Öğrencilerimiz Fransa ve İsviçre’deydi

0

8. sınıf öğrencilerimiz, 16 – 20 Mayıs tarihleri arasında Fransa ve İsviçre’nin önemli merkezlerini kapsayan bir gezi yaptı.

Gezmeye Paris’ten başlayarak Montmartre, Champs Elysees, Eiffel gibi Paris’in ünlü yerlerini görme fırsatı bulan öğrencilerimiz, ikinci günlerinde Disneyland’da sınav yorgunluklarını eğlenerek attılar. Paris’ten hızlı trenle Lozan’a geçtikten sonra bir şehir turu yaptılar, Lozan Barış Antlaşması’nın yapıldığı oteli ziyaret ettiler.

Montrö ve Vevey şehirlerinde Nestle Çikolata Fabrikası ve Gruyere’s Kasabası’nı gezen öğrencilerimiz, Cenevre’deki CERN araştırma merkezinde tüm gün inceleme gezisi yaptılar, Doğa Tarihi Müzesi’ni gezdiler ve Cenevre şehir turu yaptılar.

Bu gezide İngilizce ve Fransızca dil becerilerini kullanma fırsatı bulan öğrencilerimiz, sosyal ve fen derslerinde öğrendikleri bilgileri yaşayarak öğrenmenin hayatı nasıl zenginleştirdiğini deneyimleme şansını yakaladılar.

Terakki Tarih Günleri’nin Konukları Ferhat Kentel ve Kahraman Şakul Oldu

0

Terakki’nin 15 – 16 Mayıs’ta ev sahipliğini yaptığı gelenekselleşen Terakki Tarih Günleri’nin on altıncısının konusu “Felaketi Yüzüncü Yılında Anmak” başlığı altında Birinci Dünya Savaşı oldu. Misafir okullar ise İstanbul Amerikan Robert Lisesi ve  Nişantaşı Işık Lisesi’ydi.

Bundan 15 yıl önce Osmanlı’yı kendisine konu edinerek başlayan Terakki Tarih Günleri, ilgi alanlarını tarihsel mekanlar, kimlikler ve dönemlerden, tarihsel kavramlara doğru yöneltti. Son yıllarında bir yandan “milliyetçilik, yurttaşlık, demokratikleşme, hoşgörü, öteki” gibi günümüzün şartlanmışlıklarla, önyargılarla dolu kavramlarını ve bu kavramlara bağlı sorunlarını konu edinmeye ve tartışmaya açarken, bir yandan da “hoşgörülü olmak, eleştiri kültürüne sahip olmak, farklılıkları yaşatmak, özgürleşmek” gibi ülkemiz ve dünyamız insanlarının ihtiyaç duyduğu değerleri, tarihsel bir perspektiften bakarak anlamaya ve anlatmaya çalıştı.

Etkinliğin birinci gününde okullar sunumlarını yaptılar ve bu sunumlarla ilgili öğrenci arkadaşlarından gelen soruları cevapladılar.

Etkinliğin ikinci gününde  atölye çalışmasında savaşın anlamını ele alan öğrenciler, “Savaş ne zaman anlam kazanır?”, “Savaşa anlamlar yüklenmesinin ve bu doğrultuda insanların birbirlerini öldürmesinin koşulları nasıl hazırlanır?”, “Savaşı anlamsız hale getirmenin koşulları nelerdir?” sorularına cevap aradılar. Bu çalışma sonucunda duyuracakları bir bildirge hazırladılar. Aynı gün öğleden sonra ise İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferhat Kentel ve Yrd. Doç. Dr. Kahraman Şakul konu ile ilgili birikimini öğrencilerle paylaştı.

Yrd. Doç. Dr. Kahraman Şakul, Çanakkale Savaşı’na odaklanarak, özellikle Dünya savaşı ile ilgili önyargılara, şartlanmışlıklara ve çarpıtmalara dayalı bilgilendirmenin etkilerinden söz etti. Bu bilgilendirme ile ilgili dünyadan ve Türkiye’den örnekler verdi. Prof. Dr. Ferhat Kentel ise savaşın sosyolojisinden söz ederken, savaşı oluşturan tüm etkenlerle ilgili görüşlerini aktardı. Bu etkenlerin oluşturduğu sistemlerin ve ideolojilerin savaşı nasıl kaçınılmaz hale getirdiğinden söz etti. Akademisyenler öğrencilerden gelen soruları cevaplayarak, konuşmalarına son verdiler.

Misafir okullar ve Terakkili öğrencilerin atölye çalışmasında ortaya çıkardıkları bildirge, “son söz gençlerin olmalı” anlayışı doğrultusunda duyurulduktan sonra  “Terakki Tarih Günleri 16” sona erdi.

Mayıs 2014

Mobil Uygulamamız “Bölme Akademisi” Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’ndaydı

0

Ortaokul Matematik Öğretmenlerimiz Başak Uzunali, Burçak Sürmeli, Dilek Ustaoğlu, Özlem Çelik ve Seda Özcan ile Eğitim Teknoloğumuz Demet Küyük’ün geliştirdiği Bölme Akademisi adlı mobil uygulama, 3 Mayıs Cumartesi günü Sabancı Üniversitesi’nin düzenlediği “ERG-Eğitimde İyi Örnekler” konferansında poster sunumu olarak yerini aldı.

Öğrencilerimizin, teknolojik gelişmelere büyük merak duymaları ve bu yenilikleri hızla hayatlarının bir parçası haline getirmeleri, öğretmenlerimizin eğitim anlayışını etkileyerek onların iletişim teknolojilerini, öğrenimin sağlanması veya pekiştirilmesi için bir araç haline getirmelerini sağlıyor. Mobil teknolojilerinin bu düzeyde erişilebilir hale gelmesi ise öğrencilere yer ve zamandan bağımsız, bireysel öğrenme imkanı yaratıyor.

Bölme işlemi, öğrencilerin ilerde öğreneceği birçok konuya ön koşul kazanımlar içermekte ve günlük yaşam becerilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmakta. 4, 5 ve 6. sınıf öğrencileri için geliştirilen bu mobil uygulama, öğrencilerin küçük yaşta bölme işlemine yönelik kavram ve işlem becerilerinin geliştirilmesini ve konu kazanımlarına eksiksiz bir şekilde erişimini sağlamasına yardımcı oluyor.

5. sınıflar Yaratıcı Zihinler Kulübü öğrencilerimizin test çalışmalarını yaptığı, 3, 4 ve 5. sınıf öğrencilerimizin ise seslendirme çalışmalarına katkı sağladığı bu mobil uygulamada oyunun öğrenmeye güdüleme etkisinden faydalanılarak bölme işlemi ve matematik dersine karşı olumlu tutum geliştirilmesi hedeflendi.

“Bölme Akademisi” adlı mobil uygulamayı, “Terakki” veya “Bölme Akademisi” anahtar kelimeleriyle App Store ve Google Play üzerinden ücretsiz indirebilirsiniz.

 

Programlama Kulübümüz Microsoft’taydı

0

Programlama Kulubü öğrencilerimiz, Bilişim Teknolojileri öğretmenimiz Büşra Zorba ile 25 Nisan’da Microsoft’u ziyaret etti.

21. yy becerileri arasında bulunan algoritmik düşünme ve etkin problem çözebilmeye yardımcı olan programlama kulübünde öğrencilerimiz Microsoft’ta çalışan yazılım mühendisleri ile keyifli bir gün geçirdiler.

Sene boyunca kulüpteki çalışmalarını paylaşan öğrencilerimiz geleceğin programcısı olmak adına yapmış oldukları bu gezide bir Microsoft çalışanının iş gününün nasıl geçtiği hakkında fikir sahibi oldu. Gezi sırasında lise ve üniversite öğrencilerine yönelik yaz kampları hakkında bilgi edinerek yaz tatillerini değerlendirebilecekleri alternatif çözümlere de sahip olma fırsatını yakaladılar.

Laboratuvar Kardeşliği IV Projesinin Etkinlikleri Başladı

0

Terakki’nin 130 yılı aşan bilim, sanat, kültür alanındaki birikimini çevresiyle paylaştığı 130+ Projesi kapsamında yer alan ve Kimya Bölümümüzün bu yıl dördüncüsünü düzenlediği Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesi’nin etkinlikleri, 25 Nisan Cuma günü Tuzla Rotary  İşitme Engeliler Ortaokulu’ndan 14 öğrenci ve 3 öğretmenin katılımı ile başladı.

Kimya Bölümümüz, 2011 yılından beri düzenlediği Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesi kapsamında öğretmenlerinin deneyimini, öğrencilerinin bilgilerini ve laboratuvar donanımını İstanbul’un mevcut laboratuvar dersliklerinde deney yapma imkanına ve koşullarına sahip olamayan kardeş okullarla paylaşıyor.

Bu yıl kimya laboratuvarımızda deneylerin uygulanması sırasında kimya bölümü öğretmenlerimiz ve Fen Lisesi 10. sınıf öğrencilerimiz konuk öğrencilerimize rehberlik ettiler. Misafirlerimiz, öğrencilerimizle beraber ortaokul öğretim programından seçilen “Kimyasal Değişimler ve Kütle Korunumu” , “Asitler ve Bazların Özellikleri”  “KClO3 Ayrışması”, ve “Periyodik Özellikler” adlı deneylerin yanı sıra “Gümüş Ayna” ve “Sonsuz Köpük” adlı interaktif gösteri deneylerini yaptılar.

Kimya Bölümümüz, Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesi kapsamında 10 – 24 Mayıs tarihleri arasında 7 farklı liseyi misafir ederek Terakkili genç kimyacılar ile proje uygulamamızın 2014 yılı etkinliklerini sürdürmeye devam edecek.

Nisan 2014

Okul Seçimine Dikkat

Okul seçiminde anne babaların çocuklarının özelliklerini iyi bilmeleri ve kendi hayallerinin peşinden değil çocuklarının gerçeğinden hareket etmeleri öneriliyor.

Çocuklarının iyi bir egitim almasını isteyen veliler açısından her yılın Nisan ve Mayıs ayları zorlu bir sürecin baslangıcını ifade ediyor. Çocuklarına iyi bir egitim saglamanın yanı sıra kaliteli bir sosyal çevre edinmesini de hedefleyen velilerin okul tercihlerinde nelere dikkat etmesi gerektigini Terakki Vakfı Okulları Rehberlik Uzmanı Alpaslan Dartan sıraladı:

BİR BÜTÜN OLARAK DÜŞÜNÜLMELİ: Okul yasamı çocugun ve gencin edindigi deneyimlerin gelistirilmesine fırsat tanıyan bir alan olarak tanımlanabilir. Her ne kadar okul, akademik ögrenmelerin asıl hedef olarak kondugu bir yasamsal alan olsa da, onu var eden ögretmen, ögrenci ve veliler olmadan düsünülemez. Okulu, okul yapan, bir yandan kapsayan ve çevreleyen kendi fiziksel alanı iken (okul binası, bahçesi, sınıfları vs), bu fiziksel alanın canlı, isler ve islevsel kılan ise ögrencinin ve ögretmenin varlıgıdır. Ögretmenlerle ögrenciler arasındaki bu iliski kusaklar arası bir alısverisi simgeler, okulları da dünden bugüne bugünden gelecege tasıyan bu alısverise tanıklık eden ögrencileri ve ögretmenleridir.
PSİKOLOJIK HAZIRLIK DA ÖNEMLİ Okula baslama kronolojik bir süreci ifade etse de içerisinde sosyal, duygusal ve ruhsal olan pek çok degiskeni barındırır. Bu nedenle her anne baba okula baslama yası gelmis çocugu için dogru karar verme asamasında tereddüt yasar. Çünkü biyolojik yasın uygun olması çocugun okula baslaması için yeterli kosul degildir. Önemli olan bilissel, sosyal, duygusal ve ruhsal yönden yas düzeyinin beklentilerini yerine getirebilecek okul olgunluguna sahip olmasıdır.
TÜM BEKLENTİLER KARŞILANAMAZ:Devlet ya da özel, hangi okul seçilirse seçilsin çocugun okul yasamı sırasında ailelerin beklentilerinin tümünün karsılanması mümkün degildir. Anne babanın yetistigi çevre, egitim seviyesi, is hayatı ve edindigi yasam tecrübesi bu beklentileri büyütür ve çogaltır. Bu nedenle de her ailenin iyi okul kavramı birbirinden farklılık gösterir.
ÇOCUKLARINIZI İYİ TANIYIN: Çocuktan çocuga da iyi okul kavramı farklılık göstermektedir. Kimi çocuk için sıkı disiplinli, akademik olarak ögrenciyi zorlayan ve destekleyen okullar tercih nedeni olabilirken kimi çocuk için de daha rahat, sosyal yönü gelistiren okullar daha uygun seçenekler olabilmektedir. Bu nedenle okul seçiminde anne babaların karar vericiler olarak çocuklarının özelliklerini iyi bilmeleri ve kararlarını verirken kendi hayallerinin pesinden degil çocuklarının gerçeginden hareket etmeleri önem kazanır.
BÜTÜNSEL GÖZLE BAKILMALI:Bugün ülkemizde giderek bozulan egitim sistemi ile özellikle büyük sehirlerde artan kaliteli egitim sorunu, egitim sistemine bütünsel bir gözle bakılmasını ve dönüsümü zorunlu kılıyor. Anahtar kelime ise bu iyi okullarla ögrencilerin “gerçek hayatta karsılasabilecekleri durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme becerileriyle donanmalarını saglamak” oluyor.
SÜREÇ PROGRAMLANMALI: Anaokulundan üniversiteye günümüzün ve gelecegin egitim kurumlarının bu beklentiyi karsılayabilmesi için gelistiren bir egitim anlayısına ve felsefesine sahip olması ve yasam basarısının bilincinde olarak egitim süreçlerini programlaması ve sürdürmesi gerekmektedir.
OKUL TANITIMLARINA KATILIN:Son yıllarda birçok okul velilere bu önemli karar asamasında yardımcı olmak ve aynı anda çok sayıda anne-babaya kurumunu tanıtmak amacıyla “Okul Tanıtım Günleri” düzenlemektedir. Genellikle egitim-ögretim yılının ikinci döneminde Mart, Nisan ve Mayıs aylarında gerçeklesen bu toplantıların tarihlerini yazılı ve görsel basından takip edebilirsiniz.
OKULU ZIYARET EDİN: Anne babalara bu genel toplantıların yanında çocukları için düsündükleri okulları mutlaka ziyaret etmelerini ve yüz yüze bilgi almalarını öneriyoruz. Okul ziyaretlerini, okulda egitim- ögretimin oldugu zamanlarda yapılması velilere mümkün olabildigince her seyi gözlemleme fırsatı vermektedir. Ilk izleniminiz sizin için önemli bir ipucudur bu nedenle ayrıntıları kaçırmamaya çalısın.
ÖĞRETMEN KADROSUNU İNCELEYİN: Sürekli egitime inanan gerek bireysel gelisim gerekse kurumsal gelisim açısından ögretmenine olanaklar sunan kurumlar ögrencilerine de deger verir. Kurumda çalısan ögretmen ve yardımcı personelin mutlu ve islerini severek yapıyor olmaları da onların verimlerini artırır.
PDR SERVİSLERİ DE KRİTERDİR: Bir egitim kurumunda egitime destek birimlerin bulunup bulunmadıgı veliler için önemli bir tercih nedeni olmalıdır. Psikolojik Danısma ve Rehberlik Servisi uzmanları ögrenci psikolojisinden hareket eden ve gelisim psikolojisinin uygulama alanlarından destek alan çalısmaları ile ögrenciyi tanıma, yönlendirme ve bilgi sunma çalısmalarıyla hem ögrenciye hem de veliye önemli hizmetler sunmaktadır. Okuldaki PDR uzmanlarının sayısı, alan mezunu olmaları, deneyimleri, ilgilendikleri ögrenci sayıları velilerin ilgi alanına girmelidir.
ÖZEL ÖGRENCİLERLE ÇALIŞMA:Ülkemizde farklı ve özel ögrencilere yönelik çalısmalar yeterince gelisme alanı bulamamıstır. Pek çok okul yeni yeni üstün yetenekli çocukların gelisimleri ve egitimleriyle ilgilenmeye baslamıstır. Özellikle özel okulların Psikolojik Danısma ve Rehberlik Servislerine baglı çalısan destek birimler olusturdugunu görmekteyiz. Bu birimler hem ögrenme güçlügü olan ögrencilerle hem de üstün yetenekli çocuklarla çalısmaya baslamıslardır. Anne babalar çocuklarının özel durumlarının farkında olmayabilirler. Okullar ögrencilerinin bu farklılıklarını görüp gerekli yönlendirmeleri yapmalıdırlar.
YABANCI DİL EĞİTIMİ: Özellikle özel okul arayısında olan anne babaların tercihlerini etkileyen en önemli unsurlardan birisi çocuklarına yabancı dil becerisinin kazandırılmasıdır. Bu konuda yerli ya da yabancı okulların mezunlarının Orta Ögretimde ya da Üniversite düzeyinde hazırlık sınıflarını atlama yüzdeleri anne babalar için önemli bir referans olabilir.
SOSYAL ETKİNLİKLER: Pek çok yasanmıs basarı öyküsünün bir yerinde okul yıllarında gerçeklestirilen sosyal ve sportif aktivite mutlaka yer alır. Hatta bu var oluslar hem o günün hem de gelecegin insasında önemli referans kaynakları olurlar. Okul takımında oynamak, takımın kaptanlıgını yapmak, ögrenci birligine seçilmek veya baskanı olmak, okul gazetesi çıkarmak ya da tiyatro sahnesinde yer almak. Okul, ögrenciyi akademik yönden gelistirmeyi hedeflerken spordan sanata her alanda beslemeli ve gelistirmelidir.
EĞİTİM TEKNOLOJİLERİNİN KULLANIMI: Özel okullar ile devlet okulları arasında hem program hem de egitim araç gereçlerinin donanımı bakımından çok farklılıklar bulunmaktadır. Özel okullar arasında da nicelik ve nitelik açısından benzer farklılıklar bulunabilmektedir. Teknolojik sınıf donanımları, internet baglantısı, akıllı tahta kullanımı gibi pek çok araç gereç egitim ortamında ögrenme ve ögretme sürecini olumlu etkilemektedir. Bu tür donanımları okul ortamlarını gezdiginizde görme sansınız bulunmaktadır.
ÖLÇME VE DEGERLENDIRME BİRİMİ: Ögrenme süreçlerinin tasarlanması, planlanması, programa uygun ögrenme materyallerinin ve ölçme araçlarının gelistirilmesi süreci üzerinde durulması gereken önemli bir kriterdir. Pek çok okulda bu birimler ya yoktur ya da göstermelik olarak mevcuttur.
KÜTÜPHANE: Kitap, dergi, süreli yayınların sayısı ve yayınlarının ulastıgı kitle, bir okulun egitime bakısını gösterir. Kütüphaneyi ziyaret etmeniz size bir fikir edinme fırsatı yaratacaktır.
KAMUOYU ALGISI: Bir egitim kurumunun ismi farklı özellikleriyle kamuoyunda bir deger yaratır. Yaratılan bu algı eger olumlu ise o kuruma güven duyulabilir.
ÜST ÖGRENIME HAZIRLIK: Bir üst programa hazırlık çalısmalarının profesyonelce yürütülmesi, akademik ve sosyal alanlarda danısmanlık hizmetlerinin bulunması, Ortaögretime ve Yüksekögretime yönelik rehberlik hizmetlerinin kalitesi de okul seçiminde dikkat edeceginiz kriterler arasında yer almalıdır.
VELİ-OKUL İŞBİRLİĞİ: Veli ile dogru sekilde ve dogru zamanda kurulan iletisim ve isbirligi kurulması bir okulun önemli artılarındandır. Sınırlarını ve sorumluluklarını bilerek gerçeklestirilecek bilgi alısverisleri ögrenci basarısını artıracak, güven ortamını pekistirecek özelliklerdir. Gerektigi kadar açık ve seffaf egitim kurumu sorumlulukların esit paylasımını da beraberinde getirir.
LİSTEYİ GENİŞLETİP DARALTABİLİRSİNİZ: Belirtilen tüm bu kriterler çocugunuzun her yönüyle dogru seçilmis bir kurumda egitilmesi için önemli birer degisken. Sizler çocugunuzun özelliklerini bilerek ve bir öncelik sıralaması yaparak bu listeyi kendinize göre daraltabilir veya genisletebilirsiniz. Anne-babalık sadece fizyolojik bir bag degildir, içerdigi yogun duygusal bag ile her kosulda vazgeçilemeyen kosulsuz bir baglılıktır. Bu baglılık, çocuklar için okul seçimini dogru yapmak ile baslamadıgı gibi mezuniyetlerini görmekle de bitmeyecektir.

Haber 08 Mayıs 2014 tarihinde Sabah gazetesinde yayımlanmıştır.

 

Öğrencilerimiz Edinburgh Uluslararası Bilim Festivali’ndeydi

Lise ve fen lisesi öğrencilerimizden oluşan 17 kişilik grup, 16 – 20 Nisan tarihleri arasında öğretmenlerimiz eşliğinde İskoçya’nın Edinburgh şehrindeki dünyaca ünlü Edinburgh Uluslararası Bilim Festivali programına katıldılar.

Şehrin çeşitli yerlerinde bilimsel etkinliklere katılan öğrencilerimiz, İskoçya Ulusal Müzesi‘nde ilk klonlamayı yapan İskoçların ünlü koyunu Dolly’sini, 65 milyon yıl önce yaşamış 16-17 yaşlarında 12 metre uzunluğunda ve 6 metre yüksekliğindeki dünyanın en büyük ikinci  T.rex iskeletini gördüler. Ayrıca müzenin içindeki Grand Gallery’de teknolojinin en son ürünlerinden 3D yazıcıların neler yapabildiğine tanık oldular. Camera Obscura’da Edinburgh şehrinin panoramik manzarasını görüp, birbirinden ilginç optik deneyimler kazandılar. Chairns Lecture Theatre’da gerçekleştirilen Sensational Science Show’da “Genetik çalışmalarla bir süper kahraman oluşturulabilir mi?” sorusuna cevap arayan öğrencilerimiz, sahneye çıkarak etkinliğin bir parçası oldular.

Gün içinde Edinburgh Üniversitesi’nde okul turu yaparak üniversite hakkında merak ettikleri soruları sordular. City Art Center’da “Acil Servis” ve “Macera Robotları” adlı çalıştaylara katılan öğrencilerimiz, özellikle acil serviste müdahale kısmından çok keyif aldıklarını dile getirdiler. Öğrencilerimiz, Dynamic Earth’e giderek dünyanın geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği hakkında 4D ve 3D film gösterilerine katıldıktan sonra Hoyrood Park’ta trekking yaptılar. Son gün ziyaret edilen Edinburgh hayvanat bahçesinde ise öğrencilerimiz dev pandayı, zebraları, aslanları ve birçok hayvanı yakından görme fırsatı buldular.

 

Umut Kuşu

Havin, o gün de çok düşünceliydi. Gerçi buna pek şaşırmamıştı. Son zamanlarda sürekli dalıp gidiyordu. Evde temizlik yaparken, yoldayken, akrabalarla sohbet ederken… Aklı onu alıp başka yerlere götürüyordu. Bunun nedenini tam olarak bilmiyordu ama tahmin edebiliyordu: On dört yaşındayken kendinden yirmi yaş büyük biriyle evlendirilmek ve bu kadar gençken hayatının elinden alınması mutsuzluğunun en önemli nedeniydi.

Havin çok parlak ve neşeli bir kızdı aslında. Birçok arkadaşı vardı, ailesine ve çevresindekilere karşı saygılıydı. Çabuk olgunlaşmıştı. Tavırlarında kibirden ve şımarıklıktan eser yoktu. Ahlaklıydı, dürüsttü. İnsanlar ona güvenirdi. Güvenleri de boşuna çıkmazdı. Herhalde şu ana kadar bir kişi bile onun sözünden döndüğünü görmemişti. Söz verdiğinde tutar, tutamayacağı sözü de vermezdi. Yüreği pırıl pırıl bir insandı.

Fiziği de kişiliği kadar güzeldi. Kendine bakmasını da iyi biliyordu. Elmas kadar parlak dişleri, kömür karası gözleri vardı ve beline kadar gelen kestane rengi saçları rüzgâra kapılırdı. Bütün arkadaşlarını büyülerdi, hem karakteriyle, hem de  görünümüyle.

İşte böyle bir kızdı Havin.

Yolda yürürken yine derin düşüncelere dalmıştı. Aklını başka konularla oyalamaya çalıştı: Akşam yemeği için ne yapmalıydı? Daha yeni evlenmişti,  kocasını yeni yeni tanımaya başlıyordu. Bu yüzden kocasının sevdiği yemekleri tahmin etmeye çalıştı. Kocasının damak tadı hakkında emin olduğu bir şey varsa, o da pilavı çok sevdiği idi.

Pazara gitti akşam için pişireceği yemek alışverişi yaptı. Eve dönüş yolunda yapacağı işleri düşünürken sokak ortasında bir kuş gördü. Kuşu dikkatle inceledi. Kahverengiydi ama kanatlarının ucunda sarı tüyler vardı. Çok tatlıydı beni kurtar der gibi gözünün içine bakıyordu. Havin kuşa daha dikkatli baktığında iki avucuna ancak sığdığını fark etti. Küçücüktü, kuşu avucunu içine aldığında tir tir titriyordu, kuşun kalp atışlarını kendi yüreğinde hissediyordu. Havin kuşun bir kanadının kırık olduğunu fark etti.

Ona çok acıdı ve içinde büyüyen merhamet duygusuyla, güzeller güzeli kuşu aldı ve kırılan kanadını iyileştirmek üzere eve doğru koşmaya başladı.

Eve geldikten sonra kuşu yumuşak bir yastığın üzerine yerleştirdi. Kuşun kanadını pamuk ve bezle özenli bir şekilde sardı. İşi bittiğinde, bunları yaparken hiç sıkılmadığını fark etti. Belli ki bir konuya odaklanmak ona iyi geliyordu. Yaşadığı olayları bir anlığına da olsa küçücük bir kuş sayesinde unutmuştu. İçindeki kederin bir anlığına bile dağılması ne hoştu!

Daha önemli bir işi olmadığından kuşun yanı başına oturdu ve minicik kuşla kendi hayatı hakkında konuşmaya başladı.

Bu evlilik hayatımı kısa sürede çok hızlı bir şekilde değiştirdi. Artık kim olduğumu bilmiyorum. Sanki benliğimi kaybettim. Üç ay önceki halime bakıyorum da… Ne kadar neşeliymişim. Hayat doluymuşum resmen. Tabi o zamanlar okula gidiyordum. Arkadaş çevremle ne çok eğlenirdim. En büyük derdim Ayşe’nin sırrımı ağzından kaçırıp kaçırmadığı olurdu. Şimdi ise yemek hazır mı, evi temizlemeyi unuttum mu, misafir ne zaman gelecek, bütün bunları planlamam lazım. Bütün bu sorumluluk beni yavaş yavaş yiyor, bitiriyor. Üç ay içerisinde ne çok şey değişti.

Bütün bu olanlar bana hala bir rüyaymış gibi geliyor. Sanki annem yanıma gelip beni uyandıracak ve eski hayatıma geri döneceğim. Aslında içten içe böyle olmasını her şeyden çok istiyorum. Diğer ihtimali düşünmek bile istemiyorum, yani hayatımın en güzel yıllarını ev hanımı olarak geçirme ihtimalini…” Havin’in gözlerinden birer damla gözyaşı döküldü. Bu duyguları içinde o kadar uzun süredir tutuyordu ki… Keder, üzüntü, acı… Bütün duygular yaşanmışlıklar içinde yavaş yavaş birikmişti. Havin duygularını ne kadar bastırırsa duyguları o kadar ağırlaşmış, o kadar canını acıtmaya başlamıştı.

Havin yaralı kuşa baktı, “Görüyorsun ya benim minik kuşum, benim de senin gibi bir kanadım kırık. Ancak benim kanadım iyileşemeyecek kadar hasar görmüş durumda. Ben onu tedavi edemem, sadece zamanla acısına dayanabilmeyi öğreneceğim.  Sana bunlar gerçekten bir rüyaymış gibi gelecek. Bir gün kalkacaksın ve kanadını iyileşmiş bir halde bulacaksın. Benim aksime senin acın bir gün tamamen dinmiş olacak.”

Havin kuşa verdiği sözü tuttu. Her gün düzenli bir şekilde onu aldığı özel yemle besledi, kanadını sarmak için kullandığı pamuk ve bezi düzenli bir şekilde değiştirdi. Yaralı bir kuşa bakılabilecek en iyi şekilde baktı. Bu süre zarfında minik kuşla duygularını, düşüncelerini paylaşmaya devam etti. Duyguların ağırlığı yok olmasa da giderek hafiflemeye başlamıştı. Yine de gerçekler değişmiyordu.

Sonunda minik kuş iyileşmişti. Kırık kanadı iyileşmiş, acısı yok olmuştu. Havim sözünü tutmuştu ama kuşu bırakmak bir o kadar zor görünüyordu. Yine de doğru olanın onu özgürlüğüne kavuşturmak olduğunu biliyordu. O yüzden minik kuşu avuçlarının arasına alıp bir veda konuşması yaptı, “Minik kuş, herhalde şu üç ayda başıma gelen en iyi şey seni bulmam oldu. Evlendiğimden beri hiç arkadaşım kalmamıştı. Okuldan arkadaşlarım artık yetişkin grubuna girdiğimi düşünüyor, ailem de kocamla vakit geçirmem için benden uzaklaşıyordu. Onlar kocamla anlaşabildiğimi düşünüyorlardı. Gerçek şuydu ki onunla da konuşacak hiçbir şey bulamıyoruz, mutlu bir hayatımız yok.

Ancak sen, en kötü anımda beni dinledin, yanımda oldun, o yüzden sana çok teşekkür ederim. Bir insanın özgürlüğünün elinden alınması nasıl bir duygu biliyorum, o yüzden sadece benim yanımda olabilmen için özgürlüğünü kısıtlamayacağım.” Havin çok üzgündü ama doğru olanı yapmaya kararlıydı. Yavaşça avucunu açtı ve kuşun ellerinden havalanmasına izin verdi.


Ceren Kuran (8B)

Dost Eliydi Uzanan

Güneşin ışıkları neredeyse ısıtacaktı adamı
Bulutlar araya girmeden önce.
Bir duvar vardı karşısında
Uçsuz  bucaksız, taştan bir dev.
Çatlak dudakları yukarı kıvrıldı,
Çarpık bir gülümseme oluştu yüzünde,
İşte, dedi adam kendi kendine,
İşte sırtımı dayayacağım bir şey.

Sırtını verdiği anda duvara
Soğuk içine işledi.
Buzdan yapılmış gibiydi duvar,
Olsun, dedi adam içinden
Giderek daha fazla yaslandı duvara.

Bir çatırtı duydu öteden gelen
Boşlukta yankılanırken ses, adam duvara baktı.
Pürüzsüzdü duvar, ne bir çatlak ne bir delik
İşte o zaman merak etmeye başladı adam
Duvarın arkasında ne olduğunu.
Bir çatırtı daha duyulunca, bu sefer yukarı baktı adam,
Çok küçük görünüyordu o uzaklıktan
Ama çatlak oradaydı işte.

Yavaşça kırdı dizlerini ve rahat etmeye çalıştı.
Kalbinin üstüne çökmüş bir huzursuzluk vardı,
Huzursuzluk endişeye, endişe de korkuya dönüştü.
Tekrar yukarı bakınca adam,
Çatlağın ona doğru gelmekte olduğunu gördü.

Hemen ayağa fırladı adam
Panik, kalbini sıktı acımasızca,
Dünya döndü, bulandı,
Bir uğultu dolaştı kulaklarında.
Bir karıncalanma oldu parmak uçlarında,
Ve duvar üstüne çökerken adamın
Keskin bir çığlık için aralandı çatlamış dudaklar.

Tam o sırada ortaya çıktı el,
Yıkılmakta olan duvarın öteki ucundan.
Sıkıca kavradı adamın kolunu.
Korkunç bir gümbürtü duyuldu sonra.

Adam kafasını kaldırdı,
Bir başka adam, yüzünde sıcak bir gülüş,
Gözleri güneş kadar parlak,
Ona bakıyordu.

Hiçbir şey söylemeden
Yine elini uzattı ona.
Adam, elleri titreyerek tuttu uzatılan eli.
Yukarı çekildi, ayaklarının üstünde durdu.
Arkalarındaki yıkık duvara bakmadan
Yürümeye başladılar.
Ezel Bahar Metin (8H)

İçimdeki Adalet

Gökyüzüne baktım. Bugün ayrı bir kasvetliydi sanki. Gökyüzü gürlemeye başlamıştı. Gri bulutlar etrafı sarıyordu. Ya da benim gözüme öyle gözüküyordu. Bir insanın günü kötü geçiyorsa, hava ne kadar güneşli olursa olsun, her şey mutsuzluğu simgelermiş onun için.

Günüm o kadar kötü geçiyordu ki, bir dakika bir yıl kadar uzun sürüyor gibiydi. Ben doğru olmayan bir karar vermiştim. Şimdi de verdiğim kararın acısını çekiyordum.

Olay bütün detaylarıyla aklımdaydı. Bundan iki ay önceydi. En yakın arkadaşım, her sırrımı bilen, en çok güvendiğim arkadaşımın borçları birikmişti. Ortak olduğu küçük çaplı bir işte istediği gelişmeyi gösterememiş, zarara uğramış, bir süre sonra da  batmıştı. Ben de zamanında beni her konuda destekleyen arkadaşımın yanında durmuştum. Kendisi söylemese de, büyük bir borca girdiğini biliyordum. Ona destek olmaya çalışıyordum ama dünyayla ilişkisini kesmiş gibiydi. Sürekli dalıyordu, gözlerindeki parlaklık gitmişti. Biri bütün yaşam enerjisini çekmiş gibi sakin sakin bir köşede oturuyordu. Bir konuda derin bir şekilde düşünüyor gibiydi. İlk önce, bunun onu rahatlattığını, acılarıyla yüzleşmesini sağladığını düşünmüştüm. Ancak bir gün, her zamankinden daha da mutsuz bir şekilde görünce , onunla bu konuyu konuşmam gerektiğini anlamıştım.

Onu karşıma alıp “Ne oluyor sana?” dedim. İlk önce ne diyeceğini bilememişti, sonra kendini toparlayıp “Bunu kimse bilmemeli.” demişti. Kimseye ben giriyor muydum, anlamamıştım. O da anlatıp anlatmaması gerektiğini bilmiyor gibiydi. Ancak o kadar umutsuz bir durumdaydı ki ne olursa olsun anlatması gerektiğini düşünüyordu. Doğruldu ve konuşmaya başladı “Şu sıralar borcum çok fazla. Hiçbir şekilde karşılayamıyorum ve bir türlü de derdime derman bulamıyorum.” dedi.

Yerinde biraz kıpırdandı. Huzursuz olduğu belli oluyordu. Sonra aklıma bir fikir geldi. Korkutucu  bir fikir.  Aynı zamanda beni, bu işten kurtarabilecek tek fikir.

Titriyordu. Ben de telaşlanmıştım. Ne kadar korkutucu bir fikir bulmuş olabilirdi ki? “Hani şu çalıştığım banka vardı ya… Oradan belli bir miktarda para aldım.” Gözlerim bir anda büyüdü. Benim can dostum hırsızlık mı yapmıştı? “Sen şimdi bana para çaldığını mı söylüyorsun?”

Hızlıca  kendini  savunmaya  çalıştı. “Hayır, hayır! Parayı geri koyacağım. Ancak haciz kararı verilmeden önce borcumu kapatacağım. Yemin ederim. Ancak ilk borcumu ödemem lazım.” İlk aklıma gelen sorulardan biri, “Ne kadar?” olmuştu. Sorunun cevabı ise suç kadar kötüydü. Ancak canım arkadaşıma şu ana kadar hep güvenmiştim. O zaman da güvenmem gerekirdi.

Sonraki günlerde bu konuyla ilgili  birçok haberleri araştırdım. Suçu ihbar etmeyenin suçu işleyen kadar ceza aldığından bahsediliyordu. Ben de giderek korkaklaşıyordum. Ne kadar dayanmaya çalışsam da, hayatımın hiçbir bölümünü hapiste geçirmek istemiyordum.

Bu yüzden de hayatımın sonuna kadar pişman olacağım o hatayı yaptım. Canım arkadaşımı, kendi canımdan çok sevdiğim arkadaşımı adaletin kollarına bıraktım.

İçimde büyümekte olan o duyguyu tanımlayamıyorum. Birçok kişi onu adalete teslim etmenin doğru şey olduğunu düşünebilir ama benim için, bu onu yüzüstü bırakmaktan başka bir şey değildi. Böyle düşünmemin sebebi onun benim için  milyon tane fedakarlık yapmasıydı.  Ancak ben karşılığını verememiştim. Benden istediği bir iyiliği bile yerine getirememiştim. Şimdi çok pişmandım, çok. Beni bir affetse onu bir daha hayal kırıklığına uğratmamın olanağı yok.

Şimdi Adalet Sarayı’nın önünde bekliyorum arkadaşımı. Bir işaret verse yüzüyle, affedip affetmeyeceğini anlasam…

Ve işte geliyor. Kalabalık içinde gözlerini gezdiriyor. Buluşuyor gözlerimiz. Ona bütün pişmanlığımı gösterecek şekilde bakıyorum. Oysa başını iki yana sallıyor. O anda dünya bitiyor benim için. Ve bütün pişmanlığımla arkadaşıma son kez bakıyorum. Adalet ve vefa arasında gelgitler yaşamanın sıkıntısı içinde oradan uzaklaştım.
Ceren Kuran (8B)

8. Sınıf Öğrencilerimiz Sınava Doğru Paneli’ndeydi

0

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz, 8.sınıf öğrencilerine yönelik 17 Nisan Perşembe günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K2’de “Sınava Doğru” paneli gerçekleştirdi.

Rehberlik Servisi Koordinatörümüz Demet Uysal’ın moderatörlüğündeki panele; Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Özgür Bolat, Eğitim ve Kariyer Danışmanımız ve Uzman Psikolojik Danışman Oktay Aydın, Uzman Psikolojik Danışmanımız H. Mehmet Artıran, ve Fen Lisesi 11. sınıf öğrencimiz Büşra Candan katıldı.

Büşra Candan, öğrencilere kendi sınav öncesi deneyimlerinden alıntılar yaparak, planlı olmanın başka etkinliklere de zaman kazandırdığını, bunun hayat başarısını getirdiğini, deneme sınavlarının konu eksikliklerini görmeleri için fırsat olduğunu, her zamankinden biraz daha fazla çaba göstermelerinin ve motivasyonlarını yüksek tutmalarının önemli olduğunu belirtti.

Mehmet Artıran, kendi yaşam öyküsünden yola çıkarak yaşantıda herkesin bazı süreçlerden geçtiğini, kendisinin geçmişte neleri başaramadığını, bunların nedenlerini zaman içinde nasıl keşfettiğini, bu keşifle beraber yaşamının nasıl kolaylaştığını, öğrencilerin de içinde bulundukları durumların onlara ne kazandıracağını şimdiden bilemeyebileceklerini ya da farkına varamayacaklarını, yaşamlarını her anlamda zenginleştirmenin önemli olduğunu özellikle hayatlarında felsefeye yer vermelerinin bakış açılarını değiştirebileceğini dile getirdi.

Öğrencilerin hedef oluşturabilmeleri ve bu hedefe ulaşabilmeleri, lise seçimleri ve gelecekleri ile ilgili yaşamlarına vizyon katabilmenin önemi üzerinde duran Oktay Aydın, dersin yanında sosyal etkinlikler ve sosyal sorumluluk projelerinde yer almanın kendilerine büyük ölçüde katkı sağlayacağını vurguladı.

Özgür Bolat ise konuşmasında; lise, üniversite seçimi ve  karşılaştığı zorlukları anlatırken, kendi yaşantısında öğrenmeye yönelik tutkusundan örnekler verdi. Yapılan  işi severek, tutkuyla yapmanın önemini vurguladı. Yeni şeyler öğrenmek ve donanımlarımızı artırmak için çaba göstermenin de yaşamda gerçek başarıyı yakalamada gerekli olduğunu hatırlattı.

 

Harry Potter'ın Okulu Gerçek mi Oluyor?

Augmented Reality ile Canlanan Sınıflar

Bugün ilkokul ve ortaokul seviyesindeki birçok öğrenciye ‘Harry Potter’ın okulunda okumak ister miydiniz?’ sorusu sorulsa öyle sanıyorum ki birçoğunun cevabı ‘Evet isterdim.’olacaktır. Peki okullarımızı biraz olsun Hogwarts’a benzetmemiz mümkün mü? Augmented Reality ile EVET.

Augmented Reality (Artırılmış Gerçeklik) en basit haliyle sanal dünyanın gerçekliğine ulaşmamız anlamına geliyor. Daha teknik bir tanımla bilgisayarın ürettiği ses, görüntü ve videoların GPS verileriyle de desteklenerek, gerçek dünya ile gözümüzün gördüğünün arasına sanal bir katman olarak eklenmesi şeklinde tanımlanıyor. Artırılmış Gerçeklik uygulamalarının temelinde, birçok teknolojide olduğu gibi askeri teknolojiler yatıyor. AR teknolojisi, geçmişte savaş uçağı pilotlarının kokpitteki ekranlarına ve piyadelerin kullandığı kasklara entegre gözlükleri kullanmalarıyla başlamış ve şekillenmiş.

Bundan yıllar önce, eğitim gördüğüm ortaokul ve lise yıllarımda Augmented Reality ile dersler yapılıyor olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum. İlk başta herhalde matematikten bu kadar korkmazdım. Çünkü sanırım birçok kişinin ve benim de en zorlandığım konu olan havuz problemlerini eğer gerçekten öğrenmek gerekiyorduysa o bir boşaltılıp bir doldurulan havuzu AR sayesinde üç boyutlu olarak görebilecek ve tüm olan biteni çok daha iyi anlamlandırabilecektim.

Fen derslerinde ise farklı ekosistemleri, güneş sistemini vs. çok daha kalıcı olarak öğrenebilecek, sıralarımızın üzerinde güneş sisteminin belirmesi ile ezberden uzak bir eğitim metodu ile daha kalıcı öğrenmenin gerçekleştiği bir ortamda bulunacaktım.  Ya da İngilizce ve Türkçe öğretmenlerimin yaratıcı yazma derslerinde konuya uygun olarak, ‘şimdi hayal edelim, gözlerinizi kapatın ve kendinizi X’de hayal edin…’derken bizi hayal ettiğimiz yere götürecek bir teknoloji olacaktı. Artırılmış gerçeklik simülasyonları sayesinde tarih derslerinde savaş meydanlarında ya da önemli anlaşmaların imzalandığı dönemlerde bulabilecektik kendimizi.

Araştırmacılar, 2020 itibariyla AR pazarının en tepe noktasına çıkacağını belirtiyor. Bu da başta eğitim olmak üzere, birçok sektörde AR’nin kullanımının gittikçe artacağını gösteriyor bize. Öyle ki artık kişilerin arkadaşlarını sosyal medya sitelerinde etiketlerken istenirse üç boyutlu görüntülerin etrafta dönüp dolaşacağı bir ortamdan; sanal ve reel dünyanın kesiştiği bir alanda insanların buluşmasından, odamızın içinde binlerce kilometre ötedeki birisini üç boyutlu halleriyle görmekten bahsediyoruz.

Böyle bir dünyada yaşarken sınıf içinde bu teknolojinin kullanılmaması imkânsız gibi görünüyor. Şu anda bile Google Gözlüklerinin yardımıyla sınıf içinde AR ile nasıl ders hazırlanabilir konusu eğitimcilerin gündemini meşgul etmeye başladı. Artık 21. yüzyılda tek tek ayrılmış branş eğitiminin bir anlam taşımadığı ve müfredatın Matematik, İngilizce, Fen Bilgisi gibi sıralanmayacağı varsayımından hareketle, sadece tek bir branşın hedeflerine odaklanmış bir AR dersi yerine interdisipliner planlanan derslerin olması daha gerçekçi görünüyor.

Peki en kolay haliyle planlanan bir AR dersi nasıl olabilir? Aslında dünyadaki örneklerini çoktan görmeye başladık bile. http://fearlessclassroom.blogspot.com.tr/  blog sayfasında bir eğitimci üçüncü sınıf öğrencilerini hikaye yazmak konusunda motive etmek istediğinde bir AR aplikasyonuyla karşılaştığından bahsediyor. Bu AR aplikasyonu (ColAR Mix) sayesinde öğrenciler yazdıkları hikayelerin üç boyutlu baskılarla sayfaların üzerinde nasıl hayat bulduklarını görüyorlar ve yazmak onlar için sıradan bir sınıf içi alıştırma olmaktan çıkıyor. Burada öğrencilerin bu yöntemle yazdıkları hikâyeleri ve bu hikâyelerin ana karakterlerinin sanal gerçeklikle yansıtılan görüntülerini bulabilirsiniz. Artık bunun gerçekleştiği bir sınıf ortamında, hemen hemen benzer olanaklara sahip (tablet bilgisayar, internet ortamı, vs. gibi) öğrenci ve öğretmenlerin bu gelişmelerden faydalanmadan öğrencilerini geleneksel yöntemlerle motive etmeleri artık neredeyse imkânsız hale gelmiştir diyebiliriz.

AR ile okullarda başka neler yapılabilir diye düşünüldüğünde ilk akla gelenler şu şekilde sıralanabilir: Öğrenciler ödevlerine, öğretmenlerinin konuyu açıklayan videolarını ekleyebilir ve bir sayfaya bakarken öğretmenleri üç boyutlu olarak ödevi bir kez daha sayfaların arasında onlara anlatabilir.

Bazı okulların girişindeki normal şartlarda statik olarak duran bir panodaki öğretim görevlileri ve yöneticiler ile ilgili bilgi ve fotoğraflar, AR sayesinde ziyaretçiler tarafından tarandığında kişilerin üç boyutlu halleriyle okul koridorlarında belirip kendileri hakkında bilgi vermeleri sağlanabilir.

Veliler çocuklarını cesaretlendirici videolar hazırlayıp, bu videoların birer görsel imaj olarak AR aplikasyonu ile sınıf sıralarında bulundurulması sağlanabilir ve istenilen zamanlarda öğrencilerin bu görselleri AR aplikasyonlarıyla taradıklarında velilerinin sanal ortamda sıraların üzerinde belirmesi ile bu görseller üç boyutlu izlenebilir.

Bir okul yıllığı AR ile bambaşka bir boyut kazanır veya öğrenciler sınıflarda yabancı dil dersleri için panolar hazırlayıp, istenilen görselin AR aplikasyonu ile taranması sonucu, öğrencilerin konu ile ilgili açıklamaları üç boyutlu görselleriyle sınıf içinde belirebilir.

Şu anda sınıflarda statik panoların üzerinde hazırlanan materyalin, öğrencilerin üç boyutlu görüntüleri ile canlandığı bir sınıf ortamı düşünün. Kitap sayfalarında yer alan görüntülerin adeta sanal ortamdan çıkıp reel dünyaya ulaştığı dersler hayal edin. Ki aslında hayal etmekten de öte AR ile gerçekleştirin. Bu ve benzeri sınırsız değişim ve gelişim, okullarda AR ile mümkün. AR’nin okul ortamlarına taşınması ile Hogwarts, fantastik bir dünyada yer alan bir okul olmaktan çıkıp, gerçekliğimiz olabilecek.

ELT Akademik Uzman
Burcu Kayıtmaz

Terakki Ormanımızı Oluşturduk

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine” diyor Nazım Hikmet bir şiirinde.

Biz de İlkokul ve Ortaokul Öğrenci Birliği olarak ortak bir amaç için birlikte çalışmanın önemini kavramak, büyük şehirlerin yoğunluğundan, griliğinden uzaklaşmak için sığınacak bir yeşil alan oluşturmaya karar verdik. Bu amaçla ilkokul ve ortaokul düzeyinde 11 – 25 Aralık 2013 tarihleri arasında “Sevgi ve Dayanışma” projesini hayata geçirdik.

Bu projeyle amacımız yangın, kaçak kesim gibi çeşitli nedenlerle yok olan ormanlık alanlarımızı artırmanın yanında, erozyonun ve çevre kirliliğinin önüne geçmekti. Verimli toprakların azalmasında çok büyük bir etken olan erozyonla mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunun bilincindeydik. Bu mücadelenin de var olan ormanlarımızı korumanın yanında yeni ormanlık alanlar oluşturarak gerçekleştirileceğini bilerek yola çıktık.

“Sevgi ve Dayanışma” projesi kapsamında fidan satışı yapmaya başladık. Kampanya sonucunda 1.353 adet fidan satışı gerçekleştirdik.  Temin edilen fidanların dikimini 09 Nisan Çarşamba 2014 tarihinde, 4. sınıf temsilcilerimiz Kemerburgaz ilçesi,  Ağaçlı köyü mevkiinde gerçekleştirdi. Böylelikle “Terakki Ormanı” hayalimiz gerçeğe dönüştü.

Gelecek nesillere bırakılacak en değerli mirasın yeşil alanlar, ağaçlar ve ormanlar olduğunu biliyoruz. Biz geleceğin gençleri olarak bize bırakılan yeşil mirası çoğaltmak için elimizden geleni yapmak için yola çıktık ve ilk adımlarımızı attık. Bunun bir başlangıç olduğunu bu yolda ilerlemek için daha çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz. Şimdi hepimizin “dikili bir ağacı” var. “Terakki Ormanı” için bize destek veren bütün velilerimize ve öğrencilerimize, gösterdikleri yoğun ilgi için teşekkür ederiz.

Ormanlar ağaçlardan oluşur. Benim dikeceğim bir ağaçtan ne olur, diye düşünmeyin. Dikilen her bir ağacın bir araya gelerek bir orman oluşturacağını unutmayın. Siz de bir fidan dikin!

Yazımıza şiirle başlamıştık, yine büyük şair Rıfat Ilgaz’ın ormanlar hakkında yazdığı bir şiirle sonlandıralım:

Yaşayıp gidiyoruz bir arada

Meşe, çam, köknar, kayın…

Bırakın kirli kentlerinizi,

Biraz da aramızda yaşayın!

 

İlkokul ve Ortaokul Öğrenci Birliği

Torinolu Öğrenciler Misafirimiz Oldu

0

İtalya Öğrenci Değişim Programımızın ilk aşaması, 2013 – 2014 Öğretim Yılı Ocak ayında Torino’da Liceo Darwin Scientifico okulunda gerçekleşmişti. Programın ikinci aşaması ise 31 Mart – 06 Nisan tarihlerinde Fen Lisesi öğrencilerimiz, Matematik Bölümümüz ve farklı branşlardan birçok öğretmenimizin katkılarıyla tamamlandı.

Misafirlerimiz hafta boyunca okul içinde ve dışında çeşitli aktivitelere katıldılar. Matematiği eğlenceli bir hale dönüştüren oyunlar, Kimya Bölümümüzün ilgi çekici deneyleri, İngilizce Bölümümüzün öğrencilerle paylaşımları, Rehberlik Birimimizin oryantasyon çalışmaları, Beden Eğitimi Bölümümüzün spor aktiviteleri, resim dersindeki monoprint çalışması bu programın en eğlenceli ve öğretici birkaç aktivitesi arasındaydı.

Okul dışında ise öğrencilerimiz, İstanbul’un tarihi ve turistik yerlerinden Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Camii, Hipodrom Meydanı, Yerebatan Sarnıcı, Kapalı Çarşı ve Mısır Çarşısı’nı gezdiler. Miniatürk ziyaretindeki Türkiye ve İstanbul helikopter similasyonu ise tüm grubun ilgisi çekti. Bir haftalık programın sonunda boğazda tekne turunda final yemeği yendi.

Öğrencilerimizin kültürel gelişimlerine katkı sağlayan, ömür boyu dostluklar kurmalarına fırsat veren, farkındalıklarını artırmasına, dünya görüşlerini şekillendirmelerine yardımcı olan öğrenci değişim programlarımıza önümüzdeki yıllarda da devam etmesi planlanıyor.

Öğrencilerimiz Gezegende Yolculuğa Çıktı

0

Fen ve Teknoloji dersi “Gezegenimiz Dünya” ünitesi kapsamında 4 Nisan Cuma günü okulumuza planetaryum (yıldızevi) geldi.

4. sınıflarımıza, kırk dakika süren gösteride o gece gökyüzünde bulunan yıldız ve gezegenler gerçek renk ve parlaklıklarıyla kubbenin iç yüzüne yansıtılarak, çıplak gözle görülebilen gezegenlerin yıldızlardan nasıl ayırt edileceği anlatıldı. Gösterinin ikinci bölümünde öğrencilerimiz, Samanyolu galaksisine dışarıdan giren bir uzay gemisindeymiş gibi önce yerküremize uzaydan baktılar, kıtalar, okyanuslar ve bulutları izlediler; gece ve gündüzün oluşumunu incelediler.  Daha sonra öğrencilerimiz sırasıyla en yakın komşularımız olan Ay, Venüs ve Mars’ı yakından gözlemleyerek kırmızı gezegenin yüzeyindeki kanyonları, yanardağları ve buzlu bölgeleri yakından görme fırsatı buldular.  Dev gezegen Jüpiter’e uydularıyla, halkalı gezegen Satürn ve uydularına da yakından baktıktan sonra Güneş’e gelip Samanyolu’nun dışına çıktılar.

Gösteri sırasında öğrencilerimiz, Güneş sisteminin ve tüm gezegenlerin ilginç özellikleri konusunda kapsamlı bir bilgiye sahip oldular.

                                            

5. sınıflarımız ise 3 Nisan Perşembe günü, Fen Bilimleri dersi “Dünya, Güneş ve Ay” ünitesi kapsamında “Gökyüzünü Tanıyalım” teması ile okulumuzda gerçekleşen planetaryum (yıldızevi) gösterisinde o geceki gökyüzü kubbenin iç yüzüne yansıtılarak yıldızlar, Ay, Güneş ve gezegenler konusunda bilgi edindiler.

Ardından Kutup Yıldızı’nın bulunuşu ve yönler anlatıldıktan sonra öğrencilerimiz gök haritası kullanılarak takımyıldızlarının nasıl bulunduğunu öğrendiler.

Öğrencilerimiz Dünya’mızın kendi çevresindeki dönüşünden kaynaklanan ve normalde çok yavaş olmasından dolayı izlenemeyen gökyüzü hareketlerini zamanın hızlandırılmasıyla Güneş’in, Ay’ın, gezegen ve yıldızların hareketlerini birkaç dakikalık zaman dilimleri içinde izleme şansı yakaladılar.

[nggallery id=73]