İlkokul Öğrencilerimizden Eko-Okul Sloganları

0

1 – 4. sınıf öğrencilerimizin katıldığı, 23 Ekim – 09 Kasım tarihleri arasında düzenlenen “Tüketim Alışkanlıklarımız” konulu Eko-Okul Slogan yarışmamız sonuçlandı.

Her şubeden birer slogan seçilerek Eko-Okul komitesine iletildikten sonra komite üyeleri, sloganları değerlendirdi. Seçilen sloganlar; “Dünya benim geleceğim, korumak benim görevim!/The earth is my future, protecting it is my duty!” (1C), “Tüketme biriktir, Dünya senindir!/Don’t consume, save. The earth is yours ” (2G), “Bilinçli tüketim, iyi gelecek!/Using wisely for a good future!” (3G) ve “Dünya ellerinde, gereksiz tüketime hayır de! The earth is in your hands. Say “No” to unnecessary consuming!” (4C) oldu.

Kazanan sınıflarımızdan Eko-Tim öğrencileri, sınıfları adına başarı sertifikalarını aldı.

Öğrencilerimiz, 1, 2 ve 3. sınıflarımızda seçilen sloganlarla Plastik Sanatlar Bölümümüz rehberliğinde bez afiş tasarımı yapacak. 4. sınıflarımız düzeyinde seçilen sloganla da Bilişim Teknolojileri dersi kapsamında kasım-aralık aylarında afiş tasarım yarışması düzenlenecek.

Tüm sınıflara ait sloganlar afiş olarak basılıp okulun çeşitli alanlarında sergilenecek ve yıl boyunca Eko-Okul çalışmalarında kullanılacak.

Terakki’de 2011-2012 öğretim yılından itibaren Eko Okullar Programı yürütülüyor. Eko-Okullar Programı anaokulu ve ilköğretim okullarında çevre bilinci, çevre yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma eğitimi vermek için uygulanan bir program. Bu program, okullarda ISO 14001/EMAS üzerine kurulmuş bir çevre yönetim sisteminin uygulanmasını sağlıyor. Çocuklar bu program sayesinde yaşadıkları çevreye olan sorumluluklarını öğreniyorlar. İçinde bulundukları toplumu çevre duyarlılığı konusunda bilgilendirmek için çalışıyorlar.

Gençler Cihan Harbi'ni Farklı Perspektiflerden Tartışıyor ve Yazıyor

0

İki yıldır Tarih Vakfı’nın gerçekleştirdiği “I. Dünya Savaşı’na Katılan Ülkelerden Mesaj Var” başlıklı öğrenci – öğretmen atölyelerinde bu sene Tarih Kulübümüzden 9. sınıf öğrencilerimiz ve Lise Tarih öğretmenlerimiz de yer aldı. Farklı okullardan öğrenciler, Birinci Dünya Savaşı konusunu derinlemesine incelemek, araştırmak, tartışmak ve yeniden yazmak için bir araya geldi.

image5

11 Ekim Pazar günü İELEV Eğitim Kurumlarında düzenlenen projenin öğretmenlere yönelik ilk atölyesinde yaklaşık 20 öğretmenin katılımıyla Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Yücel Kabapınar’ın yürüttüğü “Kanıt Temelli Tarih Eğitimi” adlı bir atölye çalışması yapıldı. Projenin sonraki aşamasını oluşturan ilk öğrenci atölyesi ise yaklaşık 70 öğrenci ve 25 öğretmenle birlikte 08 Kasım Pazar günüydü.

Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yücel Kabapınar, Boğaziçi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Erol Köroğlu ve Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölüm Başkanımız Fırat Güllü’nün danışmanlığında gerçekleşen bu proje kapsamında katılımcı  öğrenciler, geçtiğimiz yıl seçtikleri farklı ülkelere ait ders kitaplarında I. Dünya Savaşı’nı anlatan bölümleri inceleyerek kendi oluşturdukları kriterler doğrultusunda bir değerlendirme raporu hazırladı. Türkiye dışında İngiltere, Almanya, ABD, Avusturya, Bulgaristan ders kitaplarının inceleme konusu olduğu bu karşılaştırmalı çalışmanın sonuçları, 10 Mayıs’ta Ulus Musevi Okullarında yapılan bir sunumla çeşitli üniversitelerden akademisyenlerin ve ulusal basının da katılımıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

image1

Bu sene de yeni okullarla birlikte ikinci aşaması başlatılan projenin amacı: İlköğretim 7 ve 8. sınıf ders kitapları seviyesine uygun “I. Dünya Savaşı” konulu bir bölümün içeriğinin öğretmenler ve akademisyenlerin danışmanlığında doğrudan öğrenciler tarafından oluşturulması.

1. Öğrenci Atölyesi, Üsküdar Amerikan Lisesi Tarih öğretmenlerinden Hasan Tahsin Özkaya’nın hazırladığı projenin ortaya çıkış hikâyesini anlatan kısa bir sunumla başladı. Öğretmenler bu sunumu dinlerken öğrencilere proje sonrasında elde ettikleri kazanımları daha iyi ölçebilmek için Prof. Dr. Yücel Kabapınar’ın hazırladığı bir ön test uygulandı. Ardından yeni katılan öğrencileri, geçen yılki çalışmanın işleyişi ve sonuçlarıyla tanıştırmayı amaçlayan bir atölye ve sunum gerçekleşti.

image4

Atölye kapsamında ders kitaplarında yer alan metinlerin, görsellerin, tabloların, grafiklerin ve haritaların eleştirel bir bakışla nasıl okunacağı üzerine geçtiğimiz yıl yürütülen atölyelerden seçilen bazı örnekler, projeye bu yıl katılan öğrencilerle tekrarlandı. Ayrıca geçen sene bu projede yer almış öğrencilerden bazıları, elde edilen sonuçları yeni katılımcılarla paylaştı. Bu atölyenin ardından Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim görevlisi Yar. Doç. Dr. Erol Köroğlu, I. Dünya savaşı üzerine üretilmiş çeşitli edebiyat metinlerinden yaptığı seçkilerle “eleştirel okuma ve eleştirel okurluk” üzerine öğrencilerin aktif katılımıyla interaktif bir sunum yaptı.

Proje, “2. Öğrenci Atölyesi” ile 20 Aralık Pazar günü Ulus Musevi Okulları’nda devam ediyor.

Bilişim Teknolojileri Öğretmenimizden "Eğitimde Teknolojinin Kullanımı"

0

Bilişim Teknolojileri öğretmenimiz Eda Karaçelebi, bu yıl 19.su düzenlenen Sonbahar Öğretmenler Sempozyumu’nda “Eğitimde Teknolojinin Kullanımı” adlı sunumunu farklı okullardan öğretmenlerle paylaştı. 24 Ekim Cumartesi günü Eyüboğlu Koleji’nde gerçekleşen sempozyumda Karaçelebi, eğitim teknolojilerinin öğrenme sürecine katkısını ve bu teknolojilerin en doğru ve faydalı şekilde derse nasıl entegre edilebileceğini anlattı.

Karaçelebi, eğitim teknolojilerinin öğrenmenin her adımında öğrencinin aktif bir rol almasını, motivasyonunu artırmasını, kendi hızında öğrenmesini, gerçek dünyayı sanal ortama taşıyarak öğreneceği kavramları somut hale getirmesini sağladığını belirtti. Sürekli gelişen ve yenilenen eğitim teknolojileriyle eğitim alanında daha etkin, zengin, eğlenceli ve faydalı ders materyalleri hazırlanabileceğini söyleyerek Terakkili çocuklar ve öğrencilerle yaptığı artırılmış gerçeklik, QR kod uygulamaları, akıllı tahta uygulamaları, web 2.0 araçları ve interaktif Flash oyunları hakkında bilgi verdi.

Sunumuna, gerçekte var olan bir nesne üzerine, bilgisayarın sağladığı çoklu ortam aracılığıyla çeşitli ses, görüntü ve animasyon efektlerini ekleyerek fiziksel bir görünüm oluşturan Artırılmış Gerçeklik uygulamalarını anlatarak başladı.  Öğrencilerin yaratıcılığını tetikleyen bu teknolojiyle, video desteği sunan posterler hazırlanabileceğini, özellikle küçük yaş gruplarıyla 3 boyutlu hale gelen boyamalar yapılabileceğini söyleyerek, anaokulu çocuklarımızla yaptığı “Quiver” uygulamasından bahsetti. Çocuklarımız, kendi web sitesinde çeşitli boyama kağıtlarını bulunduran bu uygulama üzerinden seçtikleri kağıtların çıktısını alıp boyuyor. Boyadıkları kağıtlara tablet ile baktıklarında da resimlerinin canlandığını görüyorlar.

Karaçelebi, mobil cihazların kameralarından okutulabilen iki boyutlu barkod türü olan ve şifrelenen içeriğe akıllı cihazlarla hızlı bir şekilde ulaştıran QR (Quick Response) Kod ile her branş için kurgulanabilecek, o ders için merak uyandıran oyunlar üretmenin mümkün olduğunu belirtti. QR kod ile bir şifreye dönüştürdüğü resim ya da metin içerikli bilgilere öğrencilerimizin akıllı cihazlarıyla ulaşmaya çalıştığı “Hazine Avı”, “Haftanın Sorusu” gibi farklı birçok etkinlik gerçekleştirilebileceğini ifade etti.

“Hangi teknolojiyi, derslerimizin hangi bölümünde, ne kadar süreyle ve nasıl kullanmalıyız?” sorusu üzerinde düşünülmesi gerektiği üzerinde duran Karaçelebi, akıllı tahtaların sadece dokunmatik yüzeyini kullanmak yerine, tahtanın sunduğu yazılımla anaokulu çocuklarımız ve ilkokul öğrencilerimiz için Türkçe, Matematik, İngilizce alanında hazırladıkları çeşitli uygulamaları anlattı.

Web 2.0 araçlarının kullanım alanları konusunda da bilgi veren Karaçelebi, “Kahoot” ile sınıf ortamında online ve etkileşimli yarışmaların düzenlendiğinden ve video desteğiyle profesyonel animasyon efektlerinin oluşturulmasını sağlayan “Powtoon” adlı sunum aracından bahsetti.

İngilizce, Fen ve Teknoloji, Matematik ve Bilişim alanlarında hazırladığı İnteraktif Flash oyunlarına da değinen Karaçelebi, öğrencilerin eksik öğrenmelerini tamamlamaya, konuya ve derse olan ilgi ve tutumunu olumlu yönde değiştirmeye katkı sağlamak için teknolojinin en etkili yollardan biri olduğunu vurgulayarak sunumunu bitirdi.

 

 

 

 

Lise Öğrencimiz "Batmayan Güneş" ile İlçe Birincisi

Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencimiz Hazal Yağmur Karaköçek (Hz B), İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiği “Ata’yı Anıyoruz” konulu kompozisyon yarışmasında “Batmayan Güneş” yazısıyla liseler arası Tuzla ilçe birinciliği elde etti.

Batmayan Güneş

“Bir 1881 sabahı gözlerini dünyaya açtın. Annen ve baban, sana Mustafa dediler. O Mustafa büyüdü, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu oldu.

Şimdiyse, ölümünün üzerinden 77 yıl geçti Ata’m. Her geçen gün seni daha iyi anlıyor, daha çok seviyorum. Bir kız çocuğu olarak bana verdiklerini her geçen gün daha çok özümsüyorum ve sana olan minnetim, gün geçtikçe artıyor.

Sen, eskiden adı olmayan Türk kadınının varlık timsali, toplumda var olan kimliğisin Ata’m. Sen kafamdaki özgür düşüncem, kalem tutan elim, kağıda döktüğüm kelimelerimsin. Sen, tüm Türkiye’yi aydınlatan, sönmeyen meşalesin. Işığın önümü, önümüzü aydınlatır, bize yol gösterir. Ne zaman kaybolsam, karanlıkta kalsam, bilirim ki düşüncelerin, ilke ve inkılapların her zaman oradadır doğru yolu bulmam için

Sen, ölümsüzsün Ata’m. Belki bedenen aramızda değilsin, ama biliyorum ki fikirlerin yaşadıkça, insanlar tarafından kabul gördükçe sen de ölümsüzlüğünü koruyacaksın. Bir sözün vardı Ata’m: “Beni görmek demek yüzümü görmek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” Kendimi, seni gördüğüm için çok şanslı hissediyorum Ata’m. Fikirlerini, duygularını içtenlikle benimsiyorum ve benimsemeye devam edeceğim.

Zübeyde Hanım’ın küçük Mustafa’sı, Türkiye’nin Büyük Atatürk’ü… Ruhun şâd olsun…”

Hazal Yağmur Karaköçek (Hz B)

Ortaokul Öğrencimize “77 Yıl Olmuş” şiiriyle Tuzla İlçe İkinciliği

Tepeören Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Aylin Bursalıoğlu (7A), İstanbul Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü etkinlikleri kapsamında düzenlediği “Ata’yı Anıyoruz” konulu şiir yarışmasında “77 Yıl Olmuş” şiiriyle Tuzla ilçe ikincisi oldu.

77 YIL OLMUŞ

Yetmiş yedi yıl olmuş Ata’m aramızdan gideli.
Çok zaman oldu sen kalbimde yer edeli,
Devrimlerinle kendime ışıklı bir yol çizeli.
Her 10 Kasım’da seninle yürürüz Ata’m.

Yetmiş yedi yıl olmuş Ata’m gönlümüze taht kuralı.
O hüzünlü duygu bizi saralı,
İlkelerin yolumuzu aydınlatalı.
Her 10 Kasım’da seninle yürürüz Ata’m.

Yetmiş yedi yıl olmuş Ata’m aramızdan gideli.
Varlığını Türk varlığına katalı,
Anadolu’nun bağrına Türk mührünü vuralı.
Her 10 Kasım’da seninle yürürüz Ata’m.

Yine saat dokuzu beş geçiyor,
Kalbimden bir parça eksiliyor.
Mavi gözlerinin ışığında
İlerleyen Türk gençliği geliyor.

Aylin Bursalıoğlu (7A)

Gazeteci Altan Öymen ve Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan Öğrencilerimizle Buluştu

0

Siyasi kişiliği ile de tanınan gazeteci Altan Öymen ve aynı zamanda Vakıf genel kurul üyemiz ve okulumuzun tarihçesinin de yazarı Doç. Dr. Mehmet Ö. Alkan “Geçmişten Günümüze Cumhuriyet” adlı söyleşide Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimizle 27 Ekim Salı günü bir araya geldi. Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz de internet üzerinden canlı yayımlanan söyleşiye katılarak konuklarımızı dinleyip merak ettiklerini sordular.

Proje Koordinatörlüğümüz ile Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümümüzün Cumhuriyetin ilanının 92. Yılı kapsamında düzenlediği söyleşi, Öymen’in çocukluğundan gençliğine kadar geçen sürede Ankara’da Cumhuriyet Bayramlarının kutlanışıyla ilgili hatıralarını paylaşmasıyla başladı. Sonra, tek partili dönemin sonlarına kadar geçen zamanda Türkiye’nin içinden geçtiği süreci bir gazeteci ve aydın olarak değerlendirdi. Cumhuriyet’in tarihimiz açısından önemli bir kazanım olduğunu, zaman geçtikçe bunu daha iyi anladığımızı ve coğrafyamızda geçen bu zorlu dönemde onun kıymetini bilmemiz gerektiğini vurguladı.

Ardından söz alan Alkan, cumhuriyet ve demokrasi kavramlarının etimolojik gelişiminden ve söz konusu kavramların içeriğinin tarihsel süreç içinde nasıl bir değişimden geçtiğini anlattı. Cumhuriyet kavramının demokrasi ile aynı anlama gelmediğini, her cumhuriyetin demokratik olmadığını söyledi. Konuşmasına, Türkiye’de cumhuriyet rejimine geçiş sırasında yaşanan ve fazlaca bilinmeyen bazı tarihsel gerçekliklere değinerek devam etti.

Alkan, Atatürk’ün yürüttüğü politik stratejinin ayrıntılarından ve Kurtuluş Savaşı’nın komuta kadrosunda yer alan lider grup içinde gelecekte yaşanacak bölünmelerden bahsetti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun sanıldığından daha sancılı bir süreç olduğunun üzerinde durdu.

Daha sonra öğrencilerimiz, konuklarımıza çeşitli konulardaki görüşlerini sordu. Söyleşi; Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki bayram kutlamalarının coşkusu, cumhurbaşkanlığının Atatürk’ün ölümüyle İsmet İnönü’ye geçişinin nasıl gerçekleştiği, Atatürk ve İnönü arasında yaşandığı iddia edilen dargınlıkların konuşulmasıyla sona erdi.

Klinik Psikolog Emre Konuk ile "Travma ve Sonrası"

Röportaj:
Uzman Psikolojik Danışman Berna Ergun
Uzman Psikolojik Danışman Gülseren Kaya
Uzman Psikolojik Danışman Revan Çoban

Hepimiz yaşamımız boyunca birçok sorunla karşılaşabiliyoruz. Bazı sorunların üstesinden kolaylıkla gelebilirken bazıları ile baş etmek bizleri zorlayabiliyor ve travmatik bir yaşantı olarak iz bırakıyor. Acaba gerçekten olayın kendisi mi bir travma yoksa bizim baş edemememiz mi onu travmatik bir yaşantıya dönüştürüyor? Yaşanan travmanın uzun vadede ne gibi etkileri oluyor? Kimler travmalarla daha kolay baş edebiliyor? Bu sayımızda travma ve tedavisi denildiğinde akla ilk gelen isim olan Sayın Klinik Psikolog Emre Konuk bir araya geldik ve sizler için bu soruların yanıtlarını aradık. Faydalanmanız dileğiyle.

Travma nedir?

Travma deyince aklımıza hemen bina çökmesi, deprem olması, kaza geçirmek, saldırıya uğramak gibi şeyler gelir. Bunlar büyük “T” diye adlandırdığımız DSM’deki (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) tanı kriterlerini karşılayan travmalardır. DSM hayati tehlike olan durumların tamamına travma der; ama bizim travma olarak ele aldığımız, terapiye de konu olan problemlerin çok büyük bir kısmı seri ve küçük travmalardır. Dolayısıyla travmayı hayati olanlar ve hayati olmayanlar olarak ayırabiliriz.

Peki neden travma diyoruz? Neden normal yaşam olayı demiyoruz? Travmayı travma yapan karşılaştığımız zaman bizim baş etme kapasitemizi zorlayan olumsuz bir yaşam olayı olmasıdır. Buradaki her şey gerçekten de çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkar. Yolda yürürken bir arabanın çamur sıçratması, birinin duyarsızca omuz atması, bir arkadaşınızın “Sen geçen öyle konuştun ama çok ayıp ettin.” demesi olacağı gibi “Dünya çöktü altında kaldım.” dedirtecek kadar ağır bir yaşantı da olabilir. Dolayısıyla, kişinin baş edemediği her türlü olumsuz yaşam olayı, adı türü ne olursa olsun, o kişi için travmadır.

Burada önemli olan bazı insanları aynı olayların zorlamıyor, bazılarını ise zorluyor oluşudur. Bu noktada bireysel farklılıklar devreye girer. Travma, sadece olayın kendine bakılarak karar verilebilecek bir şey değildir. Örneğin, deprem gibi bir olay bile bazı kişiler için travmatik bir etki yaratmayabilir. Biz bunu 1999 depreminde de gözlemledik ve araştırdık. Bir envanter oluşturduk, “Deprem olduktan hemen sonra ayağa kalkıp insanlara ne yapacaklarını söyleyen, onları organize eden ve hala aynı durumda olan bir insan tanıyor musunuz?” diye 6000 kişiye sorduk. Sonuç olarak bu tanımlamaya uyan 244 kişi belirledik ve bu kişileri grup müdahalesi eğitimine aldık ve içlerinden140 kişiye de süpervizyon desteği verdik. Böylece 6000 kişiye ulaştık.

Belirttiğiniz gibi aynı travmaya maruz kalan kişiler bunu farklı şekilde yaşayabiliyorlar. Bu durumu nasıl açıklayabiliriz?

Herkesin travmayı farklı yaşamasının birçok değişkenle ilişkisi vardır. Kişinin yaşı, olayla ne kadar doğrudan bağlantısı olduğu, kişilik yapısı, olayın süresi ve sıklığı önemli etkenler arasındadır. Örneğin, kişinin uyum yeteneği kuvvetli ise, kısa sürede çözümler üretebiliyorsa, lider özellikleri varsa, travmatik bir durumla baş etme konusunda daha çabuk çözümler üretecektir. Bu kişiler litaratürde “dayanıklı” kişiler olarak adlandırılıyor ve dayanıklılığın travma sürecine olumlu etkisi olduğu biliniyor. Yine kişinin olaydan sonra bulabildiği maddi ve manevi destek ile olayın bireysel mi toplu mu yaşanmış olduğu da süreci etkiler. Yaşanan olay, daha geniş bir insan kitlesini ilgilendiriyorsa, bu olayın kişi üzerindeki etkisi daha az olur; çünkü olay paylaşılır ve nedenleri üzerinde fazla düşünülmez.

Bir kişinin travma yaşadığını nasıl anlarız?

Yaşanan travmaya bağlı olarak gözlemlenen tepkiler de değişir. Bir travma yaşandığını kişinin davranışlarındaki değişimlerinden anlayabiliriz ama ölçüt olarak kabul edilen DSM’deki travma sonrası stres bozukluğu şikayetleridir. Travma yaşayan her çocuk ya da ergen travma sonrası stres bozukluğu teşhisi almaz ama aşağıda yer alan travma sonrası stres bozukluğunun belirtilerini bir oranda gösterir. Bunlar;

Uyku bozuklukları, kabuslar, Yeme, giyinme, tuvalet alışkanlığı gibi alanlarda farklılıklar, geriye dönüşler, Kıpır kıpır ve huzursuz olma, Uykulu, donuk olma, yalnız kalma isteği, Her fırsatta ağlama, Tanıdığı nesnelere aşırı bağlanma, Değişiklikle baş etmede zorlanma, Anne babayla olan ilişkilerinde farklılık, aşırı talepkâr olma ya da tamamen içine kapanma, Kardeşlerle olan ilişkilerinde daha olumsuz olma, kavgaların artması Travmatik olayla ilgili takıntılı düşünceler geliştirme, sürekli bu olay hakkında konuşma, bu olayla ilgili oyunlar oynama, Olayın tekrarlanacağı endişesi, Başkalarının gereksinimlerini aşırı derecede önemseme, Okul başarısında düşüş, Dikkatte azalma/bozulma, Doyumsuz olma, Küçük olaylara aşırı tepkiler vermedir.

Bizim bakmamız gereken ise aile ortamındaki rutinleri etkileyen değişimlerdir. Bunlar anne babanın dikkatini çekmelidir. Rutinin değişmesi mutlaka çok kötü bir şey olduğu anlamına gelmez. Sınıftaki bir arkadaşının onu yere itmesi, gece kabus görüp etkilenmesi, derste öğretmeninin sorduğu soruya yanlış cevap verdiğinde arkadaşlarının gülmesi de rutini değiştirebilir. Yani daha önemsiz bir olaydan, daha kalıcı olabilecek etkiye uzanan bir yelpazeden bahsediyoruz. Onun için her değişiklik mutlaka kalıcı ya da hasar bırakan bir travmaya yol açmayabilir; ama neye dikkat edelim diye sorduğunuz zaman; “Rutinin dışına çıkan her şeye dikkat edelim.” derim. Örneğin, çocuğumuz fazla mutlu görünüyorsa ona da dikkat edelim; çünkü onu mutlu eden şeyi öğrenmek neyin keyif verdiğini bilmek altın değerindedir. Travmayla baş edebilmesinde bize yol gösterir.

Travma yaşamamak mümkün mü? Çocukların ya da ergenlerin yaşayabilecekleri küçük travmalar (dışlanmak, ders başarısızlığı, taşınmak vb.) onları duygusal olarak güçlendirir mi?

Hiç travma yaşamamak elbette mümkün değil, travma çoğu zaman beklenmedik ve engellenemez şekilde hayatımıza yansıyor; ancak travma yaşamış insanların bir kısmı, bir süre sonra, kriz durumlarıyla nasıl başa çıkabildiklerini gördüklerini, ne kadar olumsuz ve yaralayıcı olursa olsun, iyileşebildiklerini ve bunun kendilerine olan güvenlerini artırdığını anlatırlar. Ayrıca bu tür olaylar yaşadıklarında kişiler kendi sosyal çevrelerinin desteğinin farkına varırlar, hayattaki önceliklerini, hedeflerini ve değerlerini gözden geçirme fırsatı elde etmiş olurlar. Görüldüğü gibi “Her felaket hayatın iyileşmesi için bir fırsattır.” anlayışını destekleyen kişilerde bu anlayış, stres ve travma sonrası iyileşme sürecine yardımcı olmakta, süreci hızlandırmaktadır.

Küçük travmaların da çocuğun yaşantısına olumlu katkısı olma ihtimali vardır. Örneğin, çocuğunuz bir gün sokağa çıktı. Bir köpek gördü, köpek üstüne atladı ve onu ısırdı, köpeğin dişlerini de gördü. Bu çocuk için bir travmadır ve bu yaşamından iki şekilde yer edebilir. Birincisinde, çocuk travmaya takılır. Bütün köpekler çocuk için tehlikeli hale gelir, en zararsız köpekten bile korkar. Dolayısıyla burada fobi oluşur. İkincisinde ise anı havuzuna “Saldıran köpek” nasıl olur diye bir bilgiyi koyar ve saldıran köpeği “Üstüne hızla gelip dişlerini gösteren köpek.” olarak kodlar. Bunu hayatı boyunca kullanır, saniyeden de kısa bir zamanda limbik sistem, amigdala “Bu saldıran köpeğe dikkat et.” der ya da “Bu saldıracak bir köpek değil.” der.

Travma yaşandığında çocuklar çevrelerindeki yetişkinlerin kaygı ve gerginliğini hissederler. Aynı yetişkinler gibi onlar da yaşanan durumun getirdiği çaresizlik ve kontrol kaybı duygularını yaşayabilirler. Fakat yetişkinlerin aksine, çocukların içinde bulundukları durumu yeterince algılayabilecek kadar deneyimleri yoktur. Bu nedenle çocukların travmalardan güçlenerek çıkması için ailenin ve sosyal çevrenin bu durumu nasıl ele aldığı büyük önem taşır.

Çocuğun yaşadığı her olumsuzluğun anne baba tarafından travma olarak algılanması, değerlendirilmesi, çocuğu nasıl etkiler?

Çocuğun başından travmatik bir olay geçtiğinde ya da hep birlikte böyle bir duruma maruz kalındığında, çocuğun bu beklenmedik olayı nasıl algılayacağı, nasıl yorumlayacağı ve nasıl bir tepki oluşturacağı, büyük ölçüde çevresindeki yetişkinlere, özellikle de anne babaya bağlıdır. Anne babanın çocuğun yaşadığı bir süreci travma olarak “algılaması” bu süreci izlemesini gerektirir; ancak bu süreci travma olarak ele alıp harekete geçmesi başka bir şey demektir. Çocuk ile konuşulurken yaşanan durum “travma” olarak isimlendirilmemelidir. Aile, çocuğunun yaşadığı travmatik bir durum olduğunu düşündüğünde durumu anlamayı, çocukla empati kurmayı, bu durumun onu mutsuz ettiğini gördüğünü belli etmeyi unutmamalıdır. Aile durumun ciddiyetine göre ne yapacağına karar vermelidir; yani “Bu benim anne olarak müdahale etmem gereken bir şey mi yoksa hayatın normal akışında gerçekleşen bir şey mi?” sorusunu kendine sorduktan sonra gerekiyorsa okuldan yardım istemelidir. Bu kararı vermek için çocuğu izlemek gerekir. Örneğin yaşanan olaydan 2-3 gün geçtikten sonra “Sorun yaşadığın arkadaşlarınla aranda herhangi bir gelişme oldu mu?” diye sorduğunuz zaman, “Aman anne önemli değil, hallettik.” mi diyor, “Anne hala üstüme geliyorlar.” mı diyor buna bakılmalıdır. Bazen yaşanan sorun devam eder ama çocuk bunu belli etmez, söylemez. O zaman anne müdahale etmeli, sorunu ilgili kişilerin de izleyebilmesi için paylaşmalıdır.

Yaşanan büyük travmalarda,

  • Çocuğun olayla ilgili duygu ve düşüncelerini ifade etmesine izin verilmesi,
  • Çocuğun duygularının ve düşüncelerinin anlaşılması,
  • Çocuğun güven duygusunun desteklemesi ve ebeveynin kendi çaresizliklerini çocuğa fazla yansıtmaması,
  • Özellikle doğal afet sonucu yaşanan durumlarda mümkün olduğunca net bilgiler verilmesi,
  • Çocuğun o anda artık güvende olduğunun vurgulanması,
  • Mümkün olduğunca olumlu ve ileriye yönelik bir bakış açısının oluşturulması,
  • “Sakın üzülme, kuvvetli olmamız gerekiyor.” şeklinde bir konuşma yerine, “Evet, üzülüyorsun, anlıyorum.” şeklinde bir konuşma yapılması,
  • Çocuğun olay sonucu geliştirdiği duygularının ve düşüncelerinin “normal” olduğunun kendisine anlatılması,
  • Çocuğa oyun oynama ve resim yapma, yaşadıklarını dışa vurma fırsatı verilmesi,
  • Çocuğun en kısa sürede günlük hayatın içine katılması, ona belli sorumluluklar verilmesi önem taşımaktadır.

Anne babaların çocuklarını hayatta karşılaşabilecekleri her türlü travmatik olaya hazırlaması mümkün değildir; ancak çocukları bu konularda bilinçlendirmek, onların travmalar karşısında daha dayanıklı olmaları için bir zemin hazırlar. Bu hazırlık, ilk kez karşılaştıkları bir olayın getirdiği belirsizlik ve bilinmezliğin yaratacağı derin kaygıyla bir ölçüde daha rahat baş edebilmelerini sağlar.

Zaman zaman ebeveynlerin çocukların yaşadığı travmatik süreçlerle baş etmede zorluk yaşadığını görüyoruz. Sizce bunun nedeni ne olabilir?

Bu soruya yanıtı anne açısından vermek istiyorum. Büyük olasılıkla bunun nedeni çocuğun yükünün anneye ait olmasıdır. Baba genellikle dışarıdadır, zor koşullardadır, çok yoruluyordur, “uzmanlığı çocuk olmadığı için” de tüm sorumluluk doğal olarak annededir! Anne öncelikle “iyi anne” olacaktır. Sonra iyi bir doktor olacaktır ki çocuğunun ateşi çıktığı zaman doktora götürüp götürmeyeceğine karar verecektir. Ayrıca iyi bir pedagog da olacaktır; çünkü çocukta bir hasar çıkarsa fatura ona kesilecektir. Bunların yanı sıra annenin üzerinde pek çok yük daha vardır. İyi bir ekonomist olup aile bütçesini yönetmesi, evdeki büyük çocuğu da idare edebilmesi, ilişkiyi eşi de bozsa iyi bir evlilik terapisti olarak o ilişkiyi kurtarması da beklenir. Tüm bunları düşündüğümüzde şöyle bir tablo hayal edelim, çocuk okuldan geliyor ve “Yarın okula gitmeyeceğim.” diyor. Bu kadar yükün altında kalan anne doğal olarak çocuğunun okulda travmatik bir yaşantısı olduğunu düşünüyor, oysaki bunu söyleyen çocukların %90’ını bağlasanız evde durmaz. Hele okula gitmediğinde evde eğlenmesine izin verilmeyen çocuk kısa süre sonra beni okula götürün demeye bile başlar. Anne tetikte yaşar, “Çocukta aksayan bir nokta var ve ben neyi yanlış yaptım.” diye düşünür. Aslında belki de annelere anlatılması gereken en önemli konu, hayatın normal güçlükleri ile travma yaratan güçlükleri arasındaki farktır. Çocuğun okula gitmeyeceğim demesi büyük bir sorun değil hayatın normal bir halidir, okuldaki desteklerle üstesinden gelinir; desteğe rağmen devam eden sorun gerçek bir sorundur.

Ailede yaşanan önemli bir olayı (kayıp, anne baba ayrılığı vb.) çocuk travmatize olmasın diye paylaşmamak çocuk üzerinde nasıl bir etki yaratır?

Çocuklarla ölüm hakkında konuşmak çoğu anne baba için zordur. Anne babalar çocukların ölümle ilgili sorduğu tüm soruları yanıtlamaları gerektiğini düşünürler bir yandan da çocukların duydukları karşısında üzülmelerini istemezler. Hâlbuki gözden kaçırılan nokta ölümün çocukların küçük yaşlardan itibaren tanıştıkları bir olgu olduğudur. Bununla beraber çocukların ölümü algılayışları yaşlara göre farklılık gösterir. Okul öncesi dönemdeki bir çocuk, ölümün geriye dönüşü olan bir durum olduğuna inanır. Kişi o an için yok olmuştur, ama geri gelecektir. 6-9 yaş arası çocuklar ise, ölümün geriye dönüşü olmadığını bilir; ancak kendisinin ve sevdiklerinin ölmeyeceğine inanır. 9-12 yaş arası çocuklar, ölümün geriye dönüşünün olmadığını anlarlar. 12 yaşından büyük çocuklar ise artık ölümü bir yetişkin gibi algılarlar.

Kayıp, ölüm çocuk ile paylaşılmadığında bu durum çocukların olaylar hakkında kendi senaryolarını üretmelerine neden olur ve çocuğun kendi kafasında kurguladığı durum belirsizlikler taşıdığı, tahminlere dayandığı için kaygıyı artırabilir. Travmatik bir yaşantıdan sonra çocukla konuşmak, onun bu olayı zihninde şekillendirmesini kolaylaştırır.

Ayrılma kararı da kayıp sürecinde olduğu gibi çocuğun yaşı ve kavrama kapasitesi dikkate alınarak söylenmelidir. Bazı anne ve babalar boşanma kararını çocuklara söylemekte zorlanabilir, “O daha çok küçük.” ya da “Zamanı gelince söyleriz.” diyerek yapılacak konuşmayı erteleyebilirler. Kabul etmeliyiz ki boşanma sürecini ne kadar saklarsak saklayalım çocuk bir şekilde evde neler olup bittiğinin farkındadır. Boşanma kararının çocuktan saklanması hem çocuğun kaygılanmasına hem de anneye ve babaya duyduğu güveninin sarsılmasına yol açar. İşte bu bir travma olabilir. Bu nedenle boşanma kararı ne denli zor olursa olsun çocuğun yaşına uygun olarak paylaşılmalıdır.

Travmaya maruz kalmış kişilerin daha sık ve ciddi hastalıklara yakalanması söz konusu mudur? Travma ve tıbbi hastalıklar arasında bir ilişki olduğunu düşünüyor musunuz?

Ruh sağlığı literatürü araştırıldığında, yaşanan psikiyatrik ve psikolojik problemlerin geçmişte, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanmış olan olumsuz yaşam olaylarından (travmatik yaşantılardan) kaynaklanabildiği görülmüştür. Travmatik yaşantıların psikolojik sorunlara ve psikiyatrik hastalıklara sebep olması beklenilebilir bir sonuçken, son zamanlarda yapılan araştırmalarda ortaya çıkan ve şaşırtıcı olan; çocuklukta yaşanan travmatik yaşantıların sıklığı ve düzeyi ile ileri yaşlarda görülen fiziksel, tıbbi hastalıklar arasında da güçlü ve doğru orantılı bir nedensellik ilişkisinin görülmesidir. Örneğin, çocuklukta maruz kalınan travmaların sayısına-dozuna göre; kalp ve damar hastalıkları, kanser, kalp krizleri, yüksek tansiyon, diyabet, obezite, migren, artirit ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar gibi fiziksel hastalıkların görülme riski ciddi oranda artar. Yalnızca hastalıklar değil nikotin, alkol ve madde bağımlılığı, cinsel suçlar, erken gebelik ve aile içi şiddet gibi konularda da travmanın belirleyici rolü büyüktür. Size bu bağlantının ne kadar çarpıcı olduğunu 1995-97 arasında ABD’de 17 bin kişi üzerinde yapılan Olumsuz Çocukluk Olayları Araştırması ve ardından Dünya Sağlık Teşkilatı’nın 50 bin kişi üzerinde yaptığı çalışmalarla ilgili istatistikler üzerinde paylaşmak istiyorum. Çocukluğunda fiziksel ya da duygusal istismar, şiddet, anne baba ayrılığı, aile içi zihinsel hastalık, hapishanede bulunan aile üyesi gibi 4 ya da daha fazla travmatik deneyimi yaşayan birinin çocuklukta hiç travma yaşamayan birine göre;

Bağımlılıklar

Damardan alınan uyuşturucu (örn: eroin) kullanma riski, %4600

Aşırı alkol tüketme riski, %500

Obezite-Diyabet hastası olma riski, %201

Sigara kullanma riski, %250

Kronik akciğer tıkanıklığı hastalığına yakalanma riski, %399 daha fazladır.

Diğer Hastalıklar

Kanser hastası olma riski, %157

Kalp krizi geçirme riski, %232

Kalp hastası olma riski, %285

Felç geçirme riski, %281

Eklem iltihabı olma riski, %236

Astım hastası olma riski, %231

Böbrek hastası olma riski, %263

Görme problemi yaşama riski, %354 daha fazladır.

Bir bebeğin 3 yaşına kadar yaşadığı travmatik olay sayısı 7 ise, gelişim geriliği gösterme olasılığı %100’dür.

Yaşanan bir travmanın ardından profesyonel destek süreci sizce ne zaman devreye girmelidir?

Herkes yaşadığı travmaya neden olan olaydan farklı şekilde etkilenir. Bazıları travma sonrası dönemde kendiliğinden bir iyileşme gösterirken, bazıları travmatik olayın üzerinden uzun bir zaman geçse bile travma sonrası stres sendromu belirtileri göstermeye devam ederler. Yaş, olaya uzaklık, kişilik yapısı, destek sistemleri, olayın algılanışı ve yorumlanışı gibi etmenler kişilerin travmaları nasıl yaşadıklarını belirleyen faktörlerdir. Kişi yaşadığı travmayı normal yaşantının çok ötesinde ve baş edilemez olarak görüyorsa, kişinin olaydan sonra profesyonel bir yardım almasında yarar vardır.

Terakkili Öğretmenlerden Zihin Haritaları Üzerine Eğitim

0

Levent Yerleşkemizden İngilizce öğretmenlerimiz İpek Kurcan Şahin, Nurhan Demirbilek ve Bilişim Teknolojileri öğretmenimiz Tarık Ünlühan, 24 Ekim 2015 Cumartesi günü British Side’da gerçekleştirdikleri “The Most Effective Thinking Tool: Mind-Mapping” eğitiminde farklı okullardan İngilizce öğretmenleriyle bir araya geldi.

Eğitimin konusu olan “zihin haritaları”; düşünceleri oluşturmak, görselleştirmek, tasarlamak ve sınıflandırmakla birlikte eğitim alanında, organizasyonda, problem çözümünde ve karar alma süreçlerinde de kullanılan etkili bir çalışma tekniği.

foto2

Öğretmenlerimiz, zihin haritalarının İngilizce derslerinde teknoloji ile entegre edilerek nasıl kullanılabileceğini anlatmayı amaçladığı eğitimde; bu tekniğin neden etkili olduğunu ve düşünme becerileriyle bağlantısını açıkladılar. Bir zihin haritası oluşturmanın aşamalarını ve bu haritanın ders içi etkinliklerde dört temel beceriyi (okuma, yazma, dinleme, konuşma) temel alarak nasıl uygulanacağını anlatan öğretmenlerimiz, web 2.0 araçlarını da tanıtarak zihin haritaları tekniğinin kullanımına yönelik örnekler paylaştılar.

Katılımcı öğretmenler eğitimin sonunda, hem ders içeriklerini zihin haritaları kullanarak çeşitlendirmeyi hem de zihin haritaları kullanarak öğrencilerinin not alma, planlama, sunum hazırlama, problem çözme becerilerini nasıl geliştirebilecekleri konusunda bilgi sahibi oldular.

foto5

 

 

İlkokul Öğrencimiz Arkadaşlarına Eko-Okul Projesini Anlattı

0

Öğrencimiz Talya Buse Subaşı (4A), Eko-Okul Komitesi öğretmenlerimizden Fatih Debbağ’ın kaleme aldığı metni, Eko-Okul öğretmen ve öğrencileri adına törende arkadaşlarına okudu.

“Merhaba Arkadaşlar,

Bundan tam 4 yıl önce okulumuzda bir proje başlatılmış, öğretmenlerimiz bu proje ile ilgili bizleri bilgilendirmişti. Bu proje çevre bilincimizi geliştirerek sorumluluklarımızın farkına varmamızı sağlayacaktı. Bu amaçla okul alanlarımız yeniden yapılandırıldı. Okulumuzdaki tüm öğrenciler kendi sınıf düzeylerinde projeye katılarak bu projenin içinde yer aldılar. Kimi arkadaşlarımız geri dönüşüm ve atıklar üzerine çalışırken kimilerimiz de çevre sorunları, çevre ve hava kirliliği üzerine çalışmalar yaptı. Katıldığımız etkinliklerde, izlediğimiz filmlerde yaşadığımız çevrenin hızla kirletilip yok olduğunun farkına vardık, bizim dışımızdaki canlıların soylarının tükenmek üzere olduğunu öğrenip hep birlikte üzüldük. Bunları öğrenmek sorumluluk bilincimizi güçlendirdi. Okulda öğrendiklerimizi ailelerimizle, çevremizle paylaşıp onları da bilgilendirdik.

Tüm bu çalışmalarımızın karşılığı olarak okulumuz 3 yıl önce Eko- Okullar programı üyeliğini almaya hak kazandı ve “Yeşil Bayrak”lı bir okul oldu. Yeşil bayraklı bir okulun öğrencilerinin çevre duyarlılığı gelişmiştir. Onlar, çevreye, doğaya ve diğer canlıların yaşam alanlarına saygılıdır. Teknolojiyi ve enerjiyi bilinçli kullanır. Tüm canlıların yaşam kaynağı olan suyu bu bilinçle tüketir. Kaynakların hızla yok olmasına izin vermez.

Bizler 4 yıl önce başladığımız çalışmalarımıza bu bilinçle devam ediyoruz. 1.2.3. ve 4.sınıflar olarak bu yıl “Tüketim Alışkanlıklarımız” konulu çalışmalar yapacağız, projeler geliştireceğiz. Tüm sınıf düzeylerinde arkadaşlarımız ekim ayında ilk toplantılarını gerçekleştirdi. Toplantılara Eko-Tim öğrencileri, sınıfları adına katıldı. Alınan kararları sınıflarımızda arkadaşlarımızla paylaştık, paylaşmaya devam ediyoruz. Geçmiş yıllarda sürdürdüğümüz çalışma ve projelerimize bu yıl da devam edeceğiz. Okulumuzdaki geri dönüşüm kutularının amacına uygun  kullanımına dikkat çekmek için görsel sanatlar derslerimizde geri dönüşüm kutularını resimleyerek renklendireceğiz. Mavi kapak toplama kampanyamız geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da Beden Eğitimi öğretmenlerimizin rehberliğinde devam ediyor. Slogan yarışmamız bu yıl İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilli yapılacak. Elektronik atıkları Bilgisayar Bölümü katındaki geri dönüşüm kutularına getirmeye devam edeceğiz. Pil atıklar için yine her katta bulunan plastik kutuları kullanacağız.

Alanında uzman konukları okulumuza davet edip onların söyleşilerine katılacağız. Bu yıl da yeni ve farklı çalışmalarımız olacak. Çalışmaların her aşamasında sizleri bilgilendireceğiz. Geçmiş yıllarda olduğu gibi yine hep birlikte çalışacağız.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Tekrar görüşünceye kadar hoşça kalın.”

Öğrencilerimizden Sosyal Bilgiler Dersinde Drama

0

Ortaokul Sosyal Bilgiler öğretmenlerimiz, 18 – 19 Ağustos tarihlerinde Haliç Üniversitesi öğretim görevlisi Uluç Esen’den teorik ve pratik çerçevede aldıkları “Sosyal Bilgiler Dersinde Drama ve Senaryo Yazımı” eğitiminin ardından, 2015 – 2016 öğretim yılında drama tekniklerini kullanarak öğrencilerimizle çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye başladı.

“Rol oynama tekniği” üzerine yapılan etkinliklerden ilki, 28 – 30 Eylül tarihleri arasında “Sosyal Bilgiler Öğreniyorum” ünitesinin ‘Çözüm Buluyoruz’ konusu kapsamında oldu. 6. sınıf öğrencilerimiz, gruplar halinde üzerinde çalışacakları hakları, kişileri, mekânları ve kavramları kura ile belirledi. Bu kuraya göre öğrencilerimiz, gündelik hayatta karşılaşılan bir soruna hak, sorumluluk ve özgürlük temelinde çözüm getirecekleri dramalar hazırlayıp arkadaşlarına sundular.

İkinci etkinlik ise 26 – 28 Ekim tarihleri arasında “Ülkemizde Nüfus” ünitesinin ‘Göç, Sebepleri ve Sonuçları’ konusu üzerineydi. 7. sınıf öğrencilerimiz, gruplaşarak farklı göç türlerini seçti ve sonra yaşanan göçün neden ve sonuçlarını aktaran dramalar yaptılar.

Rol oynama etkinliği ile öğrencilerimiz, başkalarının kimliğine bürünerek onların nasıl düşündüğünü, nasıl hissettiğini ve nasıl davrandığını anlamaya çalıştı. Karşılaştıkları toplumsal olgu ve olayları farklı yönleriyle irdelediler.

Lise Öğrencilerimiz Kıyı Temizliği Yaptı

0

Levent Yerleşkemizden gönüllü öğrencilerimiz, Terakki TURMEPA temsilcileriyle birlikte Türkiye’nin kıyı ve denizlerinin korunması için projeler üreten sivil toplum kuruluşu DenizTemiz Derneği/TURMEPA’nın 19 Eylül’de düzenlediği Uluslararası Kıyı Temizliği (International Coastal Cleanup – ICC) kampanyasına katıldı.

Lise öğrencilerimizden Özge Yılgür (Fen 10) ve Büge Sunar (10A) da TURMEPA gönüllüsü olarak yaptıkları bu kıyı temizliğiyle ilgili deneyim ve düşüncelerini paylaştığı bir yazı yazdı.

“TURMEPA’nın her sene 19 Eylül’de düzenlediği “Uluslararası Kıyı Temizliği” etkinliğine bu sene biz de katılım gerçekleştirdik. Etkinliğe katılmak isteyen gönüllüler, Kabataş Kadıköy veya Bostancı iskelesinde TURMEPA’nın grup liderleriyle buluştu. Biz Kabataş iskelesinden binip bir saat süren yolculuğun sonunda Heybeliada’ya vardık. Bu etkinliğe katılan çok sayıda her yaştan gönüllülerin olması bizi hem şaşırttı hem sevindirdi. IMG-20150928-WA0006Heybeliada’da, bizi adanın arkasındaki bir kumsala götürmek üzere bekleyen TURMEPA’nın Mavi Marmara vapuruna bindik. Vapurda bize TURMEPA tişörtü ve şapkaları dağıttılar. Bu etkinlikten sonra bize bu anı yaşatacak bir şeyler kalması güzeldi.

Vapurdan indikten sonra sigara izmariti, cam, plastik, metal olmak üzere 4 gruba ayrıldık. Terakki öğrencileri olarak sigara izmariti grubunu seçtik. Eldivenlerimizi ve çöp torbamızı aldıktan sonra kumsala inmeye başladık. Daha sahile inmeden bir sürü çöp görmek bizi şaşırttı ve üzdü. Herkes koy boyunca dağılarak kendi grubuna ait çöpleri toplamaya başladı. Koyun ilerisinde o kadar çok plastik vardı ki, şişeleri toplayarak grubu plastik olan bir gönüllüye verdik.

Burada verdiğimiz çabalar sonucu kıyı temizliğinin, insanlar bilinç kazanmadıkça olumlu bir sonuç veremeyeceğini gördük. Fazla sayıda TURMEPA gönüllüsü olmasına rağmen ada, bir saatlik temizliğin ardından hala çöp doluydu. Bizim bugün topladığımız bütün çöpleri onlar yarın tekrar atacaklardı. Bunu fark etmek, deniz ve kıyı temizliğinin önemi hakkında bilinçlenmemizi sağladı.

Etkinlik bitince bütün ekipler topladıkları atıkların değerlendirmesini yaptı. Sonrasında TURMEPA genel müdürü Akşit Özkural konuşma yaptı. Konuşmasında bizlere teşekkür etti ve deniz temizliğinde eğitimin önemini vurguladı. Ardından grup olarak milli su topu takımımızın gösterisini izledik. Dünyaya bir faydamız olduğu için yüzümüzde bir gülümsemeyle vapur iskelesine geldik. TURMEPA vapurunun bizi Heybeliada’ya bırakmasıyla etkinlik sona erdi ve evlerimize dağıldık.”

Özge Yılgür (Fen 10) , Büge Sunar (10A)

Terakkili Mezunlar Öğrencilerimizle Sohbet Etti

0

Terakkili yeni mezunlar, her sene Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ve Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) hazırlık sürecinde olan öğrencilerimizin motivasyonunu artırmak ve bu süreci iyi yönetebilmelerine destek olmak için onlarla bir araya geliyor. Ortaokul ve lise eğitimleri boyunca edindikleri tecrübeleri anlatıyor. Onların sınav heyecanını paylaşırken, öğrenimlerine katkı sağlayacak görüş ve önerileriyle hedef ve kariyerlerini şekillendiriyor.

Bu amaç doğrultusunda Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz gelenekselleştirdiği “Mezunlarla Sohbet” etkinliklerinden birini daha 22 Ekim Perşembe günü gerçekleştirerek, Levent Yerleşkemizden 8. sınıf öğrencilerimizi 2014 – 2015 dönemi ortaokul mezunlarımızla bir araya getirdi.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi Koordinatörümüz Demet Uysal’ın moderatörlüğündeki panele Kabataş Erkek Lisesi’nden Elif Sude Nacak, Robert Lisesi’nden Ilgın Sezer, Özel Üsküdar Amerikan Lisesi’nden Lal Zeynep Kaplan ve lise IB sınıfı öğrencimiz İpek Eğilmez katıldı.

Mezunlarımız sınava hazırlık sürecini daha önce deneyimlemiş Terakki öğrencileri olarak, çalışma sistemlerinin kişiye göre farklılaşabileceğini yaşantılarından örneklerle anlatırken, başarıyı yakalamada en önemli unsurların “planlı çalışma” ve “hedef belirlemek” olduğunu vurguladı. Arkadaşlarına, zamanı planlı ve etkili bir biçimde kullanmanın, sınava hazırlık sürecini kolaylaştırdığını söylediler.

Dersi derste dinlemenin önemi üzerinde de duran mezunlarımız, deneme sınavlarındaki yanlışların yol gösterdiğini, eksik hissettikleri konularda öğretmenlerinden mutlaka yardım almalarını önerdiler. Başarılarını artırmak için yöntemler geliştirebileceklerini, başarısızlıklar karşısında ise hemen pes etmemeleri gerektiğini ifade ettiler. Özellikle “elinden gelenin en iyisini” yapmanın önemini vurguladılar.

8. sınıf öğrencilerimiz, bu paylaşımları dikkatle dinleyerek mezunlarımıza sorular yöneltti. Akranlarından deneyimlerini duymanın sınava hazırlık sürecinde kendilerini duygusal açıdan destekleyici olduğunu belirttiler.

Bununla birlikte Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak gerçekleştirdiği “Kariyer Günleri” kapsamında da 21 Ekim Salı günü lise mezunlarımız konuğumuz oldu.

Levent Yerleşkemizden 11. sınıf öğrencilerimiz; Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümünden Gamze Kızıltan, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Melis Kurt ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Çağan Deniz ile üniversite yolunda atacakları adımlara yönelik sohbet ettiler.

Lise mezunlarımız, üniversiteye hazırlık aşamalarındaki deneyimlerini arkadaşlarıyla paylaştı ve lisedeki akademik yaşantın önemine değinerek bu konuda önerilerini dile getirdi. Okullarının tüm imkanlarından sonuna kadar faydalanmalarını; akademik açıdan güçlü öğretmenlerinin her zaman öğrenciyi destekleyen tutumlarının üniversite eğitiminde hayatlarını nasıl kolaylaştırdığını anlattılar.

Mezunlarımızla birlikte panelde yer alan öğrencimiz Ömer Orhun da (12A), 11 ve 12. sınıfta nasıl bir çalışma sistemi yürüttüğünden ve hedeflerinden bahsettikten sonra etkinliğimiz sona erdi.

Ergenlik Dönemi, Gelişimi ve Davranışları

0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, öğrencilerimizin sosyal ve psikolojik gelişimlerini desteklemek için tüm lise yıllarına yayarak, “Sağlıklı Beslenme”, “Cinsel Sağlık Eğitimi” “Öfke nedir? Öfkemle nasıl baş ederim?” ve “İletişim” gibi çeşitli birçok konuda alanında uzman konuklarla bir dizi konferans düzenleyecek. Bu konferanslardan ilki 20 Ekim Salı günü Levent Yerleşkemizden 9. sınıf öğrencilerimizle buluşan Uzman Psikolog, Nöropsikolog ve Aile Terapisti Naz Bozok’un “Ergenlik Dönemi, Gelişimi ve Davranışları” ile gerçekleşti.

Bozok konferansına ergenlik dönemindeki fiziksel değişim ve psikolojik gelişimin öneminden bahsederek başladı. Öğrencilerimize, ergenin beyin yapısı ve bu yapının duygu ve davranışlara yansımasının nasıl sonuçlar doğurduğunu açıkladı. Uykunun önemi; uyumanın konsantrasyona, dikkate, gelişime, günlük okul yaşantısına olumlu yansımalarına ve uykusuzluğun olumsuz yansımalarına değindi.

Ergenlik döneminde akranlara, sosyal medyaya ayrılan zamanla birlikte kuşaklar arası ilişkilere önem verilmesine vurgu yaptı. Kuşaklar arası ilişkilerin sağlıklı ve bir bağ çerçevesinde kurulabilmesinin ergenin kişilik gelişimine önemli ve olumlu katkılar sağlayacağını anlattı.

Ergenlik döneminin en önemli özelliğinin ergenin kendi benlik algısı olduğunu belirterek kendini sevmenin önemi üzerinde durdu. Bu dönemi ise domino taşlarına benzetti ve bu süreçteki davranışların yaşama yansımalarına da değindikten sonra konferans son buldu.

Öğrencilerimizin Kütüphane Araştırması

0

IMAG1712terabook5. sınıf öğrencilerimiz, 19 – 23 Ekim tarihlerinde Sosyal Bilgiler dersi ‘Nerde Yaşamalıyım?’ projesinin “harita, harita çeşitleri ve harita kullanımı” konuları kapsamında akademik dürüstlük kavramına odaklanarak bir akran öğrenmesi ve kütüphane araştırması çalışması yaptı.

İlk aşamada öğrencilerimiz, “Arthur” isimli çizgi filmin, “Francine’in Ödev Hırsızlığı” bölümünün izlenmesiyle başlanan çalışmada, emek hırsızlığı, akademik dürüstlük kavramlarını tartıştı. Ardından kütüphanemizin “Proje Hazırlama Rehberi” kitapçığını inceleyerek kaynakça yazdılar.

İkinci aşamada ise daha önceden belirlenmiş üç araştırma sorusuna göre takımlara ayrılan öğrencilerimiz, takımlarının konu başlığı ile ilgili kütüphane araştırması gerçekleştirdi. Bu araştırmayla öğrendikleri bilgileri gruplarına aktardılar. Daha sonra çalışmalarını tüm bu öğrenmelerin ürünü olacak birer poster sunum hazırlayarak sınıfla paylaştılar.

IMAG1712terabook

Terakkili Delegeler DŞMUN’15 Konferansı’ndaydı

0

Terakkili delegeler, her sene çeşitli okul ve ülkelerde belirli bir tema çerçevesinde dünya sorunlarının ele alındığı, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN (Model United Nations) konferanslarında aktif bir rol alıyor. Politika, İnsan Hakları, Silahsızlanma, Ekonomi ve Sosyal Güvenlik gibi birçok konuda fikirlerini paylaşıyor, tartışıyor ve çözümler üretiyorlar. Bu yıl da öğrencilerimiz, Darüşşafaka Okullarının 15 – 18 Ekim tarihleri arasında düzenlediği “Yozlaşmanın Günümüz Dünyasının Politik Seyrindeki Gizli Etkisini Keşfetme” konulu DŞMUN’15 konferansında Ukrayna, Ürdün, Nijerya, Küba, Almanya, Nepal, Sudan, Amerika Birleşik Devletleri ve Venezuela’yı temsil etti.

IMG-DSMUN 2015 Konferansı Etkinlik Fotoğrafı-III

Komitelerinde kararnamelerini oy çokluğuyla geçiren öğrencilerimiz:

MUN Kulübümüzde; Güvenlik Konseyinden Sude Saral (Fen 10) Ekonomik ve Sosyal Konseyden; Güvenlik Konseyinden Ayça Aysoy (10 IB-E); Silahsızlanma Komitesinden Elif Güneş (11 IB-I); Siyasi Komiteden Tolga Aşık (11A); İnsan Hakları Komitesinden Baran Özdemir (11A); Çevre Komitesinden Ege Gökdeniz (11E); İnsan Hakları Komitesinden Yiğithan Bilge (11A); Çevre Komitesinden Selin Tuncer (9G); İnsan Hakları Komitesinden Tuna Gümeli (10 IB-G) ve Alara Beliz Tan (10 IB-G).

Bununla birlikte, Gizem Terzioğlu (11 IB-FM) Siyasi Komitede ve Defne Narşap (Fen12) ise G20 Zirvesinde başkanlık yaptı.

Terakki Tepeören MUN Kulübümüzde (TTMUN); Silahsızlanma Komitesinden Kemal Turşuoluk (9A), Barış Topçuoğlu (10A), Ceren Buse Nural (10A); Siyasi Komiteden Ata Taşman (10A); Çevre Komitesinden Kayra Kapran (9B) ve Deniz Mina Karaer (10A); İnsan Hakları Komitesinden Lara Dinç (10A) ve Dilara Demir (10A). Bunun yanı sıra Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Siyasi Komiteden Ata Taşman’ın (10A) ve Silahsızlanma Komitesinden Barış Topçuoğlu’nun da (10A) kararnameleri, tartışma için seçilerek oy çokluğuyla Genel Kuruldan da geçti.

Ekonomi ve Sosyal Konseyde Selin Avcı ise (10A) çoğunluğun oyunu alarak iki yasa tasarısını yasalaştırmayı başardı.

Aktif katılımı nedeniyle en başarılı delegeler arasında yer alan BM Güvenlik Konseyinden Batu Kaan Dilaver (10A) ise oturum başkanı tarafından tebrik edildi.

Konferansın Tartışma Konuları:

Siyasi Komite

1. Terörist örgütlerin, organizasyonları arasında bağlılık yemini ederek birleşmesi
2. Kore Halk Cumhuriyeti ve Kore Cumhuriyeti arasındaki politik karışıklığın ele alınması
3. Libya’da süregelen çatışmaların çözümlenmesi

İnsan Hakları Komitesi

1. Akdeniz Bölgesine mültecilerin göçünün tartışılması
2. Sahara altı Afrika’da çocuk askerlerin kullanımıyla mücadele
3. Orta Afrika Cumhuriyeti’nde görev alan ve insan haklarını ihlal ettiği iddia edilen BM Barışgücü Askerlerinin durumlarının ele alınması

Silahsızlanma Komitesi

1. Koalisyon Kuvvetleri tarafından eğitilen ve silahlandırılan ayaklanma birliklerinin IŞİD’e konvansiyonel silah satışının engellenmesi
2. Devrim geçirmiş ülkelerdeki asi birliklerin silahsızlanmasının gerçekleştirilmesi
3. 1925 Cenova Protokolü’nde yasaklandığı üzere IŞİD ve bu örgüte destek olan tüm tarafların kimyasal silahlar kullanmasının önlenmesi

Çevre Komitesi

1 .Güneydoğu Asya ülkeleri hükümetlerinin çevresel standartları yeterince gözetmemesi ve bu konudaki hukuki yapının ve bu ülkelerdeki şirketlerin bu durumdan fayda sağlamasının değerlendirilmesi
2.  Afrika’da kömürle çalışan elektrik tesislerinin üstünlüğünün, yabancı ve daha çevreci yatırımların etkinliğini sağlamak amacıyla kaldırılması
3. Kuzey Kutbu’nda yapılan petrol sondajının sebep olduğu çevre yıkımının engellenmesi

Ekonomik ve Sosyal Konseyi

1. IŞİD’in etkin olduğu bölgelerdeki ülkelerin kültürel mirasının tahribatı ve bu tahribatın ülkelerin kimliğine yaptığı etkilerin değerlendirilmesi
2. Polis gücünün aşırı derecede ve yanlış amaçlarla kullanımı
3. Resmi Gelişim Yardımının hukuki statüsünün değerlendirilmesi

Güvenlik Konseyi

1. Irak Meselesi
2. Yemen Meselesi
3. Güney Sudan Meselesi