Ergenin Aynası: Arkadaşlık

0

Uzman Psikolojik Danışman Hasan Mehmet Artıran

Yalnızlığın ilacı, en gizli sırların ortağı, sosyal kabulün göstergesi, en büyük destekçi, dert ortağı, eğlence ve mutluluğun olmazsa olmazı, ne olursanız olun sizi olduğunuz gibi kabul eden, zaman zaman da en büyük sıkıntıların kaynağı… ARKADAŞLAR.

Yaşamımızda karşılıksız olan çok az şeyden biridir arkadaşlık, özgürlük alanıdır, kendi seçimimizdir. Değeri ve önemi kelimelere dökülemez, insan içinde yaşar arkadaşlık duygusunu. Yasası yoktur. Sizin gibi olandır. Kardeşten bile yakındır kimi zaman.

Her kuşak bir önceki kuşaktan farklı düşünce, değer, yaşam biçimi ve beklentilere sahip olsa da arkadaşlık konusundaki yaklaşım ve kabul kuşaklar arasında büyük farklılıklar göstermez. Arkadaşlığa anlamını veren temel kavramlar da tüm toplumlar için benzer çağrışımlara sahiptir. Arkadaşlık; zaman, kültür, toplumsal algı ve inanışların ötesinde, evrensel bir anlama sahiptir.

Kelimenin dilimize yer ediş hikayesi de anlamlı ve önemlidir;

Orta Asya’ da Türk savaşçılar, arkalarından gelebilecek bir saldırı sonucu yara almamak için, sırtlarını önceden hazırlanmış bir TAŞ’a dayarlardı. Bu taş “ARKA-TAŞ” , Azerbeycan’daki telaffuzuyla “ARKA-DAŞ” olarak adlandırılırdı.

İnsanın arkasını yaslayabileceği ve kendisini olabilecek kötülüklerden koruyabileceği fikriyle özdeşleşmiş olan arkadaşlık kelimesi, dayanak olma, destek olma, güvende olma kelimelerine gönderme yapmakta, dün olduğu gibi bu günün insanı için de aynı anlamları taşımaktadır.

İnsan doğumundan itibaren birçok gelişimsel aşamadan geçer. Arkadaşlık ilişkileri de gelişim dönemlerine bağlı olarak farklılıklar gösterir. Ergenlik dönemi, arkadaşlık ilişkileri açısından kendine has dinamikleriyle dikkat çekicidir.  Yetişkin arkadaşlıklarının provası sayılabilecek ergenlik dönemi arkadaşlıkları, kimi zaman kişilik gelişiminin katalizörü, kimi zaman ruhsal sağlığın dengeleyicisi, kimi zaman da düşünsel, duygusal ve davranışsal birikimlerin oluşturulduğu bir alan gibidir. Arkadaşlığın ergencesi temel kavramlar bakımından aynı ama ne yetişkinlik ne de çocukluk dönemlerine benzeyen bir yapıdır.

Ergenlik dönemine kadar ailesi ve yakın çevresi tarafından kabul gören, ne yaparsa yapsın sonuçta korunacağını ve isteneceğini bilen, bu konuda olağanüstü konfora sahip olan çocuk, ergenlikle birlikte yavaş yavaş evden uzaklaşmaya ve dış dünyaya açılmaya başlar. Bu dış dünya ki, ergenin acemisi olduğu, kendisini ve ne yapacağını çokça bilemediği bir yer halindeyken, kendisi gibi olanlar karşılar onu. Kendisi gibi olanların da onun gibi; bağımsızlık arayan, aynı kaygıları yaşayan, benzer bocalamaları olan, evinde anlaşılmadığını, değer verilmediğini, çocuk gözüyle bakıldığını düşünenlerden oluştuğunu görür. Ergenlik dönemi arkadaşlıklarının ortak temeli gibidir bu benzeşimler. Kendiliğin arandığı, zaman zaman da tartışıldığı bu dönemde, arkadaşlar önemli bir referans noktası haline gelir. Gelişmekte olan kendiliğin, geçer akçe olup olmadığının anlaşılmaya çalışıldığı bir borsa gibidir arkadaş ve arkadaşlık ortamı. Nasıl ki kendimizi görebildiğimiz tek nesne ayna ise ergenin de kendisini görebildiği en önemli nesnesi arkadaş ve arkadaş grubundaki yansımalardır. Ergen davranışlarını, düşüncelerini, değerlerini ve kendilik algısını görür ve sorgular bu aynada. Kabul gören veya görmeyen, hoş karşılanan ya da karşılanmayan yanlarını keşfeder. Kendisini ve diğerlerini iç dünyasında konumlarken, kendisini önemli, farklı ve anlamlı kılan yansımaların ışığında varoluşunu temellendirmeye, kişiliğini oluşturma yönünde ilerlemeye devam eder. Arkadaş ve arkadaş ortamı ailesinin dışında sevgi, anlayış, kabul ve aidiyetin yaşanabileceği bir yer olur ergen için. Ait olduğu neslin insanı olabilmesi, kendisi gibi birileriyle yaşamasıyla mümkündür. Bu nedenle eskiye göre daha fazla dışarıdadır ergen, evde olduğu zamanlarda bile…

BENİM İÇİN ARKADAŞLIK

Anne babaların düne kadar dizlerinin dibinden ayrılmayan çocukları hem fiziksel olarak daha fazla dışarıda olmak istedikleri gibi düşünsel olarak da dışarıyla ilgilidir.  “Kimlerle geziyor? Nerelere gidiyor? Neler yapıyor?”  soruları doğal olarak aileleri endişelendirmeye başlar. Gençlik dönemlerimi hatırlıyorum, babam da sorardı: “Akşama kadar sokakta ne yapıyorsunuz?” diye. Yanıt kocaman bir “Hiç!”. Bu sorunun istenilen bir yanıtı var mıdır? Bilemiyorum; ama ergenler için gelişimsel açıdan etkisinin büyük olduğunu söyleyebilirim; çünkü ergenler, arkadaşlarıyla oldukça kendisi olmayı da hızlandırır. Ergenlerin arkadaşlarıyla beraberken yaptıkları temel eylem nedir diye soracak olursanız, “Konuşmaktır.” diyebiliriz. Neyle ilgili? Her şeyle ilgili. Oradan buradan, havadan sudan, bazen sıkıntı ve sorunlar, bazen dedikodu…Konuşmalarının bir sonu, bir başı yoktur. Arkadaşıyla birlikteyken sessizce duran ergenlere rastlayamazsınız. Diyelim ki rastladınız. Emin olun,  cep telefonlarından başka arkadaşlarına mesaj atıyorlardır, belki de birbirlerine… Akşam arkadaşında kalma istekleri bazen ailelerde gerginlik yaratsa da böyle bir izni almak büyük bir zaferdir ergen için. Uzun uzun, belki de sabaha kadar konuşabileceklerdir. Bu tip istekleri doğal kabul edip paniğe kapılmamak gerekir. Birçok durumda olduğu gibi, burada da bazı kuralların oluşturulması doğru bir yaklaşımdır. Örneğin dışarıda olduğu zamanlara uygun sınırlamalar getirilebilir. Arkadaşta kalma istekleri, gidilmek istenen ailenin ebeveynleriyle görüşülerek karşılıklı olarak yapılabilir.  Dışarıda arkadaşlarıyla birlikte olmak özel hissettirir. Bu özel olma halini bozacak tek bir durum olabilir; o da anne baba tarafından aranmaktır. Ergenleri bu durum çok sinirlendirir. Kendinizi tam bir kişi gibi hissederken, her şey alt üst oluverir. Eğer çocuğunuzun cep telefonunu kapatmasını istemiyorsanız, bırakın o sizi arasın. Onu aramaktaki ihtiyacınızın ne olduğunu tam olarak anlatabilirseniz, ergenlerin bu konuda ne kadar duyarlı davranacaklarını görebilirsiniz.

Ergen arkadaşıyla birlikteyken güvende ve korunaklı hisseder. Bu durum cesaret verir ergene. Tek başlarınayken yapmayacakları bazı davranışları, arkadaş ya da arkadaş grubu içerisinde eyleme geçirebilirler. Bazen de tek başlarına yapmaları gerekeni arkadaşlarının verdiği destekle yapabilirler. Ergenin kişiliğinin güçlenmesi açısından yararlı bir durumdur bu; ancak yaşamın riskli yanlarını da unutmamak gereklidir. Risklerin bulunduğu durum ya da ortamlarda, arkadaşlarından aldıkları güven ve cesaret, ergenlerin maddi ya da manevi zararlara uğramasına neden olabilmektedir. “Arkadaş kurbanı” olmak, bu tip durumlar için dilimize yerleşmiş bir sözdür. Ailelerin bu tip durumlarla karşılaşmamak ve çocuklarını korumak için kullandıkları, ergenler için de hiçbir zaman dikkate alınmayan bir cümle vardır: “Biz sana güveniyoruz, çevreye güvenmiyoruz”. Bunun yerine, ergenlerle kurulacak iyi bir iletişim, ergenin ailesine yakın hissetmesi birçok sorunu halledecektir. Eğer çocuğunuzda “Annem babam ne der?”, “Onları mahcup etmemeliyim!” gibi bir iç ses oluşturabildiyseniz korkmanıza gerek kalmayacaktır. Ergen ne kadar kontrolsüz gibi görünse de durması gereken yeri bilir.

Hemcinsleriyle arkadaşlık kurmak, ergenlik dönemiyle birlikte yavaş yavaş değişir ve karşı cinsten de arkadaşlıklar kurulmaya başlanır. Bu değişim daha sonra aşk ilişkilerinin de zeminini oluşturacaktır. Yapılan araştırmalarda, hemcinsleriyle arkadaşlıkları iyi olan ergenlerin karşı cinsle de daha rahat arkadaşlık kurabildiği gözlemlenmiştir (Kon’dan aktaran Hortaçsu, 2003). Bazı ergenlerin karşı cinsten arkadaşlarının daha da çok olduğunu görebiliriz. Yine de ergenlerin hem cinsleriyle daha fazla paylaşımda bulundukları bilinmektedir. Özellikle kızlar erkekler göre kendi aralarında daha fazla sır içeren bilgiler paylaşmaktadırlar.

Aile ilişkileriyle arkadaş ilişkilerinin zaman zaman çatıştığı olur. Ergen o kadar arkadaş canlısıdır ki anne baba tarafından bu durum anlaşılır gibi değildir. Aileye karşı arkadaşların tercih edilmesi bindiği dalı kesmek gibidir; ancak ergen, ağacın altında arkadaşlarının onu tutacağını bilir. Bu durum normal bir seyirdir. Ergen başkalaşmayla beraber, ailesinin değer, düşünce ve yaşantısının dışına çıkmaktadır; çünkü ailede var olanlar kendisinden önceki bir nesle aittir. O ise kendi neslinin içinde yaşayacaktır. Gelişim sürecinin kaçınılmaz sonucu olan değişim ve var olandan ayrılma –ayrı düşme- ergenin yalnız ve rotasız kalmasına neden olabilecekken, tam da orada arkadaş yeni yaşamın yurdu olacaktır. Ergen arkadaşları ile birlikte kendi değerlerine, kendi düşüncelerine ve kendi geleceğine sarılacaktır.

Ergenlik her şeyin idealize edildiği bir dönemdir. Arkadaşlık ilişkileri de bundan nasibini alır. Sır saklama, paylaşma, fedakarlık, arkadaşını satmama, onun için kavgaya girme, dürüstlük, adil olma vb. birçok kavram arkadaşlığın adı gibidir. Arkadaş için “can” bile feda edilebilir durumdadır. Arkadaşlığa yansıtılan tüm idealizasyonların içerisinde ergenin kendisi de bulunur. Ergen arkadaşıyla ruhsal bir ikizlik yaşar. Arkadaşın sorunu, sıkıntısı, sevinci, üzüntüsü kendinindir de aynı zamanda. Bu böyle yaşanmıyorsa ergen için zaten arkadaşlıktan da bahsedilmez. Ergenin çok da anlayamadığımız aniden biten arkadaşlıklarının nedeni de buradadır. Her şey o kadar uçta, adalet terazisi o kadar hassastır ki, ufacık bir pürüz arkadaşlığın sonlanmasına neden olabilir.

Ergen arkadaşlıklarının ana temalarından biri de eğlenmektir. Eğlenmek için arkadaş zorunludur sanki. Bu zorunluluk çocukluk döneminde oyun oynamak için arkadaş ihtiyacının bir uzantısı gibidir. Arkadaşsız birçok aktivitenin pek de anlamı olmayabilir ergenler için. Gezmek, dolaşmak, sinema ya da tiyatroya gitmek isteyen bir ergen, arkadaş bulamazsa bu planını genellikle iptal eder. Hiç aklında yokken arkadaşları bir yere gidiyor diye o da gider. Aslında gidilen yerin de orada yapılacakların da öncelikli olarak bir anlamı yoktur. Asıl önemli olan orada arkadaşlarla birlikte olmaktır. Eğlence, keyifli zaman geçirme arkadaşlarla mümkün olabilmektedir. Dünyanın en eğlenceli yerine gidilse, arkadaşsız yarım kalır o eğlence. Telefon açılır ya da bir araya gelindiğinde anlatılır yaşananlar. Birlikte yaşanır gibi olur her şey, işte o zaman alınan zevk tamamlanmış olur.  Anne babalar genellikle sınıfın çalışkanlarından arkadaş edinmelerini isterler çocuklarının. Arkadaş arkadaşı etkilesin kendi çocuklarının da ders başarıları iyi olsun beklentisiyle. Böyle bir düşünce ergenlerde pek olmaz. Arkadaşla birlikte eğlenmek önemli kriterlerden biri olduğu için, en eğlencelisinden seçerler arkadaşlarını ergenler.

ARKADAŞIMI BEN SEÇERİM

Ergenlik dönemine kadar, ihtiyaç duyduklarına ailesi aracılığıyla ulaşır ergen. Aile de elinden gelenin en iyisini vermeye çalışır; ama arkadaşı aile veremez ergene. Onu ergen kendisi bulur. İşte bu kendisi bulma durumu ergen için arkadaşını özel hale getirir. Seçimi yapan ve karar veren odur. Kendisine benzeyeni kendisi gibi görür insan, yakın hisseder, sarılır. Ergen de kendisi gibi olana; arkadaşına sarılır. Düşünce, duygu ve davranış olarak benzeşiyor olmak ergen arkadaşlıklarının tutkalı gibidir. Ortak dil, benzer giyim, benzer saç sitilleri, aynı dizilerden hoşlanmak, aynı şarkıları veya şarkıcıları dinlemek, aynı dünya görüşüne sahip olmak…Bireysel olmaktan çok, bir tarikatın mensupları gibidir ergenler. Bu durum bir süre sonra ergenin kolektif bir bilince sahip olmasıyla sonuçlanır. Aidiyet duyguları artar. Bizlik önem kazanır. Arkadaş ve arkadaş gruplarının düşünce ve değer yargıları anayasa maddeleri haline gelir. Ego henüz tam kapasiteyle işlev görememektedir. Bu nedenle yardımcı egolar (arkadaşlar) birbirleri için destekleyici işlev görürler. Kolektif bilincin oluşturduğu ortak algı ve yaşam şekli ergenin gelişmekte olan kişiliğinin destekçisi niteliğindedir. Tam da anne babaların “Bizden çok arkadaşını dinliyor.” serzenişlerini dillendirdikleri dönemdir bu Büyümenin doğal bir seyri olan bu durumdan şikayetçi olmamak gerekir.

Bir ergenin yaşama dair düşünceleri arkadaşlarınınki kadardır. 

SIRRIMI KİM TUTAR?

Önceki dönemlerde daha çok oyun arkadaşlığı merkezinde yoğunlaşan arkadaşlık ilişkileri,  bu dönemde en özel, en gizli bilgilerin paylaşıldığı bir yapıya dönüşür. Kişi olmak, “özeli” olmaktan geçer. Ergen de kendine özel olanlarla kişi olma yolundadır ve bu bilgiler özel alana alınanlarla yani arkadaşlarla paylaşılır. Arkadaş artık “sırdaştır” da. Sırlar karşılıklı paylaşılır. Bu sayede arkadaşlıklar güçlenir. Diğer yandan ergen arkadaşlıklarının dönüşümsüz olarak sonlanmasına neden olan da paylaşılmış olan bu sırların başkalarına anlatılmasıdır. Birçok anne baba çocuklarının sırlarını bilmek ister. Genellikle çocuklarının sırlarını kendilerinden gizledikleri bilgiler olarak görürler ve bu gizlilik endişe verici hale gelir; ancak ergen bunları aileyle paylaşmaz. Aileden bağımsız bir alan yeni yeni oluşmaktadır iç dünyasında ve buradaki iktidarını aileye kaptırmak istemez. Bir de yargılanma, eleştirilme ve kızılma riski vardır. Arkadaşla paylaşıldığında karşılaşmayacakları durumlardır bunlar. Diğer yandan, anne babanın merakını cezbeden bu sırlar, çoğunlukla gelip geçici niteliktedirler. Bazen de değildirler. Zamanla anlamını ve önemini kaybedip sır olmaktan çıkan düşünce ve durumlardır ergenlik sırları.

SANAL ARKADAŞLARIMDA VAR

Bilindik arkadaşlık süreçlerinin yanında, çağımızın buluşu internet ve internet üzerinden kurulan arkadaşlıklara da bakmak önem kazanıyor. İnternet ortamında kurulan arkadaşlıklar konusunda (arkadaşlık mı tanışmışlık mı denilmeli bilemiyorum) nerede ve nasıl durulması gerektiği tartışmalı bir konudur. Yetişkin insanların bile arkadaş edindikleri hatta evlenip yuva kurdukları sanal ortam örnekleri karşısında ergenler ve aileler nasıl bir yaklaşım göstermelidir! Bu konu üzerinde düşünüp tartışmadan karşı çıkmak, katı bir tutum sergilemek olur.   Ailelerin büyük çoğunluğu bu duruma korkuyla yaklaşıyor; çünkü internet ortamındaki kişilerin kendileriyle ilgili paylaşmış oldukları bilgiler doğru olmayabiliyor ve bunun da bir denetim mekanizması henüz bulunmuş değil. Sanal arkadaşlıklara sadece bu nedenle engel olmaya çalışmak gerçekçi ve doğru bir çözüm değildir.  Kontrol olanakları eskiye göre daha da zorlaşmıştır. Eskiden çocuğunuz bilgisayarda zaman geçirirken anne babalar da gizlice bilgisayarda yapılan işlemleri denetleyebilirlerdi. (Etik olmasa da bu böyleydi.)  Şimdilerde akıllı cep telefonları var. Evin dışında da sanal ortamda bulunmak artık mümkün. Gündelik yaşamda çekinip yapamayacaklarını sanal ortamda yapabilmek, ergenler için tatmin sağlayan bir durumdur. Ergen sanal ortamda rahat, özgür ve sınırsız hissetmekte, kendisine yeni bir mahremiyet alanı yaratabilmektedir.  Eleştiri ve yargılamadan uzak, sanal arkadaşlıklar sayesinde kimseye açılamayan düşünceler ya da sorunlar rahatlıkla paylaşılabilmektedir. Yüz yüze bulunulan ortamlarda fiziksel görünümünüz veya giyim şekliniz bir arkadaşlığın başlaması adına ergenler için önemli kriterlerdir. Beğenilme kaygısı ya da stresi diyebileceğimiz böyle bir durum, sanal ortam arkadaşlıklarında öncül olarak yoktur. Kontrolün göreceli olarak sizde olması, somut bir zararla karşılaşma riskinin azlığı, ifade özgürlüğüne sahip olunması ve eklenebilecek farklı nedenler sanal arkadaşlıkları ergenler için cazip hale getirmektedir.

BENİ DİNLEYİN

Ergenlerin arkadaş çevresini öncelikle okul ortamı oluşturur; ancak yaşadığımız şehrin ve internet ortamının etkisiyle farklı çevrelerden arkadaşlıkların kurulduğunu da gözlemliyoruz. Bu durum ergenin kimlerle iletişim içerisinde olduğu, başına olumsuz bir yaşantı gelip gelmeyeceği, kötü alışkanlıkları edinip edinmeyeceği endişesini artırmaktadır. Bu ve benzeri birçok durum için ergenlerin arkadaşlıklarıyla ilgili daha ılımlı yaklaşımlarda bulunulmalıdır. Dinlemek en iyi yöntemlerden biridir. Çocuğunuzun arkadaşlarıyla yaşadıklarını, üzüntülerini, sorunlarını, nelerden zevk aldıklarını vb. konuşmanız, o istemedikçe yorum, yönlendirme ve öneride bulunmaktan kaçınmanız önemlidir. Arkadaşlarıyla ve aileleriyle de tanışmanız yararlı olabilecek bir diğer yoldur.  Ergenlerin emniyeti kontrolün sağlanması gerekir; ancak bu durum ergenin özelini karıştırmaya ya da arkasından iş çevirmeye vardırılmamalıdır. Ergenin mahremiyeti onun için çok önemlidir ve buna saygı duyulmalıdır. Üstü kapalı mesajlardan ve dokundurmalardan uzak durulmalıdır. Düşünceler tüm açıklığıyla ifade edilmelidir. Sınırlarınızı korunup “Hayırların” ve “Kuralların” nedenleri açıklanmalıdır. Arkadaşlarıyla dalga geçmekten ve onları küçümsemekten kaçınılmalıdır. Bu durum kendisiyle dalga geçilme ve küçümsenme şeklinde algılanacak, çatışma sizinle onun arasında geçen bir duruma dönüşecektir. Özetle destekleyici, anlayışlı ve ilgili yaklaşımınız değişmedikten sonra, ergenin arkadaş ilişkilerine bağlı yaşayacağı tökezlemeler ağır sonuçlar vermeyecek, aksine ergenin büyümesine ve gelişmesine katkılar sağlayacaktır.

Hiçbir ilişki yaşanılan ortamın dinamiklerinden bağımsız olamaz. Ergenin arkadaşlıkları da böyledir. Ergen öncelikle aile ortamının bir uzantısıdır. Bu nedenle ergenin kurduğu arkadaşlıkla birlikte diğer ailelerin bilgi, alışkanlık, tutum ve değerleri sizin aile ortamızı etkiler hale gelir. Böylece aileler çocuklarında pek de rastlamadıkları ve kendileri için zorlayıcı olabilecek bazı tavır, istek ve davranışlarla karşılaşabilirler. Aile sistemini zorlayan bu durumlarla baş etmek çok da kolay değildir. Bu nedenle aileler çocuklarının arkadaşsız kalmamasını isterken, seçecekleri arkadaşların kendi değer ve yaşam şekillerine uygun olmasını da beklerler. Bazen bu beklenti ergenin arkadaş seçimlerine müdahale şekline gelebilir. Çoğunlukla bu durum ergenin kurduğu arkadaşlığa daha fazla sarılmasına ve dolayısıyla anne babasıyla daha fazla çatışmaya girmesine neden olur.

KISKANIYORUM ELİMDE DEĞİL

Arkadaş kıskançlığı ergenlerde sıkça rastlanan bir başka durumdur. Arkadaşın gözündeki değer önemli bir kriterdir. Birçok ergen, arkadaşının gözünde “en iyi arkadaşın” kendisi olmasını ister ve bu konuda bir başkasına asla tahammül edemez. Kıskaçlığa çoğunlukla “ihanet” kavramı eşlik eder. Ergen, arkadaşı tarafından eskisi kadar tercih edilmemeyi bir değişim olarak değil ihanete uğramışlık olarak değerlendirir. Bu da arkadaşlıkların sonlanmasına neden olur. Arkadaş kıskançlıklarında bazen aileler müdahaleci olabilmektedirler. Çocuklarının üzülüyor olmalarına dayanamayarak, okuldan destek isteme, diğer çocuk ya da onun ailesiyle iletişime geçme gibi davranışlar sergileyebilirler. Bu yapılanlar durumu düzeltmek yerine sıkıntı yaşayan ergeni daha da zor duruma sokmakta onun birilerine muhtaç veya aciz gibi hissedip daha fazla sinirli olmasına neden olmaktadır. Bilinmelidir ki arkadaşlıklar da değişime uğramaktadır. Bu değişimler bazen ayrılığı gerekli kılabilir. Önemli olan değişime açık olmak, gelinen durumla ilgili sonuçlar çıkarabilmektir. Biten arkadaşlıktan öğrenilenler, yeni kurulacak arkadaşlığın daha sağlam temeller üzerine kurulması için fırsatlar yaratır.

YAŞITLARIM VAR MI?

Değişen ortamlar; semt, şehir, bazen okul değişiklikleri ergenin arkadaş ilişkilerini yeniden oluşturmasını gerekli kılar. Ergen için zorlayıcı bir durumdur bu. Diyalog kurup anlaşacağı arkadaşlar edinmesi durumunda ana sorun ortadan kalkacaktır. Bu tip değişimleri yaşayan aileler çocuklarının huzursuzluğunu görüp endişelenebilir ve bazen iş yerinden arkadaşlarının çocukları ile tanışma ortamı yaratabilirler. Genellikle istenilen sonuçların alınamadığı girişimlerdir bunlar. Ya da kendileri etkinlik yaratıp çocuklarını rahatlatmaya çalışırlar. Sonuç yine beklenilen gibi olmayabilir. Suçluluk ve çaresizlik hislerine kapılır anne babalar; ama yapacakları çok fazla bir şey de yoktur. Ergen arkadaşı olacağı kişiyi kendisi bulmak ister.  Zaman bu konunun ana ilacıdır. Kaygı ve suçluluk hislerine kapılmadan, sabırla beklemek anne babaların yapacağı en iyi davranıştır.

Bazen ergenlerin kendilerinden yaşça büyük arkadaşlıklar kurduklarını görüyoruz. Bu tip arkadaşlıkların ergenleri zorlayıcı birçok yanı bulunmaktadır.  Bir üst kuşağın yaşam şekli, değerleri ve beklentilerine ayak uydurmaya çalışmak,  ergenin bocalamalar yaşamasına neden olacaktır. Böyle bir arkadaşlık ergenin farklı, özel, değişik olma ihtiyaçlarını karşılarken kendisinin birçok konuda bilgisiz, yetersiz, aile baskısı altında tutsak bir yaşamı olan, kendi kararlarını alamayan, özgür olmayan, kendi yaşıtlarını küçümseyen ve beğenmeyen şeklinde düşünce ve tutumların da oluşmasına yol açar. Ergen kendi yaşantısını basit ve anlamsız bulurken, yetişkin arkadaşının yaşantısında da tam olarak var olamaz. Yetişkin yaşamının ihtiyaçlarını karşılayacak düşünsel ve duygusal olgunlukta olmadığını göremez. Kendi yaşıtlarının yaşam, istek ve sorunlarını da basit ve anlamsız görür. Yerçekiminin olmadığı bir ortamda gibidir. Ayakları yere basmıyordur. Kendisi gibi olanlar azalmıştır ya da yoktur. Yalnızlaşmıştır. Bu durumun yaratacağı risk, gelişimsel seyrin bozulması şeklinde kendisini gösterir. Bu tip arkadaşlıkların sınırlı bir çerçevede kalmasına çalışılmalı, ergen kendi yaşıtlarıyla kuracağı arkadaşlıklara yönlendirilmelidir. Söz buradayken çocuğunun arkadaşı olmaya çalışan ebeveynlere de ufak bir uyarımız olsun. Çocuğunuzun arkadaşı olmaya çalışmayın. Bu durum öncelikle çocuğunuzdan çok sizi yorar. Ergen arkadaşının yanında sınırsızlığı yaşar- sınırsızca davranmaz- bir de sizin yanınızda bunu yaşarsa o zaman sınırsızca davranmaya da başlar.

Bazen arkadaş arkadaşa baskı unsuru olur. Genellikle ergenler arkadaşı tarafından baskılandığını bilir ve kendi iradesinin dışında arkadaşına ters düşmemek adına ve de istemeye istemeye denileni yapar. Genellikle bu durum düşünsel değil davranışsal alandadır. Gidilecek yer, izlenecek film, yapılacak etkinlikleri kapsar. Sıklık ve aşırılık bu konunun değerlendirmeye alınmasında önemli kavramlardır. Zaman zaman arkadaşları arasında bu tipte çatışan istekler gözlemlenebilir. Bunların bazılarına uyum göstermek kişiliğin daha esnek olması, kendi isteklerini bekletmeyi becerebilme, sabırlı olma gibi birtakım özellikleri olumlu yönde etkiler. Aşırı dozajlar, var olan kişiliği bozmaya, silikleştirmeye ve ergeni zayıflatmaya başlar. Ergenlerin bu konuda kendilerine ait bir çizgileri olmalıdır. Her şeye evet demek her zaman iyi değildir.

ARKADAŞSIZ KALMAK VATANSIZ KALMAK GİBİDİR

Arkadaş ilişkilerinde oluşabilecek en ufak olumsuzluk ergenin dünyasında sarsıcı bir etki yaratır. Bu durum uzun süreli ruhsal dengesizlikler, sinirlilik halleri, mutsuzluk ve değersizlik hisleri yaşamasına neden olur.  Arkadaşı olmamak kendine kör kalmak gibidir. Kendisinde olanların önemli, anlamlı ve değerli olup olmadığını anlayabilmek arkadaşlık ortamında mümkündür ergen için. Ufak tefek farklılıklar olsa da nesiller boyu arkadaşlık ilişkilerinin olmazsa olmaz temel yapıları vardır. Bu, nasıl düşünüleceği ve nasıl davranılacağı konusunda bir tür rehber niteliğindedir. Arkadaşlığın temel niteliklerine aykırı davranmak yalnızlıkla sonuçlanabilir. Bu ergen için korkunç bir bedeldir. Genellikle ergenler bu bedeli ödememek için zaman zaman boyun eğen davranışlar gösterebilirler. Destekleyici olmak henüz kişiliği oluşmakta olan, bu nedenle de birçok konuda nasıl davranması ve nasıl düşünmesi gerektiğini bilemeyen ergen için önemli bir destek ve dayanak noktasıdır.

Hiç arkadaşı olmamak ergenlik dönemindeki en önemli problemdir. Arkadaşı olmayan ya da bir şekilde arkadaşlığı bozulmuş olan ergenin yaşayacağı en önemli duygu beğenilmemek, istenmemek ve değersizlik şeklinde ortaya çıkar. Ergenler için kendilik algısı ve saygısı adına bu durum büyük sarsıntı yaratır. Yalnız kalan ergen her şeyi kendisinde biriktirir. Tahrip gücü yüksek bir bomba gibidir ergen ama dışarıdaki görünümünde sessizlik ve içine kapanıklık hakimdir. Arkadaşsızlığın uzun sürmesi durumunda, kendilik değerinde ciddi düşmeler, insan ilişkilerinde beceri azalmaları, “Benim hakkımda ne düşünüyorlar?” düşünceleriyle takıntılı olma, bu nedenle yaşıtlarıyla iletişime geçmekten kaçınma, kendini ifade etmekten çekinme gibi birtakım olumsuz gelişmeler görülmeye başlanır. Bazı ergenler derinliği görece az olan arkadaşlıklarla durumu idare ederler. Bazıları sanal ortam arkadaşlıklarına yönelebilirler. Kimisi ders başarısı ya da sanatsal bir etkinlikle ihtiyaçları olan pozitif iletiyi dışarıdan alarak psikolojilerini rahatlatabilirler. Ama bunların hiçbiri istenilen gerçek çözüm değildir. Arkadaşsız olmak, gelişimsel olarak incelenmesi gereken bir konudur. Hiç arkadaşı olmayan ergenlerin önceki yaş dönemlerinde de arkadaş edinme konusunda sıkıntıları olduğu gözlenmiştir. Bu nedenle arkadaşlık ilişkileri ne kadar erken başlarsa ergenlik dönemi için de bir o kadar yararlı olur. Çocuklarının arkadaş sorunu olduğunu gören bazı aileler kendi sevgilerinin çocuklarına yeteceğini düşünürler ama bu sorun geçici çözümleri kabul etmez. Arkadaşsızlıktan yakınan ya da hiç arkadaşı olmayan ergenlerin desteğe ihtiyacı olduğu düşünülmeli ve çok gecikmeden bir uzmana başvurulmalıdır.

Sonuç olarak ergen arkadaşlıkları,  yaş döneminin birçok dinamiğine bağlı olarak yetişkin ve çocukluk dönemi arkadaşlıklarından farklılıklar gösterir. Ülkemizdeki tüm ergenleri ve kurdukları arkadaşlıklara göz atma imkanımız olsaydı, bu arkadaşlıkların yapı, içerik, duygu, düşünce ve davranış örüntüleri açısından birbirlerine ne kadar benzediğini görürdük. Bu benzerlik tesadüf mü?  Elbette değil. Bu, ergenlik döneminin belirleyicisi olan tipik durumların sonuçlarıdır aslında.

İnsanın yaşamını anlamlı kılan gelecekte yapacakları değil, geride bıraktığı tarihidir. O tarih ki arkadaşın tanıklığında anlam ve değerini bulur. Sırtınız ARKA-TAŞ’sız kalmasın.

KAYNAKÇA

Çetin, F., Bilbay A.A., Kaymak, D.A. (2003) Çocuklarda Sosyal Beceriler (3.Basım). İstanbul: epsilon
Hortaçsu, N. (2003). Çocuklukta İlişkiler (1.Basım). Ankara: İmge Kitapevi
Hortaçsu, N. (2003). İnsan İlişkileri (3.Basım). Ankara: İmge Kitapevi
Parman, T. (2010). Ergenliğin Yüzleri (1.Basım). İstanbul: Bağlam Yayıncılık
Şemin, R.U. (1992). Gençlik Psikolojisi (3.Basım). İstanbul: Remzi Kitapevi
Terakki Vakfı Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi. (2009). Arkadaşlık  ve Aile. Sayı 22. Gelişim Bülteni
http://www.ekipnormarazon.com/makaleler/22-ergenlik/58-genclik-cagi-iliskileri

Bu yazı Gelişim dergimizin 2014/2 sayısında yayımlanmıştır.

Lise Öğrencilerimiz Yrd. Doç. Dr. Emre Işık ile Buluştu

0

Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz, Türk Astronomi Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Emre Işık ile 17 Aralık Perşembe günü “Uzayın Bilinmeyenleri” adlı konferansta bir araya geldi.

İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Güneş ve benzeri yıldızların manyetik alanları üzerine çalışmalar yapan Işık, konferansa “Evrende neredeyiz?” sorusuyla başladı. Evrenimizi tanıma amacıyla fırlatılan Voyager-1 uzay aracı tarafından dünyaya yaklaşık 6 milyar km uzaklıktan çekilen fotoğrafı öğrencilerimize gösteren Işık, bilim insanı Carl Sagan’ın dünyamızı “soluk mavi nokta” olarak nitelendirdiği bu fotoğraf ile ilgili yorumlarını dile getirdi.

Işık, insanlığın Güneş sistemindeki en büyük merak konusu olan Mars ile ilgili bilinen ve bilinmeyenleri konuşurken öğrencilerimizin “Mars’ın manyetik alanı nasıl yok oldu?” sorusu üzerine düşüncelerini paylaştı.

Evreni oluşturan Yıldızlar, Yıldız Kümeleri, Bulutsular, Gökadalar ile ilgili bilgiler veren Işık, öğrencilerimizin bu konulara dair çeşitli sorularını cevapladı. Işık, gökadaların neden tek bir düzlemde döndüğünü ve Fizik derslerinde öğrendikleri açısal momentum kavramını kullanarak açıkladı. Gökadaların merkezlerinde ve gökadaların çarpışmaları sırasında neler olduğunu anlattı.

Ayrıca Işık, yıldızların nasıl oluştuğunu ve evrimini anlatırken çok merak edilen ”Karadelikler” hakkında bilgi verdi. Işık, öğrencilerimizin evrenin genişlemesi ile ilgili sorularını cevaplandırırken “Karanlık Madde” ve “Karanlık Enerji” ile ilgili paylaşımlarda da bulundu ve ardından konferans sona erdi.

Terakkili Gençler Masumiyet Müzesi'ndeydi

Levent Yerleşkemizden 11. sınıf öğrencilerimiz, 17 Aralık Perşembe günü Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı romanını müzeye dönüştürdüğü, İstanbul’un ilk şehir müzesi Masumiyet Müzesi’ni gezip kurmaca dünyanın gerçeklikle olan ilişkisini irdelediler.

Bu müzede Modern Türk Edebiyatı’nın en önemli temsilcilerinden Pamuk’un roman dünyasına bir adım daha yaklaşan öğrencilerimiz, 17 Aralık Perşembe günü hem 11. sınıflarda okutulan Kar romanının karakteri Ka’nın hem de ölümsüz bir aşkın temsilcisi Kemal’in izini sürdüler.

2014 yılında “Avrupa’da Yılın Müzesi” seçilerek müze geleneğine ve edebiyat tarihine katkıda bulunan bu mekanda 1970’lerden 2000’li yıllara kadar geçen sürede İstanbul’un değişen sosyal hayatını kitaptaki bölüm sırasına göre takip ettiler.

Çatı katında Kemal Basmacı’nın bir zamanlar yaşadığı varsayılan odası, biriktirilmiş 4213 izmarit ve Füsun’un en mutlu anında düşürdüğü küpesi ise koleksiyonun en ilgi çeken bölümleriydi.

 

 

 

Terakkililer, Günümüz ve Gelecekteki Dünya Meselelerini Tartıştı

0

Levent Yerleşkemizden MUN (Model United Nations) Kulübünden lise öğrencilerimiz, dünya sorunlarının ele alındığı, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN konferanslarından 4 – 7 Aralık tarihleri arasında ilk kez düzenlenen DENMUN (Denizatı Okulları Model Birleşmiş Milletler) 2015’teydi.

 

Terakkili delegeler, “Günümüz ve Gelecekteki Dünya Meseleleri” konulu konferansta Silahsızlanma ve Uluslararası Güvenlik Komitesi, Ekonomi ve Finans Komitesi, Sosyal, Beşeri ve Kültürel Meseleler Komitesi, Özel Politikalar ve Bağımsızlık Komitesi ve BM Güvenlik Konseyinde Afganistan, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Birleşik Krallık ve Venezuela’yı temsil etti.

Öğrencilerimiz; savaşlarda insansız uçakların kullanımı, gençlerin karşılaştığı ve uzun süredir devam eden işsizlik sorunu, klonlamanın etik değerlere uygun olup olmadığı, özel askeri müteahhitlerin gözlemlenmesi, silahlı çatışmalarda sivillerin korunması gibi birçok konuyu tartıştı.

Ayrıca, konferansta bir öğrencimiz Marvel karakterlerinden birinin rolünü üstlenerek, “X-Men Brotherhood’a Karşı” ve “X-Men Avengers’a Karşı” başlıklarının bulunduğu Marvel Özel Komitesinde görev aldı.

5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü’ndeydik

0

Deniz Temiz Derneği / TURMEPA Gönüllülerinin amacı, ülkemiz kıyı ve denizlerinin korunmasını ulusal bir öncelik haline getirmek ve gelecek nesillere temiz denizler ve yaşanabilir bir Türkiye bırakmaktır.

Her şeyin nitelikli eğitim ile mümkün kılınabileceğini bilen TURMEPA gönüllüleri, Türkiye’nin her köşesinde, her kesiminde TURMEPA’yı tanıtarak ve eğitimler vererek gayelerinin gerçekleştirebilmek amacıyla can-ı gönülden çalışmaktadır.

Doğayı korumak için hazırlanan yönetim planları ne kadar kapsamlı ve olumlu olursa olsun gerçekleştirilmesi için toplumu oluşturan her bir bireyin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğine inanırlar. Bu yüzden yaşamın her alnında doğayı korumak için hepsi gönüllü olarak çalışır.

TURMEPA gönüllüsü olun!

Gönüllü olmaya inanın!

Deniz yaşasın diye!

TURMEPA, Dünya gönüllüler günü “Deniz Ekosistemi, Sürdürülebilirlik ve Gönüllülük” konularına dikkat çekmek amacıyla, tüm gönüllülerini “Paylaşmak, Üretmek ve Söz Sahibi Olmak İçin” 5 Aralık 2015 tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul’da ağırladı.

Tüm dünyada 5 Aralık, gönüllülük kavramının toplumda daha geniş kitlelere yayılması, günlük hayatımızın doğal bir parçası haline gelmesi ve gönüllü çalışmalarının yerel, ulusal ve global platformlarda tanıtılması amacıyla Dünya Gönüllüler Günü olarak kutlanıyor.

Deniz Temiz Derneği/TURMEPA da her yıl olduğu gibi 5 Aralık Dünya Gönüllüler Günü’nde; gönüllülüğün tanıtılması, yaygınlaştırılması, desteklenmesi ve teşvik edilmesi amacıyla gönüllüleriyle bir araya geldi. Dernek, bilgi ve tecrübelerin paylaşıldığı, keyifli aktivitelerle gönüllüğün kutlandığı bu özel günde tüm bireylere, yaşadıkları topluma ve çevreye karşı daha sorumlu olup birlikte hareket etme çağrısında bulundu.

Terakki TURMEPA gönüllüsü ve sorumlu öğrencisi olarak ben ve dört arkadaşımız bu güzel toplantıya katıldık. Etkinliklerde yapılan konuşmalar ve verilen mesajlar hep doğamızı korumak için neler yapabileceğimiz ve neler yapmamız gerekliliği ile ilgiliydi. Daha sonrasında Bilgi Üniversitesinin Enerji Müzesi bölümüne geçilerek hem müzeyi gezdik hem de biz gönüllüler bu konuda neler yapabileceğimizi anlatan sözler verdik. Bir TURMEPA gönüllüsü olarak bu etkinliğe katılmaktan hem çok zevk aldım hem de okulumuzda bu projeyi yürütmekten dolayı da büyük onur duymaktayım. Bu duyguyu tatması için herkesi TURMEPA’ya davet ediyorum.

Elifcan Beyazıt (10 IB F) – Terakki Turmepa Sorumlusu

Lise Öğrencilerimiz İnşaat Mühendisi Melih Yavaş’la Söyleşti

0

İnşaat mühendisliği okumak isteyen Levent Yerleşkemizden lise ve fen lisesi öğrencilerimiz, 20. Kariyer Günlerimiz kapsamında 10 Aralık Salı günü İnşaat Mühendisi Melih Yavaş ile buluştu.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisimizin gerçekleştirdiği 20. Kariyer Günleri, öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı oluyor. Bu doğrultuda düzenlenen “İnşaat Mühendisliği Tanıtımı” etkinliğinde Yavaş, öğrencilerimize inşaat mühendislerinin birlikte çalıştığı diğer meslek alanlarına değinerek mimar, makine mühendisi ve elektrik mühendisleriyle nasıl bir ilişki içinde olduklarını anlattı.

Mezuniyet sonrası inşaat mühendislerinin, şantiye, projecilik ya da yönetsel kısmında kalmayı seçtiklerini ifade eden Yavaş, inşaat mühendisliğinin çok uzun saatler çalışılması gereken bir meslek olduğunu vurguladı. İş yaşamına atıldıktan sonraki ilk beş yılı “öğrenme süreci” şeklinde ifade etti. Bu beş yılda birçok hata yapılabileceğini, bu hataların da önemli maliyet sorunları çıkarttığını söyledi. “Önemli olan, bu hatalardan kendine pay çıkartmak.” diyerek meslekteki bilgi birikimi ve tecrübenin, 40’lı yaşlara kadar devam edebileceğini açıkladı.

Ayrıca Yavaş, inşaat mühendisliğinin lokomotif bir sektör olmasından ve ülkemizdeki kentsel dönüşüm projelerinden dolayı, inşaat mühendislerine uzun yıllar ihtiyaç olduğunu dile getirdi. İnşaat Mühendisliği bölümünü okumak isteyen öğrencilerin, üniversite seçiminde önemsemesi gereken bazı kriterleri öğrencilerimize hatırlatan Yavaş; iyi bir üniversitenin kişiye katacağı vizyon ve kazandıracağı çevrenin iş hayatındaki öneminden bahsetti.

Bununla birlikte Yavaş, yurtdışındaki inşaat şirketlerine de değinerek, İngilizce’nin yanı sıra birkaç yabancı dil daha bilmenin iş bulmakta oldukça avantaj sağlayacağının altını çizdi. Öğrencilerimize yüksek lisans yapmalarını da tavsiye ederek, yönetsel alanı seçmek isteyen mühendis adaylarına işletme veya finans gibi alanları seçmelerinin yararlı olacağını söyledi.

Bu sene gerçekleşecek diğer 20. Kariyer Günleri etkinliklerimiz ise “Başarı Öyküleri”, “Rektörler, Üniversite Adayları ile Buluşuyor”, “Dekanlarla Buluşma: Mesleğe Göz Kırpmak”, “Üniversite Terakki’de: Tadımlık Dersler”, “Üniversite Gezileri”, “Sunny ve BAU Apply Tanıtımı”, “Ders Seçim Konferansı”, “Meslek Gözlem Çalışmaları” ve “Tercih Konferansı” olacak.

Terakkili Delegeler, Ayrımcılıkla Mücadele için JMUN’daydı

0

JMUN (Junior Model United Nations) Kulüplerimizden ortaokul öğrencilerimiz, 10 – 13 Aralık tarihleri arasında bu yıl 9.su düzenlenen “Ayrımcılıkla Mücadele” temalı Hisar JMUN 2015 konferansında Birleşik Arap Emirlikleri, Finlandiya ve Brezilya’yı temsil etti. Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği bu MUN konferansında Terakkili delegeler, Türkiye’den ve çeşitli ülkelerden öğrencilerle birlikte dünya sorunlarını tartıştı.

IMG_4321

Öğrencilerimiz İnsan Hakları, Eşitlik, Çevre, Sosyal İlişkiler, Politika, Silahsızlanma, Güvenlik, Sağlık, Ekonomi komitelerinde “silahlanmanın kontrol altına alınması”, “ormansızlaştırılan Amazon’daki yerli popülasyonun korunması”, “çatışma bölgelerinde evrensel ilköğretimin yaygınlaştırılması” ,“asgari ücretin arttırılması” ve “din ve inanç konusunda ayrımcılıkla mücadele” gibi birçok konuyu ele alıp çözümler ürettiler.

IMG_3765

IMG_4315

IB Sınıfı Öğrencilerimiz Çağdaş Sorunları Tartışıyor

0

Terakki’de 10 IB T ve 11 IB T sınıflarında Bilgi Kuramı (Theory of Knowledge-TOK), 20. Yüzyılda Türkiye ve Environmental Systems and Societies-ESS dersleri kapsamında yeni bir tartışmalar dizisi başladı. 10 ve 11 IB T sınıfı öğrencilerimiz bir araya gelerek belirlenen çeşitli konular etrafında yuvarlak masa tartışmaları yapıyor.

yuvarlakmasa1_3111_sml

Amaç; Öğrencilerimizin çağdaş dünya sorunlarına dönük bir perspektif kazanmalarını ve akran grupları içinde tartışmalar yürütmelerini, aynı zamanda planlama, organizasyon ve liderlik alanlarında sorumluluk almalarını sağlamak.

Bu projenin ilk oturumunda 10 Kasım Salı günü, Felsefe sınıfımızda 11 IB T sınıfından Selin Özsoy ve Elif Güneş “Tarih Eğitiminde Tartışmalı Alanlar” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Öğrencilerimiz sunumlarında Türkiye’de ve başka ülkelerde Tarih eğitiminde kullanılan söylemlerin içeriği, tercih edilme nedenleri ve bu tercihlerin yarattığı sonuçlar üzerinde durdu.

Daha sonra tüm öğrencilerimiz tarihsel söylemin hafızalarımızı, hafızamızın da davranışlarımızı nasıl belirlediğine ilişkin bir tartışma yürüttü. Tartışma süresince analiz ve yorumlama becerilerini ortaya koyan öğrencilerimiz tartışmayı heyecanla sürdürdüler.

20 Kasım Cuma günü gerçekleşen İkinci oturumda ise 10 IB T ve 11 IB T sınıfı öğrencilerimiz, günümüzün en önemli çevresel sorunlarından olan iklim değişikliğinin siyasi çevrelerdeki yeri ve önemini tartıştı. 11 IB T sınıfından aynı öğrencilerimizin hazırladığı sunum üzerinden farklı siyasi çevrelerin iklim değişimi olgusuna nasıl yaklaştığını ele aldılar. Bu tartışma ortamının, öğrencilerin açık fikirli ve hoşgörülü yaklaşımları sonucu her iki sınıf düzeyine de katkı sağladığı gözlemlendi.

Öğrencilerimiz yıl içinde yuvarlak masa tartışmalarında farklı konuları gündeme almaya devam edecek.

 

Terakkili Denizcilerin Seyir Defteri

0

Levent Yerleşkemizden Denizcilik Kulübü öğrencilerimiz, Türkiye’nin eğitim amaçlı tasarlanan ilk ve tek yelkenli gemisi STS Bodrum Okul Gemisi’yle 21 – 28 Kasım tarihleri arasında denizcilik ve yelken eğitimi seyri yaptı. Bodrum’da disiplinlerarası gerçekleşen bu eğitimde öğrencilerimiz, temel denizcilik becerilerini kazandılar.

Terakkili denizciler; fizikten biyolojiye, tarihe, coğrafyaya ve edebiyata uzanan bu eğitim programında Gökova Yelken Kulübü, Sualtı Arkeoloji Enstitüsü ve Bodrum Deniz Müzesi gibi birçok kurumu ziyaret etti. Denizcilik ile ilgili alanında uzman kişilerle buluşup sohbet ederek seyirlerine devam ettiler.

Eğitim boyunca öğrencilerimize Denizcilik Kulübü eğitmenimiz ve Sail Training International Türkiye temsilcisi  Gencer Emiroğlu, yazar Füsun Çetinel, STS Bodrum Okul Gemisinin mimarı Yücel Köyağasıoğlu, kaptan Mustafa Cengiz ve fizik öğretmenimiz Ahmet Astepe rehberlik etti.

Eğitimlerine Orak Adası’nda başlayan öğrencilerimiz, okul gemisini tanıdı ve güvenlik eğitimi aldı. Daha sonra Emiroğlu, öğrencilerimize Ege Denizi’ndeki egemenlik savaşları, Atina Sparta savaşı ve Karya bölgesinin tarihçesini anlattı. Ardından Denizcilik Kulübümüz, Terakki bayrağını göndere çektikten sonra Sedir Adası’na doğru yola çıktı.

Sedir Adası’ndayken öğrencilerimiz, Fizik dersinde öğrendikleri ilkeleri kullanarak yelkenli teknelerin nasıl yol aldığını, yelkenli teknelerde kullanılan palanga ve makara sistemlerinin nasıl çalıştığını ve yelkenli teknelerde bulunan balast ve salmanın işlevini öğrendi. Emiroğlu, Kleopatra Plajı’nda öğrencilerimize Sedir Adası’nın tarihinden bahsetti. Antik Tiyatro’da ise tarihçi Zenofon’nun “Helenika” isimli eserinden bir bölümü kurgulayarak “Sedir Adası Hikayesi” adlı oyunlarını canlandırdılar.

Öğrencilerimiz, yelkenli seyri  dışında Bodrum’da bulunan denizcilik ile ilgili kurumları da ziyaret etti. İlk önce, sabah kahvaltılarını hazırlayıp güverte temizliğini yaptıktan sonra deniz haritasının nasıl okunduğunu ve haritada ölçek konusunu uygulamalı olarak öğrendiler. Daha sonra Gökova Yelken Kulübü’nde, tekneyle dünya turu yapan üçüncü Türk denizci ve Gökova Yelken Kulübü’nün kurucusu Haluk Karamanoğlu’nun “Deriska” adlı teknesini dolaştılar. Ustura Kemal’in yaratıcısı çizer Haldun Sevel’le tanıştılar. Ayrıca, kulüpte kanoya da bindiler.

Öğrencilerimiz, Gökova Yelken Kulübü yelken eğitmenleri Deniz ve Derin Karamanoğlu ile birlikte, dünyayı teknesiyle gezen ilk Türk denizci Sadun Boro’yu Karacasöğüt Koyu’nda saygıyla andılar. Köyağasıoğlu ise Boro ile olan hatıralarını öğrencilerimizle paylaştı.

Otluk Koyu’nda Akdeniz Koruma Derneği üyeleriyle buluşan öğrencilerimiz, denizlerin korunması, sürdürülebilir balıkçılık ve biyoçeşitlilik konuları hakkında bilgi edindiler. Ayrıca, gemilerinin sintine ve katı atıklarını Muğla Belediyesi’nin atık toplama teknesine vererek atık yönetimi uygulaması yaptılar.

Çetinel ile yaratıcıklarını geliştirme çalışması da yapan öğrencilerimiz, altı dakika boyunca denizcilik terimleriyle ilgili bir yazı yazdılar. Zeyyat Selimoğlu ve Cevat Şakir eserlerini incelediler.

Astepe, öğrencilerimize sıvıların kaldırma kuvveti, Arşimet prensibini ve gemilerin nasıl yüzdüğünü açıkladı. Daha sonra Bodrum Ağanlar Tersanesi’nde öğrencilerimiz, klasik bodrum teknelerinin yapımı hakkında tersane sahipleri Erol Ağan ve Erdem Ağan’dan bilgi aldı.

Öğrencilerimiz, Teksas Üniversitesi’ne bağlı dünyanın en önemli enstitülerinden Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nü dolaştı. Sualtı Arkeoloji Enstitüsü Müdürü Tuğba Ekmekçi, öğrencilerimize yaptıkları çalışmalardan bahsetti. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı andıktan sonra Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni, Uluburun Batığı’nı gezdiler. Bodrum Deniz Müzesi’nde de yerel bodrum tekne modellerini incelediler.

Eğitimin son akşam yemeğinde ise öğrencilerimiz, STS Bodrum Yelkenli Okul Gemisi’nin fikir babası ve uluslararası ahşap yelkenli yat yarışı Bodrum-Cup kurucusu Erman Aras’ı ağırladı. Terakkili gençlerin ilk denizcilik ve yelken eğitim seyri, düzenledikleri kapanış töreniyle sona erdi.

 

Terakkili Gazeteciler Yazıyor

Tepeören yerleşkemizden 6. sınıf öğrencilerimiz, 7 – 11 Aralık tarihleri arasında Türkçe dersinde haber yazısı yazıp yazılarını sınıftaki arkadaşlarıyla paylaştı.

Türkçe dersinde haber yazısı türünü öğrenerek uygulayan öğrencilerimiz, haberde yer alan bilgilerin hangi sıraya göre yazılacağı ve 5N-1K kuralına göre haberin nasıl oluşturulacağını öğrendikten sonra kendilerine verilen görsellerden hareketle haber yazılarını yazdılar. Bir sonraki derste, yazdıkları haberleri kendilerinin tasarladığı televizyon ekranı ve stüdyo ortamında bir haberci gibi okudular.

Bir ay boyunca yapılacak çalışmaların ardından öğrencilerimiz; çevrelerinde gözlemledikleri olaylar, durumlar ya da ilgi alanları ile ilgili yazacakları haberleri, okul koridorunda hazırlayacakları duvar gazetesinde sergileyecek.

Süper Penguen Dergisi Terakki'deydi

0

Karikatür ve Yaratıcı Düşünme Kulübümüzün 7 Aralık Pazartesi günü düzenlediği etkinlikte 6. sınıf öğrencilerimiz; Süper Penguen Dergisi yayın yönetmeni Pınar Denizer, yazı işleri müdürü Selin Feldman, Penguen ve Süper Penguen dergileri karikatür çizeri Doruktan Turan’la bir araya geldi.

DSC_5568

Çocuklara özel mizah dergisi Süper Penguen dergisinden gelen konuklarımız, öğrencilerimize derginin hazırlanma öyküsünü ve dergi içeriğini oluştururken yaşadıklarını anlattı. Ünlü çizerler Selçuk Erdem ve Erdil Yaşaroğlu’nun da videoları ile yer aldığı etkinliğimizde, öğrencilerimizin matematik derslerinde çizdikleri karikatürler de paylaşıldı.

6. sınıf öğrencilerimizin yaptıkları matematik temalı karikatürler, sunum günü öncesinde dergi çizerlerine gönderildi ve bu karikatürler arasından en başarılı 4 karikatür seçildi. Etkinliğin sonunda ise konuklarımız, öğrencilerimizin sorularını yanıtlayıp Süper Penguen dergilerini imzaladılar.

Seçilen Karikatürlerimiz:

Resim1 Resim2 Resim3 Resim4

 

 

 

Ortaokul Öğrencimize "Sen Öğretmenimsin" ile İkincilik

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Aslı Öztürk (8I), İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün düzenlediği “Öğretmenim” konulu kompozisyon yarışmasında “Sen Öğretmenimsin” yazısıyla ilçe ikincisi oldu.

Sen Öğretmenimsin

Siz, adsız  kahraman,
Siz, bilime  giden  yolu aydınlatan meşale,
Siz, her  ihtiyacım olduğunda tuttuğum güvenli sıcak bir el,
Siz cehaletin düşmanı, aydınlığın dostu,
Evet, sizden söz ediyorum canım öğretmenim, o sizsiniz!

Annemin sıcak güven dolu kucağından inerek emanet edildiğim o büyük kapıda sıcak gülüşünüzle beni farklı bir aydınlığın içine çeken, korkularımı huzura ve sevince çeviren ilk kişisiniz.

Hayal dünyasından gerçek dünyaya geçerken sabırla her soruma yanıt verişiniz daha dün gibi aklımda. Neler sormadım ki size: Gök neden mavi, kuşlar niçin uçabiliyor, savaşlar niçin oluyor, barış neden güzel…

Sabırla her soruma beni büyütecek, düşünmemi, sorgulamamı sağlayacak ipuçlarıyla yanıtlar verdiniz.  Bazen buğulanırdı gözleriniz savaşın, kinin, öfkenin, cehaletin nelere yol açtığını örneklerken. Tarih sayfalarının arasından sıyrılıverirdik birden okumaya başladığınız şiirlerle, söylediğin şarkılarla. Bayrak ve vatan sevgisinin ne olduğunu , ülkemi sevmeyi, varlığınızla öğrendim bir bir.

Okuduğum her öyküde, her şiirde; yaptığım her hesapta ülkemi, dünyayı bir başka gözle görmeyi öğrendim sayenizde. Yoksulluğun ayıp olmadığını, gerçek varsıllığın  yürekte beslenerek bir ağ gibi insanı, toplumu sarmadıkça değersiz olduğunu hissettirdiniz davranışlarınızla.

Ben kendime bile inanmazken bana inandınız. Sorumluluklar verdiniz ve beni izlediniz. Yapamadığım zaman yüreklendirdiniz, pes etmeme izin vermediniz. Adım adım ilerledik bu yolda. Her sınıfta sizinle kendimi yeniden keşfettim .Neleri iyi yapıp neleri geliştirmem gerektiğinin farkına vardım.

Gün geldi çalışmaktan sıkıldım, gün geldi sınırlarınızı ve sabrınızı  zorladım.  Yüzünüzün  davranışlarıma göre bazen bulutlandığını bazen aydınlandığını gördüm. Her okul dönüşü  evdeki paylaşımlarımda sizden söz ettim aileme sıcak duygularla.

Ben büyüdükçe farklı derslerde farklı yüzlerle tanıştım ama hep aynıydınız öğretmenim. Bilimin aydınlığı sinmişti her birinizin yüzüne. Her biriniz biricik, her biriniz ayrı bir meşaleydi.

Atatürk adının büyüklüğünü ve onun emanetlerini koruma görevinin benim olduğunu tarih sayfalarıyla yüzleşerek anlamamı sağladınız.

Ülkemin geçmişini öğretirken  geleceğinin de  bana bağlı olduğunu, cumhuriyetin erdemlerini ve onun bir  kutsal emanet olduğunu öğrettiniz.

Beni ben yapan değerlere her biriniz katkıda bulunurken özgür olmama, bireysel kararlar almama izin verdiniz. Özgün, onurlu birey olmam için yolumu açtınız.

Doğaya, insana değer veren davranışlarınızı gördükçe ben de  doğayı  ve insanı daha cok sevmeye başladım.

Yaşam tek renk ve tek pencereydi bir zamanlar  benim için.

Ebemkuşağına dönüştü renkler varlığınızla. Dünyaya farklı pencerelerden bakmayı sizin gözlerinizle öğrendim ilkin. O pencerelerde yurdun dört yanına dağılmış neferler gördüm. Kuzeyden güneye, doğudan batıya uzanan her köşe başındaydınız.

Yaşlı, genç, çocuk demeden  karanlığın olduğu her yere aydınlık götürmeye, cehalet zincirini kırmaya çabaladınız, bitmeyen bir çabayla.  Acılarınız, sevinçleriniz hep içinizde kaldı. Kardelen çiçekleriniz artıkça soldunuz ama hep dik ve kararlı kalarak.

İnsana yapılan yatırımın en ağır ve en çok sabır isteyen yatırım olduğunun bilincinde  bir sarraf titizliğinde işlediniz bizi.

Bugünümü ve yarınımı borçlu olduğum ve olacağım tek insansınız.

Uzatınız ellerinizi öğretmenim!

O yıpranmış, tebeşir tozuna bulanmış ellerinizden öpeyim. Yıllar önce beni öpen, saçımı okşayan değerli varlığınıza çok şey borçluyum.

Atatürk’ün dediği gibi yarınlarımız sizin eseriniz olacaktır.

Sizi çok seviyorum öğretmenim!

Aslı Zeynep Öztürk (8I)

Bir Garip İnsanlık Meselesi

Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencimiz İrem Sude Yeniyol (9A), “Bir Garip İnsanlık Meselesi” yazısıyla 10 Aralık İnsan Hakları Günü kapsamında düzenlediğimiz kompozisyon yarışmasında birinci oldu.

Bir Garip İnsanlık Meselesi

İnsanı insan yapan aklıdır derler. Aklı ve bu aklı kullandıkça oluşan değerleri… Bu değerlere bağlı olarak hakları ortaya çıkar insanın. Kişinin benliğini, özünü yansıtır bu haklar. Koruyucu, kollayıcıdır; en çok da bağlayıcı… Dünya kuruldu kurulalı bir düzen var olduğu bilinir. Bu düzeni sağlayan belirleyici unsurlar olması mümkün ve gereklidir. İnsana insan olduğu için saygı gösterilir, gösterilmelidir.

Din, dil, ırk, renk, yaş, cinsiyet ayrımı yapmadan, insanlar arası ilişkide dışlayıcı bir yapı oluşmasına izin vermeden, insan haysiyetine kırıcı veya vurucu etkilerde bulunmadan yaşamak insan haklarına karşı olması gereken tutumun temelini oluşturur.

Tarihimizde insanlığın örnekleri olduğu kadar insan haklarına kastetmenin de birçok örneği mevcuttur. İnsanın insana hükmetmesi gibi ayrımcı ve aşağılayıcı olayların var olması insanlığa yapılan en büyük acımasızlıklardan biri olmuştur daima. Bu tür ayrımların yapıldığı ortamlarda kaos, kargaşa ve çatışma eksik olmaz. Oysaki bu hükmün amacı temelde düzeni sağlamaktır. Bu ironi bazı dönemlerde toplumdaki insanların tümüne yansımış, insanlar haklarını bilmez olmuştu. Hüküm süren acımasızlık düşünceleri kör etmişti. Eğer bireysel farklılıklar yaratılarak bu eşitsizliğin önüne geçilebilseydi, bu kargaşa toplumun tümüne yayılmaz, insan benliğine yapılan bu hakaret karşısında sessiz kalınmazdı. Bağımsızlık bildirgesi, Fransız İhtilalı gibi milliyetçi ve insanlığı korumaya yönelik akımlar, belki de atılan en büyük adımdı.

Birçok insana göre işin matematiği basitti aslında; güçlü olan her zaman kazanırdı. Ama insanların unuttuğu çok önemli bir gerçek vardı; insan olmanın ne demek olduğunu unutmuşlardı. Bu bir kısır döngüydü adeta, insana yaşatılan acı yine bir insanın ürünüydü ve bu hakkı onlara kimse vermemişti.

Baskı ve zulüm dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Yıllarca süren savaşlar ve hüküm sürme yarışından sonra insanlar bu işe bir dur demenin yollarını aradı. Özgürlük, eşitlik gibi kavramlar için çatışmaktan yorulanlar gerçeğin farkındaydı; süre ne kadar uzarsa uygarlıkların sonu o kadar yaklaşacaktı. Ortak bir düşünce altında toplanmaları gerekiyordu. Bu ortak düşünce ‘’İnsan Hakları’’nın temelini oluşturdu. Yaşama ve korunma arzusunun pekişmesi sonucu insanlara geniş hak ve özgürlükler verildi.

İnsanlığın karşısına çıkan engelleri aşmak hiçbir zaman kolay olmadı. Birinin hakkını yemek kimsenin hakkı olmamalıydı. Artık bu yozlaşmış zihniyet eşitlik ve adalet gibi kavramlarla değiştirildi. Güç artık insanlığın elinde…

İrem Sude Yeniyol (9A)

Türkiye’den öğretmenler ‘Yazma Becerileri Sempozyumu’ için 3. kez Terakki’de buluşuyor

Terakki, 19 Aralık Cumartesi günü Levent yerleşkesinde gerçekleşecek “3. Yazma Becerileri Sempozyumu” ile İstanbul ve Türkiye genelinden özel ve devlet okullarında görev yapan tüm öğretmenlere ulaşmayı hedefliyor.

Terakki’nin 130+ Projesi kapsamında dili Türkçe olan ve ücretsiz organize edilen sempozyumun katılımcı sayısı her yıl artıyor. Şu ana kadar 289 kayıtlı dinleyici sayısına ulaşan sempozyum, davetliler ve iyi örnek sunumları yapacaklarla birlikte yaklaşık 350 kişiye ev sahipliği yapacak.

Teması “Yaratıcılık ve Yazma” olan sempozyumda; yaratıcı drama ve yazma, yaratıcı yazma, eleştirel yazma, bilimsel yazma, proje yazma, masal anlatıcılığı ve yazma, senaryo yazma, kısa film/belgesel yazma, reklam/film okuma-yazma, teknoloji ve yazma, görsel okuma ve yazma, şiir yazma, gerçeküstü okuma ve yazma başlıklarına yer veriliyor.

Sempozyum bünyesinde dört farklı kapsamda etkinlik yer alıyor:

Öncelikle ilköğretim ve lise seviyesinde yazma becerilerinin geliştirilmesi için yürütülen sınıf içi ve dışı öğrenme etkinlikleri ile ölçme değerlendirme uygulamaları paylaşılacak. Çeşitli kurumlardan 23 adet iyi örnek sunumu bulunuyor, bunlardan yedisi TERAKKİ’den.

İkinci olarak düzenlenecek atölye/uzman paylaşımı çalışmalarıyla, bu alandaki ihtiyaçlar doğrultusunda yeni öğrenme etkinlikleri, ölçme değerlendirme araçları üretmek ve türetmek üzere farklı disiplinlerden bilim insanları ve yazarlar bir araya geliyor. Toplam 17 atölye/uzman paylaşımı gerçekleştirilecek; bunların dördü Terakki’nin.

Bu yıl ilk defa gerçekleştirilecek yuvarlak masa çalışmasında ise “Neden Yazma Becerileri?” başlığı tartışılıyor.

Sempozyumda son olarak sürecin önemli bir tamamlayıcısı olarak alan uzmanları ve yazarların, görüş ve düşüncelerini öğretmenlerle paylaşacakları “Nitelikli Okumadan Yazmaya” başlıklı bir panel olacak.

Şimdiye kadar düzenlenen iki sempozyuma Mine Soysal, Oya Adalı, Sevin Okyay, Feyza Hepçilingirler, Yrd. Doç. Dr. Necdet Neydim, Filiz Özdem, Müjdat Ataman, Yrd. Doç. Dr. Ömer Kutlu, Tolga Gümüşay, Yalvaç Ural, Sezai Sarıoğlu, Eren Noyan, Yrd. Doç. Dr. Şükran Dilidüzgün, Barış Müstecaplıoğlu, Dr. Tülay Üstündağ, Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin, Nilay Özer, Baki Ayhan T., Gülayşe Koçak, Murat Gülsoy, Dilek Tokay Köksal, Rıza Kıraç, Tuğrul Tanyol, Tarık Günersel, Damla Kukul, Sabriye Özerdem, Duygu Vural Çağlar ve Behiç Ak gibi onlarca usta atölye/uzman paylaşımı çalışmalarıyla destek verdi.

19 Aralık’ta ise Luset Kohen Fins, PMIEF, Yrd. Doç. Dr. Tamer Ergin, Şebnem Oral, Nurçay Türkoğlu, Merih Akoğul, Süleyman Sönmez, Burçak Karaboğa Güney, Nuran Direk, Cenk Gündoğdu, Damla Kukul, Şafak Türkel, Mine Söğüt, Yekta Kopan, Yıldıray Karakiya, Ali Koç, Dr. Nilay Yılmaz paylaşımlarıyla sempozyuma katkıda bulunacaklar.

Sempozyum ile ilgili detaylı bilgiye aşağıdaki web sayfasından ulaşabilirsiniz.
www.yazmabecerilerisempozyumu.com

 

Terakkili Delegeler Dünya Sorunlarına Çözümler Üretiyor

0

Tepeören Yerleşkemizden TTMUN (Terakki Tepeören Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN konferanslarından Üsküdar Amerikan Lisesi’nde gerçekleşen TIMUN’15 ve İspanya’da American School of Barcelona’nın düzenlediği BCNMUN’15 konferanslarında dünya sorunlarını ele aldı.

20150411_150348

Bu yıl 19 – 22 Kasım tarihleri arasında 15 ülkeden 25 okulun katıldığı “Sürekli Değişen Bir Dünyada Denge Arayışı” temalı TIMUN’15 konferansında Terakkili delegeler, Romanya ve Brezilya ülkelerini temsil ettiler. Dünyamızı etkileyen değişim süreçlerini, nedenlerini ve çözümlerini tartıştılar.

TIMUN’15 konferansının gündemini oluşturan “terörist gruplara silah temin edilmesi”, “siviller için savaş alanlarında güvenli bölgeler oluşturulması”, “çatışma bölgelerindeki mülteciler ile ilgili göçmen politikasının gözden geçirilmesi”, “tarımda insan yapımı kimyasal maddelerin kullanımın azaltılması” ve “salgın hastalıklar sonucu oluşan kriz politikalarının iyileştirilmesi” gibi birçok konuya çözümler üretti.

Öğrencilerimizden Kayra Kapran (9B) Özel Komitede “Salgın hastalıklar sonucu oluşan kriz politikalarının iyileştirilmesi”, İlayda Albaş (9B) Çevre Komitesinde “Tarımda insan yapımı kimyasal maddelerin kullanımın azaltılması”; Barış Topçuoğlu (10A) Bölgesel İhtilaflar Komitesinde “Kuril Adaları ve denizcilik rotaları sorunu”, Deniz Mina Karaer (10A) Ekonomik ve Sosyal Konsey “Savaş bölgelerinde bulunan UNESCO listesindeki dünya mirasının korunması” ve Selin Avcı (10A) da Yasal Komitede “Vatansız insanlar sorunu” ve “Sivil güvenlik güçleri ile ilgili yasalarda standartlaşmanın düzenlenmesi” sorunları ile üzerine hazırladıkları kararnameleri için yeterli oy alarak kararname başkanlığını aldılar. İlayda Albaş’ın kararnamesi komitesinde oy çokluğu ile geçti.

26 – 28 Kasım tarihleri arasında ise 11 farklı ülkeden 22 okulun yer aldığı, “Dünya Değişimine Katkıda Bulunmak için Zihinleri Açmak” temalı BCNMUN’15 konferansında Terakkili delegeler, Orta Afrika Cumhuriyeti, Malta, Eritre, Çek Cumhuriyeti ve Haiti ülkelerini temsil etti.

Konferans öncesi öğrencilerimiz, Barselona Büyükelçimiz Emir Salim Yüksel ve Ticaret Ataşemiz Aynur Çomoğlu ile ofislerinde sohbet etti. Hem İspanya ve Türkiye ile ilgili güncel konular üzerine sorularını sordular hem de meslekleri hakkında bilgi edindiler.

20151125_112601

Konferans sırasında da öğrencilerimiz, “Çatışma bölgelerindeki sivil halkın korunması”, “iklim değişikliklerinin okyanuslar ve balık stokları üzerindeki etkisi”, “çocuk haklarının korunması”,“insansız hava araçlarının kullanımı” gibi birçok farklı soruna çözüm önerileri sundu. Hazırladıkları kararnameleri konferansın ilk gününde “lobbying” adını verilen bölümde diğer katılımcılarla paylaşıp belli bir sayıda taraftar ülke toplayarak kararnamenin tartışılmasına yetecek imza sayısını toplamaya çalıştı.

Öğrencilerimizden Umay Sezen Acar (9C), Genel Kurulda “okyanusların durumu, azalan balık stokları, kirlilik ve iklim değişikliği”; Nasmina Tekinalp (10A), Uluslararası Barış ve Güvenlik Konseyinde “insansız hava araçlarının kullanımı ve kontrolü”; Arda Aksakal (10A), Ekonomik ve Sosyal Konsey “kaynakların yasadışı satışında uluslararası işbirliği” ve Deniz Mina Karaer (10A) “Doğal afetlerin önlenmesi ve tahliye edilmesinde uluslararası işbirliği” konularında hazırladıkları kararnameleri yeterli oy alarak beyan etti. Yapılan tartışmalar sonucunda Deniz Mina Karaer’in hazırladığı kararnameyi, komitesinden oy çokluğu ile geçirmeyi başardı.

Öğrencilerimiz, tüm dünyayı ilgilendiren gündem maddeleri için kararnameler hazırlarken; sorun tespit etme, çözüm üretebilme, kararname yazabilme, takım çalışması yapma, ikna edebilme, kendini İngilizce olarak yazılı ve sözlü ifade edebilme ve görüş belirtebilme gibi birçok akademik beceriyi aynı anda geliştirebilme imkânı buldu.