Terakkili Öğrencilerin Buluş Şenliği’ndeki Başarıları

0

Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz, 5 Aralık Cumartesi günü İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü’nde düzenlenen 12. Buluş Şenliği yarışmasında 70 puan alarak ikinci oldu. Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz ise Jüri Özel Ödülü aldı.

20151204_220445

NASA Jet Propulsion Laboratory’nin 1998 yılından beri Amerika’da düzenlediği ve ikinci ayağının da sadece Türkiye’de gerçekleştiği Buluş Şenliği’nde (Invention Challenge), öğrenciler, her yıl belirlenen fiziksel bir problemi düzenek oluşturarak çözmeye çalışıyor.

Bu yıl da “Top Atışı” isimli Buluş Şenliği’nde öğrencilerimiz; ağırlığı 270 gr, çapının da 21 cm olduğu 3 voleybol topunu bir dakika içinde 3 farklı hedefe atacakları bir cihaz tasarlayıp üretti. Düzeneklerin yarışma dışında Fizik derslerinde başta “Atış” konusu olmak üzere, çeşitli konuların işlenmesi sırasında laboratuvar çalışmalarında kullanılması da planlanıyor.

3

 

4

Ortaokul Öğrencilerimiz Topkapı Sarayı’ndaydı

0

7. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilgiler dersi kapsamında Osmanlı devlet yönetimi ile Osmanlı Devleti’nin fetihleri hakkında çıkarımlarda bulunabilmek için 30 Kasım – 4 Aralık tarihlerinde Topkapı Sarayı Müzesi’ni gezdiler. Geziye katılan öğrencilerimiz, Topkapı Sarayı Müzesi’nde “Kubbealtı”, “Arz Odası”, “Hazine Daireleri”, “Kutsal Emanetler” ile “Silahlar” bölümlerini gezdi.

Öğrencilerimiz Topkapı Sarayı Müzesi’nde yaptığı gözlemlerle yaşadığı şehrin tarihini, kültürel dokusunu ve mimarisini tanıdı; “müze eğitimi” yoluyla öğrenmeyi sınıf ortamının ötesine taşıyarak kültürel mirasa sahip çıkma bilinçlerini geliştirdiler.

20151130_125540_resized

Kanada Waterloo Üniversitesi’nden Eğitmen Mike Miniou Konuğumuz Oldu

0

Levent Yerleşkemizden 8. sınıf öğrencilerimiz ve lise IB sınıflarımızdan bir grup öğrencimiz, 1 Aralık Salı günü Kanada Waterloo Üniversitesi Matematik ve Programlama Eğitimi Merkezi’nden Mike Miniou ile “Gerçek Hayatta Matematik” sunumunda buluştu. Üniversitenin özel bir projesi kapsamında dünyayı dolaşıp matematiğin önemine dikkat çekmekle görevli bir eğitmen olan Miniou, öğrencilerimize matematiğin gerçek hayattaki uygulamalarını anlattı.

DSC_5256

Miniou, sunumuna oyunlarda bile başarılı olmak için matematiğin ne kadar önemli olduğuna dikkat çekerek başladı. Oyunlarda başarılı olabilmek için stratejiler geliştirmek gerektiğini, strateji geliştirmenin de matematiksel düşünme ile sağlanabileceğini vurguladı.

Matematiğin; sağlık bilimleri, çevre, tarım, ulaşım, mimari, güvenlik ve coğrafya gibi insan yaşamının farklı alanlarında kullanımını gösteren örnekleri öğrencilerimizle paylaştı. Öğrencilerimize “Çeşitli branşlarda matematik nasıl kullanılır?” sorularını sorarak bir tartışma ortamı yaratan Miniou; kriptolojide neden asal sayıların kullanıldığı, grafikler yorumlanırken güncel hayatla nasıl ilişkilendirileceği ve okyanustaki balık çeşitlerinin sayılarını bulmak için alınan örneklemden nasıl genele ulaşabileceği gibi birçok alana değindi.

DSC_5264

Miniou, verdiği problem örnekleriyle öğrencilerimizin çözüme ulaşmak için aktif rol aldığı atölye çalışmaları da gerçekleştirerek onların, matematiğin hayatımızı geliştirmek, yeni bir şey keşfetmek ve insanlara yardım etmek için de kullanılabileceğini fark etmelerini sağladı.

gercekhayattamatematik

Lise Öğrencimizin Edinburgh Dükü Ödül Törenindeki Konuşması

0

Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz, 4 Aralık Cuma günü Marmara Eğitim Kurumlarında düzenlenen Edinburgh Dükü Ödülü (The Duke of Edinburgh’s International Award – DoEIA)  Türkiye Programı Bronz ve Gümüş Kategorisi Ödül Töreninde 17 Bronz ve 9 Gümüş ödüllerini aldı.

Öğrencilerimizden Lara Gürdikyan (9F) ödül programı hakkındaki deneyimlerini konuklarla paylaştı.

Merhabalar ben Lara Gürdikyan, Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi 9F sınıfı öğrencisiyim. The Duke of Edinburgh’s International Award ile 2014-2015 öğretim yılı içinde tanıştım ve Bronz Kategorisini bitirerek ödül almaya hak kazandım.

Bu program sayesinde yaptığım tüm çalışmalarımın bir platformda değer kazanması benim için çok önemliydi.

The Duke of Edinburgh’s International Award Programına katılmak bana birçok değer kazandırdı, mesela devam ettiğim okçuluk faaliyetiyle hem sosyalleştim hem de bedenimi ve zihnimi rahatlattım. Şu an yetişkin kategorisinde yaşımdan büyük insanlarla kulüp için yarışmalara katılmaktayım.

Beceri geliştirme bölümü için piyano dersleri almaya başladım. Öğretmenim sayesinde yaklaşık bir yıl içerisinde büyük bir ilerleme kat ettim ve 2 tane resital verdim. Müzik yapmanın bana verdiği zevkle yeteneğimi ortaya çıkardım.

Sosyal sorumluluk projesi olarak Petvet adındaki veteriner kliniğinde haftada 2 gün ikişer saat çalıştım. Oradaki hasta veya bakıma ihtiyacı olan kedi ve köpeklerin kafeslerini temizledim, fiziksel bakımlarını yaptım, yemek ihtiyaçlarını karşıladım ve ameliyat sırasında veterinere yardımcı oldum. Bütün bunları yaparken onlarla duygusal bir bağ kurdum. Onları sahiplerine geri verirken onlardan vedalaşmakta gerçekten çok zorlandım.

Bu ödül bana sosyal sorumluluk bilinci sağladı, yeteneğimi fark ettirdi ve fiziksel olarak gelişmeme katkıda bulunduğu için çok mutluyum ve bu senede gümüş kategori ile bu programa devam etmeyi planlamaktayım.

Bana destek olan Ödül Liderim Ayşegül Erdöven’e, anneme, babama, piyano öğretmenime, veteriner hekime ve okçuluk antrenörüme çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bizi bu programla tanıştıran TİKAV’a da teşekkür ediyorum.”

Terakkili Gençlere Türkiye İnovasyon Haftası’nda İki Ödül

0

Tepeören Yerleşkemizden Turbo TERAKKİ ve Levent Yerleşkemizden Team TERAKKİ, 27 – 29 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen “Shell Eco-marathon Türkiye” yarışmasındaki başarılarıyla Takım Ruhu Ödülü ve OİB Özel Ödülü aldı. Türkiye’nin en önemli AR-GE merkezlerinden özel projelerin yer aldığı, 3 – 5 Aralık tarihleri arasında düzenlenen Türkiye İnovasyon Haftası’nda ise ödül törenine katıldılar.

2005 yılından bu yana Shell Eco-marathon’da kararlılıkla yarışan ve çevreci yaklaşımını anaokulu, ilkokul ve ortaokul düzeyindeki Terakkili arkadaşlarına aktaran öğrencilerimiz, Takım Ruhu Ödülü’nün ardından Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği tarafından OİB Özel Ödülü’ne layık görüldü.

DSC_6355

TERAKKİ, Shell Eco-marathon Türkiye’de Yarışan Tek Lise

Shell Eco-marathon; 1985 yılından beri her yıl çok sayıda ülkeden gençleri daha az enerji ile daha fazla yol kat eden araçlar tasarlayıp üretmeye teşvik ediyor.

Shell Türkiye, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliğinin (OİB)  27 – 29 Kasım tarihleri arasında Türkiye’de ilk kez düzenlediği bu yarışmada pistte yarışan tek lise takımı Team TERAKKİ, üçüncü oldu. Karadeniz Teknik Üniversitesi birinci, Hollanda’dan University of Technology Eindhoven ise yarışmanın ikincisi.

Ayrıca Team TERAKKİ üyesi Doğa Şatır (11IB FM), Shell Eco-marathon Türkiye açılışında yarışmaya katılan tüm takımları temsilen bir konuşma yaptı:

“Shell Eco-marathon’a takım olarak 10 yıldır katılıyoruz. Ben de bu takımda 2 yıldır görev alıyorum. İlk başta sıfırdan araba üretmek bana imkânsız ama bir o kadar da heyecan verici gelmişti. Hem yarışmanın Shell gibi büyük bir firma tarafından düzenlenmesi hem de araba tasarlama fikri beni oldukça motive etti ve Shell Eco-marathon kulübüne katılmamı sağladı. Burada olmak bana birçok şey kazandırdı. Okulda 40 dakika boyunca bize teoride öğretilen bilgileri pratikte uygulama şansı edindim. Sadece bilim insanlarının yapabileceğini düşündüğüm işleri daha lise çağından başarmak, buradaki güzel takım ruhu atmosferini yaşamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Tüm bunların yanı sıra medya ve sponsor bulma gibi konularda da deneyim kazanmış oldum. Burada bulunarak kendi önyargılarımın yanı sıra yaşım cinsiyetim ile ilgili birtakım önyargıları da kırdığımı düşünüyorum. Mutlaka üniversitede de Shell Eco Marathon’da yer almak isterim. Lafı daha fazla uzatmak istemiyorum. Dışarıda sizleri bekleyen benim gibi 160 genç var. Bu sahnede hepsinin adına duygularımı ve heyecanımı paylaşıyorum. Hepimiz tutkuyla ve büyük bir emekle tasarladığımız araçlarımızı piste çıkarmak için müthiş bir heyecan duyuyoruz. Sizlerin de bugün bizim heyecanımıza ortak olmanızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.”

DSC_5888

Shell Eco-marathon Ödül Töreni videosu:
https://youtu.be/whkYEOupHUc

 

Ortaokul Öğrencilerimiz Dolaşım Sistemini Farklı Tekniklerle Öğrendi

0

Tepeören Yerleşkemizden 6. sınıf öğrencilerimiz, 19 – 30 Kasım tarihleri arasında “Küçük ve Büyük Kan Dolaşımı” konusunu farklı öğrenme teknikleriyle tasarlanmış etkinliklerle öğrendi.

IMG_2585

Öğrencilerimiz, 19 Kasım Perşembe günü konu ile ilgili ön bilgilerini test etmek için QR Kodları kullanarak bir oyun oynadı. Oyunda, çeşitli kavramları açıklamalarıyla eşleştirip anahtar bir kelime bulmaya çalışarak bilgilerindeki eksikleri giderdiler.

IMG_5473

20 Kasım Cuma günü, temalı fen sınıfımızın zemininde bulunan “Küçük-Büyük Dolaşım” baskısı üzerinde her öğrencimiz, seçtikleri organların işlevlerini yaptıkları canlandırmalarla anlattı.

IMG_2588

30 Kasım Pazartesi günü ise öğrencilerimiz, gerçek zamanlı ve etkileşimli geliştirici değerlendirme araçlarından “Plickers” ile neleri öğrenip öğrenmediğini fark ettiler. Her biri için özel hazırlanan Plickers kartlarıyla akıllı tahtadaki soruları bireysel olarak cevapladılar. Öğretmenleri de tabletiyle cevapları taradıktan sonra öğrencilerimizin öğrenmelerini hızlıca değerlendirerek bilgilerini yeniden pekiştirmiş oldu.

IMG_4373

Ergenlerde Beden İmajı ve Yeme Bozuklukları

0

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisimiz, öğrencilerimizin sosyal ve psikolojik gelişimlerini desteklemek için tüm lise yıllarına yayarak, çeşitli konularda alanında uzman konukları lise öğrencilerimizle buluşturmaya devam ediyor.

Uzman Psikolog, Nöropsikolog ve Aile Terapisti Naz Bozok’un “Ergenlik Dönemi, Gelişimi ve Davranışları” konferansından sonra 18 Kasım Salı günü “Ergenlerde Beden İmajı ve Yeme Bozuklukları” konferansında Levent Yerleşkemizden 10. sınıf öğrencilerimiz, Yeme Bozuklukları Derneği kurucusu Psikolog Dr. Feyza Bayraktar’la bir araya geldi.

Bayraktar, ergenlik döneminin en önemli özelliğinin bireyin kendi benlik ve beden algısı olduğunu belirtti. Ergenlik dönemi ve diğer dönemlerde yapılan diyetlerin normal olduğunu, normalin dışına çıkıldığında ise yeme bozukluğunun meydana geldiğini vurguladı. Yeme bozuklukları konusunda riskli yaş grubunun yer aldığı ergenlik döneminde, bireyin tedavi edilmeyen yeme sorunlarının üniversite yaşlarında yaşamsal bir tehlike oluşturabileceğini ifade etti.

Bayraktar, yeme bozukluğuna götüren nedenleri; çocuklukta yaşanan travmalar, aile problemleri, mükemmeliyetçilik, özdeğer eksikliği, bedene ve kiloya yüklenen anlam, olumsuz duygularla baş edememe başlıkları altında ele aldı. Ergenin kabul edilme, kendini gösterebilme, iyi görünme, karşı cins tarafından beğenilme ihtiyacından bahseden Bayraktar, hayatın sadece dış görünüş olmadığına, bireyin kendini sevmesi gerektiğine sık sık vurgu yaparak, “İyi görünme ihtiyacı önemli ama ilişkileri belirleyen faktörler; kişinin zekası, iletişim becerisi ve başarılarıdır.” dedi.

Yeme bozukluğunun depresyon, kaygı,  takıntılı düşünceleri de beraberinde getirebildiğini söyleyen Bayraktar, gerçeklik algısı koptuğu, kan değerlerinde düşüklük görüldüğü, fiziksel bulgularda sorunlar yaşandığı durumlara da değindikten sonra öğrencilerimizin sorularını yanıtladı. Ardından konferans sona erdi.

Her Çocuk Farklı, Her Çocuk Eşit

0

Çocuk haklarıyla ilgili farkındalığı geliştirmek ve hak temelli bir yaşama kültürü oluşturmak için 2010 yılından beri Terakki’de yürütülen “Çocuk Hakları Projesi” kapsamında ilkokul ve ortaokul öğrencilerimiz, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nü birçok etkinlikle kutladı.

1, 2 ve 3. sınıf öğrencilerimiz, “Bir Renk Seç!” etkinliğinde, Çocuk Hakları Sözleşmesi maddelerini okuyarak 20 Kasım Cuma günü temsil etmek istedikleri maddenin renginde bir kıyafetle okula geldiler. Hangi maddeyi neden seçtiklerini anlatan bir yaka kartı tasarladılar ve gün boyu bu yaka kartını tişörtlerinde taşıdılar.

4. sınıf öğrencilerimiz, çocuk haklarını anlatan bir slogan belirleyip sloganlarını kumaş boyalarıyla beyaz bir tişörte yazdılar. Kendi tasarladıkları bu tişörtleri giydiler.

Ayrıca, Çocuk Hakları Sözleşmesi maddelerini önceden evde aileleriyle inceleyen öğrencilerimiz, en çok ilgilerini çeken maddeyi ve maddenin rengini belirlediler. Hafta sonu ödevlerinde bulunan kirpinin konuşma balonunu bu renge boyadılar. Neden bu maddeyi seçtiklerini anlatan paragrafı balonun içine yazdılar.

5. sınıf öğrencilerimiz, , kendilerine verilen çocuk yaşamı tariflerinden birini seçerek, o çocuğun yaşamını hayallerinde canlandırdılar ve grupça tartışarak o çocuğun ağzından bir slogan ürettiler. Bu sloganı çocuk şeklinde kestikleri kraft kağıtlarına yazdılar.

6. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilgiler dersi kapsamında çocuk hakları ile ilgili kavram ve bilgilerden oluşan bir QR Kod yarışmasına katıldı. Her şubenin birincisine ödül verildi.

7. sınıf öğrencilerimiz, Türkçe dersi kapsamında kendilerine verilen çocuk hakları ile ilgili iki durumdan birini seçerek, o duruma ilişkin fikirlerini ifade ettikleri bir düşünce yazısı yazdılar.

Daha sonra ilkokul ve ortaokul öğrencilerimiz, öğle teneffüsünde bir araya gelerek ilkokul öğrencilerimizden oluşan dans grubunu izlediler.

Facebook fotoğraf albümümüze buradan ulaşabilirsiniz.

Japon Öğrenciler Terakkilileri Ziyaret Etti

0

Levent Yerleşkemizden 5. sınıf öğrencilerimiz ve Japon Dili ve Kültürü Kulübü öğrencilerimiz, 18 Kasım Çarşamba günü İstanbul Japon Okulu’ndan gelen öğrenci ve öğretmenleri Terakki’de ağırladı.

Kültürlerarası farkındalığı ve iletişimi geliştirmek, farklı kültürden öğrencilerle öğrenme deneyimleri yaşamak ve etkileşimi güçlendirmek için düzenlenen bu etkinlikte öğrencilerimiz ve Japon öğrenciler, birbirine Japonca-Türkçe kelimeler öğretti. Japon öğrenciler, öğrencilerimizin isimlerini Katakana alfabesiyle kartlara yazdılar ve onları okullarına davet ettiler.

Daha sonra okul gazetesinde etkinlikle ilgili yazdıkları haberi öğrencilerimizle paylaştılar:

Ortaokul Öğrencimize "Hayat Projesi" ile Birincilik

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Zeynep Çimir (8C), İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Enerji Verimliliği Derneğinin düzenlediği yarışmada “Hayat Projesi” öyküsüyle Beşiktaş ilçe birincisi oldu.

Hayat Projesi

Yaşamın ilk kıvılcımları; güneş ışığı, sıcaklık, elektrik akımı gibi unsurların küçük bir su birikintisinde bulunmasıyla parlamıştır. Kırk altı kromozomlu, çok hücreli, hür bir iradeye sahip organik yaşam formları oluştu. Bu canlılar “insan” olarak tanımlanıyordu. Bitki değil, mantar değil, mikroskobik canlı hiç değil. İnsanlar tıpkı diğer bazı canlılar gibi görebiliyor, duyabiliyorlardı. Görebiliyorlardı çünkü beyinlerine sinyaller öyle gidiyordu, beyin de bunları algılıyordu. Duyabiliyorlardı çünkü taneciklerin çarpışmasıyla beraber enerji aktarımı gerçekleşiyordu.

“Hayat! Ödevlerine başlamadın mı hâlâ? Gerçekten, arkadaşlarınla buluşmanı yasaklayacağım!”

Bir fil derisini andıran fırtına grisi, çiziklerle kaplı, kılıfı buruşmuş, eski alet kutusunun arkasından kabarık, gür, bitter çikolata tonlarında bir saç yığını belirdi. Kız, petrol karası gözleri fıldır fıldır dönerek alet kutusunu kapattı ve yağlı ellerini gömleğine sürdü. Parmakları nasırlıydı, sertti, kesinlikle on üç yaşındaki bir kıza ait değilmiş gibiydi. Buna rağmen o kesiklerle kaplı parmaklar diğer insanların parmaklarından daha hızlıydı, daha çevikti ve acıya daha dayanıklıydı.

Hayat, garajın kapısını hızla kapattı ve sanki arkasında bir lemur sürüsü varmış gibi hızla odasına çıktı. Şu annesi yok muydu, sürekli ödev, sürekli ödev..! Hayat, odasına girince hayal kırıklığı yaşadı. Odası toplanmıştı. Onun izni olmadan. Onun fikirleri alınmadan. Hayat’ın odası “dağınık” falan değildi, pencere, yatak ve masa hep aynı yerlerinde duruyordu.

Yerçekimi işte, hepsinin yerde durma sebebi buydu. Hem Hayat, böyle asla çalışamazdı. Masasını dağınık ve mürekkep izleriyle severdi. Tüm plan kağıtları hep odaya saçılmışken rahat hissediyordu ancak.

Hayat birden kalbinin durduğunu hissetti; sanki merdivenlerden çıkarken bir basamağı atlamıştı. Plan kâğıtları, neredeydi onlar? Kâğıtlarını koyduğu kutu yoktu. Hah, işte buradaymış! Sondan üçüncü göze koyulmuştu, not defterlerinin hemen üstüne. Neden? Hayat, dizleri titreye titreye kutunun şifresini girdi, plan kâğıtlarını açtı. Kimse onları görmemişti. Hayat, güvenlik amaçlı kağıtların arasına tuz dökmüştü ki birisi okursa anlasın. Kimsenin onları görmemesi gerekiyordu.

“ Buradasın demek! Şimdi göster bakayım o özenle (!) yapılmış ödevlerini!”

Hayat arkasını döndü, hiçbir şey söylemedi. Annesi sessizliğin üzerine devam etti: “ Biz o kadar senin için saçımızı süpürge edelim, sen hiç çalışma tabii! Baksana, her yerin yine kir pas içinde! Kaç kere yıkamam gerek o pis kıyafetini!“

“Bağırma.” dedi Hayat, parmaklarını beyazlayana kadar yumruklarını sıkarak. Annesi dudaklarını birbirine bastırdı:

-Ne dedin?

-Bağırma anneciğim! Sana, benim böyle bir öğrenme biçimim olduğunu söylediğimi hatırlamıyorum.

Hayat sıktığı yumruklarını bıraktı. Annesine arkasını döndü, tekerlekli sandalyesini sertçe çekti ve üzerine oturdu. Ödev kimin umurundaydı ki zaten? Yıl olmuş bin dokuz yüz seksen yedi… Bilim insanları kendini yenileyen farklı bir enerji kaynağı bulmuştu. Petrole benzeyen bir sıvıydı. İşte Hayat da bu sıvıyı inceleyecek bunun değişken durumlarını araştıracaktı. Yapacaktı. Dünyadaki enerji kaynakları tükeniyordu, üstelik kimsenin umurunda da değildi. Doğal ortamda bu enerji üretilebilir miydi? Kafasında binlerce soru vardı.

Akşam yemeğini annesiyle göz teması kurmadan yedi. Kuru fasulyenin tadı birden ağzından uçup gitmişti sanki.

Dışarı çıktı, üzerine mont bile almadan. Oysaki sağanak yağmur vardı. Bile bile ayakkabılarını giymedi, hatta çoraplarını çıkarttı. Kapının kolu soğuktu, kapı da soğuktan yakınırmışçasına biraz fazla dramatik bir sesle gıcırdadı. Hayat, adımını atarken paspası es geçti, kim gerek duyardı paspasa? Tertemiz toprak mı kirletecekti evi?

Çıplak ayakları sert zemine değer değmez, yağmur suyu da mermi misali Hayat’ın omzuna çarpmayı sürdürdü. Seke seke, evin hemen arkasındaki ormanlık araziye koştu kız. Yalın ağaç dalları acımasızca vuran melteme karşı sallanırken göğe kadar yükseliyordu. Bulutlar ise sigara dumanını ürkütücü bir biçimde andırarak yemyeşil orman denizinin üzerini hafifçe yalıyordu.

Hayat, hiç vakit kaybetmeden ormana koştu. Sert ayak bilekleri çalı dikenlerine çarpıyordu ve ciddi kesiklere yol açıyordu. Hayat umursamıyordu, yağmur suları zaten bileklerini yıkıyordu. Hayat, doğaya güveniyordu, her şeyden daha çok.

İçleri ürperten ağaçların siluetlerinin net bir biçimde görülebildiği düz bir açıklığa varınca durdu. Sağa döndü, onun asıl evi olan küçük bir mağara duruyordu karşısında. Girişi sadece kendisinin geçebileceği kadar genişti.

Karşısındaki örümcek ağlarını itti ve mağaranın içine daldı. İçeriye gün ışığı bile girmeye korkuyordu, rastgele atılmış eşyalar tekinsiz gölgeler oluşturuyorlardı. O eşyaların her biri çok önemli bir çalışmaya aitti. Aslında çok küçük çaplı bir araştırmaydı ama Hayat için bir başyapıttı.

Geleceği koruma amaçlıydı. Hayat bunun hakkında kimseye bir şey söylememişti. Annesi ya da babası duysa: “Bunlara vakit harcadığın kadar derslerine de harcasan!” derlerdi, arkadaşları duysa böyle saçma bir şeyle uğraştığı için onunla dalga geçerlerdi.

Hayat için saçma değildi, her iki hayat için. On üç yaşındaki ilkokul öğrencisi Hayat için de tüm canlıların sürdürmekte olduğu hayat için de.

Hayat, arka cebinden küçük bir el feneri çıkarttı ve mağaranın duvarlarına tuttu. Yağmur damlalarının mağaranın ağzını döverken çıkarttığı ses, artmaya başlamıştı.

Titrek, zayıf ışık, pürüzlü duvarları aydınlatırken minicik çizimler ve yazılar beliriverdi birden. Hepsi de yılların emeğiydi. Tam sekiz sene… Geleceği kurtarma projesi.

Hayat Projesi. Projesi enerji kaybını büyük bir miktarda engelleyecekti. İnsanlar enerjiyi en çok ısınmak için kullanıyorlardı. Ya doğal yöntemlerle bu iş yapılabilseydi?

Hayat kendi küçük mağarasında saatlerce çalıştı. İlkel usullerle de olsa kimyacı amcasından aldığı malzeme ve kaynak kitaplarla gözlemlerini yazdı. Ta ki yağmur dininceye, güneş de altın bir top gibi tembel tembel, ışıltısı hafifçe azalarak ufukla buluşuncaya kadar. Sonra kuzu kuzu evine doğru yol aldı. Tekrar koşamayacak kadar yorgundu.

Hayat, odasına çıkarken garip, hiç duymadığı bir ses duydu. Kesinlikle onun odasından geliyordu bu ses. Tekrarlı, ritmik olmayan bir şekilde hıçkırma sesleriydi. Odasına koştu hemen kız, sesi anlamıştı. Odasının kapısını yavaşça açtı, kendi öz annesinin gözlerini yaşlı görmeye dayanamazdı. Yanağından aşağıya doğru kayan bir damla tuzlu su, Hayat’ın böğrüne bir bıçak gibi saplandı. Annesinin ağlamasının sebebini bulmak için zeki olmaya gerek yoktu, kadının ellerinde Hayat’ın projesinin ta kendisi vardı.

Elindeki kağıtları sallayarak: “ Bunları sen mi yaptın?” diye sordu. Hayat ağır ağır başını salladı. Kızın petrol karası gözleri annesinin asit yeşili gözleri ile buluştu. “Tüm ödevin bu olsun.” dedi kadın kağıt gibi incecik bir sesle.

Hayat’ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı, annesinin güvenli kollarına attı kendisini. Kağıtlarını koyduğu kutuyu kilitlemeyi unuttuğuna kendisi bile şaşırarak sevindi.

2028 yılının ilk günü, dalda yeni oluşmuş bir elma kadar tazeydi. Hayat, huzurlu ve sıcak evinin oturma odasında sabah kahvesini zevkle yudumluyordu. Ağzında eriyen manda sütü tadı, dilinin her tat alma duyusuna değdikçe sinirlerinin gevşediğini hissetti.

Kendi eseri olan yeni enerji kaynağı ile çalışan bina ısıtıcısına baktı yorgun gözlerle. Kendi uğraşları sayesinde, tüm dünya rahatça ısınıyordu. Tübitak’tan gelen bilim adamları çalışmalarının tümünü alarak raporlamış ve çalışmalarını “ Enerjide Verimlilik ve Küçük Hayat “ adı altında yayımlamıştı.

Hayat biliyordu ki insanlığın nice bilimsel çalışmalara ve enerji kaynağına daha ihtiyacı vardı.

Zeynep Çimir (8C)

 

 

 

Ortaokul Öğrencimize Fen Projesi ile Üçüncülük

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Aslı Öztürk (8I), İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Enerji Verimliliği Derneğinin düzenlediği yarışmada “Fen Projesi” öyküsüyle Beşiktaş ilçe üçüncüsü oldu.

Fen Projesi

“Okuldan eve dönüyordu Melis. Yolun sonuna kadar uzanan sokak ışıkları yanıyordu daha şimdiden.

Oysaki daha hava kararmamıştı. Her gün önünden geçtiği parkı gördü. Çocuklar neşeyle koşuşturuyorlardı etrafta. Melis de onlara katılmak istedi ama evde yapılması gereken işleri vardı. Başını öne eğerek yürümeye devam etti. Rüzgârdan sarı saçları yüzüne geliyordu. Bir yandan eliyle saçlarını yüzünden çekmeye çalışıyor bir yandan da çantasını sırtında tutmaya çalışıyordu. Melis’in evi okula on dakikalık yürüme mesafesindeydi. Kısa bir yürüyüşün ardından evine varmıştı.

Küçük bir mahallede oturuyordu. Mahalledeki herkes, herkesi tanırdı. Gülin teyze mahallenin dedikoducusuydu, Ahmet amca ise çocukların hikâye anlatıcısıydı. Melis’in de mahalleden birkaç arkadaşı vardı. Arada sırada sokakta ip atlar, oyunlar oynarlardı.

Koca çantası sırtından indirip yere koydu. Kitaplarının arasına sıkışmış anahtarını aldı. Evinin kapsını açıp içeri girdi. “Ben geldim! ” diye seslendi annesine. “Hoş geldin yavrum.Gel mutfaktayım. “dedi annesi. Annesi orta yaşlı becerikli bir kadındı. Belki çalışmıyordu ama evini çok güzel çekip çeviriyordu. “Günün nasıl geçti bakalım?” diye sordu annesi. “Her zamanki gibi, okul işte.” dedi Melis.

İçeriden gelen televizyon sesini duyunca heyecanla annesine “Babam mı geldi?” diye sordu. Annesi gülümseyerek “Hayır, hayatım daha gelmedi.” ”Peki, içeriden neden televizyon sesi geliyor?” diye sordu Melis. “Ha evet, sabah salonda ütü yaparken televizyon izliyordum. Açık unutmuşum.” diye yanıtladı. Sabahtan beri televizyon açıktı demek ki…

”Sana kolay gelsin, benim yapacak işlerim var.” dedi Melis.

Mutfaktan çıkıp önce salona gitti. Televizyonu kapatıp odasına geçti.

Uzun bir araştırmanın ve konu özetinin ardından projesinin neredeyse sonuna gelmişti. Projesinden yüksek puan almak onun için önemliydi. Bir anda bilgisayarın ekranı kapandı. Ardından da etraf karardı. Melis, endişeyle annesine seslendi: “Anne! Neler oluyor?” Annesi: “Sadece elektrikler kesildi hayatım. Endişelenmene gerek yok. Şu el fenerini bulup hemen geliyorum.” dedi annesi. “ Hayır, olamaz! ”dedi Melis.

Ödevini kaydetmeyi unutmuştu. Bütün emeği boşa gitmişti. Her şeyi baştan yapması gerekiyordu. Elektrikler tam da kesilecek zamanı buldu, diye geçirdi içinden. Hava çoktan kararmıştı. Melis odasının o büyük camından dışarı baktı. Mahalleyi hiç bu kadar karanlık görmemişti. Evlerden gelen o ışıklara ve aydınlık sokaklara o kadar alışmıştı ki mahallenin bu haline inanmıyordu. Etraf adeta karanlığa bürünmüştü.

Annesi elinde fenerle içeri girdi. Bir anda ışık Melis’in gözlerine gelince gözleri kamaştı. Aradan birkaç saat geçmesine rağmen elektrikler gelmemişti. Babası normal şatlarda bu saatte evde olurdu.

”Anne, babam neden gelmedi?” diye sordu Melis annesine. “Yollar karanlık olduğu için araba kullanmak zorlaşıyor.” dedi annesi.

Melis’in canı sıkılmaya başlanmıştı bile. Ne televizyon izleyebiliyordu ne de bilgisayarda oyun oynayabiliyordu. Telefonunun da şarjı bitmişti. Önceden şarj etmediği için kendi kendisine kızdı. Hayat adeta durmuştu.

İşte Melis, o an anladı. İnsanların boşuna harcayıp önemsemedikleri enerjiye ne kadar muhtaç olduklarını. Enerji insanın vazgeçilmezi olmuştu artık. Enerji kesilince hayat duruyordu. İnsanlar enerjiye hayatlarının her anında muhtaçtı. Oysaki onlar bitmez deyip har vurup harman savuruyordu. Enerjinin de bir sonu olacağını fark edemiyorlardı. Hepimiz enerjiyi tasarruflu ve akıllıca kullanmalıydık.

Etraf bir anda aydınlandı. Sonunda elektrikler geri gelmişti. “Oh sonunda!” dedi annesi. Melis koşarak odasına gidip bilgisayarını açtı. Umutla hazırladığı ödevini bulmaya çalıştı. Fakat ödevi girmişti. Melis’in o an aklına bir fikir geldi. Fen projesinin konusunu değiştirip enerji tasarrufu ile ilgili bir proje hazırlamaya karar verdi. Her şeye baştan başladı. Gece geç saate kadar sloganlar ve yeni bilgiler aradı. Uzun bir arayıştan sonra projesine baktı ve kendisiyle gurur duydu.

Ertesi sabah her zamanki gibi okula yürüyerek gitti. Sınıfına girip arka sıradaki yerine geçti. İlk ders projeler sunulacaktı. Melis projesini arkadaşlarıyla paylaşmaya can atıyordu. Zil çalınca öğretmeni sınıfa girdi. “Günaydın çocuklar! Hepiniz sunumlarınız için hazır mısınız? “diye sordu öğretmeni.

Melis’in en sevdiği ders hep Fen olmuştu. Dolayısıyla Fen öğretmeni Leyla Hoca’yı da çok severdi. Hocası ona her zaman gülümseyerek bakar ve destek olurdu anlamadığı konularda. Herkes öğretmenin sorusunu başıyla onayladı.

“Güzel, peki ilk kim gelmek ister?” diye sordu Leyla Hoca. Melis hemen elini kaldırdı. Sunumunu hemen yapmak istiyordu. “Hadi bakalım Melis!” dedi hocası. Melis heyecanla ayağa kalkıp sınıfın önüne geçti. Sunumuna başlamadan önce öğretmenine konuyu neden değiştirdiğini anlattı. Öğretmeni de bunun sorun olmayacağını söyledi.

Melis sunumunu bitirdikten sonra herkes onu alkışladı. “Aferin Melis! Sunumun çok güzel olmuş. Böyle bir konuya değinmen çok iyi oldu. Herkesi bilinçlendirmiş oldun.” dedi öğretmeni.

Aslı Öztürk (8I)

Ortaokul Öğrencimiz “Rüzgargülleri Yorulmasın” ile İlçe İkincisi

Tepeören Yerleşkemizden öğrencimiz Ege Dolmacı (7B), Milli Eğitim Bakanlığı ve Enerji Verimliliği Derneğinin ortaokul öğrencilerine yönelik düzenlediği öykü yarışmasında “Rüzgargülleri Yorulmasın” öyküsüyle Tuzla ilçe ikincisi oldu.

Rüzgargülleri Yorulmasın

“Sımsıcak bir yaz günü idi. Artık herkes kendini yazın geldiğine inandırmış, kombisini ve kaloriferini kapatmıştı. Günler uzuyor, geceler kısalıyordu. Anneler yazlık kıyafetlerin çıkarılmasını babalar ise kaloriferlerin kapatılmasını bir coşkuyla kutluyordu. Belki de kimse her güzel başlangıcın bir de sonu olduğunu düşünmüyordu.

Okulların bitmesine son bir ay kalmıştı. Herkes heyecanla son günü bekliyordu. Ege ise bu heyecanı biraz buruklukla yaşıyordu. O, okulu seviyordu. Çoğu öğrencinin aksine o, okulu sınavlarıyla seviyordu.

Son ders zili çaldığında Ege’nin öğretmeni yanına geldi ve şöyle dedi:

-Ege, kesinlikle katılman gereken çok önemli bir yarışma var. Yarışmanın konusu “Enerji ve Enerji Kaynaklarının Verimli Kullanılması” pazartesiye kadar yetiştirmelisin!

Ege’nin eli ayağına karışmıştı. Ne yapacağını bilmiyordu. Hem de pazartesiye mi? Nasıl yetiştirecekti? Büyük bir endişe içinde eve vardı ve çalışmalara başladı.

Akşama kadar hiçbir fikir bulamayan Ege hüzün içinde ailesine olanları anlattı. Ailecek düşünmeye başladılar. Ancak nafile… Ege’nin babası sevinç içinde koltuğunda zıpladı ve:

-Buldum! Benim bu rüzgârgüllerini tasarlayan mühendis bir arkadaşım var. Eğer bize izin verirse sana rüzgârgüllerini ve neden diğer enerji kaynaklarından daha önemli oluğunu anlatabilir.

İşte o an Ege’nin yüzü belki o gün ilk defa gülmüştü ve babasından gelecek haberi beklemeye başladı.

Ertesi gün okul bittiğinde öğrenciler servislerle evlerine dağıldı. Ege telefona sarıldı ve babasının numarasını tuşlamaya başladı. Telefon açıldığında Ege büyük bir heyecanla babasının arkadaşından izin alıp alamadığını sordu. İstediği cevabı da almıştı. Bir sonraki gün okuldan sonra rüzgârgüllerinin önemini öğrenip müthiş bir öykü yazabilecekti. Ege, o anı iple çekmeye başladı.

Babası Ege’yi okuldan aldı ve şöyle dedi:

-Ege, gideceğimiz yer biraz uzak yani uzun bir yolculuk olacak emniyet kemerini bağlamayı sakın unutma!

Ege telaşla düşünmeye başladı. Acaba neden babasının arkadaşı rüzgârgüllerinin tasarımını seçmişti? Rüzgârgülleri diğer enerji kaynaklarından daha çok mu etkiliydi? Rüzgârgülleri havayı enerjiye nasıl dönüştürebiliyordu? Tüm bu sorular Ege’nin kafasını karıştırırken gidecekleri yere varmışlardı.

Çok yüksek bir tepenin üstünde onlarca rüzgârgülü vardı ve hepsi de dönüyordu. Birkaç adamın yanına geldiler ve babası, Arif Bey’in nerede olduğunu sordu. Onlar da Ege ve babasını Arif Bey’in yanına götürdüler. Ege’nin babası ve Arif Bey selamlaştılar. Arif Bey, Ege’nin başını okşadı ve şöyle dedi:

-Neymiş acaba bu meraklı çocuğun adı?

Ege cevap verdi ve olayları anlattı ve yarışmadan da bahsetti. Arif Bey başını sallayarak Ege’ye kendisini takip etmesini söyledi. İlk önce bir rüzgârgülünün içine girdiler. Asansör yardımıyla yukarıya çıktılar manzara müthişti. Arif Bey konuşmaya başladı:

-Evet Ege, rüzgâr pervanenin kanatlarını döndürmeye başlar. Pervaneler ne kadar hızlı dönerse enerji o kadar çok elde edilir. Pervaneler, şaft denilen parçayı döndürür. Bu şaft denilen parça ise motor ile enerji üretimini sağlar.

Ege çok heyecanlı idi çünkü onun en çok merak ettiği konuya gelmişlerdi. Ege dayanamayarak hemen sordu:

-Peki, rüzgâr enerjisinin ekonomiye olan katkısı nedir?

Arif Bey gülümseyerek cevap verdi:

– Rüzgâr enerjisi santralleri; yakıt gideri olmayan, işletme giderleri düşük, işletme bakım kolaylıkları olan ve kaynak açısından dışa bağımlı olunmayan elektrik üretim tesisleridir. Her geçen yıl elektrik üretimi artmaktadır ancak bu artış içerisindeki oranlar üzerinde rüzgâr enerjisinin payını artırmak hem ülke ekonomisi için hem de stratejik anlamda etkisini gösterecek bir adım olacaktır.

-Vay canına! Hiç bu kadar önemli olabileceğini düşünmemiştim, dedi Ege şaşkın bakışlarla.

Arif Bey, kendisini ilgiyle dinleyen Ege’ye anlatmaya devam etti.

-Ülkemizde ve dünya genelinde her geçen yıl enerji talebi artarak devam edecektir; bunun nasıl karşılanacağı ise en önemli sorun Egeciğim. Bir nehir gibi akmaktadır bu rüzgâr, bunu kullanmak, paylaşmak ve hatta ihraç etmek hiç de ulaşılamayacak bir hedef değildir.

Ege başını sallayarak Arif Bey’in sözlerini onayladı.

– Arif amca, rüzgâr enerjisi hava kirliliğine neden olmadığı için çevreyi de kirletmez değil mi?

-Çok haklısın Egeciğim, bir diğer avantajı ise her yere kurulabilir olmasıdır. Rüzgar enerjisi yenilenebilir enerji kaynağıdır. . Ege ve Arif Bey’in diyalogları bittiğinde saat 7’yi geçiyordu. Ege eve döndüğü gibi öyküsünü yazmaya başladı. Öyküsünde Arif Bey’den aldığı bütün bilgileri kullanarak rüzgârgüllerinden ve rüzgâr enerjisi kullanımının avantajlarından bahsetmişti.

Artık teslim günü gelmişti. Yazdığı hikâyeyi e-postayla öğretmenine gönderdi ve merakla beklemeye başladı.

Öğretmenleri öyküyü çok beğenmiş ve yarışmaya göndermişti. Ege için ikinci bir heyecan dönemi de böylece başlamış oldu. Ancak bu sefer cevabın gelmesi çok uzun sürdü. Ege’nin sabrı tam tükenecekken cevap geldi: Ege dereceye girmişti ve çok mutluydu. İçinden Arif Bey’ e milyonlarca kere teşekkür etti.

Öğretmenleri Ege’yi tebrik etti. Ancak hâlâ Ege’nin aklını kurcalayan bir şey vardı. Evet, Ege bu konuda bilinçlenmişti, ya arkadaşları? Maalesef onların hepsi bilinçlendirilmemişti. Ertesi gün Ege öğretmenlerine okulda “Enerji Ve Enerji Kaynaklarının Verimli Kullanılması’’ konusunda bir sunum yapmak istediğini söyledi. Öğretmenleri onun bu isteğini kabul etti.

Ege sunumundan sonra, çevresine bu konuyla ilgili farkındalık kazandırmayı başarmıştı. Şu an dünyanın en büyük sorunlarından biri olan “Enerjinin Verimli Kullanılmaması’’ gibi çok önemli bir konuda büyük bir adım atmıştı.

O günden sonra Ege, ışıkları hep zamanında kapadı çünkü o da rüzgârgüllerinin omuzlarından biraz yükü almak istedi. Bundan sonra enerjiyi her zaman çok verimli kullanacaktı ki rüzgârgülleri yorulmasın…”

Ege Dolmacı (7B)

İklimleri Tanıyorum Ya Sen?

0

6. sınıf öğrencilerimiz, 16 – 19 Kasım tarihlerinde Sosyal Bilgiler dersinde Dünya’da ve Türkiye’de görülen iklim türlerinin insan yaşamına etkinlerini ‘İklimleri Tanıyorum Ya Sen?’ adlı eğitsel oyun ile öğrendi.

iklimleritaniyorumyasen

Öğrencilerimiz çeşitli iklim özelliklerini, ilgili olduğu iklimlerle eşleştirerek öğrendikleri bilgileri en hızlı en doğru şekilde kullanabilmek için birbirleriyle yarıştılar. Etkinliğin devamında konu ile ilgili bir akıllı tahta çalışması yaptılar. Ardından yapılan çalışma kağıdı ile öğrendikleri bilgileri pekiştirdiler.

iklimleritaniyorumyasen

İşbirlikçi öğrenme ve oyunlaştırma yöntemleri ile eğitim teknolojilerinin etkin şekilde kullanıldığı bu etkinlikle öğrencilerimizin motivasyonları arttı, öğrenme sorumlulukları gelişti.

YGS-LYS ve Yurt Dışı Üniversitelerine Girme Koşulları

0

Levent Yerleşkemizden Lise ve Fen Lisesi 9. sınıf öğrencilerimiz ve velilerimiz 10 Kasım Salı günü, Tepeören Yerleşkemizden 9. sınıf öğrencilerimiz ise 17 Kasım Salı günü “YGS-LYS ve Yurt Dışı Üniversitelerine Girme Koşulları” konferansına katıldı. Yurt İçi Üniversite Danışmanımız Oktay Aydın, Yurt Dışı Üniversite Danışmanımız Suzan Karaman ve 9.sınıf psikolojik danışmanlarımızdan Gonca Baştuğ, yükseköğrenim hazırlık sürecine dair bilgi, görüş ve önerilerini öğrencilerimiz ve velilerimizle paylaştı.

Öğrencilerimizin üniversite öğrenimleriyle ilgili hedeflerine ulaşabilmesi için lise hayatı boyunca atılması gereken adımların konuşulduğu ve 9. sınıfın öneminin vurgulandığı bu konferansta;

Aydın, YGS-LYS sistemi hakkında bilgilendirmelerde ve 2015 YGS-LYS sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Öğrencilerimize ve velilerimize hazırlık sürecinde sistem açısından dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde durdu.

Karaman, yurt dışı üniversitelerine geçiş için girilmesi gereken sınavlar ve sınav yapılarını anlattı. Amerika, Kanada ve Avrupa’daki üniversitelere girme koşullarını, not ortalamalarının önemini, her ülkenin üniversite giriş koşullarındaki hassasiyetleri anlattı. Karaman, yurt dışında üniversite okuma hedefi olan öğrencilerimizin ikinci dönemden itibaren bireysel görüşmelere başlamalarının önemli olacağını belirtti.

Baştuğ ise 9. sınıfın anlamından, üniversiteye hazırlık sürecinde çalışma alışkanlıklarından, okul yaşantısına katkıda bulunacak ve motivasyonu artıracak akademik desteklerden, okul başarısının üniversiteye girişteki etkilerinden ve aile desteğinin okul başarısına olumlu katkısından bahsetti. Ardından soru cevap bölümüyle konferans sona erdi.

Eko-Okul Sloganımız “Dönüşüm Gelecekte, Gelecek Elimizde”

0

Tepeören Yerleşkemizden anaokulu çocuklarımızla ilkokul ve ortaokul öğrencilerimizin katıldığı ve 03 – 06 Kasım tarihleri arasında düzenlenen “Çöp-Atık-Geri Dönüşüm” konulu eko-slogan yarışması sonuçlandı.

Sınıf rehber öğretmenlerimiz, ön değerlendirme sonucu seçtikleri sloganları eko-komiteye iletti ve Eko-Okul komite üyeleri sloganları değerlendirerek kazanan sloganı belirledi.

Öğrencimiz Tuana Karadağ (4A), “Dönüşüm Gelecekte, Gelecek Elimizde.” sloganıyla yarışmanın kazananı oldu ve 13 Kasım Cuma günü, bayrak töreninde başarı sertifikasını aldı. Seçilen bu slogan, bilişim teknolojileri dersinde yapılacak eko-okul tişört ve bez çanta tasarımlarında kullanılacak. Diğer sınıflarımızın sloganları da okulumuzun çeşitli alanlarında sergilenecek ve yıl boyunca eko-okul çalışmalarında yer alacak.

Terakki’de 2011-2012 öğretim yılından itibaren Eko Okullar Programı yürütülüyor. Eko-Okullar Programı anaokulu ve ilköğretim okullarında çevre bilinci, çevre yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma eğitimi vermek için uygulanan bir program. Bu program, okullarda ISO 14001/EMAS üzerine kurulmuş bir çevre yönetim sisteminin uygulanmasını sağlıyor. Çocuklar bu program sayesinde yaşadıkları çevreye olan sorumluluklarını öğreniyorlar. İçinde bulundukları toplumu çevre duyarlılığı konusunda bilgilendirmek için çalışıyorlar.