Lise Öğrencilerimiz İlgilendiği Meslekler Hakkında Bilgi Edindi

0

9 ve 10. sınıf öğrencilerimiz, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisimizin 19. Kariyer Günleri etkinlikleri kapsamında 01 Haziran Pazartesi günü “Dekanlarla Buluşma: Mesleğe Göz Kırpmak” etkinliğinde en çok merak ettikleri üç meslek grubunun dekanları ve öğretim üyesi ile bir araya geldiler. Konuklarımız; İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sinan Mert Şener, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı ve Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tunç Fışgın oldu.

Moderatörlüğünü Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisi Koordinatörümüz Demet Uysal’ın yürüttüğü panelde konuklarımız; mesleği seçerken dikkat edilmesi gereken kişilik özellikleri, mesleğin çalışma koşulları ve olanakları, değişen dünyada mesleğin geleceği üzerinde durdu. Her akademisyen, kendileri için mesleklerinin en tatmin edici yönlerinden bahsettiler. Öğrencilerimize verdikleri mesajlardan bazıları ise şöyleydi:

İTÜ’nün köklü ve kuruluşu öncelere dayalı geçmişinden bahsederek söze başlayan Şener, mimarlık bölümünün iddialı olduğunu belirterek gece – gündüzün birbirine karışabildiği, inşaat ve tasarıma dayalı, insanların nasıl yaşamasına karar veren, insanlarının yaşam alanlarının şefi olan bir meslek olduğunu söyledi. İnter disiplinel bir bölüm olan mimarlığın; matematik, fizik, psikoloji, sosyoloji, hukuk ile bağlansını ve bu konularda da bilgi sahibi olmanın önemine değinen Şener, bölümde okurken erasmusa katılmanın önemi, dil bilmenin zenginliğine de  vurgu yaptı.

Tarhanlı, öğrencilerimize sevecekleri bir mesleği seçmelerinin önemini anlattı. Fakülte seçerken yenilikçi metot kullanan eğitim vermesine dikkat edilmesini, 12 sene sonra kendilerini ayakta tutacak bir eğitim olmasına önem vermelerini, temel dersler ve metodoloji, değişim programları, çeşitli uygulamaların içinde olmanın önemine değindi. “Ne yaparsanız yapın kendinizi farklı kılın” dedi.

Fışgın; neden doktorluk mesleğini seçtiklerini önce kendilerine sormalarını gerektiğini,  bu mesleğin yaşama doğrudan dokundukları, aldıkları her kararın direk yaşama etki ettiği bir meslek olduğunu söyledi. Konuşmasında üç önemli noktaya değinen Fışgın, “İyi İnsan, iyi hekim, iyi bilim insanı olun” dedi.

Haziran ve temmuz ayında gerçekleşecek diğer etkinliklerimiz;  “Üniversite Gezileri: Sabancı, Koç, Acıbadem Üniversiteleri”, “Meslek Gözlemi”, “Meslekleri Tanıyalım”, “Tercih Konferansı” ve “Tercih Masaları”.

Terakkili Öğrencilerin “Çevre Koruma Haftası”

0

Levent Yerleşkemizden ilkokul öğrencilerimiz, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nü 1 – 5 Haziran tarihleri arasında “Çevre Koruma Haftası” etkinliklerimizle kutladı.

3. sınıf öğrencilerimiz, 2 Haziran Salı günü sivil toplum hareketi DenizTemiz Derneği/Turmepa’dan gelen gönüllü eğitmenler Özge Özbey ve Melike Kaptan’la “Deniz Kirliliği” üzerine söyleştiler. Konuklarımız, öğrencilerimizle bu konuyla ilgili neler yapabileceklerini konuştuktan sonra insanları bu konuda bilinçlendirmeleri ve örnek olmalarına yardımcı olması için “Yaşam Kılavuzu” kitapçığını öğrencilerimize hediye ettiler. Söyleşinin ardından her şubemiz,  sınıflarında  “Sen İstanbul Boğazı için nasıl bir resim yapar, nasıl bir şiir yazarsın?” etkinliğinde resimler yapıp, şiirler yazdılar.

3 Haziran Çarşamba günü öğlen yemeği teneffüsünde iki koridorumuza da attığımız pet şişe çöpünü fark edip alan ve doğru atık kutusuna atan öğrencimizi erguvan tohumu ile ödüllendirdik.

4 Haziran Perşembe günü 4. sınıf öğrencilerimiz, “Bisikletli Ulaşım Platformu ” üyeleri ve “Bisiklet Gezgini” ekibinde yer alan; Zeynep Araboğlu, Seçil Öznur Yakan, Rahman Karataş ve Alexios Menexiadis ile Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de bir araya geldi. Konuklarımız öğrencilerimize bisiklet kullanmanın doğaya ve insan sağlığına yararlarını anlattı. Onlara bisiklet çeşitleri, bisiklet kullanımında dikkat edilmesi gereken kuralları ve bisiklet kampları hakkında bilgi verdiler.

5 Haziran Cuma günü 1. sınıf öğrencilerimiz, “Ormandaki Apartman” oyununu Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de velilerimize sergiledi. 4. sınıf öğrencilerimizin “enerji tasarrufu” konulu karikatürleri ise fuaye alanımızda yer aldı.

Çevre Koruma Haftası etkinliklerimiz, her seviyeden ilkokul öğrencilerimizin çevre üzerine hazırladıkları afiş ve pankartlarla çevre sorunlarına dikkat çekmek için yaptığı çevre yürüyüşüyle sona erdi.

“Terakkili Öğrencilerin ‘Çevre Koruma Haftası'” adlı Facebook fotoğraf albümümüze buradan ulaşabilirsiniz.

 

Terakki’de GIN DAY – Küresel Sorunlar Günü Konferansı

0

Lisemiz, her yıl çeşitli ülkelerde düzenlenen geleneksel Küresel Sorunlar Ağı (Global Issues Network-GIN) Konferanslarından birini bu yıl “GIN DAY – Küresel Sorunlar Günü” adı altında “Küresel düşün, yerel hareket et” temasıyla 2 Haziran Salı günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleştirdi. “Kağıt israfı”, “Hayvan hakları” ve “Kadına şiddet” konularının ele alındığı etkinlikte konuklarımız; HAYSEV (Hayvan Sevenler) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Şafak Yeşilyurt, TEMA Vakfı yetkilisi Evren Yağcı ve Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat oldu.

Etkinliğimiz, sokak hayvanları ve hayvan hakları konusunda Türkiye birinciliği ödülünü alan Ortaokul Destination Imagination Sosyal Kulübümüzün “Helping Hands Helping Paws” skecini sergilemesiyle başladı.

Ardından, HAYSEV (Hayvan Sevenler) Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Şafak Yeşilyurt konuyla ilgili ülkemizde yapılan çalışmaları öğrencilerimizle paylaştı ve birlikte yaşadığımız canlılarla nasıl daha uyumlu ve sevgi dolu bir ilişki kurabileceğimiz konusunda görüşlerini sundu. Yeşilyurt, öğrencilere mutlaka bir yardım kuruluşunda, bir sivil toplum dayanışmasında yer almaları çağrısında bulundu ve bu anlamda yapabileceklerinin neler olduğunu örneklerle anlattı.

Daha sonra GIN Kulübü öğrencilerimiz, “Paper Waste – Kağıt İsrafı” başlıklı, özellikle okullardaki kağıt israfı ve kağıt tüketiminin nasıl azaltılabileceği konusunda bir sunum yaptılar. TEMA Vakfı yetkilisi Evren Yağcı, gezegenimizin kurtulabilmesi için gençlere çok iş düştüğünün altını çizerek, sosyal sorumluluk projesi olarak TEMA Vakfı’nda genç ve enerjik yüreklerle birlikte son derece yararlı etkinliklere imza atılabileceğini şöyle dile getirdi, “Yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki, sadece TEMA Vakfı ile değil, diğer tüm vakıf ve dernekleri inceleyin, gönüllü emek verebileceğiniz bir sivil toplum örgütü mutlaka bulacaksınızdır. Dünyanın sizin enerjinize ihtiyacı var.

“Kadına Şiddet ve Cinsel İstismar” konusuyla devam eden etkinlikte lise öğrencilerimiz geçtiğimiz mart ayında, İtalya’nın Milano şehrinde gerçekleşen 10. GIN Konferansı’nda bu konuyla ilgili  yaptıkları geniş kapsamlı sunumu paylaştılar. Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat konuşmasına, “Size tavsiyem ilgili olduğunuz alanda hangi konuyu önemsiyorsanız o konuyla ilgili olarak mutlaka bir sivil toplum kuruluşuna katılın ve siz de bir şeyler yapın.” sözleriyle başladı.

Şiddet karşısında seyretmek ve üzülmekten daha fazlasının yapılabileceğinin altını çizen Polat, “Şiddete karşı bir şeyler yapıldığı, şiddete tepki verildiği zaman şiddeti uygulayan da korkuyor. Bu çok çok önemli bir kavram. Türkiye’de çok fazla şiddet olayı gizli kalıyor.” dedi. Şiddetin korkakların işi olduğunu belirten Polat, “Şiddeti korkaklar uyguluyor, o yüzden dik durabiliyorsanız şiddet yaşanmıyor. Ama burada kendinizin dik durmasından bahsetmiyorum, başkasının yaşadığı şiddet olayına kayıtsız kalmamaktan bahsediyorum. Bunu düşünmenizi ve gerçekten yolun başındayken yarınlarda ‘ben de iyi bir şeyler yapmıştım’ diyebilmeniz için bir sivil toplum kuruluşunda olmanızı tavsiye ediyorum.” cümleleriyle konuşmasını tamamladı.

GIN Kulübü Rehber Öğretmenimiz Zeynep Kıvılcım Arslan da 3 farklı temadan oluşan etkinliğin ortak noktasının “İyi İnsan Olun” şeklinde vurgulanabileceğini ifade etti.

Arslan’ın “Öğrencilerimiz, akranlarının farkındalıklarını artırmak anlamında geniş bir perspektif sundular. Bu 3 konuyu da vakıf ve dernek yöneticilerinin katılımları ve görüşleriyle destekleyerek neler yapılabileceği konusunda bir vizyon oluşturdular. Yaşadığımız evrende her zaman karşımıza çıkan 3 hassas konu, onların farkındalığını dolayısıyla duyarlılığını ve devamında da harekete geçirmeyi tetikleyeceği için ayrıca önem taşıyordu. Hayvan hakları, ormanlarımızın kağıt israfıyla her geçen gün katledilmesi, şiddet mağduru kadınlarımız gibi ivedilikle önlem alınması gereken konularda bu genç, taze, cesur ve enerjik beyinlere ne kadar ihtiyaç duyduğumuzun da onlara vakıf ve dernek yöneticileri tarafından hissettirilmesi ile bu etkinlikle çok önemli bir adım attık. Gençlerin eleştirilerinin sözde kalmadığı, toplumu iyiye doğru değiştirmek adına ellerini taşın altına koydukları bir dünya yaratmak için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz.” sözleriyle konferans sona erdi.

Terakkili Delegeler ITU JMUN 2015’te Almanya, Meksika ve Zimbabve’yi Temsil Etti

0

Levent Yerleşkemizden JMUN (Junior Model United Nations) Sosyal Etkinlik Kulübü öğrencilerimiz 28 – 29 Mayıs tarihlerinde, dünya sorunlarının ele alındığı, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN konferanslarından “Kadın Hakları” konulu ITU JMUN 2015’te Almanya, Meksika ve Zimbabve’yi temsil etti.

Öğrencilerimizden Sude Metin (7J) , Almanya; Can Yıldız (7F), Meksika; Eda Güçhan (8I) ise Zimbabve büyükelçileri olarak açılış seromonisinde ülkelerini tanıtan bir konuşma yaptılar.

Terakkili delegeler; Silahsızlanma Komitesi, Siyasal Komite, Sosyal Komite, Güvenlik Komitesi, DC Karikatür Komitesi, Ekonomi-Finans Komitesi ve BM Kadın Komitesi’nde  “Savaşın kadınlar üzerindeki etkisi”, “Küresel iş hayatında kadın çalışanların artması”, “Eğitimde cinsiyet eşitliğini sağlamak”, “Birleşmiş Milletler ’de kadın delegelerin gücünü arttırmak”, “Kadınların toplumdaki yerini iyileştirmek”, “İnsan haklarına ve basit özgürlüklere ayrım yapılmaksızın saygı sağlamak”, “Karikatürlerdeki kadın süper kahramanların nesneleştirilmesi” konularını ele aldılar.

 

Tepeören Yerleşkemizden JMUN Kulübümüz, MUN Konferanslarına ITÜ JMUN ile Başladı

0

Tepeören Yerleşkemizden JMUN (Junior Model United Nations) Sosyal Etkinlik Kulübü öğrencilerimiz; dünya sorunlarının ele alındığı, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN konferanslarından ilkini 28 – 29 Mayıs tarihlerinde ITÜ JMUN 2015 Konferansı’nda gerçekleştirdi. Öğrencilerimiz “Kadın Hakları” konulu bu konferansta İsviçre’yi temsil etti.

Terakkili delegeler bu konferansta; Sosyal Komite, DC Karikatür Komitesi, Silahsızlanma Komitesi, Siyasal Komite, Ekonomi-Finans Komitesi ve BM Kadın Komitesinde “Eğitimde cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi”, “Birleşmiş Milletler’de kadın delegelerin yetkilendirilmesi” ve “Çizgi romanlarda kadın süperkahramanların değerlendirilmesi” gibi çeşitli konuları tartıştılar.  Komitelerinin Görüş Bildirgesi ve Yasa Tasarısı hazırlanma sürecinde de etkin bir rol aldılar.

 

Mobil Uygulamamız “Bölme Akademisi” Güncellendi

0

Oyunun öğrenmede güdülenme etkisinden faydalanarak bölme işlemi ve matematik dersine karşı olumlu tutum geliştirmek ve öğrencilerin küçük yaşta bölme işlemine yönelik kavram ve işlem becerilerinin geliştirilmesini sağlamak için Matematik Öğretmenlerimiz Başak Uzunali, Burçak Sürmeli, Dilek Ustaoğlu, Özlem Çelik ve Seda Özcan’ın tasarladığı ve Eğitim Teknoloğumuz Demet Küyük’ün programladığı oyun bazlı mobil uygulamamız “Bölme Akademisi”nin yeni versiyonu App Store ve Google Play’de.

5. sınıflar Yaratıcı Zihinler Kulübü öğrencilerimizin test çalışmalarını yaptığı; 3, 4 ve 5. sınıf öğrencilerimizin seslendirme çalışmalarına katkıda bulunduğu mobil uygulamamızın ilk versiyonundaki; bölmenin terimleri, bölümün basamak sayısını tahmin etme, bölme, kısa yoldan 10, 100, 1000 ..ile bölme, bölümde arada ve sonda 0 olan bölmeler, bölme kuralları kazanımlarına yönelik oyunlara ek olarak, yeni versiyonunda virgüllü bölmeler için “Spor Kompleksi“, bölünebilme kuralları için ise “Mezuniyet Etkinlikleri” oyunları var.

Geçtiğimiz yıl Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği “ERG-Eğitimde İyi Örnekler” konferansında da mobil uygulamamız poster sunumu olarak yerini almıştı.

Mobil uygulamamızın yeni versiyonunu App Store ve Google Play üzerinden “Terakki” veya “Bölme Akademisi” anahtar kelimeleriyle arayarak ücretsiz indirebilirsiniz.

Google Play – https://play.google.com/store/apps/details?id=air.terakki.bolme&hl=tr

App Store – https://itunes.apple.com/tr/app/bolme-akademisi/id866999682?mt=8

 

Ortaokul Öğrencilerimiz Rönesans Dönemini Yakından Tanıdı

0

Levent Yerleşkemizden 7. sınıf öğrencilerimiz, Sosyal Bilimler Bölümümüzün 15 – 19 Mayıs tarihleri arasında organize ettiği İtalya gezisinde güneyden kuzeye Pompei, Napoli, Roma, Sienna, Pisa, Floransa şehirlerini ve Rönesans dönemini yakından tanıma fırsatı buldular.

Öğrencilerimiz gezinin ilk günü, İtalya’nın UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Antik Roma kentlerinden Pompei ve Napoli’yi gezdi. Pompei sokaklarında gezen öğrencilerimiz dünyanın en eski pazar yerlerini, restaurantlarını, antik Roma hamamlarını, tapınaklarını, adalet sarayını ve o dönemden kalan taşlaşmış insan ve hayvanları gözlemlediler. Pompei’den sonra İtalya’nın üçüncü büyük şehri Napoli’de Castel Nuovo (Yeni Kale), Galleria Umberto I, Duomo Catedrali, Piazza del Plebiscito, San Francesco di Paola Bazilikası ve eski şehir merkezindeki tarihi sokakları dolaştılar.

Napoli şehrinin mimari ve kültürel dokusunu gözlemleyen öğrencilerimiz; Galleria Umberto’nun bir benzerinin de İstanbul’daki Çiçek Pasajı olduğunu öğrendiler, Roma’da gece turu yapıp, anıtsal mimari yapıları gece ışıklandırmasıyla izlediler.

Gezinin ikinci gününde, dünyanın en güzel antik şehirlerinin başında yer alan İtalya’nın başkenti Roma’yı ziyaret ettiler. Adli, idari, ticari ve sosyal ve kültürel bakımdan yüzyıllar boyunca uygarlığın kalbi konumunda olan Roma Forumuyla gezilerine devam eden öğrencilerimiz, Palatine ve Capitoline tepelerine yayılmış bir alanda bulunan kalıntılar aracılığıyla Roma uygarlığı hakkında bilgi sahibi oldular. Uzman rehberimizden Roma’nın kuruluş efsanelerini dinlediler, Roma’nın cumhuriyet ve imparatorluk dönemine ait bilgileri öğrendiler. Efsanevi Remus ve Romulus kardeşlerden, Sezar ve Neron’a kadar Roma denince akla gelen en ünlü isimlerle ilgili eserleri incelediler. Dünyanın en büyük amfitiyatrosu olan, mimari ve mühendislik açısından dünyanın en önemli eserlerinin başında yer alan, tarihi M.Ö. 72’ye dayanan Colleseum’da gladyatör oyunlarının yapıldığı alanları ziyaret ettiler. Ardından Konstantin Takı (Zafer Anıtı), dünyanın en eski stadyumu Circus Maximus, Trojan Ticaret Merkezi, Panthenon Tapınağı’nı dolaştılar. Meydanları, çeşmeleri ve anıtsal yapıları ile ünlü Roma’da; Via del Corso, Piazza Novano (Novano Meydanı), Piazza di Spagna (İspanyol Merdivenleri), Fontana di Trevi (Aşıklar Çeşmesi), Victor Emanuelle II Anıtı, Piazza del Popolo (Popolo Meydanı) ve Piazza Venezia Meydanı’nı gezdiler.

Şehir turunun ardından Vatikan Devleti’ne doğru yola çıkan öğrencilerimiz, yol üzerindeki Osmanlı şehzadesi Cem Sultan’ın da hapsedildiği Castel Sant Angelo’yu (Melekler Kalesi) gördüler ve buradan Vatikan’a ulaştılar; kubbe planını Michelangelo’nun yaptığı Piazza di San Pietro’yu (San Pietro Meydanı ve  Bazilikası) incelediler.

Üzüm bağları ile süslenmiş yolların arasından geçerek, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Toscana bölgesindeki Sienna’da, şifacılığı ile meşhur azizeye adanmış Basilica di San Domenico,  Duoma (Şehrin en büyük Gotik Katedrali), Piazza del Duoma (Duomo Meydanı) ve Piazza del Campo’yu gezdiler. Sienna’nın “contrade” olarak adlandırılan 17 mahallesi ile bu mahalleler arasındaki rekabet ve işbirliğinin yüzyıllara damga vuran hikayelerini dinlediler. Daha sonra Toscana bölgesindeki köy ve kasabaların arasından geçerek Kule’siyle meşhur Pisa’ya varan öğrencilerimiz; Piazza del Duomo, Piazza de Miracoli (Mucizeler Meydanı), Vaftizhane ve Katedral’i ziyaret ettiler.

Gezinin son gününde öğrencilerimiz, Floransa’da Mikelangelo’nun Davud heykelinin bronz bir replikasını barındıran tepeden, şehri panaromik olarak izlediler. Şehre indiklerinde Arno Nehri boyunca yürüyerek, ünlü Floransa Kütüphanesi’nin yanından geçtiler ve Ponte Vecchio (Eski Köprü) manzarasını izleyerek, merkezde bulunan Bandinelli, Ammannati, Giambologna, Cellini, Michelangelo gibi sanatçıların eserleriyle donatılmış, 14. yüzyıldan itibaren şehrin siyasi merkezi Piazza della Signoria’ya (Senyörler Meydanı) ulaştılar.

Dünyanın en eski, en ünlü ve en çok ziyaret edilen müzelerin başında yer alan Uffizi Galerisi’nde öğrencilerimiz uzman sanat tarihçisi, yazar ve profesyonel turizm rehberi Songül Çağlar’la birlikte Boticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” ve “İlkbahar”, Titian’ın “Urbino Venüsü”, Rafaello’nun “Papa II. Julius”, Caravaggio’nun “Medusa” ve “Bacchus”, Lippi’nin “İki Melek ve Madonna” gibi tablolarının yanı sıra Lippi, Rembrant, Leonardo da Vinci,  Michelangelo gibi sanatçıların birbirinden değerli eserlerini inceledi.

Öğrencimiz Alkın Arseven (7B) geziyle ilgili düşüncelerini, “İtalya’da Rönesans ve Barok dönemlerini yakından görme fırsatını yakaladım. Adeta tarihin içine girdik. Heykeller, anıtlar, çeşmeler muhteşem tasarlanmıştı. Çok farklı bir bakış açısı kazandık.  Geçmişten günümüze çok güzel bir gezi gerçekleştirdik.” sözleriyle paylaşıyor. Öğrencimiz Pınar Sahillioğlu (7J) ise İtalya’ya duyduğu hayranlığı, “Bir ülkenin bu kadar çok farklılığı ve güzelliği bir arada barındırması ve bin yıllarca bunları koruması beni çok etkiledi. Bunlara tanıklık ettiğim için çok şanslıyım.” şeklinde dile getiriyor.

“Ortaokul Öğrencilerimiz Rönesans Dönemini Yakından Tanıdı” Facebook fotoğraf albümümüze buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Terakkili Öğretmenlerin Projesi Coğrafyacılar Derneği Uluslararası Kongresi'ndeydi

0

Tepeören Yerleşkemizden Coğrafya öğretmenimiz Başak Salimoğlu ve Edebiyat öğretmenimiz Elif Şahin, Coğrafyacılar Derneği ve Avrupa Coğrafyacılar Derneğinin 21 – 23 Mayıs tarihleri arasında Gazi Üniversitesi’nde düzenlediği “Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin Coğrafya” temalı Türkiye Coğrafyacılar Derneği Uluslararası Kongresi’ne disiplinler arası hazırladıkları Ballıca Köyü Dil-Kültür-Coğrafya İlişkisi Sosyal Sorumluluk Projelerinin sözlü bildirisiyle katıldılar.

Bu projede öğrencilerimiz belirli bir kültürü incelerken, mekan – kültür ilişkilerini göz önüne alarak, bu kültürün mekana bağlı farklılaşmalarını ve ortaya çıkan bu farklılığın nedenlerini sorguladılar. Araştırarak, keşfederek ve yeni şeyler öğrenip var olan bilgilerini yeniden yapılandırdılar.

Öğretmenlerimiz, hazırlık ve uygulama sürecinde, ana konu başlıkları ve bu başlıklara uyumlu alt konu başlıkları belirleyip öğrencilerimizin grup çalışması içinde olabilmeleri ve bu alt başlıkları araştırıp raporlamaları için görev paylaşımları yaptılar. Her öğrencimizin eşit çalışmasını ve sorumluluk almasını sağlayacak grup öz değerlendirme formları ve kitapçıkları hazırladılar ve yaptıkları ön hazırlıklardan sonra Kasım 2014’te Ballıca Köyü’ne bir gezi düzenlediler.

9. sınıf öğrencilerimiz köy halkıyla bölgedeki temel ekonomik faaliyetler, bölgenin sosyo-kültürel yapısı, bölgedeki göç olgusu ve göçün sosyal yapıya etkisi, köyün geleneksel yapısı, örf ve adetler, gelenek görenekler konularında röportajlar yaptı. Ardından, köy ilkokulunun öğrencileriyle buluştular ve hazırladıkları  yiyecekleri okulun bahçesinde birlikte kurdukları sofralarda öğrencilerle paylaştılar. Çeşitli oyunlar oynadılar, birlikte orman yürüyüşü yaptılar, bitkileri tanıdılar.  Köy ağılına gidip bölgenin ekonomik kaynağı olan hayvancılık üzerine konuştular. Ballıca At Spor Kulübü’nde kulübün yetkilisi Nur Türkay’la buluştular ve kentsel gelişim projeleri ve tarihçesi hakkında bilgi edindiler.

Gezinin ardından öğrencilerimiz, başlangıç aşamasında verilen değerlerin farkındalığıyla, projeyi tanıtan kısa bir film çalışması yapıp tüm değerleri ve çalışmaları kapsayan bir kitapçık hazırladılar. Gezi sırasında çektikleri fotoğraflarla poster çalışması ve proje sunumu yaptılar.

Projemiz, önümüzdeki dönem ekim ayında İstanbul Üniversitesi’nde de sözlü sunum olarak yerini alacak.

 

 

Keşke Barış Olsa

Levent Yerleşkemizden öğrencimiz Deniz Delen (8F), İELEV okullarının il çapında düzenlediği  “Barış” temalı öykü yazma yarışmasında “Keşke Barış Olsa” adlı öyküsüyle Mansiyon aldı.

Keşke Barış Olsa

Natalie  güzel mi güzel, akıllı mı akıllı bir kızdı gerçekten.

Natalie’nin yaşadığı ülke büyük bir savaş içerisindeydi. Natalie henüz dokuz yaşındaydı. Geçen yıl savaşta babasını kaybetmişti. Babasından emanet dört yaşında bir kız kardeşi ve çok hasta bir annesi vardı. Dün, yan evlerinde yaşayan çok yakın arkadaşını dışarıya çıktığında düşman askerleri vurup öldürmüştü. Bu savaş ortamı Natalie kendisini bildi bileli vardı. Natalie barışın sıcaklığını, barışla yaşayan ülkelerdeki mutluluğu hiç tatmamıştı. Natalie gözlerini hiçbir zaman o rahatlatıcı kuş cıvıltılarıyla, güneşin sıcaklığını yüreğinde hissederek açmamıştı. Hep mermi sesleri, çığlık sesleri, acılı anne ve çocukların kayıp verdikleri tanıdıklarının arkasından duyulan haykırışlar…

Çoğu kız çocuğunun hayali pahalı, süslü oyuncak bebeklere, güzel elbiselere sahip olmaktı fakat Natalie’nin tek hayali ülkesinin barışa kavuşması ve ülkesinde barış ortamının olmasıydı. Barışın değerini ve güzelliğini şimdi mektuplaşmasalar da savaş olmayan, huzurlu, barış içinde bir ülkede yaşayan değerli mektup arkadaşı Lara’dan öğrenmişti.

Bir sene önceye kadar yani savaş iyice artmadan önce Lara’yla her ay düzenli olarak mektuplaşıyorlardı. Natalie, Lara’ya yaşadığı ülkedeki savaş ortamını, çektikleri acıları anlatırken Lara da Natalie’ye barış içinde olan ülkesini ve barışın güzelliğini anlatıyordu. Fakat Lara ne kadar barış ortamı içinde yaşamanın huzur ve mutluluk veren yönünü biliyorum dese de Natalie kadar barışın değerini anlayamazdı. Bunu en iyi savaş ortamında yaşayan birisi anlayabilirdi çünkü.

Yedi yıldır süren bir savaşın yoksullaştırdığı bir ülkede doğmuş ve büyümüştü. Verimli toprakları vardı ülkesinin. Savaştan dolayı hiç kimse meyve, sebze yetiştiremez olmuş, hayvanların da neredeyse hepsi ölmüştü. Yiyecek bir şeyler bulmak çok zordu artık. Kentin tam ortasında eskiden pazar yeri olarak kullanılan alanda her akşam saat beş, altı civarı tarlalarda kalan, güç koşullarda  yetiştirilen yiyeceklerin bir kısmı toplanıp gönüllüler tarafından yemek yapılıyordu. Bütün mahalle bu eski pazar yerine elinde tencerelerle gelip ailesindeki kişi sayısına göre yemek alıyordu. Bu pazar yerine ulaşıp, oradan yemek alıp, eve dönmek de çok zor bir işti. Binaların kuytularından gizli gizli gitmek  zorundaydılar.. Yemek almaya çıkıp ölen binlerce insan vardı. Natalie hep içinde bir barış özlemiyle bu kötü sahneleri görüp korka korka annesine, kardeşine yemek götürürdü her gün.

Yemek dediğimiz de kişi başına bir kaşık. Doymak mümkün değil, ama hiç yememektense bu bile iyi bir şey. O gün yine Natlie eski pazar yerine yemek almaya gitmişti, sokakların kuytu yerlerinden, gizlene gizlene, bacakları titreye titreye, kalbinin hızlı atan sesini duyarak sağ salim evine geldi. Açlıktan bitkinleşmiş, korkmuş kardeşine ve annesine yemeği verdi. Her zamanki gibi çoğunu onlara verip, kendisine azıcık aldı. Hava iyice karardığında hepsi yataklarına girdiler. Her akşam olduğu gibi Natalie yine barışa kavuşmaları, mutlu olmaları için dua etti.

Sabah çatışma ve  mermi sesleriyle uyandılar. Sabah kahvaltıda, öğlen yemekte yiyecek bir şey yoktu. Bazen Natalie’nin eski pazar yerinden aldığı yemekten artık bırakıyorlardı ama dün o kadar acıkmışlardı ki bırakamamışlardı. Silah sesleri, çığlıklar. Üçü de  evin en kuytu  bir köşesinde,  yırtık bir yorgana sarılarak açlığı unutmaya çabaladı; her biri kendi içinde ölmemek, barışa kavuşmak için cılız bir umutla dua etti.  Akşam beşi bulmuştu ve sesler dinmişti.

Natalie eski pazar yerine gitmek üzere evden çıktı. Düşman askerleri iyice artmıştı. Natalie saklana saklana eski pazar yerine vardı ve yemek sırasına girdi. Yemeğini aldıktan sonra dönmek için yola koyuldu.

Yine gizlenerek evine dönerken bir düşman askeri Natalie’yi gördü ve tüfeğini çıkarıp ateş etti. Natalie ilk başta bir şey anlamadı, vurulduğunu hissetmedi, sonra birden yere yığıldı. Elindeki tenceredeki yemek de yere döküldü. Natalie tam kalbinden vurulmuştu. Başına insanlar toplanmıştı. Belki de bu küçük kız kurtulur diye. Fakat pek umut yoktu.

Natalie zar zor gözlerini açtı ve ağzından tek çıkan cümle:” Keşke benim de barış içinde yaşayan bir ülkem olsaydı.” oldu ve gözünden bir damla gözyaşı aktı. Onu yaşlı bir komşu tanıdı, çatışmaya katılan bir askerin desteğiyle kucakladı. O güzel gözleri yavaş yavaş kapandı askeri araca  taşınırken Natalien’in.

O asker çatışma bölgesinden sorumlu komutandı ve yaşlı adama kızın adını sorup bir kâğıda not aldı. Bir damla aktı komutanın göz pınarlarından bin damlaya bedel.

Tam bir yıl sonra Natalie’nin vurulduğu yere Natalie’nin anıt heykeli yapıldı. Heykelin adına da “Barış İsteyen Küçük Kız Heykeli” konuldu. Artık Natalie’nin ülkesi insanların gülümsediği, çiçeklerle dolu, insanların kuş cıvıltılarıyla uyandığı, barış denilen kavramın her şeyden çok önemsendiği; her yıl  Natalie’nin ölüm yıldönümünün barış günü olarak kutlandığı bir ülke haline gelmişti. Zaten alınan bir kararla kasabanın adı barış anlamına gelen “Mir” oldu.

Deniz Delen (8F)

Bana Göre Meclis

Levent Yerleşkemizden öğrencimiz Deniz Delen (8F), Milli Eğitim Bakanlığı’nın il genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği “Sizin Gözünüzde TBMM” konulu kompozisyon yarışmasında “Bana Göre Meclis” adlı yazısıyla ilçe birincisi oldu.

BANA GÖRE MECLİS

Hepimizin sesidir meclis.

Tarihteki varlığımızın kanıtıdır.

Meclis bir ulusun bağımsızlığını ve halkın adına özgür iradeyi temsil eden bir simgedir.

Milli egemenlik deyince aklımıza cumhuriyet ve halk egemenliği gelir. Her milletin egemenliğini, iradesini temsil eden bir meclisi vardır.

Halk egemenliğinin varlığını temsil eden ilk kurum olan Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 tarihinde kurulmuştur. Bu meclis Osmanlı Devleti’nin toprakları işgal altında iken halkın bağımsızlığını sağlamak için- düşmanlara karşı direnirken- kurulmuştur.

TBMM 23 Nisan 1920’de kurulan Türk Milletinin anayasa ile verdiği yetki ile yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyetinin anayasal devlet organıdır. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin varoluşunun temel dayanağını oluşturur. Meclis, bağımsızlık savaşını verdiğimiz bir dönemde çok büyük sorumluluk üstlenmiş ve halkın sesi olmuştur.   Orada alınan kararlar savaşın gidişatına ve tarihine yön vermiştir.

TBMM’yi üstün kılan milletin meclisi olmasıdır. Halk adına halkı temsil etmesi için seçilen kişilerden oluşan ortak sesimizdir Meclis.

Çoğu ülke tarih boyunca monarşiyi inatla reddetmiş ve sürekli kendisine ait olması gerektiğine inandığı egemenlik hakkını aramıştır. Yıllar boyu bir kral tarafından yönetildikten sonra bağımsızlığını ilan eden uluslarda “özgürlük” çok daha değerli bir kavram olmuştur.

Dünyada ve ülkemizde halk tek kişinin baskısından zulmünden yılarak monarşi ile cumhuriyet arasındaki büyük boşluğu gördükçe özgürlük mücadelesini yıllar boyu sürdürmüştür. Bugün dünya üzerinde bu savaşı hala vermeye devam eden pek çok ulus vardır.

Peki, halk adına halkı temsil eden, uğruna can verilen, kutsal görülen, ulusal kararların alındığı bir meclis nasıl olmalıdır?

Meclis, saygın olmalıdır. Hayalimdeki meclis de çok kutsal ve değerlidir. Çünkü o meclis bizi temsil etmektedir.  Farklı fikirlerin tartışma ortamı bulabildiği, ulus adına en doğru kararların alındığı, insan haklarına saygı duyan ve bireyin haklarını da sonuna kadar koruyan bir merci olmalıdır.

Meclis, hata yapmaz. Meclisten çıkan kararlar halkının haklarını korumalı, temel insan haklarını güvence altına almalı, çıkardığı yasalar yansız ve çağdaş olmalıdır. İnsanların özgürlüğüne, yaşama hakkına saygı duymalıdır. Toplumu birleştirici nitelikte tutum ve davranışların sergilendiği yer olmalıdır.

Mecliste bizi temsil eden vekillerin düşüncelerini açıklarken diğer vekillerin tutumu saygılı olmalıdır. Vekiller dinlediği fikri beğenmese de karşısındakine konuşma fırsatı vermelidir. “Sadece benim doğrum, doğrudur” tavrı sergilenmemelidir. Meclis konuşmalarını izlerken ağır eleştiriler, saygı sınırını aşan söylemler meclisimde olmamalıdır.

Daha aydın ve çağdaş bir toplum olmanın göstergesidir meclis. Televizyonda bazı ülkelerin meclis toplantılarında kavgalar izliyoruz. Bence bu görüntü o ülkenin diğer uluslar nezdinde prestijini zayıflatıyor. Benim ulusumun bu görüntülerle anılması beni ve halkımı üzer. Çünkü Atatürk’ümün kurduğu, o ulvi kararların alındığı meclis, tarihi bir simgedir yüreğimizde.

Hayalimdeki meclis halkın potansiyelini keşfetmesine yardımcı olmalıdır çünkü toplumun kalitesi eğitimli insanların varlığına bağlıdır. Meclis, halkı birbirine kenetlemeli, birleştirici olmalıdır. Birlikteliğin olduğu toplumlarda gelişme hızlı ve sürekli olur.

Meclis ve halk zıt kutuplar olamaz. Çünkü meclisi halk oluşturur. Halk ve meclis bir bütündür, meclis halkın iyiliği ve yetenekleri doğrultusunda karar almalıdır. Meclis sorun değil çözüm üreten saygın bir kurumdur ve böyle olmaya da devam etmelidir.

Meclis bir halkın ortak sesidir. Bir milletin meclisi yoksa ortak sesi de yok demektir. Konuşamayan bir insan nasıl başka insanlarla iletişim kuramıyorsa ve topluluktan dışlanıp yalnız başına bir hayat sürüyorsa meclisi olmayan bir millet de çağdaş uygarlık seviyesine yükselemez. Yabancı devletlerle olan ilişkilerini ilerletemez, sürdüremez ve geri kalır.

TBMM gibi bir meclisimiz olduğu için çok şanslıyız. TBMM sadece bir bina değil bizim egemenliğimizin kanıtıdır. Bizi özgür kılan, farklı görüşten her insana saygı duyan, bizi medeni ülkeler arasına çıkaran bu varlığımızın değerini bilmeli milli egemenliğimizi her türlü düşmandan korumalı ve sonsuza dek TBMM’yi ayakta tutmalıyız.

Unutmayalım ki meclis bir ulusun özgürlüğünün, varlığının kanıtıdır. O varlık var oldukça ulusu da var olacaktır.  TBMM’si Türk ulusunun ebediyen varlığını temsil edecek en büyük güçtür.

Deniz Delen (8F)

Sen Benim Güzel Türkçemsin

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Can Kabakçıoğlu (8C), Milli Eğitim Bakanlığının il genelinde ortaokul öğrencileri arasında yaptığı “Güzel Türkçem-Ses Bayrağım” konulu şiir yazma yarışmasında “Sen Benim Güzel Türkçemsin” adlı şiiriyle il ikincisi oldu.

Sen Benim Güzel Türkçemsin

Her ulusun simgesi,
Ve insanı insana anlatan tek  gücüdür  dil,
Ana dilim, tarihim, geçmişim  bugün sana  emanet
Dilim, can evimden yükselen sesimdir Türkçem.
Seninle açıldı     gözlerim  hayata,
Annemin söylediği ninnilerle ulaştım,
Dilimin yanık gizemli gücüne adım adım.
Türkçem,  dilim, benim yürek sesimsin.

Öpülen ellerde, okşanan saçlarda,
Gidenin ardından dualar oldun,  selametle dönülsün diye.
Askere giden kınalı kuzular için söylenen,
İçinde  sevgi  kokan ses olup aktın  anaların yüreğinde,

Acılarımızı anlatırken,
Ağıt oldun gözyaşlarımızda.
Sevinçlerimi anlatırken,
Coşkun bir pınar oldun aktın sevdalı gönüllere.
Bazen yaşanmışlıklarımızı abarttık,
Senin iç zenginliğinde destanlaşarak.
Savaşları, zaferleri, mucizeleştirdik güçlü varlığınla.

Bizi  biz yaptın, sen güzel  Türkçem!
Senin büyülü dünyanda öğrendik,
Sevmeyi, sevilmeyi; acılar karşısında dik durmayı,
Bazen durgun bir deniz, bazen deli bir çağlayansın.
Arı, saf ve temizsin yurdum gibi.

Hangi dil senin kadar   hem ince, hem coşkulu olabilir?
Seni korumak boynumuzun borcudur bilirim,
Kırılmışlığın olsa da  seni  hoyratça kullananlara,
Doğudan, batıdan her koldan her yönden,
İçine sinsi bir düşman gibi girip yıkmak isteseler de varlığını,

Andım olsun ki vazgeçilmez bayrağım kadar değerlisin her yürekte.
Bil ki özünde sağlam ve tek kalacaksın sen güzel Türkçem!
Biz var oldukça sar yurdu baştan  başa.
Güzel dilim, ses bayrağım!
Anam gibisin,  hep ana dilim kalacaksın,
Ebediyete  kadar  sen güzel Türkçemsin!

Can Kabakçıoğlu (8C)

6. Sınıf Öğrencilerimiz Almanya'daki Mathematikum Müzesi ve Legoland'deydi

0

Levent Yerleşkemizden 6. sınıf öğrencilerimiz, 16 – 19 Mayıs tarihleri arasında Ortaokul Matematik Bölümümüzün organizatörlüğünde Almanya’daki Matematik Müzesi, Legoland ve BMW müzesini gezdi.

Almanya’nın Gießen şehrinde her yıl yüz binlerce, her yaştan ziyaretçinin ilgisini çeken “Mathematikum” adlı deneysel matematik merkezinde öğrencilerimiz; formüller, denklemler, sayılar ve semboller yerine, kişisel deneyimlerini kullanarak matematik öğrendiler. Matematiksel deneyler aynalar, Leonardo köprüsü, sabun filmleri ve bulmacalarla farklı ve eğlenceli matematik keşifleri yaşadılar.

Stuttgart ile Münih arasında bulunan ve Almanya’nın en eğlenceli tematik parklarından biri olan Legoland’de Roller Coster hız treni, Su Atraksiyonları gibi çeşitli aktivitelere katılıp Lego Fabrikası ve  Avrupa’nın en önemli şehir ve anıtlarının 20’de 1 büyüklüğünde 25 milyon lego parçasından oluşturulmuş minyatürlerini gördüler.

Frankfurt ve Münih şehir turları ile Goethe’nin Evi, Frankfurt Katedrali, Römer, Commerzbank Kulesi, eski belediye sarayı, yeni belediye sarayı, Meryem Ana Kilisesi’ni gezen öğrencilerimiz, son olarak 1916 yılında kurulan otomobil, motosiklet, motor ve bisiklet üreticisi  BMW’nin müzesini ve son modellerinin bulunduğu BMW Welt’i ziyaret ettiler.

 “6. Sınıf Öğrencilerimiz Mathematikum Müzesi  ve Legoland için Almanya’daydı” adlı Facebook fotoğraf albümümüze buradan ulaşabilirsiniz.

 

Terakki'de Kütüphane Şenlikleri

İlkokul ve ortaokul öğrencilerimiz; 08 – 10 Mayıs tarihleri arasında Tepeören Yerleşkemizde, 13 – 15 Mayıs tarihleri arasında ise Levent Yerleşkemizde gerçekleştirdiğimiz Kütüphane Şenliklerimizde çeşitli kültür ve sanat etkinlikleriyle buluştu.

Öğrencilerimiz; çeşitli yayınevlerinin katıldığı kitap fuarından, tiyatro gösterilerine, yazar söyleşilerinden, çocuk yogasına,  müzik dinletisinden, kitap tanıtımlarına ve resim sergisine kadar yayılan etkinliklerde aktif rol alarak yaşayarak öğrenme ve deneyim kazanma şansı yakaladılar. Final Kültür Sanat Yayınları, Pearson Yayınları, Tudem Yayınları, Kelime Yayınları, Orient Express, Venüsya Yayınları, Okuma Ajansı, Kırmızı Kedi Yayınevi, Günışığı Kitaplığı, Redhouse – Sev Yayınları, Çizmeli Kedi Yayınevi, İzlenim Sanat Kitapları’nın katıldığı şenliğin geleneksel kitap fuarında çocuk edebiyatının seçkin ve nitelikli eserlerini incelediler.

Şenliğin ilgi çeken aktivitelerinden 2. sınıf öğrencilerimize yönelik “Vaay, Panama Ne Güzelmiş!” adlı kitabın çocuk yogası, Drama Eğitmenimiz Hafize Çınar Güner’in eğitmenliğinde gerçekleşti. Kelime Çocuk Oyunları Atölyesi’nin “Janosch Hadi Gel Hazine Bulalım!” adlı tiyatroyu izleyen 1. sınıf öğrencilerimiz ise hem eğlendiler hem de arkadaşlık üzerine düşündüler.

1.sınıf öğrencilerimiz yazar Çiğdem Odabaşı ile çevre kirliği, çevreyi koruma ve değerler hakkında interaktif bir söyleşi gerçekleştirerek kitaplarını yazara imzalattılar. Anaokulu 5 ve 6 yaş grubu çocuklarımız, Yazar Şebnem Oral ile yaptıkları “Müzikli Masal Sepeti” adlı gösteride masalları hem Türkçe hem de İngilizce olarak müzik eşliğinde dinlediler.

3,4 ve 5. sınıf öğrencilerimiz, sanat tarihçisi Nihal Elvan Erturan ile görsel sanatların ilk çağlardan günümüze kadar olan yolculuğunu konu alan “Mağara Resminden Günümüze Sanat” sunumunu izleyerek sanat akımları ve sanatçılar hakkında yeni bilgiler edindiler. Kütüphanemizde 4. sınıf öğrencilerimizle bir araya gelen Süper Penguen Dergisi çizerlerinden Doruktan Turan, ve Yazı işleri Müdürü Selin Feldman derginin hazırlanma aşamasıyla ile ilgili bir sunum gerçekleştirdiler.

4. sınıf öğrencilerimiz, veli-öğrenci işbirliği ile okuyup hazırladıkları sunumlarını velisiyle beraber sınıf ortamında arkadaşlarıyla paylaştılar. 5. sınıf öğrencilerimiz okudukları Orhan Kemal’in “Çikolata” adlı öyküsünü “okuma radyosu” şeklinde arkadaşlarına sundular. 1, 2 ve 3. sınıf öğrencilerimiz ise okudukları kitaplar içinden seçtikleri bir kitabın; konusunu, karakterlerini ve ana fikrini kendi hazırladıkları görsel sunumlarla arkadaşlarına tanıttılar. Anaokulu 6 yaş grubu çocuklarımız, kütüphanemizin bahçesinde lise öğrencilerimizin onlar için hazırladığı kuklalı masal anlatım etkinliğini ilgiyle izlediler.

Sualtı Temizlik Hareketi Derneği’nin deniz kirliliğine farkındalık kazandıran “Konuşan Balık” adlı resim sergisi ve ortaokul öğrencilerimizin açık havada gerçekleştirdiği perküsyon gösterisi de etkinliklere renk katmış oldu.

“Terakki’de Kütüphane Şenlikleri” adlı Facebook fotoğraf albümümüze buradan ulaşabilirsiniz.

Emek ve Karşılığı

Levent Yerleşkemizden öğrencimiz Eda Koç (8F), T.C. Başbakanlık Sermaye Piyasa Kurulu’nun il genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği “Gençlikte taş taşı, ihtiyarlıkta ye aşı” konulu kompozisyon yarışmasında “Emek ve Karşılığı” adlı yazısıyla ilçe birincisi oldu.

Emek ve Karşılığı

Siz, hiç emek harcamadan kazanılan başarı,  hiç çalışmadan diploma alan  öğrenci gördünüz mü?

Sizler hiç dokunulmadan, çimentoya bulaşmadan, işçisiz, mimarsız yükselen binada yaşadınız mı?

Bir amacımız olduğu zaman, o amaç uğruna uğraş veririz. Yaptığımız işin niteliği ne olursa olsun o işin sonuçlanması için didinir dururuz. Zorluklar karşısında pes ettiğimiz  zamanlarda  ara verir  ve  dinleniriz. Sonra kaldığımız yerden mücadeleye devam ederiz. Çalışmamızın sonucunda da  mutlaka bir ürün elde ederiz. Para kazanırız, mal alırız, diploma sahibi oluruz. Tüm bu çabaların ise tek bir  amacı vardır: Rahat etmek, gelecekte  sıkıntıya düşmemek.

İnsan yaşamı gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi evreleri içinde barındıran bir süreçtir. Bu sürecin nasıl kullanıldığı ve bu kullanım sonucu elde edilecek kazanç kişinin emeğine, isteğine, yeteneğine, göstereceği çabaya  bağlıdır.

İnsan yaşamının en zinde, sağlıklı, üretken olduğu dönem gençliktir. Aldığımız eğitim için harcanan süreyi göz önüne alırsak yaklaşık  yirmi beş yıl  hayata hazırlanma sürecidir.

Bu sürecin sonunda seçtiğimiz meslek dalında ilerlemeye, emeği ürüne dönüştürmeye başlarız. Para kazanırız. Kazandığımız para miktarı ne olursa olsun birikim yapmak için çabalarız. Birikimlerimiz doğrultusunda daha iyi koşullarda yaşamak isteriz. Evimiz yoksa ev alırız, varsa daha büyüğünü ve güzelini tercih etmek isteriz. Araba alırız, çocuklarımızı iyi okullarda, iyi şartlarda okutmak isteriz. Yaşadığımız yer eğer isteklerimizi karşılayamıyorsa o yerden göç ederiz.  Eşimize, çocuklarımıza, ailemize katkıda bulunmak için maddi manevi desteğimizi sunarız.

Gençlik döneminde insan vücudu doğal olarak daha sağlıklı, daha enerjik ve üretkendir. Zihinsel kapasitemizin, yaratıcılığımızın en olgun olduğu dönem bu dönemdir.

Bir araba motoru düşünün. Yeni bir arabanın motoru ile yıllarca kullanılarak yıpranmış arabanın motoru nasıl farklı olursa insan bedeni de yıllara bağlı olarak yorulur, yıpranır. Yaşlılık döneminde gösterilen çaba ne kadar çok olursa olsun gençlik dönemindeki çaba kadar üretime dönüşemez. Zihin ve beden yorgundur çünkü.

Gençlik döneminde elde edilen birikimler yaşlılık döneminde kişinin yaşamını sağlıklı, huzurlu sürdürmesi için destek olur. Gelecek korkusu duymadan yaşam standardını ancak gençlikteki birikimler sayesinde koruyabiliriz.

Ağustos böceği ile karınca hikâyesini hepimiz biliriz. Sıcak bunalımlı yaz günlerinde karınca kışı, yani geleceğini düşünerek harıl harıl çalışır. Oysa ağustos böceği için gelecek kavramı o an için önemsizdir. Eğlenir, gezer, tozar. Aradan bir süre geçip soğuklar başlayınca ağustos böceği için kâbus başlamıştır. Karınca karnı tok, mutlu, korkusuz yaşarken ağustos böceği biçare ve açtır. Aslında bu, insanlar için bir ibretlik bir öyküdür.

Bugün sokaklarda dilenen, devlet korumasına muhtaç kalan çaresiz pek çok yaşlımız, yakınlarına güvenerek tembellik ederek çalışmayan, birikim sağlamayan insanlarımızdır.

Gelecekte güven, huzur ve mutluluk içinde yaşamak istiyorsak çalışan taraftan olmaya özen gösterelim. Çalışmak başta zor gelecektir, tembel olan insanları gördükçe özenecekseniz belki, hatta vazgeçip onların yolunu izlemeye kalkacaksınız.

Ancak böyle bir durumda kendi kuyunuzu kendiniz kazdığınızı da unutmayın, çünkü tembellik size sadece geçici bir rahatlık verecektir. Küçük çaplı bir yalanla sizi rahatlıkla kandırabilir tembellik, bu yüzden kurtulması çok zor olur. Çalışmak başlangıçta yorucu görünebilir.  Unutmayalım ki bugün harcanan emekler, bugün taşınan taşlar gelecekte bizlere rahatlık, huzur, güven, mutluluk ve aş olarak geri dönecektir.Pharmacy online australia

Sonrasında ise bizlere gülümsemek kalacaktır.

Eda Koç (8F)

Harikalar Diyarına Yolculuk

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz İmre Yıldırım (5E), Şile 75. Yıl Ortaokulu’nun il genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği  “Çocuk Edebiyatı Öykü Yazma Yarışması”nda “Harikalar Diyarı’na Yolculuk” adlı öyküsüyle il birincisi oldu.


Harikalar Diyarı’na Yolculuk

Sabah kahvaltısından sonra masanın altından bir ses duydum. Eğilip baktım ki ne göreyim bir küçük kızla bir tavşan… Kız “benim adım Alice,” dedi,” Bizimle gelirsen sana çok seveceğin bir şey göstereceğiz…” Annem salona gitmişti, bizi görmedi. Ben Alice’le tavşanı izledim, birlikte benim  odama gittik. Elbise dolabımın içinde kocaman bir delik varmış, daha önce fark etmemiştim. “İşte bizim dünyamıza buradan giriliyor” dedi Alice. Üçümüz birden bu delikten aşağıya indik ve neler oldu neler…

Delikten aşağı indiğimde tek görebildiğim yeşillikti. Bir ağaçtan sarkan sarmaşıklara bakarken aklımdan çılgınca sorular geçiyordu. ‘Burası neresi? Neredeyim ben? Neden Alice adlı kız beni buraya getirdi? Bu tavşan neden yarım metre uzunluğunda? Ayrıca neden kıyafet giyiyor?’

Alice sanki beynimde oluşan bütün soruları okuyabiliyormuş gibi ela gözlerini bana dikti. O güzel gözleri ağaçların yapraklarıyla aynı renkti. Kızıl saçlarını savurdu ve yüzü parladı. İtiraf etmeliyim ki ona hayran kalmıştım. Alice gülümseyerek: ‘Biliyorum, şu an aklında onlarca soru var. Merak etme, tavşan bütün sorularını yanıtlayacak.’

Bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bakışlarımı dev tavşana çevirdim. Tavşan sırıtıyordu. ‘Ta-tavşan ko-konuşabiliyor muydu?’ diye kekelemekten başka bir şey yapamadım. Tavşan aniden konuşmaya başladı: ‘Aaa, tabii ki konuşabilirim. Biz Harikalar Diyarı’ndan geliyoruz dostum, orada her şey olur!’ Şaşkınlıkla Harikalar Diyarı’nın ne olduğunu sordum. O da göğsünü şişire şişire: ‘Haydi ama birkaç dakikaya Harikalar Diyarı’ndayız. Yoksa otobüs mü bekliyorsun?’ dedi dalga geçermişçesine. Tavşanın taklidini yaptım: ‘Hiydi ama birkiç dikikiyi Hirikilir Diyirindiyiz.’ Alice ve ben gülmeye başladık. Tavşan ise somurtuyordu.

Yola devam ederken ‘Bana Bay Tavşan de’ diyerek ciddileşti. ‘Tamam Bay Tivşin’ dedim aksanını taklit ederek. Önümdeki yaprak kümesini dağıtırken Alice’e döndüm. ‘Bana hiçbir şey anlatmadınız hala!’ dedim soluk soluğa. Alice ise sakindi. ‘Sakin ol Defne’ dedi.  Ben ise meraklanmıştım. ‘Vay, adımı nereden biliyorsun?’ diye sordum. Bay Tavşan kendi kendine taklidimi yapıp gülerken Alice: ‘Senin hakkında daha çok şey biliyoruz. Mesela sekiz yaşında bir kızsın. En sevdiğin şey kitap okumak. Şaşırmıştım. Bunlar haksızlıktı! Onlar benim hakkımda her şeyi biliyordu. Ben ise onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Adları hariç.

Uzun bir yol sonrası soluk soluğa kalmıştık. Aniden Alice parmağıyla bir yer gösterdi ve bağırdı: ‘Harikalar Diyarı’na geldik!’ Tavşan zıplamaya başladı. Ben ise küçük dilimi yutacaktım! Kalbim  dışarı fırlayabilecekmiş gibi atıyordu. Burası harikaydı! Havada bir ejderha uçuyor, dev bir şato tüm asaletiyle karşımda dikiliyordu. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler bana el sallıyordu. Kırmızı Başlıklı Kız, anneannesi ile kırda yürüyüşe çıkmıştı. Külkedisi, yüzündeki külleri temizliyordu. Keloğlan, ona tarak satmaya çalışan bir satıcıyla konuşuyordu.

Burası müthişti ama bir şeyler yolunda değildi sanki. Gördüğüm kahramanlar somurtuyordu nedense. Kuşlar, ötmek istemiyor, güneş bile etrafı aydınlatıp aydınlatmamakta kararsızlık yaşıyordu. Bu kitaplardaki Harikalar Diyarı olamazdı.

‘Buraya ne olmuş böyle?’ diyerek Alice’e üzgünce baktım. Alice de bu manzarayı tekrar görmenin keyifsizliği ile bana baktı: “Şimdi seni buranın başkanı Bay Kitap Kurdu’na götüreceğiz. O her şeyi sana anlatacak.” Tavşan kolumdan tutup şatoya sürüklerken söylenmeye devam ediyordu: ‘Gün geçtikçe kötüleşiyor, yakında yok olacak!’ diye mırıldanıyordu.

Şatonun dev kapısından içeri girdim. Bay Tavşan ve Alice beni dev bir odaya bırakıp gittiler. Odanın dev duvarlarını ve ihtişamını kaybetmiş mobilyalarını incelerken yaşlı bir adam girdi içeri. Beni bir koltuğa oturttu. Sevecen birisi gibi görünüyordu ancak çok üzgündü. Yaklaşık doksan yaşlarında gibi görünüyordu. “Merhaba Defne!” dedi bana. Gülümsemeye çalışıyordu.‘Seninle çok önemli bir konu konuşacağız.” Oturdu. Kendisine “Bay Kitap Kurdu” diyebileceğimi söyledi ve anlatmaya başladı.

Buranın adı Harikalar Diyarı’ymış. Bütün kitap kahramanları burada yaşarmış. Sindirella’dan Kurabiye Adam’a kadar… Burası, çocuklar kitap okuyunca neşelenirmiş, hayat bulurmuş. Ancak geçenlerde benim okuldaki yaşıtlarımın hiç kitap okumadıklarını fark etmişler. Bunun üzerine bütün ülke karanlığa bürünmüş. Yavaş yavaş güçlerini kaybediyorlarmış. Okulumdaki arkadaşlarıma kitap sevgisi kazandırmam için uzun süre gözlem yaptıktan sonra –Kitap okumayı daha önce de çok sevdiğimi söylemiştim, değil mi?- beni seçmişler.

Bay Kitap Kurdu’nun  sözleri beni şaşırtmıştı. “Bu zor bir görev.” dedi Bay Kitap Kurdu. “Bu görev için de seni seçtik. Okulundaki yaşıt arkadaşlarına kitap sevgisini kazandırmalısın. Ayrıca buna dair üç kanıt getirmelisin. Bunu yapabilir misin Defne? Lütfen kabul et, yardımına çok ihtiyacımız var!” Heyecanla görevi kabul ettim. Bay Kitap Kurdu bana çok teşekkür edip elini çırptı. Ardımdan da bağırdı: “Bay Tavşan sana yardım edecek. Unutma bu gizli bir görev, kimseye bahsetmemelisin. Görüşmek üzere!”

Bir anda kendimi odamda buldum. Kucağımda da Bay Tavşan vardı. Küçülmüş ve normal bir tavşan haline gelmişti. Onu severken Bay Tavşan kucağımdan ok gibi fırladı. “Hey, küçülmüş olabilirim ama hala konuşabiliyorum!” diye bağırdı. Kıkırdadım. Düşünceli düşünceli camdan dışarı baktım. “Artık yatmalıyım, akşam olmuş.” dedim ve Bay Tavşan’ı sepete yatırıp uykuya daldım.

Sabah her zamankinden daha heyecanlı uyandım. Omzumdan aşağı dökülen saçlarımı taradım. Okul üniformalarımı giydim. Bay Tavşan’ı sırt çantama atıp kahvaltımı yaptım. Bay Tavşan’a bir havuç verdim. İkinci bir havuç için çok ısrar etti ve sonunda ikinci havucunu verip otobüse bindim. Neyse ki annem ve babam tavşanı çantama koyarken ve ona gizlice havuç verirken beni görmediler.

Sınıfa geldim. Sınıftaki kitaplık darmadağınıktı. Kimsenin o kitapları okumadığına emindim. Teneffüste birkaç arkadaşıma bugüne kadar kaç kitap okuduklarını sordum. Çoğu sadece bir ya da iki kitap okumuştu ya da hiç okumamışlardı. Kitap okumayan arkadaşlarım zaten hemen kendilerini belli ediyordu. Akıcı konuşamıyorlardı ve diğer yazıları okurken zorlanıyorlardı. Ben ise sular seller gibi konuşuyor ve her yazıyı okuyabiliyordum. Her gün en az yirmi sayfa okurdum.

Bay Tavşan’ı çantamdan çıkarıp gizlice tuvalete gittim. Bay Tavşan ile arkadaşlarıma okuma sevgisi kazandırabilmek için ne yapabileceğimi konuştum. En sonunda bir karara vardık! Kütüphanede bir okuma şöleni düzenleyecektik. Orada da herkese okuma sevgisini kazandıracaktık! En azından çalışacaktık.

Bay Tavşan ile ben eve gittiğimizde kalem ve kâğıtları çıkardık. Okuma şölenine afişler hazırlayacaktık. Ancak afişlerimiz öyle güzel olmalıydı ki okumayı sevmeyenler bile çok etkilenip katılsın! Neyse ki Bay Tavşan çok yaratıcıydı. Lambanın üzerine çıkıp kuşbakışı bana ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Ne zaman yanlış bir şey yapsam sinirleniyordu. Ben ise kahkahalarıma engel olamıyordum. Onun o tatlı görünüşüyle bana öfkelenmesi çok komikti.

Afişler bittiğinde çok yorulmuştum ama iyi bir iş çıkarmıştık! Afişler gerçekten her türden çocuğu kitap şölenine çekebilecekti. Bay Tavşan sepetine girdi. Ben de pijamalarımı giyip saçlarımı tararken aklıma bir fikir geldi. “Bay Tavşan, yarın için çok güzel bir fikrim var ama sürpriz. Senin de benim için bir şey yapman lazım. Alice’i çağırır mısın?” diye sordum.

Bay Tavşan önce Alice’i çağırmaya hiç uğraşamayacağını söyledi ama yapacağım şeyi o kadar merak etmişti ki kabul etti. En sonunda da Alice ile görüştü ve Alice’i gelmeye ikna etmeyi başardı. Alice yarın öğleden sonra okula gelecekti!

Ertesi gün, okula geldiğimde afişleri öğretmenlerden izin alıp okulun duvarlarına astım. Öğretmenler ise beni böyle bir iş yaptığım için tebrik etti. Daha iki ders geçmemişti ki bütün arkadaşlarım kütüphane şenliği hakkında konuşuyordu. Ardından Bay Tavşan ile kütüphaneye koşarak gittik. Bay Tavşan’ı rafların arasına koydum. Biraz sonra çocuklar geldi. İlk önce hepsini masalara oturttum. Ardından konuşmaya başladım. Bu konuşmada kitap okumanın nasıl eğlenceli bir iş olduğunu anlattım. Ayrıca faydalarından da bahsettim.

Konuşmam bitince kapı çaldı. Alice gelmişti. Alice’i komşum olarak tanıttım. Adının da Sophia olduğunu uydurdum. Okuduğu bir kitabı anlatmasını istedim. Alice’e göz kırptım. Alice de gülümsedi. Hemen “Alice Harikalar Diyarı’nda” adlı kitabı anlatmaya başladı. Bütün herkes onu heyecanla dinliyordu. Muhteşem anlatıyordu çünkü anlattığı her şeyi bizzat kendi yaşamıştı. Tavşanı rafların arasından almasıyla çocuklar daha da heyecanlandı! Tabii ki tavşan konuşmadı. Bütün çocuklar Alice’e ve anlattığı kitaba hayran kaldı. Gösteri bitince büyük bir alkış koptu.

Gösteriden sonra her çocuğa kütüphaneden kendi zevklerine göre bir kitap seçmelerine yardım ettim. Çocuklar heyecanla kitaplarını okurken fotoğraflarını çektim. Herkes kitabını bitirince de onlara okudukları kitaplarla ilgili bir rapor hazırlamalarını rica ettim. Benim aklım  rafların arasında afişini gördüğüm kitaptaydı. O kitap çok ilgimi çekmişti. Merak uyandırıcı bir kapağı vardı. Ne yazık ki kütüphanede bulamadım. Biraz üzüldüm ama diğer çocukların kitap okuması beni fazlasıyla mutlu etmişti. Kütüphane şöleni bittiğinde çocuklar bir kitap ödünç alıp bana çok teşekkür ettiler ve kitapların düşündükleri kadar sıkıcı olmadığını fark ettiklerini söylediler. Çok mutluydum. Alice ve Bay Tavşan da beni tebrik etti. Görevimi başarıyla tamamlamıştım!

Eve döndüğümde dolabımdaki delikten Harikalar Diyarı’na doğru yolculuğa çıktım.

Harikalar Diyarı’na vardığımda her şey masallardaki ihtişamına kavuşmuştu. Herkes çok neşeliydi. Bütün kahramanlar bana çok teşekkür etti. Sonunda Bay Kitap Kurdu’yla görüşmeye gittim.

Bay Kitap Kurdu çok mutluydu ve somurtmuyordu. Ona topladığım bütün kanıtları verdim. Bir arkadaşımın yazdığı kitap özetini, kitap raporlarını, başka bir arkadaşımın kitabını heyecanla diğer arkadaşlarına anlatırken çektiğim videosunu ve herkes kitap okurken çektiğim bir fotoğrafı! “Tebrikler Defne! Zor ve önemli bir görevi başardın. Ne kadar teşekkür etsek azdır. Sana bir ödül vermek istiyorum.” dedi ve benim kütüphanede bulamadığım ve merak ettiğim kitabı bana verdi. Çok mutlu oldum ve teşekkür ettim. Alice ve Bay Tavşan da çocuklara okuma sevgisi kazandırdıkları için çok mutlu olmuşlardı.
Bana teşekkür ettiler.

Bütün herkesle vedalaştım ve Bay Kitap Kurdu elini çırptığında kendimi odamda buldum. Kendimle gurur duyuyordum.

Yardım etmenin sevinciyle yatağıma uzanıp bana verilen kitabı okumaya başladım. Yeni bir dünyaya doğru eğlenceli bir yolculuğa yelken açtım.

İmre Yıldırım (5E)