Hayallerin evinde nereye gidecekleri ile ilgili kavga çıkardı. Hayal’in annesi, Betül Hanım yazın sıcak yerlerde denize girmek isteyip Antalya veya Bodrum’u tercih ederken babası Hayri Bey ise her zaman deniz kıyısında çok terlediğini söyler, sıcak yerlerin onu bunalttığından yakınır, serin yerlere gitmek isterdi. Hayal, ne istediğini bilmezdi. Ailesi neye karar verirse onlara uyardı. Bu tartışmaları genelde hep babası kazanırdı. Dolayısıyla Hayal’in yaz tatili denize girmek yerine Uludağ’da geçerdi.

Bugün farklıydı. Onları mutfakta konuşurken bulan Hayal aynı tartışmanın yaşanacağını düşünüyordu ancak babası bu sefer annesiyle Uludağ’a gitmek konusunda tartışmadı. Annesi: “Kıbrıs’a gideceğiz, biletler hazır.” dedi gayet net bir sesle. Hayal bir an için de olsa babasından itiraz beklerken ses çıkmadı.

Babası koltuğuna otururken gazetesini aldı ve uykulu bir sesle: “Tamam ben de Uludağ’dan sıkılmıştım. Biraz güneş havası alalım.” dedi.

Birinci Gün: Yolculuk

Bu sözlerden bir gün sonra Hayal kendisini hava alanında sırada beklerken buldu. Sıra çok kalabalıktı, herkes yaz tatilinin ilk günü bir yerlere gitmek isterdi çünkü. Hayal yaz tatilinde sadece bir kere sıcak bir yere gitmişti o da zaten üç buçuk yaşındayken. Hayal şu anda sekiz yaşında. Kendisine göre sekiz buçuk.

Etrafı izlerken sıranın onlara geldiğini gördü. Annesi, kimlikleri verirken o da babasının yanında durdu. Duvarda asılı büyük fosforlu tabelalardan kapı numaralarına baktılar. Az sonra kapı numarasının yanında büyük yazılar halinde “KAPIYA GİDİNİZ!” yazıyordu. Hızlı adımlarla kapıya ulaştılar. Uçağa binmeleri için körükten geçmeleri gerekiyordu. Hayal, hayatında hiç körükten geçmemişti. Onun için bu körük NASA’nın hazırladığı bir uzay istasyonuna geçiş kapısıydı. Böbürlenerek geçti körükten. Ne kadar uğraşmaları gerekiyordu bir uçağa binmek için!

Yolculuk bir buçuk saat sürecekti. O da bu süre içinde cam kenarına oturup bulutları izlemek istemişti. Biraz da yanına aldığı kitap ve dergilerle de oyalanmayı planlıyordu. Babası koltuğa oturur oturmaz uyumuş, annesi ise koltukta duran dergileri okumaya başlamıştı.

Uçağın tekerlekleri hareket etmeye başlayınca sarsıntıdan biraz korktu ama uçak havalanınca korkusu geçti. Kısa bir süre sonra hostesler yemekleri dağıtmaya başladı. Hayal arkadaşlarından uçakta çok güzel yemeklerin geleceğini, hosteslerin istedikleri bütün çikolata ve şekerleri getirdiklerini duymuştu. Çok heyecanlıydı okul başladığında arkadaşlarına anlatacağı birçok anısı olacaktı.

Yemekler dağıtılmaya başladı. Hayal önünde binlerce çikolata ve bonbon şekerin konulacağını beklerken önünde sadece bir somonlu sandviç gördü. Yanında ise küçük, sade bir kek vardı. Canı sıkılmıştı ama karnı çok açtı, önündekileri sevmeyerek de olsa bitirdi. Biraz kitap okudu, dergilerini karıştırdı. Sabah çok erken kalkmıştı gece de heyecandan uyuyamamıştı. Gözlerini kapadığı gibi uykuya daldı.

Uyandığında annesi uyanık, yine dergileri karıştırıyor babası da hâlâ gazetesini okuyordu. Sonunda inişe geçtiler. Garip hışırtıları pilotun tok ve net “İnişe geçiyoruz!” anonsunu kesti. Artık tepelerinde duran ve genelde yanan kemer ikaz ışıkları sönmüştü. Herkes kemerlerini açtı ve kabin bagajından eşyalarını telaşla aldılar.

Herkes ayağa kalktı ve uçaktan inmek için çıkış kapısında uzanan sıraya girdiler. Hostes onlara “Tekrar bekleriz.” dedi. Kapıdan çıktılar. Hava, Hayal’in beklediğinden çok daha sıcaktı. İyi ki şort ve kısa kollu tişört giymişti. Otobüse bindiler ve otelleri Cennet Otel’e gitmeye koyuldular.

Otel çok güzeldi ve lükstü. Uludağ’daki dağ evlerine hiç ama hiç benzemiyordu. Geç olmuştu. Valizlerini açmadan yemeğe indiler. Yemekten sonra oteli gezdiler. Odaya döndüklerinde annesi bir valizden babasına ve Hayal’e pijamalarını, diş macunu ve fırçalarını verip: “Bu akşam çok yorgunuz, valizleri yarın yerleştiririz. Şimdi en iyisi uyumak.” dedi. Hayal her akşam yaptığı gibi kitap okumak istiyordu ama uykuya yenik düştü.

İkinci Gün: Otel, Valiz ve Mektup

Sabah olduğunda ilk işleri valizlerini yerleştirmekti. Annesi titiz bir kadındı. Eşyalarını yerleştirmeden kahvaltıya inmesine izin vermeyecekti Hayal’in. Hayal, bunu çok iyi biliyordu.

Babası da durumun farkında olacak ki üst üste duran iki siyah valizden birini aldı, açtı ve dona kaldı: Bu valiz onların değildi! Olamaz! Tabii o telaşla kabin bagajından yanlış valizi almış olmalıydılar. Acaba kendi valizleri neredeydi? Kayıp mı olmuştu? Yoksa onların valizini de bir başkası mı almıştı? Hayal hem bunları düşünüyor hem de ağzı açık valize bakıyordu. Valizin içinde kıyafet yoktu. Saman kâğıdından zarflar görüyordu. Valizde bir sürü mektup vardı. Mektupların adresi, göndereni ve kime gideceği yazmıyordu. Hayal en altta duran, eski ve yaşanmışlık kokan mektubu aldı. Zarfını yırtmamaya özen göstererek açtı ve okumaya koyuldu. Mektuplar bir çocuğun babasına yazdığı mektuplardı. Büyük ihtimalle bavul da babasına aitti.

“Sevgili Babacığım,” diye başlıyordu bir mektup. Bugün arkadaşlarla futbol oynamak için buluştum. Şimdi moladayız; oturmuş sana yazıyorum. Okulun kapanmasına birkaç hafta kaldı. Sen yola çıktın. Kim bilir nerelere gideceksin. Karnemi aldığımı yine görmeyeceksin çünkü hep söylediğin gibi: Eve para getirmek zorundasın. Bu sabah uyandığımda sesini duydum sanki. Bir an yanımda olduğunu sandım. Yumuşak ellerinle anneme ilacını içiriyordun. Oysa bir hayaldi bu. Ah babacığım, senin olduğun günleri, yanı başımda durduğun günleri ne kadar özledim, anlatamam. Keşke para getirmek için uzaklara gitmene gerek kalmasa ve bu kadar uzak kalmasak. Yazdıklarımı anneme anlatamıyorum. Hem anlamıyor hem de çok üzülüyor.  Arkadaşlarıma anlatıyorum ama onlar da anlamıyor. Sadece gülüyorlar ama sen beni anlıyorsun değil mi?  Şimdi arkadaşlar çağırıyor beni, gitmeliyim, en kısa zamanda dön. Sevgiler, oğlun.

Hayal hiç bu kadar üzücü bir hikâye okumamıştı. Gözlerinden istemsizce bir gözyaşı süzülüp aktı. Annesi ve babası da valizdeki mektupları gördükleri zaman şaşırdılar ama okumadılar. Anne ve babasının moralleri çok bozulmuştu. Durumu açıklamak için Kıbrıs Havaalanı’na gitmeye karar verdiler. Önce havaalanındaki bir yetkiliyi arayıp durumu anlattılar sonra da yola çıktılar.

Hayal yanına valizden bir mektup daha aldı. Bunu yolda okumayı planlıyordu. Son okuduğu mektup onu çok etkilemişti. Otelin yanına park etmiş otobüslerden birine bindiler. Şanslarına oturacak yerleri vardı. Otobüs hemen kalktı. Hayal, cebinden mektubu çıkardı. Mektup yine aynı şekilde başlıyordu “Sevgili Babacığım,”. Önce mektubun kokusunu içine çekti ve okumaya koyuldu. “… Şu anda korunun yanındaki büyük yaşlı incir ağacının altında yazıyorum sana. Bu ağacın altında bana ne kadar çok masal anlatmıştın hatırlıyor musun? Bugün masal dinlemek için değil dinlenmek ve sana yazmak için oturuyorum. Seni çok özledim baba. Annem daha da hasta. Ona bakmak, kendi ihtiyaçlarımı karşılamak için çok çalışıyorum. Vakit bulduğumda arkadaşlarla oyun oynamak için dışarı çıkıyorum ama içimi hemen bir telaş kaplıyor. Acaba zavallı annem evde ne yapıyor, diye.

… Artık annemin elinden iş de gelmiyor. Evdeki işleri de yapamıyor, kıyafetleri leğende elimle yıkıyorum. Bütün işlere koşturuyorum. Çok yoruldum. Hep seni düşünüyorum. Keşke yanımızda olsan. Sevgiler, oğlun.”

Hayal bu mektubun sonunda da gözyaşlarını tutamadı. Annesine belli etmemek için eşofmanının koluna sildi gözlerini. Bacağının altında duran valizi çaktırmadan açtı mektubu valize attı.

Kalan on dakikayı da camdan etrafı izleyerek geçirdi ve çocuğu düşündü Hayal. Havaalanına ulaştıklarında güvenliğin olduğu masaya gittiler. Masanın yanında telaşlı bir adam vardı. Adam, onların siyah valizini tutuyordu. Annesi ve babası valizini aldıkları adamın karşılarında duran bıyıklı ve saçları düz adam olduğunu, Hayal ise mektupların sahibi zavallı çocuğun babası olduğunu anlamıştı. Demek ki çalışmak için buralara gelmişti. Demek ki sevdiklerini bırakmak zorunda kalmıştı. Adam rengi solmuş mavi bir gömlek giymişti, yıpranmış kravatına rağmen temiz bir görüntüsü vardı.

Annesi ve babası bir an önce valizi alıp gitmenin ve tatil yapmanın telaşındaydı ama tatil yapmak şu an Hayal’in umurunda bile değildi. Adama baktıkça mektupları düşünüyor, daha da hüzünleniyordu. Valizler değiştirilirken Hayal tek kelime etmedi.

Hayal’in ailesi için hiçbir sorun kalmamıştı. Alandan çıkıp otele dönmek için harekete geçtiklerinde Hayal birden durdu. Annesi şaşkınlık ve telaşla: “Hadi, Hayal!”. Babası ise “Ne oldu?” dedi. Hayal, konuşamıyordu. Önce babasına sonra da annesine sarıldı ve ağladı. Annesi ve babası davranışına anlam veremediler ama Hayal onlara: “Her şey için teşekkür ederim.” demeyi başardı.

Sonraki Günler: Hayal, eski Hayal değil.

Havuza girdiler, gezdiler, tarihi yerleri gördüler… Hayal, eski Hayal değildi. Mektuptaki çocukla farkları neydi? Ailesinden ihtiyacı olmadığı şeyler istemese, yemeklerini son kırıntısına kadar yese ve o mektupları hiç unutmasa o çocukla aralarındaki fark kalkar mıydı?

Ayşe Erdoğan (6B)
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Ortaokulu

Terakkili Öğrenciler Batı Karadeniz’deydi

Levent Yerleşkemizden ortaokul 5. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilgiler dersinin “Kültür ve Miras” ünitesi kapsamında çevresindeki ve ülkemizdeki doğal varlıkları, nesneleri, yapıtları tanımak için 1 – 2 Haziran tarihlerinde Safranbolu ve Amasra’yı gezdiler.

batı karadeniz gezisi

Gezimizin ilk gününde öğrencilerimiz Safranbolu Kasabası, Köprülü Mehmet Paşa Camii, Demirciler Çarşısı, Arasta Arkası, Hükümet Konakları ve Hıdırlık Tepesi’ni ziyaret ettiler. Öğrencilerimiz, bu ilk duraklarında tarihi mekânları yerinde gözlemleme olanağı buldular.

batı karadeniz gezisi

Gezimizin ikinci gününde ise öğrencilerimiz, doğasının yanı sıra tarihi ve yemekleriyle de beğenilen Amasra’ya gittiler. Amasra Kalesi, Şapel, Ceneviz Kabartmaları, Korsan Mahallesi ve Kale gezileriyle şehri yakından tanıdılar. Ayrıca tahta oymacılığı ve baston imalathanesi gezileri sayesinde geleneksel zanaatlarla da tanıştılar.

batı karadeniz gezisi

Terakkili Delegeler Arkadaşları için PrepMUN Konferansı Düzenledi

0

Lise TLMUN (Terakki Levent Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, 5 Haziran Salı günü Levent Yerleşkemizde lise hazırlık ve 9.sınıf Pre-IB seviyesinden gönüllü arkadaşları için 2. PrepMUN konferansını düzenledi. PrepMUN’18 konferansının bu yılki teması “Hakların Dönüşü” oldu. Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği konferanslardan olan bu etkinlik; Birleşmiş Milletler Çevre Komitesi ve Sosyal, İnsani ve Kültürel Komite olmak üzere yaklaşık 30 öğrencinin katılımı
ile gerçekleşti.

PrepMUN’18 konferansında öğrencilerimiz Ali Berkay Üre (11B) Genel Sekreter, Cemre Şenlik (10A) Genel Kurul Başkanlığı, Altay Özkut (9D) Yardımcı Genel Kurul Başkanlığı, Aleyna Kaytaz (10C) Yardımcı Genel Sekreterlik yaparak PrepMUN’18’ de yönetici ekip oldular. Ayrıca öğrencilerimiz Attila Öğüt (10B) Kriz Takımı, Gülce Zeynep Şenol (10A) Halkla İlişkiler Takımı, Yağız Diyaroğlu (10A) Basın ve Medya Takımı ve Bora Güvendiren (10A) Bilişim Teknolojileri Takımı liderliklerini üstlendiler. Kendi takımlarının yönetimi ve sorumluluklarına yerine getirerek PrepMUN’18’in gerçekleşmesi ve düzenlenmesine büyük katkı sağladılar.

PrepMUN’18 konferansında yönetim ekibinde yer alan öğrencilerimiz “Birleşmiş Milletler” konulu bir açılış sunumu yaparken, hazırladıkları tanıtım videosunu da sergilediler. Daha sonra ise mevcut olan iki komite (İnsan Hakları ve Çevre Komitesi) hakkında bilgilendirici videolar izlettiler ve bu iki komite hakkında deneyimleri ve bilgileri dahilinde açıklamalar yaptılar.

İnsan Hakları ve Çevre Komitesi’nin gündem maddeleri şunlardı:

  • İnsan Hakları Komitesi: ” Afrika, Libya bölgesinde yakın zamanlarda ortaya çıkan insan ticareti ve küresel insan ticaretinin önüne geçilmesi “
  • Çevre Komitesi: “ Uluslararası alanda etkili virüsler ve virüslere karşı ana hatlarıyla önlemler alınması, virüslerin doğaya ve insana zararının en aza indirilmesi “

Öğrencilerimiz, komitelerinde hazırlamış oldukları kararnameleri savunmak ve yeterli oyu toplamak için kulis çalışmaları yürüttü ve kürsü konuşmaları yaptı.

PrepMUN’18 konferansı öncesinde MUN kulübü üyeleri olan öğrencilerimiz sınıflarındaki katılımcılara bilgi verdiler ve sorularını yanıtladılar.

MUN Kulübü öğrencilerimiz aylar öncesinden gündem maddeleri üzerine detaylı raporlar hazırlayıp tasarladıkları internet sitesi üzerinden bu raporları paylaştılar; katılımcı arkadaşlarına rehberlik edecek belgeler oluşturdular. Bu çalışmalar süresince öğrencilerimiz araştırma yapma, sorun tespit etme, çözüm önerme gibi kazanımlar ile birlikte MUN konferanslarının nasıl işlediği hakkında paylaşımlarda bulundular.

Öğrencilerimizden Cağla Yamen (10A) ve Can Yıldız (10A), İnsan Hakları Komitesinde, Deniz Küey (9D) ve Yaren Önal (9D) Çevre Komitesinde oturum başkanlığı yaptılar.

Öğrencilerimiz, hazırlamış oldukları kararnameleri savunmak ve yeterli oyu toplamak için kulis çalışmaları yürüttü ve kürsü konuşmaları yaptı. İnsan Hakları Komitesinde Söz Başak Uçar (9F) ve Çevre Komitesinde Ömer Batumlu (9G) gösterdikleri performans sonucu “ En İyi Delege” başarı sertifikası almaya hak kazandılar. En iyi delegelerin yanı sıra yine çok emek harcayıp önemli katkıda bulunan diğer öğrenciler ise “Seçkin Delege” ödülüne layık görüldüler. İnsan Hakları Komitesinde Ada Vardar (9F) ve Ata Kileci (9E), Çevre Komitesinde Melis Elda Koldemir (9D) ve Derin Kırbeyi (9G) “Seçkin Delege” ödülüne layık görülen öğrencilerimiz oldular.

Terakkili Gençler Sabancı Üniversitesi’ni Tanıdı

0

Levent Yerleşkemizden lise ve fen lisesi 11. sınıf öğrencilerimiz, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin gerçekleştirdiği 22. Kariyer Günleri kapsamında 7 Haziran Perşembe günü Sabancı Üniversitesi’ni gezdi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. Bu doğrultuda öğrencilerimiz 22. Kariyer Günleri’ninÜniversiteleri Tanıyoruz” programı çerçevesinde Sabancı Üniversitesi’ne düzenlenen gezide ilk olarak Kurumsal İletişim Biriminden Semih Bilen’le buluştu.

Bilen, gezinin başlangıcında öğrencilerimize; üniversitenin eğitim politikası, fakülte seçme sistemi, ilk sene uygulanan temel bilimler eğitim programı ve devamında bölüm seçme koşulları hakkında bilgi verdi. Üniversitede okuyan öğrencilerin %76’sının burslu olarak eğitim aldıklarını, YKS sistemiyle girilen burslu bölümler dışında okurken faydalanılabilecekleri burs imkanlarını, yurtdışında staj imkanı sağlayan kurumlarla yapılan anlaşmaların her geçen gün arttığı ve %78 oranında staj imkanı sağladıklarını belirtti. Çift anadal ve yandal programlarının kabul koşulları ve mezunların yurtdışından kabul aldıkları üniversitelerden bahsetti.

Sunumun ardından öğrencilerimiz iki gruba ayrıldılar. “Fen Matematik” grubu öğrencilerimiz “Nanoteknoloji” dersini dinlemek üzere Prof. Dr. Mehmet Ali Gülgün, “Türkçe Matematik” grubu öğrencilerimiz ise “Tüketici Davranışları” dersini dinlemek üzere Dr. Kıvılcım Değerlioğlu Demir ile bir araya geldiler.

Ufuk açıcı ve motive edici ders sunumlarının sonunda üniversite bünyesinde yer alan Nanoteknoloji Laboratuvarı’nı gezen öğrencilerimiz üniversitenin araştırma için gerçekleştirdiği yatırımları da yerinde görme fırsatını elde ettiler.

Öğrencilerimizin hedef oluşturması ve motivasyonlarını artırması açısından verimli geçen gezimiz, kampüs turu ile tamamlandı.

  1. Kariyer Günlerimizin son etkinliği ise “2019 Tercih Konferansı” olacak.