Terakkili Gençler Küresel Isınma Kurultayındaydı

0

Levent Yerleşkemizden 10. sınıflarımızdan 8 öğrencimiz Sosyal Bilgiler öğretmenimiz Fahriye Ertınaz rehberliğinde, Ekonomi Gazetecileri Derneğinin (EGD) 16 Eylül Çarşamba günü İstanbul Sanayi Odası Odakule Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirdiği ”Yaşamına Sahip Çık! – Enerjini Geleceğe Harca” temalı Küresel Isınma Kurultayına katıldı.

Global dünyanın önemli öncelikleri arasında yer alan çevre ve küresel ısınma sorunlarının, kamuoyunun desteğini alarak çözümüne katkı sağlamak ve farkındalık yaratmak için düzenlenen Küresel Isınma Kurultayında; merkezi ve yerel yönetimler, kamu ve özel sektör kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum örgütlerinin önde gelen temsilcileri konuşmacı ve dinleyici olarak yer aldı.

Açılış konuşmalarını; Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Celal Toprak, Şekerbank Genel Müdürü Halit H. Yıldız, TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy ve İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ata Ceylan yaptı.

Ekonomi Gazetecileri Derneği Başkanı Celal Toprak’ın yönettiği ”İklim Değişikliğine Genel Bakış” forum bölümünde, iklim değişikliğiyle birlikte son dönemde meydana gelen doğal felaketler ele alındı ve öğrencilerimiz de konu hakkındaki görüşlerini paylaştı.

Yazıyorum, Oynuyorum

0

Her iki yerleşkemizde 7. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilgiler dersinde 14 – 18 Eylül tarihleri arasında “İletişim ve İnsan İlişkileri” ünitesinde “İletişim Bir Sanattır.” konusunda yaratıcı drama teknikleri ile canlandırma etkinlikleri yaptı.

Öğrencilerimiz kendilerine verilen cümlelerin kimler tarafından, hangi ortamda söylenmiş olacağını tahmin ederek, kısa senaryolar yazdı. Yazdıkları senaryoları yaratıcı drama teknikleri kullanarak sınıflarında canlandırdılar.

Gezen Kitap Elden Ele

Ortaokul Türkçe Bölümümüz ve Kütüphane Birimimizin 6. sınıf öğrencilerimize okumayı sevdirmek için Levent Yerleşkemizde 7 – 11 Eylül tarihleri arasında, Tepeören Yerleşkemizde ise 30 Eylül Çarşamba günü bir “Gezen Kitap” projesi başlattı. Kütüphanede öğrencilerimiz tarafından bulunup okunmayı bekleyen bu gezen kitabın ismi ise “Bu Kitabın Adı Sır”.

IMG_6521gezen kitap

Bu projeyle öğrencilerimiz arasında okumaya merak ve ilgi uyandırmayı amaçlayan öğretmenlerimiz, önce her bir 6. sınıf şubesine bu kitaptan birer tane aldı. 6. sınıflarımız da belirlenen tarihlerde kütüphaneye giderek önce kütüphane sistemimizle ilgili bilgi sahibi oldu, daha sonra kütüphanede okuma kitapları arasında gizlenen “Bu Kitabın Adı Sır”ı bulmaya çalıştı. Kitabı bulan ilk öğrencimizle de “Gezen Kitap” serüveni başlamış oldu.

Kitabı okuyan öğrencilerimiz, kitabı kütüphaneye teslim ederek projenin defterine kitapla ilgili duygu ve düşüncelerini yazacak. Diğer öğrencilerimiz ise arkadaşlarının kütüphaneye bıraktığı kitabı bulmak için uğraşacak. Böylece Gezen Kitap serüvenine katılan her öğrencimiz, tek bir kitabı paylaşıp okumanın keyfine varacak.

gezen kitap 3

Sene sonunda fotoğraflar ve öğrenci görüşlerinin sergileneceği bir panoyla proje tamamlanacak.

 

 

Web Sitemize Amerika'dan Mükemmellik Ödülü

0

Terakki’nin güncel teknoloji ve trendler kullanılarak hayata geçirilen web sitesi www.terakki.org.tr, uluslararası WebAwards 2015’te ‘Standard of Excellence’ (Mükemmellik Standardı) ödülü aldı.

Ödül Alan İlk ve Tek Türk Okulu: TERAKKİ

The Web Marketing Association’ın 1997 senesinden itibaren her yıl Amerika’da düzenlediği; dünya çapında alanında en etkili web sitelerinin tasarım, yenilik, içerik, teknoloji, etkileşim, metin ve kullanım kolaylığı açısından değerlendirilerek seçildiği WebAwards yarışmasında Türkiye’den ödül alan ilk ve tek okul, TERAKKİ oldu.

TERAKKİ markasını doğru yansıtmak için rafine bir tasarım, yapı ve metinle dijital reklam ajansı Gri Creative’in oluşturduğu web sitesini değerlendiren WebAward jürisi, dünyanın seçkin şirketlerinden dijital pazarlama profesyonellerinden oluşuyor.

TERAKKİ markasını doğru yansıtmak için rafine bir tasarım, yapı ve metinle dijital reklam ajansı Gri Creative’in oluşturduğu web sitesine dünyanın seçkin şirketlerinden dijital pazarlama profesyonellerinin oluşturduğu Web Awards jürisinin yorumu:

“Wonderfully done site. It delivered in keeping with its stated mission of the site. THe top header with icons to represent links to social medium is very well done. The menu (slide in on the right side) is a really nice way to get the navigation in place without being disruptive to the site. The way they handled the content, I gave a lower score on b/c the text is not broken up with paragraphs to give the eyes a rest. This possibly is a function of the serving up of the content for responsive. The Accessibility component gets very high scores. Well done on that! I wish more sites offered the user the option of have small, medium and larger font. The design is pleasing and the use of the color palette is very strong. The photography is appropriate and engaging. I dont know what category is entered in, education site perhaps, but if so, it does a great job for sites generally in that industry. THe footer is dense with many links but the spacing (keeping lower, middle, high school sections separate) is well done and makes sense given the amount of similar content each grade group requires.”

Not: Haberle ilgili ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz.

Terakkili Öğrencilerin Yeni Öğretim Yılındaki Açılış Konuşması

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Ilgar Çapkın (5H), ilkokul yıllarına ait deneyimlerini, ortaokula geçiş süreciyle ilgili duygu ve düşüncelerini anlattı.

“Sevgili Terakkililer;

Öncelikle, bir Terakkili olarak sizlerle bir arada olmaktan ve burada konuşuyor olmaktan dolayı çok mutluyum. Terakkili olduğum için de gururluyum. Şu anda hepiniz gibi ben de okulun açılışının ilk gün heyecanını yaşıyorum.

Okula başladığım gün, beni nelerin beklediğini bilmiyordum; arkadaşlarım nasıl olacaktı, öğretmenim kimdi, nasıl biriydi? Çok merak ediyordum. Aynı zamanda çok da heyecanlıydım. Bugün olduğu gibi. Burada günlerim nasıl geçecekti? Ve her geçen gün, merak ettiklerimin cevapları gelmeye başladı. Yaşadık ve hep beraber öğrendik, güldük, üzüldük, oynadık, yorulduk, eğlendik, çalıştık… Ben ilkokulu bitirdim, şimdi aynı heyecan ve merakla ortaokula başlıyorum. İlkokulu bitirip ortaokula başlamak, büyümek çok güzel bir duygu. Bu okula başladığımdan beri daha duyarlı, daha sorgulayıcı ve empati kurabilen bir insan oldum. İlkokulda hem akademik açıdan hem de duygusal ve davranışsal açıdan geliştim. Ortaokulda da gelişmeye devam edeceğime inanıyorum.

1.sınıfa başlayan arkadaşlarım, biliyorum hepiniz çok heyecanlısınız, hatta bazılarınız da endişeli ama çok iyi bir okuldasınız ve öğrenirken aynı zamanda da çok eğleneceksiniz. Arkadaşlar; Ailemize, Terakki’ye hoş geldiniz! Ayrıca, eğer öğretmeninizi iyi dinlerseniz ve derslerinize çalışırsanız daha başarılı olursunuz ve başarılı olduğunuzda da daha mutlu olursunuz.

Tüm arkadaşlarıma ve öğretmenlerime mutlu ve başarılı eğitim yılı dilerim.”

Ilgar Çapkın (5H)

Levent Yerleşkemizden ilkokul öğrencimiz Efe Deniz Genç (1A) ise 1. sınıf olmanın heyecanını ve mutluluğunu paylaştı.

“Merhaba,

Benim adım Efe, ikinci adım Deniz, soyadım Genç. 1. sınıfa başlamadan önce Terakki’de anaokulunda “Ayçiçeği” sınıfındaydım. Ondan önce de yuvadaydım. Artık kendimi çok büyümüş hissediyorum. Bu çok güzel bir his. 1. sınıfa geçtiğim için çok mutluyum, aynı zamanda da aşırı heyecanlıyım.

1. sınıfta bilimsel bilgileri öğrenmek, araştırmalar yapmak, örneğin kara deliklerin nasıl meydana geldiğini öğrenmek, arkadaşlarımla çok güzel oyunlar oynamak istiyorum. Spor yapmak, piyano çalmaya devam etmek, izci olup kamp yapmak, küçük AKUT görevlisi olup insanların hayatını kurtarmak istiyorum. Arkadaşlarımızla yaşadığımız sorunları takım çalışmasıyla çözebilmeyi istiyorum. Arkadaşlar, Hepinize başarılı, eğlenceli bir yıl dilerim.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.”

Efe Deniz Genç (1A)

Öğrenciler için Yeni Bir Şans

0

Ortaöğretimde 248 bin 908 kontenjan boş kaldı.

2014 – 2015 Öğretim yılı “Temel Eğitimden Ortaöğretim Kurumlarına Geçiş Sistemi” kapsamında 8. sınıf öğrencilerinin ortaöğretim kurumlarına yerleştirilme sonuçları bugün saat 15.00 civarında açıklandı. Bakanlığın basın duyurusu ile açıkladığı sonuçlara göre Yerleştirmeye Esas Puanı hesaplanan 1 milyon 288 bin 315 öğrenciden; 1 milyon 108 bin 182’si tercih başvurusu yapmış görünüyor. Tercihte bulunan 1 milyon 36 bin 809 öğrenci ise tercihlerinden birine yerleştirilirmiş (ki bu tercih yapanların % 94’ünü oluşturuyor).

2015 TEOG Yerleştirme Sonuçları Sayısal Verileri
Yerleştirmeye Esas Puanı hesaplanan 1.288.315
Tercih başvurusu yapmış öğrenci sayısı 1.108.182
Yerleştirilen öğrenci sayısı (% 94) 1.036.809
İlk beş tercihinden birine yerleşen öğrenci sayısı (% 66) 736.796
İlk on tercihine yerleşen öğrenci sayısı (% 87) 960.136
Yerleşemeyen öğrenci sayısı 71.373
Hiçbir tercihte bulunmamış ve herhangi bir özel öğretim kurumuna kaydını yaptırmamış öğrenci sayısı 180.133

Hiçbir tercihte bulunmayan veya tercihte bulunduğu halde tercihlerinden birine yerleşemeyerek açık öğretim kurumlarına yerleştirilen öğrenciler ile tercihleri doğrultusunda bir ortaöğretim kurumuna yerleşen öğrenciler istemeleri hâlinde üç dönem halinde nakil başvurusunda bulunabilecektir.

Anadolu Liseleri için Tercihler ve Nakil Dönemleri

  • Birinci Nakil Dönemi

17-21 Ağustos 2015, 

  • İkinci Nakil Dönemi

24-28 Ağustos 2015, 

  • Üçüncü Nakil Dönemi

31 Ağustos-4 Eylül 2015 

  • Öğrenciler, belirlenen süreler içerisinde yerleştirmeye esas nakil başvurusu için boş kontenjan şartı aranmaksızın 3 (üç) tercih yapabilirler.
  • Her nakil döneminde yapılacak 3 tercih istenirse diğer tercih dönemlerinde de kullanılabilir.
  • Yerleştirmeler Yerleştirmeye Esas Puan’a (YEP) üstünlüğüne göre merkezi olarak yapılacak
  • 17 Ağustostan sonra okullara yerleştirmeler taban puan sınırlaması kalktığından puan üstünlüğüne göre yapılacak.
  • İl ve ilçe ile okul türü sınırlaması olmayacak. Adaylar tercihlerini herhangi bir ortaokul müdürlüğünden onaylatabilirler.
  • Yerleştirmeye esas nakil süreci 4 Eylül 2015 tarihinde sona eriyor.
  • Açık ortaöğretim kurumuna yerleştirilen öğrenciler için 7-10 Eylül´de, istemeleri halinde il ve ilçe öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonlarınca il veya ilçe sınırları içerisinde nakil tercih başvuruları alınarak, 11 Eylül´de nakil yerleştirmesi yapılabilecek. Bu işlemin ardından yerleştirme işlemi tamamlanacak ve 14 Eylül´de eğitim öğretime başlanacak.

Özel Okullar Kayıt Dönemi 

  • Özel okullarda serbest kayıt dönemi okullar açılana kadar devam edebilecek.
  • 10 Temmuz tarihinde biten özel okul kayıtları 17 Ağustos tarihi ile başlayacak Nakil Dönemi ile tekrar başlayacak. Türk ve yabancı kolejlerde oluşabilecek kontenjan açıkları için isteyen veliler tercih ettikleri okulun kayıt kabul şartlarına uyuyorlarsa o okullara gidip her gün kayıt yapabilirler.
  • Devletten özel okula özel okuldan devlete geçiş için herhangi bir sınırlama yok. Özel okullar için sınırlama okulların ilan ettikleri kontenjan ve kayıt kabul koşullarına uygun koşullara sahip olmaları gerekiyor.

Öneri ve Uyarılar,

  • Öğrencilerin yerleştikleri okullardan memnunlar ise herhangi bir şey yapmalarına gerek yok.
  • Eğer yerleştikleri okullardan memnun değiller ve daha üst tercihlerine yerleşmek istiyorlarsa bu tercihleri için nakil dönemini değerlendirebilirler.
  • Özel okul tercihi yapmayı düşünen veliler daha önce araştırdıkları okulları listelerine tekrar alabilirler.
  • İyi ve doğru okul seçimi için çocuklarına uygun ve ilke ve değerleri itibari ile kişisel gelişimlerine destek verebilecek okulları tercihleri arasına alabilirler.
  • Okulların taban puanları ve kontenjanları gün be gün değişebilir, bunu ya okulların web sitelerinden ya da telefon yolu ile ilgili yöneticilerinden öğrenebilirsiniz. Mümkün se de yüz yüze görüşmeyi yeğlemelisiniz.
  • Yabancı kolejlerin neredeyse kontenjanları dolmuş gibi duruyor. Ancak unutmamalılar ki Anadolu liselerinde nakil döneminde oluşacak oynamalar nedeniyle bu okulların da kontenjanlarında oynamalar olabilecektir. Bunu da göz ardı etmeyin.

Alpaslan Dartan

Öğrencimizden Attila İlhan ”Dizelerin Sessiz Çığlığı"

Tepeören Yerleşkemizden 9A sınıfı öğrencimiz Ceren Nural’ın “Attila İlhan’ı Okumak, Anlamak ve Anlatmak” adlı kitapta yayımlanan makalesi:

Attila İlhan “Dizelerin Sessiz Çığlığı”

Yaşanmışlıklarından ilham alarak, eserleriyle toplumsal fayda sağlamayı amaçlayan; yaşamı boyunca gözlemlediklerini ve yaşadıklarını,  halkın her kesimden insanının yozlaşmış, yitik düşmüş hayatını tüm çıplaklığıyla ortaya seren Attilâ İlhan insana bakış açısıyla, insani değerlerinin farkındalığıyla, yaşama inancıyla  beni öylesine derinden etkilemişti ki, onun sayesinde şiirin yaşantının özünü en çok koruyabilen bir tür olduğuna inandım. Bir şey yaşıyorsunuz ve yaşadıklarınızı şiir diliyle yansıtıyorsunuz. Sanatçı,  yaşadığı hayat ile şiirleri arasında güçlü bir bağ olduğunu hissettiriyor. Şiirinin büyük bir bölümüne yön veren “gerilim” duygusunun Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum ve Belâ Çiçeği’nde şekillendiğini adeta dönemin içinde bahsedilen mekanlarda, sanatçının insanlarıyla karşılaşarak gözlemledim. “Büyük gerçekler, başlangıçta küfür olarak kabul edilmiştir.” Gabriel Bernard Shaw. Bu cümleden çıkarılabilecek anlam, Attila İlhan’ın şiirinde ve yaşadığı dönemde açıkça görülebilir.  Atilla İlhan’ın Duvar’ın ön sözünde ifade ettiği “Biz harp çocuklarıyız. Bunalımların anaforundan geliyoruz Yüksek gerilimler yaşadık. Dünyanın, ülkemizin, kendi kendimizin devrimlerini, değişimlerini gördük…” sözlerindeki ‘sertliğe karşı barış’ düşüncesinin yaşadığım dönemdeki gerçekliği ve gerginliği de ifade etmesi oldukça ilgimi çekti. Günümüzde hala o dönemin sancılarını yaşıyor olmak ve bunu Atilla İlhan’ın şiirlerinden öğrenebilmek beni derinden etkiledi. Attila İlhan’ın  yalnızca bir grup veya bir sınıfa değil, tüm halka, her tür insana hitap ettiğini görmek bana, şiirlerini  incelediğimde bir hedef kitlenin anlaması amacıyla yazılmamış bu dizelerden sanatçının düşünce yapısı hakkında bilgi sahibi olabileceğimi düşündürdü. Bu düşünceyle oluşturduğum tezimde Attila İlhan’ın sanatı  yaşamı sorgulaması ve düşünce yapısı üzerinde durdum. Sanatçının yıllar öncesinden günümüze seslenişini, serzenişini algıladım ve bu öngörünün “nasıl” olabildiğini bulmaya çalıştım. İlhan, şiirlerinde toplumsal gerçekliği ve duyarlılığı kendine has şiir üslubuyla vermeye çalışmıştır. Sisler Bulvarı adlı şiir kitabındaki “Kirli Yüzlü Melekler” şiirinde insanı sahiplenmesi ve yaşama seslenişi dikkat çekicidir. Savaş yıllarıdır,  İstanbul’daki yoksul halkın yaşamını ele almıştır. “ sayende sayeban olduk istanbul şehri / sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk / saplanıp hançer misali bir hilal / sokaklar serseri biz serseri / yüksekkaldırım’da…” İstanbul’da yaşayan ve  alt tabakayı temsil eden her insanın acısını, yoksunluklarını “sayende” ifadesiyle pekiştirmiştir. Sisler Bulvarı’nı incelediğimde özellikle “Kaptan” bölümündeki şiirlerde modern yaşam insanının  yaşadığı gerilimler, kişinin kendisiyle ve toplumla çatışması, içinde bulunduğu çelişkiler şiir diliyle bize aktarılmıştır. Bir nevi, bizi bize sezdirmiştir, iç sesimize ayna tutmuştur da denilebilir. “eğer sisler bulvarı olmasa / eğer bu şehirde bu bulvar olmasa/ hiç kimse beni anlayamazdı on beş sene hüküm giyerdim / dördüncü yılında kaçardım / belki kaçarken vururlardı”   Bu dizelerinde şairin kendi içinde yaşadığı dayanılmaz yalnızlık duygusunu getirdiği bir gerilimi hakikatli bir şekilde hissedilir. Yaşanmışlığın getirdiği çaresizlik duygusu adeta benliğinizi bir çelişkinin içine hapseder.  “Barakmuslu mezarlığında seyran seyran ölüler / Bir giden bir daha dönmez gitti gider” Sanatçının Barakmuslu Mezarlığı şiirindeki Bekir yaşamın içinden bir gerçekliği yansıtır bize.“Söyleyin dağlar-taşlar ben selamsız oğlu bekir/ İki gözüm iki ateş parçası, iki taş parçası iki elim/ Yıkılası hanede sekiz boğaz altıma bakar/ Gece düşer, barakmuslu mezarlığı dirilir/ barakmuslu mezarlığında seyran seyran ölüler/ Bir giden bir daha dönmez, gitti gider” Son zamanlarda ülke gerçekliğini gözlemleyip sorguladığımda da nice sahipsiz Bekirler olduğu göz ardı edilemez. Sanatçının dizelerinde yapılan yolculuklarda dünle bugünün nasıl da iç içe geçtiği kanıksayarak öğrenilir. ‘Fil ve Karıncanın Savaşı’ hikayesi ister istemez düşünülür. Güçlü filin, karıncaları yok edeceği düşünülse de istenilirse bir olma duygusuyla karınca bile olunsa  her gücün karşısında durabilir.  “an gelir/ ömrünün hırsızıdır/ her ölen pişman ölür/ hep yanlış anlaşılmıştır/ hayalleri yasaklanmış” Atilla İlhan’ın şiirlerinin konu edindiği dönemde insanlar ne kadar sahiplenseler de, hayallerinin yasaklanması tavrına karşı direnenemişlerdir.  “Son umut kırılmıştır/ Kaf dağı’nın ardındaki/ Ne selam artık ne sabah/ Kimseler bilmez nerdeler/ Namlı masal sevdalıları” Yıllar sonra bir sabah önceden gözümüze inmiş perde yasaklanan iki ağaçla kalktı. Onları koruyoruz derken toplanıp tüm hayallerimizin önünde dimdik durmaya başladık. Geçmiş ve günümüz arasında öyle bir kısır döngü var ki geçmişe şahitlik eden gizemler kilitli sandıklarında yer edinirken benzer gizemler günümüzde yeniden oluşmaya başlıyor. Attilâ İlhan şiirinin etkileyici bir yönü de şiirin dekorunda kendinize bir yer edinebilme duygusudur. “Hiç yabancılık çekmem Kaptan’ın şiirlerini okurken. Elbet beni ilgilendiren; acımı, sevincimi, aşkımı, gurbetimi hissettiğim bir tarafları vardır şiirlerinin. Şiirlerindeki toplumsal duyarlılık hemen göze çarpar. Gerek yaşadığı dönem gerekse de yaşadığı çevre etkilemiştir onu. Tüm bunlar da doğal olarak şiirlerine yansımıştır.” (Tosun). Yağmur Kaçağı / Fabrika Durağı bölümünde yer alan şiirlerinin genelinde büyük şehir hayatının gerilimini yaşayan bir kimliğin dizelerdeki yolculuğunu gözlemleyebiliyorsuz “her sene bir eylül bıçaklanır / ufuktan martılar dökülür /sonbahar istanbul’dan utanır / kanlı ellerini saklar utanır / elleri bir serçe gibi üşür” eylül hazan mevsimidir, yalnızlık ve keder duygusudur adeta.  Bu duygu büyük şehrin baskısının insanın üzerinde yarattığı duyguyla örtüşür. Büyük şehirler, kalabalıklarıyla, farklı yaşam mücadeleleriyle, her kesimden insanı barındırmasıyla insanları kedere ve yalnızlığa sürükleyen barınaklardır. “yangın gecesini giyinmiştim / ateş istanbul’a bulaşmıştı / yalnızdım zehirdim zehirliydim / bütün köprülerim atılmıştı / gemimi ellerimle batırmıştım / istanbul nefes nefes yanıyordu” “istanbul yanmasa sen yanmasan / ben kendi kendimi yakacaktım”  Dizeleri irdeleğimde, ateşin İstanbul’a bulaşması ve şehrin yanması belirgin bir baskıyı, gergin siyasal ortamı bize yansıtmaktadır. “istanbul yanmasa / sen yanmasan” söylemleri de Nazım Hikmet’in “Kerem Gibi” şiirindeki duyguyu anımsatır. Yakın tarihe baktığımızda, ülkeyi derinden sarsan 12 Eylül öncesini 1950’lerden sonrasını ve ülkenin içinde bulunduğu buhranlı dönemi  ifade ettiğini de söyleyebiliriz. “gemimi ellerimle batırmışım, yangın gecesini giyinmişim” dizelerinde siyasal baskıların kendi üzerindeki etkisini de sezdirmektedir. Attilâ İlhan’ın yaşamı incelendiğinde , şiirlerini yazdığı yayımladığı dönemlerde, Nazım Hikmet gibi, büyük bir baskı altında olduğu ve takip edildiği, yaşamının tümüne yakın bölümünü gerilimli bir şekilde yaşadığı, güven duygusundan yoksun olduğu gözlemlenmektedir. Adeta, bir bilinmezliğe yürümekte ve yaşamının belirsizliği onu farklı bir kedere ve isyana sürüklemektedir. İlhan, dizelerinde gerilim duygusunu, yaşama bakışını toplumcu gerçekçi anlayışla yansıtmış ancak istibdat nedeniyle bu d
uygu yoğunluğunu örtülü bir anlatımla ifade etmektedir. “ellerini ellerimin üstüne koy on sekiz / sen de bir ıslık uydur / ömrümüzü bir suç gibi ayarlamadık mı /ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz” Yorgun Serüvenci şiirinde yaşanmışlıklarının tedirgin tecrübesini, yaşama korkulu bakışını açık bir şekilde gözlemliyoruz. Siyasi dönemin etkin bir özelliği olan “haksızlığa uğrama duygusu, anlatıcıyı mücadeleden vazgeçirmemiştir. Belirgin bir baskı vardır, ancak her ne kadar ağır bir hüküm giyilse de herkesin “bir olma, bir düşünme” zamanıdır. “inadın nagant gibi koltuğunun altında / oynamakta direnmek ne demek düşündün mü? / en hızlı manşetlerin en gergin saatinde / tırmandığın ipin nereden çürüdüğünü / ne gün kopacağını kestiremeden / inadın nagant gibi koltuğunun altında / tırmanmakta direnmek ne demek düşündün mü?”  Yaşamakta Direnmek şiirinin dizelerine bakıldığında, bir anlamda kişinin kendisini sorgulaması, içinde bulunduğu çatışmayla yüzleşmesi ve belki de mücadele için cesaretlendirilmesi söz konusudur. “beni bir kere dövdüler çok gözlüklüydüm / daha bere giyiyordum bıyıklarım da duruyor “  Belâ Çiçeği /  Beni Bir Kere Dövdüler şiirinde, tarihsel sürece bakıldığında diğer şiirlerini tamamlayıcı bir gerilim temine rastlıyoruz. Düşüncelerinden dolayı yargılanan, ruhsal ve fiziksel baskıya maruz kalan, aydınlarımızın sıkıntılarını yansıtır. “Çok gözlüklü ve çok bıyıklı” dönem aydınlarının fiziksel portresidir. “şalteri indirecekti birazdan son işçisi son vardiyanın / dışardaki kalabalık sessiz ve kararlı dayatıyordu bin başlı on bin ayaklı sanki bir devdiler / grev oylamasında bir ağızdan grev dediler” grev oylaması, bu dizelerde şair net bir şekilde işçi-emekçi kavramını dile getirmiş, sosyalist gerginliği belirgin bir sembolle ifade etmiştir. İşçilerin bir olma duygusuyla devleştiklerini, yılmayan direnişlerini, kararlı duruşlarını okuyucuya ulaştırmaktadır. Günümüzde de mütemadiyen hatırlanılması gereken bir durumun ve tavrın habercisidir. Şiirlerde yer alan gerilim, hatıralarıyla yüzleşmesi şeklinde işlenmektedir.

Şairin dönemine uygun bir şekilde kendini görevli, bir misyona sahip hissettiği, asıl görevinin şiir yazmak kadar, belki de ondan önce dünyayı özellikle Türkiye’yi değiştirmek olduğunu unutmamak gerekiyor. Attilâ İlhan’ın en önemli özelliği olan kuşkuculuğu, var olanla yetinmeyip hep daha ötesini aramasıdır bunun nedeni. Resmî tarihi de, toplumcu düşüncenin tarihini de incelemiş, tartışmıştır. Daha ötesine geçmek istemektedir. (Çelik) Attila İlhan,  toplumdan ilham alan, toplumu hedef alan ve yüreğini kaleminin düşüncesiyle özdeşleştiren bir sanatçıdır. Şiirlerinde, toplumun en küçük sembolü olan insanın mücadeleye ve varoluşuna olan inancına verdiği büyük önem ile sanatçı, okurlarına kendi bakış açısından insan ve toplumu anlatmış; olmuş olanın dışına çıkarak, toplumun beklediği, umut ettiği hesaplaşmalara, bu hesaplaşmaların kurgusuna da yer vermiş ve bu bağ ile Attila İlhan şiirinin özgünlüğünü benimsetmiştir. Dizelerindeki gerilim, yaşanmışlığının sessiz çığlığı olarak toplumun da direnişinin ve direnmesi gerektiğinin vurgusudur. Haksızlığa karşı verilen mücadele ve adalet algılayışı onun şiirinde düşüncenin yargılanışıdır. Attila İlhan için mücadele ve aydınlık gerçekçilik düşünce ve duygusunun topluma yansıması açısından amaca yönelik bir araç olmuş, dizlerindeki serzeniş, anlayış, kabulleniş, isyan duyguları yaşama bakışının ve duyarlılığının algılanmasını sağlamıştır. Attila İlhan şiiri, sanatçının yaşama tavrının ve insanın içsel yolculuğunun saptanmasıdır.

 Ceren Nural (9A)

Öğrencimizden "Attila İlhan Şiirlerinde Kadın ve Bu Temaya Bağlı Yaşanan Gerilimler"

Levent Yerleşkemizden 11G sınıfı öğrencimiz Şevval Naz Eryüksel’in “Attila İlhan’ı Okumak, Anlamak ve Anlatmak” adlı kitapta yayımlanan edebi değerlendirme yazısı:

Attila İlhan Şiirlerinde Kadın ve Bu Temaya Bağlı Yaşanan Gerilimler

Kadın, Attila İlhan şiirlerinde en çok kullanılan temalardan biridir. Ara rejimleri, baskıcı, totaliter rejimleri yaşamanın kendi üzerinde yarattığı korku, gerilim ve baskı atmosferi şaire ve  onun şiirine yansımıştır. Buna bağlı olarak kadın temasını kullanış şekli de, tanık olduğu  bu gerilimlerle  doğrudan bağdaşmaktadır.

Attila İlhan’da kadınlar da kadına bakış da çok yönlüdür. Bazen tanıdığı, bazen  tanımadığı ya da tanıyamadığı kadınları ele alırken kimi zaman da kendi yarattığı kadınlara şiirler yazmış, onlara seslenmiştir. Bu kadınların ortak yönü,  yaşanan  bireysel ve toplumsal gerilimlerdir.

 

“ne kadınlar sevdim zaten yoktular

yağmur giyerlerdi sonbaharla bir

azıcık okşasam sanki çocuktular

bıraksam korkudan gözleri sislenir

ne kadınlar sevdim zaten yoktular

böyle bir sevmek görülmemiştir.” (İlhan, 2007, 33)

dizelerinde açıkça görülür ki şair kadın temasını işlerken içinde bulunduğu arayış, hüzün, korku gibi izleklerden beslenen gerilimi kullanmıştır.

Bazen de şiirlerine gerçek olaylar, gerçek kadınlar ilham vermiştir. Arabesk isimli şiiri, 80’ler dönemine hakim olan “arabesk” tavrın etkisi ve yıllar sonra Taksim Meydanı’nı yeniden gördüğündeki manzaradan kaynaklı, içine girdiği gerilimden etkilenerek yazılmıştır. Dönemde ayyuka çıkan travestiler, yeni yeni “bir Taksim demirbaşı” halini almaya başlayan lahmacuncular, torbacılar yurtdışında geçen 20 yıldan sonra şair tarafından beklenilen bir manzara değildir. Bu manzarada bir figüran olan “Çengelköy’lü Sevtap takma adıyla sokaklarda salınan transseksüeller, Arabesk şiiri için ilham olur.

“ıslığında usturalar bileniyor

bıyıkları marşandiz katarı

zulasında eroini esrarı

tutuklandıkça yenileniyor…”

 

göğüsleri hakikat birer kumru

eskiden de süslenir boyanırmış

ayak ayak üstüne atıp oturdu mu

insanda can mı bırakırmış… “ (İlhan, 1995, 17)

Yukarıda aynı şiirinden alınmış iki bölümde transseksüellerin kendi içlerindeki çatışmalardan doğan gerilim, toplumsal gerilimi de düşündürecek biçimde verilmektedir.

Kadın teması, edebiyatın her alanında olduğu gibi Attila İlhan şiirlerinde de aşk kavramına bağlı kullanılmıştır; ama bu aşk duygusu bile gerilimi beraberinde getirmiştir. Attila İlhan’ın Korkarım adlı şiirinde genele hakim olan gerilim, bu dizelere  olduğu gibi yansımıştır:

“gözleri bir yangın başlangıcıdır

dudakları kırmızı alarm

uğultusu şehre yayılır

sokak sokak

tutulsam korkarım

tutulmasam” (İlhan, 1995, 24)

Sevgilinin kırmızı dudaklarını alarma benzetip tesirini sokaklarda hisseden şair her ne kadar çekici, güzel ve cazip olsa da sevgiliye tutulmaktan korkuyor. Şiirin başka mısralarında,

“gizli yılan ıslıklarıyla özsuyu zaptediyor

henüz birer iskelet gibi çıplak

aşağıdan yukarıya ağaçları

çiçekleri uyandı uyanacak

koparsam korkarım

koparmasam”    (İlhan, 1995, 24)

diyerek yine gergin, kırılgan bir tablo çiziyor. Şairin geri planından gelen gerginlik duygusunun bu eserde  hâlâ yanında olduğunu görüyoruz ve yazar, kadın temasını aşkın gergin ortamı üzerinden anlatıyor.

Attila İlhan, aynı eksende baskıcı rejimi, acımasız günleri, dönemin gerilim dolu atmosferini harp yangınlarını içinde taşıyan kadınlar üzerinden vermiştir. Gülşen, bu kadınlardan biridir. Korkunun Krallığı kitabında Gülşen’i hatırlayışı 40’lı yıllara ve II. Dünya Savaşına bir göndermedir:

gülşen’i hatırlar mısın/hani mavi kız

gökyüzünü sığdırmış uzun gözlerine

“hani o yaz izmir’de yaşadığımız

dokuzyüz kırkbir yazı/derinden derine

uzaklarda harp/uğuldayan bir nabız…” (İlhan, 1995, 84)

Gülşen de o dönemde yaşayan herkes gibi dünyanın karışık olduğu günlerin gerilimini hissediyor. Gülşen karakteri üzerinden hem bireysel hem de toplumsal gerilim veriliyor:

alkolle boğuyor yangını içindeki

zor olan asıl yaşamak/ölmek ne ki (İlhan, 1995, 85)

diye biten şiirde şair,  güzelliği bir zamanlar dillere destan olan, liseden sonra okumayan, babası öldükten sonra İzmir’den ayrılan Gülşen’in kumaşı gerilimle dokunmuş dünyasına yönelerek sevdiğine varamama hüznünü, dengelerin değişmesinden dolayı meydana gelen iç ve dış çatışmalarına yakın bir bakış atma fırsatı yakalıyor.

Toplumsal  gerilim ve zamanın getirdiği korku ve  siyasi baskı ortamı dışında, şairin iç gerilimini de kadınlar üzerinden görmek mümkündür. Şairin Aysel Git Başımdan adlı şiirinde bu etki açıkça hissedilir:

“aysel git başımdan, ben sana göre değilim

ölümüm birden olacak seziyorum.”

hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

aysel git başımdan istemiyorum.

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün

dağıtır gecelerim sarışınlığını

uykularımı uyusan nasıl korkarsın,

hiçbir dakikamı yaşayamazsın.

aysel git başımdan ben sana göre değilim.

benim için kirletme aydınlığını,

hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim” (İlhan, 2005, 9)

diyerek iç huzursuzluğunu ve gerilimini sevdiği kadına yansıtır. Hayattaki duruşundan, yerinden; kötülüğünden, karanlığından, çirkinliğinden hoşnutsuz olan şair, sevgiliye en güzel özellikleri yükleyerek kendi kötü yönleriyle arasındaki zıtlığı ve bu zıtlıktan doğan gerilimi gözler önüne serer. Aşkta yansıttığı gerilimi iç dünyasından hayatına “çetrefil yolculuk” olarak tanımlayan İlhan, bireysel gerilimi, aşka konu olmuş bir kadın olan Aysel, üzerinden vermektedir.

Yakup Çelik, İlhan’ın, Sisler Bulvarı ile Yasak Sevişmek kitapları arasındaki şiirlerinde yer verilen ben’in kaygıları ve gerilimi, bir başka ifadeyle teması etrafında şu  yargıya varır: “Ben’in hür yaşama arzusunun arkasında siyasal baskıların, yerleşmemiş bir hürriyet ortamının varlığı dikkatlere sunulmaktadır. Attilâ İlhan, büyük şehir hayatının problemleriyle bunalan, gerilimi ve imkânsız aşkı yaşayan insanı, temelini 1951’in sonunda attığı sosyal realizm düşünceleri doğrultusunda ele alır.” (Erol, Özer, 2003)

Darbe, devrim, hürriyet, baskı gibi siyasi kavramlar, şairi 20 yaşında yakalamış, iç ve toplumsal bir gerilim içerisinde onu şekillendirmeye başlamıştır. Bu dönem öyle bir dönemdir ki şair, kadın teması üzerinden hürriyet arzusu ve aşkı bir arada vermiştir. Dönemin ana gerilim elementlerini oluşturan siyasi bağlılık ve bireye bağlılığı bir arada kullanmıştır.  İlk şiir kitabındaki Harp Kaldırımında Aşk şiirinde bunu net olarak görürüz:

“sen şimdi yanımda yepyeni bir türkü gibisin

acaba nasıl öğrenmişim nasıl farkında olmadan

her şey nasıl olup geçmiş nasıl barut yağmış

nasıl güneş vurmuş zehirlenmiş şehrin üstüne

şimdi hangi kıyılarda gemiler demir alıyor

güney rüzgarlarına açıp yelkenlerini

belki bir italyan kızı tüfeğine dayanmış

senin gibi barışı tasarlıyor dağlarda” (İlhan, 1998, 136)

Şair, hem gençlik heyecanını, hem gençliğin kendi doğasından gelen gerilimi, hem de siyasal çatışmaların gerilimini  bu şiirde bir arada sunmaktadır.

Attila İlhan, tanığı olduğu dönemlerdeki sosyal ve siyasal olaylardan etkilenerek şiirlerinde kullandığı gerilim öğesini- ister hayali olsun, ister tanıdığı,  bir kere rastlasın isterse Taksim Meydanı’nda ya da dağlarda barışı planlasın- kadınlarla  bağdaştırarak eserlerine yansıtıyor. Kendi bireysel ve toplumsal gerilimlerini kadını konu aldığı şiirlerinde açığa vuruyor ve kadını bu gerilimler üzerinden somutlaştırıyor. Türk edebiyatına kazandırdığı eserleriyle bir dönemin panoramasını satır satır örüyor. Çözmek, okuyucuya ve “meraklısına” kalıyor.

 

KAYNAKÇA

EROL Ertan,  ÖZER Halis Ahmet, “Attila İlhan’ın Sisler Bulvarı Şiiri Üzerine Bir Tahlil Denemesi” Turkish Studies, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 7/1 Winter 2012. (http://turkishstudies.net/Makaleler/553750392_57_erolertan_özerhalisahmet_t.pdf- Erişim tarihi: 12/01/2015)

İLHAN Attila, Bela Çiçeği, İş Bankası Kültür Yayınları, Ekim 2005.

İLHAN Attila, Böyle Bir Sevmek, İş Bankası Kültür Yayınları, Eylül  2007.

İLHAN Attila, Duvar,  Bilgi Yayınevi, Haziran  1998.

İLHAN Attila, Korkunun Krallığı, Bilgi Yayınevi, 2. Basım, Ekim 1995.

Şevval Naz Eryüksel (11G)

Lise Öğrencilerimiz Edinburgh Dükü Uluslararası Gençlik Ödülü Programı’nı Başarıyla Bitirdi

0

Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz; Terakki’nin 2008 yılından beri yürüttüğü, öğrencilerin beceri geliştirme, fiziksel hareketlilik ve sosyal sorumluluk aktivitelerini destekleyen, gönüllülük esasına dayalı Edinburgh Dükü Uluslararası Gençlik Ödülü – Türkiye (The Duke of Edinburgh’s International Award – DoEIA) programında gümüş ve bronz kategorisindeki etkinliklerinin son basamağı Macera ve Keşif Bölümü’nü tamamladı.

16 Mayıs Cumartesi günü kamp öncesinde “Temel Eğitim” dersi alan gümüş ve bronz kategorisindeki öğrencilerimiz;  kampta neler yapacaklarını, kamp çantalarını nasıl hazırlayacaklarını, çadırlarını nasıl kuracaklarını, harita ve pusulayı nasıl kullanacaklarını Belgrad Ormanı’nda yapılan günübirlik ön kampta öğrendi.

Gümüş Kategorisini bitiren öğrencilerimiz, ödül liderimiz Ayşegül Erdöven ve İzcilik Kulübü öğretmenimiz Yavuz Yeniçeri ile 8 – 10 Haziran tarihleri arasında Eskişehir Avlak Kaya Mevkii’nde 3 gün 2 gecelik kamp programında 48 km; Bronz Kategorisini bitiren öğrencilerimiz ise ödül liderlerimiz Şafak Ucur ve Murat Kırbaç ile 11 – 12 Haziran tarihlerinde Eskişehir Yenisofça Mevkii’nde 2 gün 1 gecelik kamp programında 14 km yürüyerek Macera ve Keşif Bölümü’nü bitirdiler.

Programı başarıyla tamamlayan gümüş ve bronz kategorisindeki öğrencilerimiz, 2015 – 2016 öğretim yılının ilk döneminde yapılacak ödül töreninde DoEIA Dernek yetkililerinden ödüllerini alacak.

 

Çocuğuz, Haklıyız!

0

Levent Yerleşkemizden Haklar Sahnesi Kulübü 6. sınıf öğrencilerimiz 11 Haziran Perşembe günü gerçekleştirdiği yıl sonu gösterisinde, Haklar Sahnesi kolaylaştırıcılarından Türkçe Öğretmenimiz Gamze Soylu, Sosyal Bilgiler Öğretmenimiz Pınar Sunat ve Program Geliştirme Uzmanımız Özgür Şensoy kılavuzluğunda hazırlanan “Drakula Haksızlıklara Karşı” skecini arkadaşlarına sergiledi. Skeç; çocukların günlük hayatta karşılaştığı zorluklar, uğradıkları haksızlıklar, akran baskısı ve hak arama yolları üzerineydi.

Ayrıca öğrencilerimiz etkinlikte; Çocuk Hakları Kulübümüzün 2011 yılında çektiği, çocuk gelinleri konulu “Okul Önlüğüm” ve 3. sınıf öğrencilerimizin 2013 senesinde stop motion atölyesinde hazırladıkları, engelli ayrımcılığı konulu “Ben de Varım!” adlı kısa filmleri de izlediler.

Okul Önlüğüm:
https://www.youtube.com/watch?v=HVz33MRL8KE

Ben de Varım:
https://www.youtube.com/watch?v=Fjb2PskIrj8

 

 

Tepeören Yerleşkemizden Öğrencilerimizin İlk Bilim Şenliği

0

4. sınıf öğrencilerimiz, tüm yıl boyunca Fen Laboratuvar dersinde yaptıkları deneylerden elde ettikleri kazanımlarla kendi bilim projelerini yaptılar. Gruplar halinde hazırladıkları deneyleri 11 Haziran Perşembe günü gerçekleşen Bilim Şenliği’nde beş farklı istasyonda velilerine sundular.

Bilim Şenliğimiz, 4A sınıfı öğrencimiz Duru Erbenlioğlu’nun açılış konuşmasıyla başladı.  Ardından velilerimiz, 4. sınıf öğrencilerimizin bu güne kadar yaptığı deneylerden görüntülerin yer aldığı bir videoyu izledi. Öğrenclerimiz istasyonların birincisinde “Dolaşım Sistemini Modelledik” ve “Kemiklerimiz Bükülebilir mi?”; ikincisinde “Sürtünme Kuvvetini Keşfettik” ve “Kuvveti Ölçüyoruz”; üçüncüsünde “Pastel Boyayı Eritiyoruz” ve “Volkanik Patlamalar”; dördüncüsünde “Çiçek Dürbünü Yaptık” ve “Ses Seviyesini Ölçtük”; beşincisinde “Potato Clock” ve “Elektrikli Uğur Böceği” projelerini velilerine anlattılar.

Projelerin sunumundan sonra Okul Müdürümüz Serap Benibol, şenliğe katılan her öğrencimize katılım sertifikası verdi. Sertifikaların dağıtımının ardından öğrenci ve velilerimiz kokteyl alanında bir araya gelerek Bilim Şenliğimiz sona erdi.

“Tepeören Yerleşkemizden Öğrencilerimizin İlk Bilim Şenliği” adlı Facebook fotoğraf albümümüze buradan ulaşabilirsiniz.

12. Sınıf Öğrencilerimizle Sınav Kaygısı Üzerine

0

Levent Yerleşkemizden gönüllü 12. sınıf öğrencilerimiz, Psikolojik Danışmanımız Gonca Baştuğ ile 4 Nisan – 5 Haziran tarihleri arasında psikodramayla gerçekleşen sınav kaygısı grup çalışmalarında; sınava yüklenen anlam, beklenti, bakış açısı, kaygı hakkında relaksasyon (gevşeme) ve geri bildirim çalışmaları yaptılar.

Bu grup çalışmalarının iki oturumunda Psikiyatrist Berk Murat Ergün ve Nefes Terapisti Duygu Keçecioğlu konuğumuz oldu. Ergün öğrencilerimize, kaygının ve korkunun Kognitif Davranışçı Terapi ekolü ile temel dinamiklerini ve kaygıyla baş etme yöntemlerini açıkladı. Keçecioğlu ise nefesin yaşamımızda ki yeri ve önemini teorik olarak anlattıktan sonra öğrencilerimizle birlikte nefes alma egzersizleri gerçekleştirdiler.

 

6. Sınıf Öğrencilerimizin Demokrasi Tarihine Yolculuğu

0

Levent Yerleşkemizden 6. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilgiler dersinde işledikleri “Demokrasinin Serüveni” ünitesini ters yüz edilmiş sınıflar yöntemiyle işlerken, ünitenin finalinde 10 Haziran Çarşamba günü hazırladıkları tiyatro oyununu arkadaşlarına ve velilerine sergilediler.

Sosyal Bilimler Bölümümüzün bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdiği tiyatro gösteriminde 6. sınıflardan 50 öğrencimiz sahnede rol aldı. Antik Yunan döneminden, İngiltere’de Magna Carta’nın ilanına, Virginia Haklar Bildirgesi’nden Fransız İhtilali’ne, Osmanlı Devleti’ndeki ilk demokrasi hareketlerinden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan sürecin anlatıldığı tiyatroda öğrencilerimiz, hem derslerde öğrendikleri konuları sahnede hayata geçirdi, hem de ünite boyunca gerçekleştirdikleri projeyi bir bütün halinde sundu.

 

TERAKKİ Müzikal Oyuncuları, Profesyonel Oyuncu ve Müzisyenlerle Sahnede

Terakki Vakfı Yaygın Eğitim Müzik Merkezimizin Sahne İstanbul ile ortaklaşa gerçekleştirdiği çocuk müzikalleri projesinin beşinci yılında TERAKKİ Müzikal Oyuncularının sahnelediği “Tchaikovsky Oyun Ağacı” müzikali galası, 05 Haziran Cuma günü saat 19.00’da Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti.

Terakki’nin Sahne İstanbul işbirliğiyle 2009 – 2010 öğretim yılında çocuklara klasik müziği sevdirmek için hazırladığı ve dramatik bir kurguyla sahneye koyduğu ilk müzikal proje olan Çocuk Müzikalleri Serisi’nde Terakkili öğrenciler; drama, müzik ve dansın bir arada kurgulandığı müzikallerde profesyonel oyuncu ve müzisyenlerle birlikte sahne alıyor.

Genel Sanat Yönetmenliğini Ali Artaç’ın ve Müzik Direktörlüğünü Emel Özer’in yürüttüğü Çocuk Müzikalleri Serisi’nin metinlerini Ayfer Artaç, müzikal alt yapılarını ise Özkan Turgay hazırlıyor.

Çocuk Müzikalleri Serisi’nin 2010 – 2011 öğretim yılındaki ilk prodüksiyonu Mozart ve Perileri’nde 40, 2011 – 2012 öğretim yılının ikinci müzikali Beethoven ve Düşler Ülkesi’nde 30, 2012 – 2013 öğretim yılının üçüncü müzikali Bach Sihirli Müzik Kutusu’nda 30, 2013 – 2014 öğretim yılının dördüncü müzikali Vivaldi Masal Müzesi’nde 34 TERAKKİ Müzikal oyuncusu rol aldı. Müzikaller Kozyatağı Kültür Merkezi ve Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde sergilendi.

Terakki, her yıl en az 5 kez sergilenen müzikaller ile yaklaşık 6.000 çocuğa ulaştı.

“Tchaikovsky Oyun Ağacı” Müzikalinin Konusu:

Müzikal, Tchaikovsky’nin üç önemli bale eseri “Uyuyan Güzel”, “Fındıkkıran” ve “Kuğu Gölü” Balelerine konu olan masal kahramanlarından yola çıkarak hazırlanmıştır. Öykü, Oyun Kurucular ve Oyun Bozucuların çekişmesi üzerine kurulu. Oyun Kurucular, Tchaikovsky’nin bale müziğini yaptığı masallardan yola çıkarak oyunlar oynar ve çok eğlenir. Oyun Bozucular ise oyun oynamaktan daha ciddi işler yapılabileceğini savunarak kuruculara oyun oynatmamakta kararlıdır. Bunun için de değişik planlarla Oyun Kurucuların yanlarına yaklaşırlar. Oyun Kurucular her seferinde “oyun içinde oyun” oynayarak onları kurdukları oyuna dahil eder. Kafaları karışan Oyun Bozucular sonunda bu oyunları onlara Tchaikovsky’nin öğrettiğini keşfeder; artık amaçları onu bulup tüm oyunları yok etmektir.