6. Sınıflar Büyük Risk Yarışmamızın Kazananı 6B oldu

0

Ortaokul Matematik Bölümümüzün düzenlediği 6. sınıflar arası “Büyük Risk” yarışmasının finali 11 Mart 2015 Çarşamba günü gerçekleşti.

Geçtiğimiz hafta yapılan ön elemelerde finale çıkan sınıflar; 6B, 6E ve 6F oldu. Yarışmada altı farklı kategori ve her kategoride de 5 soru olmak üzere; toplam 30 matematik sorusu ile yarışan sınıflarımız arasından 6B, birinci olmaya hak kazandı.

Terakki’de “Sözcüklerle Dans” 15. Şiir Festivali

Terakki, İstanbul ili lise ve diğer okullardaki gençlerin şiirin sularındaki yolculuklarına ve şiirin penceresinden gördükleri, hissettikleri dünyaya tanıklık etmek için düzenlediği “Sözcüklerle Dans” Şiir Festivali’nin on beşincisini 16 Mart Pazartesi günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleştiriyor.

Bu yıl teması “Zaman” olan festivalin Onur Ödülü sahibi ise Sina Akyol.

Yarışma için gönderilen şiirleri Altay Öktem, Ertan Mısırlı, küçük İskender, Sennur Sezer ve Turgay Fişekçi adlı şairlerden oluşan seçici kurul değerlendirdi. Terakkili öğrencilerin şiirleri bu değerlendirmenin dışında tutuldu. Dereceye giren öğrenciler, ödüllerini 16 Mart Pazartesi günü ödül töreninde alacak.

Şair Cenk Gündoğdu, istekli öğrencilerle 12 – 13 Mart tarihlerinde Şiir Atölyesi yapacak. Atölye çalışmasının sonucunda öğrencilerin ürettiği şiirler değerlendirilerek atölyenin birincisi seçilecek.

Geçmişimi Öğreniyor, Kültürümü Tanıyorum

0

Her iki yerleşkemizden 6. sınıf öğrencilerimiz,  2 – 3 Mart  tarihlerinde Sosyal Bilgiler dersinin İpek Yolu’nda Türkler ünitesinde geçmişte kurulan Türk devletlerinde yaşamış devlet adamları, yazarlar ve bilginlerle ilgili çeşitli etkinlikler yaptı.

Etkinliğin amacı; öğrencilerimizin işbirlikli çalışma ve yaratıcılık becerilerini geliştirebilmek. Bu kapsamda öğrencilerimiz grup çalışmaları ile posterler hazırladılar ve ürünlerini sınıf arkadaşlarına sundular. İkinci aşamada Türk kültürü ile ilgili sınıf içi drama etkinlikleri gerçekleştirdiler.

Yaratıcı Drama Köprüsü Sempozyumumuzun Üçüncüsü Gerçekleşti

Terakki, 28 Şubat Cumartesi günü 130+ Projesi kapsamında gerçekleştirdiği “Diğer Sanatlar ve Yaratıcı Drama” temalı 3. Yaratıcı Drama Köprüsü Sempozyumu’nda yaratıcı drama ve eğitim adına yapılan tiyatro uygulama örneklerini yaklaşık 300 öğretmen ve öğretmen adayıyla paylaştı.

Hızla değişen dünyamızda çağın bir gereksinimi olarak eğitim sistemleri sürekli sorgulanmakta. Bu sorgulayış; eğitimde yeni uygulayış, yeni anlayış ve bu bağlamda yeni yaklaşımları da beraberinde getirmekte. Aktif, yaparak yaşayarak öğrenmeye imkân tanıyan öğrenme modellerinin kapıları açılmakta. Eğitimdeki bu yeniliklerin ışığında öğrenciyi eğitimin merkezine alan Terakki, yaşantı temelli ve yaparak yaşayarak öğrenmelere olanaklar tanıyarak, öğretmene rehber rolü veriyor ve birçok öğrenme – öğretme yöntemi uyguluyor. Bu yöntemlerin ilk öne çıkanı ise “Yaratıcı Drama”.

Terakki’nin ilkini 2011 yılında düzenlediği Yaratıcı Drama Köprüsü”nün amacı; yaratıcı drama ve eğitim adına yapılan tiyatro uygulama örneklerini, diğer okullardaki öğretmen ve öğretmen adaylarıyla paylaşarak sanatla eğitim dünyası arasında yeni köprüler kurmak.

Bu yılki onur konuğumuz Yaratıcı Drama’nın Türkiye’deki en önemli öncülerinden Prof. Dr. İnci San, sempozyumun açılış konuşmasında; kültür  eğitbilimi, sanatlar eğitbilimi, sanat ve kendini iyi hissetme, yaratıcı beyin, yaratıcı drama-oyun-sanatsallık eğitimi başlıklarını ele aldı.

İstanbul, İzmit, İzmir, Ankara, Bursa, Yalova, Sakarya ve Eskişehir’den öğretmen öğretmen adaylarının yer aldığı sempozyumumuza; Prof. Dr. İnci San “Bir Sanat Eğitimi Alanı Olarak Yaratıcı Drama Disiplini”, Prof. Dr. Kerem Karaboğa “Teatrallik ve Sahne Mevcudiyeti”, Tülin Kozikoğlu “Keyifle Okuyorum-Özenle Yazıyorum” , Nazlı Çevik Azazi “Masal Anlatıcılığı Atölyesi”, Gökçe Gürçay “Ses ve Beden” , Defne Erdur “Her Be(de)n Kendini Bilir”, Damla Kukul “Bir Eğitim Materyali Olarak Kukla”, Burçak Karaboğa Güney “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Yaratıcı Drama” , Yıldız Yaman Örendil “Yaratıcı Drama ve Okul Öncesi Uygulamalar”, Aslı Başak Paçacı “Yaratıcı Drama ve Bilgiyi Sorgulama Atölyesi”  ve Elif Ergen “Yaratıcı Dramaya Giriş” konularıyla katkı sağladı.

130+ Projesi, Terakki’nin 130. yılından sonra geleceğe doğru olan yolculuğunda bilim, kültür ve sanat alanlarını eğitim çerçevesi içinde değerlendiren etkinlikleri kendi çevresiyle paylaşmasını ve bu yolla çevresine katkı sağlamayı amaçlamakta. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen sempozyuma katılım ücretsizdi.

3. Yaratıcı Drama Köprüsü Sempozyumumuz ardından paylaşılan görüşlere buradan ulaşabilirsiniz.

Yaratıcı Drama Köprüsü Sempozyumu web sitemiz: www.yaraticidramakoprusu.com

Terakki Tepeören MUN Kulübümüzün İlk Konferansı

0

TTMUN (Terakki Tepeören Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, dünya sorunlarının ele alındığı, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN konferanslarından ilkini 26 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında gerçekleştirdi.

8 ayrı komitede yer alan Terakkili delegeler, Özel Koç Lisesi’nin düzenlediği MUNDP (Model United Nations Development Programme) 2015 konferansında Somali ve Yunanistan’ı temsil etti.

Arap devletlerinin ana gündemi oluşturduğu konferansta öğrencilerimiz; Birleşmiş Milletler Enerji Komitesi, BM Endüstriyel Kalkınma Örgütü, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Gıda ve Tarım Örgütü, BM Silahsızlanma Ofisi, Dünya Sağlık Örgütü, BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nde yer aldı.

Öğrencilerimiz; petrole alternatif enerji kullanımı, körfez bölgesinde petrole olan bağımlılığın azaltılması, Ortadoğu ülkelerinde ticaretin liberalleştirilmesi, Ortadoğu ekonomisindeki yolsuzluk konuları, Türkiye ve Lübnan’da bulunan Suriyeli göçmenlerin durumu, Doğu Kudüs’teki İsrail yerleşkelerinin durumu, Kuzey Afrika’dan Avrupa’ya olan yasa dışı göçün engellenmesi, kadın girişimcileri desteklemek için mikro kredi kullanımı, Ortadoğu bölgesinde ithal ürün kullanımının sınırlandırılması, Ortadoğu’daki çatışma bölgelerinde gıda güvenliğinin sağlanması, Ortadoğu’daki terörist gruplarla mücadele, İslam devletlerinin silahsızlandırılması, terörist grupların uyuşturucu satışı üzerinden gelir elde etmelerinin engellenmesi, hafif silahların yasa dışı satışının yasaklanması, Ortadoğu’daki tıbbı malzeme ve sağlık servislerinin arttırılması gibi birçok konuyu tartıştı.

9A sınıfı öğrencilerimiz Selin Avcı ve Uras Efe Kahya, Gıda ve Tarım Örgütü’nde üç gündem maddesinde de tasarı başkanlığı unvanı alıp, tasarı maddelerinden ikisini komitelerinden başarıyla geçirdiler.

9A sınıfı öğrencimiz Arda Aksakal, konferans sonrası duygularını şu sözlerle ifade etti: ”MUN benim için sonu olmayan bir yola benziyor. Birçok insanla tanıştım, onlarla önemli konuları tartışma fırsatı buldum. Ayrıca yasa tasarı başkanı olmak, 500 kişinin önünde İngilizce konuşma yapmak ve sorular sormak kendime olan öz güvenimi artırdı.”

 

Ortaokul Öğrencilerimiz Devlet Kavramını Ele Aldı

0

Her iki yerleşkemizden 5. sınıf öğrencilerimiz,  23 Şubat – 27 Şubat tarihleri arasında Sosyal Bilgiler dersinde “Bir Ülke Bir Bayrak” ünitesinde devletin temel işlevlerini “Nasıl Bir Devlet?” başlıklı bir proje kapsamında işledi.

Öğrencilerimiz projenin ilk aşamasında “devlet” kavramının ortaya çıkışını toplumsal ihtiyaçlarla ilişkisi bakımından sorguladı, yazılı-yazısız kural kavramları ile ortak yaşam arasındaki bağıntıyı inceledi.

İkinci aşamada devleti devlet yapan temel unsurları belirleyerek, kendi devletlerini kurmaya başladılar. Daha sonra devletin üç temel gücü olan yasama, yürütme, yargı güçlerini sorguladılar ve kendi kurdukları devletlerde bu örgütlenmeyi gerçekleştirdiler.

Son aşamada devletin işleyişini anlayabilmek ve karşılaşılan sorunları çözebilmek için örnek olay inceleme tekniği ile çözüm önerilerini ürettiler.

 

El ver, hayata tutunsun!

Öğrenci Birliği olarak sosyal sorumluluk projeleri kapsamında aldığımız karar doğrultusunda, Koruncuk Vakfı Bolluca Çocukköyü’ndeki  çocuklara destek  olmak amacıyla 31 Aralık Çarşamba günü “Yeni Yıl Konseri” düzenledik. Bu konseri düzenlemekteki amacımız, elde ettiğimiz gelirle çocukların bir kısım ihtiyaçlarını karşılamaktı. Bu doğrultuda Bolluca Çocukköyü Koordinatörü’yle iletişime geçilerek çocukların ihtiyaçları konusunda bilgi alındı.

Kampanya sonucunda elde edilen gelirle, Bolluca Çocukköyü’ne bağışlanmak üzere fotokopi kâğıdı, kartuş, toner, dosya ve saklama kapları satın alındı.

Kampanyayı düzenleyen öğrencilerimiz 27 Şubat Cuma günü Bolluca Çocukköyü’nü ziyaret ederek, ürünleri teslim ettiler.

Kampanyaya katılan bütün öğrencilerimize gösterdikleri yoğun ilgi ve yaptıkları katkılar için teşekkür ederiz.

Ortaokul Öğrenci Birliği

Terakkili Delegeler JMUN 2015'teydi

0

Levent Yerleşkemizden JMUN (Junior Model United Nations) Sosyal Etkinlik Kulübü öğrencilerimiz, dünya sorunlarının ele alındığı, Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği MUN konferanslarından Koç Okullarının 20 – 22 Şubat tarihleri arasında düzenlediği JMUN 2015 konferansında Suudi Arabistan ülkesini temsil ettiler.

“Binyıl Kalkınma Hedefleri” konulu konferansta öğrencilerimizden Tibet Tunaboyu (7G), Can Yıldız (7F) BM Güvenlik Konseyinde; Kuzey Erkara (7F), Maya Kundakçı (7J) Uluslararası Adalet Mahkemesinde; Güneşhan Kıldıran (7K), Osman Yiğit Şenefe (6H), Barış Ertürer (7I), Cemre Akın (7G) ve Aslı Ayşe Kitapçı (7E) BM Genel Meclisinde görev aldı.

BM Genel Meclisinde öğrencilerimiz; “Herkes için evrensel ilköğretim sağlamak”, “Cinsiyet eşitliği ve kadının güçlendirilmesi”, “Çocuk ölümlerini azaltmak”, “Anne sağlığını iyileştirmek”, “Kalkınma için küresel bir ortaklık kurmak” konularını tartıştı.

Diğer JMUN konferanslarından farklı olarak müzakere sisteminin kullanıldığı konferansta öğrencilerimizin çoğu bir sonraki aşamaya geçmeye hak kazanarak, diğer müzakere finalistleriyle  “Birleşmiş milletlere üye olan bütün ülkelerin kürtajın güvenli ve yasal olması için yasama yapıp yapmamaları”, “İfade özgürlüğünü ihlal etmenin cezasının, terörizmin cezasıyla aynı olup olmaması”, “Birleşmiş milletler üye devletlerinde ötenazinin yasallaştırılıp yasallaştırılmaması” konularında kendi görüşlerini değil, onlar için rastgelen seçilen görüşü savunarak müzakere becerilerini geliştirdiler.

İstanbul Hayali

Öğrencimiz Arcan Kavuzlu (8H), İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün ilçe genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği “Hayalimdeki İstanbul”  öykü yarışmasında “İstanbul Hayali” öyküsüyle ilçe birincisi oldu.

İstanbul Hayali

Güzel bir sonbahar… Yapraklar, güneş misali sararmış, usul usul dökülüyor. Gökyüzü kapkara bulutlarla kaplı ama alışagelmiş değil çünkü bu bulutlar insanın içini bunaltmıyor. Çevreye eşi benzeri olmayan bir huzur yayılıyor.

Bulutlar arasından çıkan tatlı meltemle kuş cıvıltıları buluşuyor ve bu sesler hiçbir yerde görülemeyecek bir dinleti hazırlıyorlar, hüzünlü olması beklenen güze rağmen. Tüm bunları görenler ise şaşkın şaşkın bakıyorlar ilkbaharla yerini değiştirmiş neşeli sonbahara.

Sonbaharın büyüsüne kapılan yapraklarsa zarif bir şekilde atlıyorlar ağaçtan, ağaç onların gidişine üzülürken. Atlayan yaprakların çoğu yere düşüyor; bazıları ise süzülüyor, arşınlıyor sokakları.

Evinin penceresinden bu görsel şöleni gören bir çocuk, siyah paltosuna bürünüp evini terk ediyor ve kendini kaptırıyor İstanbul’da bir baharın koynuna. Kaldırımlarda pabucunu eskitirken, gözüne büyülenmiş olan bir yaprak ilişiyor. Yaprağı yakalayacağım umuduyla dakikalarca sürecek olan bir takibe başlıyor. Tam yaprağı yakalayacağını hissettiğinde, meltem fikrini değiştiriyor ve güçlü bir rüzgâr olup esiveriyor koca kentin üstüne..

Çocuk; caddeden caddeye, mahalleden mahalleye koşuyor. Mucizevi bir şekilde yollarda hiçbir araba, hiçbir motor, kısacası hiçbir taşıt yok. Çocuk koşmaya devam ediyor, arada bir sağına soluna bakıyor ve şehirdeki herkesin yüzünde mutlu tebessümler görüyor ama zoraki değil, gerçek tebessümler…

Gerçek İstanbul’da hiç gülümseme görmemiş çocuk, haliyle şaşırıyor ve unutuveriyor yaprağı. Zaten yaprak da birkaç saniye sonra büyünün etkisinden kurtuluyor ve kendini yerde buluyor.

Çocuk da sonbaharın büyüsünü terk ediyor. Koşmayı bırakıyor ve derin bir nefes alıyor. Hemen sonra yüzüne bir gülümseme yerleştiriyor.

Hayalindeki kentin  üstünden  kara bulutlar çekiliyor ve güneşten gelen ışık huzmelerini görüyor ama bu huzmeler herkesin bildiği gibi değil. Altınla boyanmış, çıplak gözle bakılınca bile gözü rahatsız etmeyen ışık huzmeleri. Kentte neden herkesin bu kadar keyifli olduğunu anlıyor birden. Doğanın dinginliği, yansımış insanlara. Bırakın ağaçları, kuşları, böcekler bile nasiplerini almış bu keyiften.

Acı çığlıklar atan martılar sessiz, yaralı ağaçlar dinç, ezilme korkusu taşıyan böcekler cesur; kısacası ahenkli ve  topyekün yaşamaktan mutlular.

Çocuk, İstanbul’da yaşamaktan memnun ve bu kenti seviyor. Hayalindeki şehri yaşama fırsatı bulduğu şu anın tadına varmak istiyor. Etrafı seyrederken, kulağına rahatlatıcı bir müzik gelmeye başlıyor. Başını çevirip baktığında bir kemancı görüyor. Kemancının önünde siyah bir kılıf, içi bomboştu ama kemancı mutluydu. Kemancıya yaklaştıkça müziğin sesi daha da berraklaşıp  iç  yakan  bir tını dönüşüyor.

Çocuk, hayran hayran onu seyrederken kemancı ona doğru gülümsüyor. Çocuk önce ne yapacağını bilemiyor çünkü yanında hiç para yok ve kemancıya para vermemesine yüreği el vermiyor. Kemancı, sanki çocuğun aklını okumuş gibi, “Sorun değil.” diyor ve muhteşem müziğine devam ediyor. Kemanın sesinde zaman kavramını yitiren çocuk, bu tınının hayalindeki kentin her sokağında, her mahallesinde mutluluk şarkısına dönüştüğünü düşlüyor. Kemancı müziğini bitirdiğinde, çocuk kemancıyı deliler gibi alkışlıyor.

Çocuğun gösterdiği yoğun ilgiden keyiflenen kemancı, yırtık pırtık ceketinin cebinden birkaç teklik çıkarıyor ve çocuğa uzatıyor. Yüzü kızaran çocuğun utandığını fark eden kemancı, “Utanmana gerek yok, hediyem olsun. Şimdi köşedeki bakkala git ve canının istediği şekeri al.” diyor.

Çocuk hevesle bakkala doğru koşuyor ve istediği şekerden alıyor. Aynı tempoda koşup kemancının keman çaldığı noktaya geldiğinde kemancıyı göremiyor.

Bir teşekkür bile edemediği için bozulan ve hayal kırıklığına uğrayan çocuk biraz mutlu, biraz üzgün şekeri ağzına attığı anda tüm hüznünü kaybediyor.

Şekerin tatlı,  hayal kurduran, esrarengiz fakat bir o kadar da güzel tadını doyasıya çıkarmak için oldukça yavaş hareketlerle bitiriyor şekerini. Şekeri bitirdiğinde güneşin batmaya başladığını fark edince evine dönmek istiyor ama çok önemli  bir gerçeği unutuyor: evinin yolunu ve nerede olduğunu bilmiyor.

Panik oluyor ve düşünmeden sağa sola koşuyor. Birkaç dakika sonra muhteşem bir yapıyı ve etrafında dolaşan turistleri görüyor. Ellerinde dört sayfalık küçük kitapçıklar taşıyorlar. Kitapçığın kapağında Galata Kulesi ve üzerinde uçuşan kuşlar görünüyor.

Galata Kulesi’nin, evinin önünde olduğunu hatırlayan çocuk, hiç vakit kaybetmeden turist kafilesinin arkasında ilerlemeye başlıyor. Bir saat boyunca dolaşıyor onlarla ve görüyor pek çok tarihi güzellikleri, kiliseleri, sinagogları, köprüleri…

Galata Kulesi’ne varıyor. Evine girmeden önce de Galata Kulesi’nde kısa bir tur yapmaya karar veriyor. Galata Kulesi’nin merdivenlerini çıktıkça heyecanlanıyor ve en tepesinden İstanbul’un nasıl göründüğünü merak ediyor. Adımlarını hızlandırıyor, en tepeye ulaşıyor.

Tepedeki manzara tek kelimeyle harika… Yedi tepeli kentin, asırlara meydan okuyan heybetiyle duruşu onu da etkiliyor. Yaşayan koca bir tarihtir, benim kentim diye içinden geçiriyor.  Marmara Denizi’nin serinliğini iliklerine kadar hissediyor.

Etrafına bakınınca sağ tarafta Topkapı Sarayı’nı ve onun da arkasında bütün ihtişamıyla günbatımını konuklayan Ayasofya’nın manzarasını uzun solukla içine çekiyor. Bu serüveni ailesiyle paylaşmak için can atıyor yüreği. Hemen kulenin merdivenlerinden inip evine doğru koşuyor. Evinin kapısını çalıyor ve sabırsızlıkla kapının açılmasını bekliyor. Kapı açılınca annesiyle karşılaşan çocuk annesine sarılıyor. Annesi ona soruyor:

“Eee, yavrum bugün ne yaptın bakalım?”

“İstanbul’u gezdim anneciğim, hayalimdeki İstanbul’u…”

Arcan Kavuzlu (8H)

Hayalimdeki İstanbul

Öğrencimiz Yıldız Aylin Oğuz (8F), İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün ilçe genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği “Hayalimdeki İstanbul” öykü yarışmasında “Hayalimdeki İstanbul” öyküsüyle ilçe üçüncüsü oldu.

Hayalimdeki İstanbul

Yine  balkonumda oturmuş çayımı içiyordum.  Ne zaman çayımı içsem aklıma İstanbul gelir, işte o zaman da öyle oldu. İstanbul rüzgarının anlattığı eski anıları, çaya düşen her kaşığın çınlamasıyla ahenk içinde bağıran martıları, boğazın mavisini düşünürüm.

Yine başladım düşünmeye, aklıma bir simit  takıldı, acaba bir parça  simidin hikayesi ne olabilir? Tam bunu düşünürken üstümden geçen bir martı ağzındaki simit parçasını kafama düşürdü.

Kimse bir simidin hikâyesinin sadece alınıp tüketilmekten başka bir numarası olduğunu düşünmez ama ben bir yazarım o nedenle her zaman görünenden fazlasını görmeliyim. Belki bu simit Beşiktaş  çarşısının  renkli dükkanları arasındaki tarihi bir fırından çıkmıştır, belki sonra üniversiteye giden bir gencin poşetinde bulmuştur kendini.

Benim  hayalimdeki  öykü kahramanı  genç  de  Beşiktaş- Üsküdar hattında çalışan bir motordayken   bir martıya simidinin bir parçasını atmış olsun.

Peki,  bu martı  tüm  İstanbul’un  nerelerini  dolaşıp gelmiştir  acaba? İlk önce Boğaz’ı geçmiş ve Haliç’e uğramış olmalı. Belki biraz yeşili görmek istedi, yolunu uzattı. Belgrad’a uğradı, yeşilin her rengini gördü.

Eğer  tarihe düşkün bir martı ise kesin Süleymaniye Camiisi’ne uğramıştır diye düşündüm, belki de sonra Yerebatan Sarnıcı…

İstanbul hakkında bir şeyi merak ettim hep, bu kadar çok insanın olmasına rağmen hiç keşfedilmemiş yerler var mıdır?

Bizim martı görmüştür belki keşfedilmemiş yerleri. Belki de görmemiştir ama ben hayvanların kendi aralarında  iletişim  kurduğuna  inanmışımdır.

Onun akrabaları ona İstanbul hakkındaki tüm efsaneleri ve ilginç yerleri anlatmış olabilir. O da böylece ağzındaki simitle beraber o muhteşem güzellikleri görmüştür.

Belki onun tarih hakkında bildikleri martıdan diğer martıya yayılan efsanelerdi. Muhtemelen asla bilemeyeceğiz ama bu martının çocukların masum oyunlarından birini uzaktan izleme fırsatı bulduğuna inanmayı çok isterdim.

Belki  üstünden uçtuğu mahallelerden birinde rengârenk evlerin ardında körebe ve saklambaç oynayan çocukları görmüştür. Belki sadece anlamsızca baktı, belki de o küçük kalbi neşeyle doldu. Sonuçta bu bir martı, ne yapacağı hiç belli olmuyor.

Bence martı, ağzındaki simitle o mahalleye indi. Etrafta koşuşturan çocukların oyunlarını izleyen martı çocukların çığlıklarına  katılıp  o gürültülü ama aynı zamanda masum oyunlarına ortak olmuştur  şaşkınlıkla. Bir süre çocukları gözledikten sonra tekrar  buram buram İstanbul kokan gezisine devam etmiştir.

…………..

O kadar İstanbul turu onu yormuş  olmalıydı.Tesadüf eseri mi yoksa martının zevki mi bilmem ama mola yerinin Galata  olması mümkün. Böylece Kız Kulesi’ni de uzaktan gözleyebilecek ve diğer martı kardeşlerini de selamlayabilecekti.

Galata’nın tarihi beni hep etkilemiştir. Galata dünyanın en eski kulelerinden olup Bizans imparatoru Anastasius tarafından inşa ettirilmiştir. Türklerin eline geçtikten sonra her sene yenilenmiş. Bir ara hapishane olarak kullanılmış sonra da rasathane. Hatta Hezarfen Ahmet Çelebi ilk uçan insan olarak buradan atlamış. Bana hep büyüleyici gelmiştir. Kim bilir bu kule ne kadar garip olaylara şahit oldu.

Bana göre martılar insanlara karşı mesafeli canlılardır. O nedenle bir martının aklından geçenleri bir insanın anlamasının mümkün olmadığını düşünürüm. Fakat bu martı diğerlerinden  farklı. Eminim   küçük bir çocukla bir sohbeti olmuştur ama bunu sakın insanlarınki gibi sanmayın çünkü insanlar martılarla konuşamaz, bu gözlerle yapılan bir  sohbetti. Aslında daha önce böyle bir sohbete tanık oldum. Tam olarak da şöyle devam ediyordu:

“Merhaba”

“ Bana yaklaşma yemeğimi alamazsın.”

“ Yemeğini istemiyorum, sen ne yapıyorsun ?”

Küçük çocuk, martıya yaklaşıp ona dokunmak istedi, martı onu çığlıklarıyla korkutup hızlı bir şekilde uçup yoluna devam etti.İşte böyle bir sohbeti daha  göremedim.

Evet işte en sevdiğim kısım benim mahalleme girişi. Bizim mahalle İstanbul’un en iyilerindendir. Bir asker ya da yıllardır uzakta olan bir aile dostu geliyorsa tüm mahalle seferberlik içinde yemekler hazırlamaya başlar, mahalle mis gibi yemek kokardı.

İşte martı bu nedenle indi bundan eminim . Sonra evimizin en üst katında yemeklerin tam olarak nerede olduğunu saptamak için durdu ve tam o sırada ağzındaki simidi bıraktı. Hikayenin başladığı yer.

Etki alanın baş sahibi Saniye teyzeydi çünkü bugün Saniye teyzenin küçük oğlu Murat askerden dönüyordu. Saniye teyzenin balkonuna bizim martı usulca  kondu. Saniye teyze ve martı uzunca bir süre birbirlerine baktı, nedenini ben bile anlamadım. Bunun içinde bir iş olduğuna eminim. Saniye teyzenin gururla parlayan gözlerinde oğluna duyduğu özlem okunabiliyordu. Büyük oğlu Halil ise Murat’tan yedi yaş büyük olup balıkçılık mesleğiyle uğraşıyordu.

Halil uzun yıllar önce babasına küsmüştü o zamandan beri onu kimse görmemişti hatta  babasının cenazesini bile katılmamıştı. İşte o zamandan beri evine geri dönmeye yüzü de tutmamıştı.O zamandan beri Halil’i gören de  olmadı.

Bu arada size Martı ile ilgili vermek istediğim bir bilgi var. Martı Halil’i gördü hem de çok acı bir biçimde. Halil’in bir adam tarafından ağzına bir bezle koku verilerek bayıltıldığını sonra da kenara sürüklediğini…

Saniye  Hanım  hüzünlüydü,  oğlunu özlüyordu buram buram özlem doluydu yüreği… Ah be Saniye teyze!

İstanbul gerçekten de harika bir şehir o tarihi yapılarının arasındaki parklar ve her tarafta barış dolu sevecen insanlarla dolu.

Ama martıların sağı solu belli olmaz çok farklı bir yerden gelmiş olabilir de .

Kesin olarak inandığım tek bir şey varsa o da, bu martı tüm İstanbul ‘u  ve İstanbul tüm güzelliklerini  görmüştür.

Tam o sırada kurguladığım hayalden uyandım ve düşen o simit parçasına baktım çoktan gitmişti bile martı…

Yıldız Aylin Oğuz (8F)

Terakki’de 3.Yaratıcı Drama Sempozyumu

Terakki’nin 130 yılı aşan bilim, sanat, kültür alanındaki birikimini çevresiyle paylaştığı 130+ Projesi kapsamında ilkini 2011 yılında düzenlediği “Yaratıcı Drama Köprüsü” sempozyumunun üçüncüsü,“Diğer Sanatlar ve Yaratıcı Drama” temasıyla 28 Şubat Cumartesi günü Levent Yerleşkemizde gerçekleşiyor. Onur konuğumuz ise Prof.Dr.İnci San olacak.

Sempozyumun amacı, yaratıcı drama ve eğitim adına yapılan tiyatro uygulama örneklerini , diğer okullardaki öğretmen ve öğretmen adaylarıyla paylaşarak sanatla eğitim dünyası arasında yeni köprüler kurmak.

Tiyatro, dans, edebiyat, drama gibi farklı sanat alanlarına dair atölye çalışmalarının yer aldığı sempozyuma; İstanbul, İzmit, İzmir, Ankara, Bursa, Yalova, Sakarya ve Eskişehir illerindeki anaokulu ve ilkokul öğretmen ve öğretmenler adayları katılacak. Atölye çalışmalarının yanı sıra yuvarlak masa toplantısı ve yaratıcı drama kitaplığı ile katılımcılar deneyimlerini paylaşacak.

Lise Öğrencilerimiz Nepal'deydi

Nepal Sosyal Sorumluluk Projemizin üçüncüsü, 25 Ocak – 6 Şubat tarihleri arasında Nepal’in Katmandu, Nagarkot ve Pokhara şehirlerinde gerçekleşti.

Lise öğrencilerimiz, Nepalli bir öğrencinin evini ziyaret ederek, ev yaşantılarını yakından gözlemleme fırsatı buldular. Pochara’nın Phewa Gölü’nde kano turu yaptılar, gölün ortasındaki Barahi tapınağını ziyaret ettiler. Katmandu’da Bouda, monkey Tample, Bhaktapur meydanı, Daurbar Meydanı’nı gezdiler. Her ün yaklaşık iki saat yürüyerek Shree Sanjiwani İlköğretim Okulu’na giden öğrencilerimiz, oradaki öğrencilere İngilizce, matematik, resim dersleri verdiler. Birlikte oyunlar oynadılar.

Öğrencilerimiz, farklı kültürlerin, farklı yaşam tarzlarının insan hayatı üzerinde yarattığı farklılığı yerinde görerek öğrendiler. Sorunların, dünyanın her köşesinde ortak olduğunu fark ettiler.


Genç Başarı Kulübümüz Sosyal İnovasyon Kampı’ndaydı

0

Genç Başarı Kulübümüz, 14 Şubat Cumartesi günü Darüşşafaka Lisesi’nde yapılan Sosyal Inovasyon Kampı’na katıldı.

Öğrencilerimiz; Atatürk Fen Lisesi, Darüşşafaka Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Özden Cengiz Anadolu Lisesi,Özel Denizatı Koleji, Üsküdar Mesleki & Teknik Anadolu Lisesi ve Rüştü Uzel Meslek Lisesi’nden öğrencilerle takımlar halinde Türkiye’nin çeşitli sosyal problemlerine çözümler üreterek, bunları bir iş planı şeklinde jüriye sundular.

Kampın amacı; öğrencilerimizin sosyal sorunları belirlemek, farklı okullardan öğrencilerle takım çalışması yapmak, bu sorunlara uygulanabilir çözümler üretmek, iş planı ve sunum yapma becerilerini geliştirmek. 

Jürinin yaptığı değerlendirme sonucunda, atık yağları geri dönüştürerek zararsız hale getirmeyi planlayan ve bu fikirlerini üç dakikalık sunumlarında jüriye en iyi şekilde anlatan Fen 11 sınıfı öğrencimiz Beyza Dedeoğlu’nun takımı birinci oldu. Sponsor firmadan ödüllerini aldı.

 

Öğretmenin değişen rolü Terakki ELT 2015 Konferansında Tartışıldı

0

TELT (Terakki English Language Teaching) Forum ve Kariyer Günü’nde Türkiye’den ve dünyadan 300 yabancı dil eğitmeni, 21 Şubat Cumartesi günü Levent Yerleşkemizde buluştu.

Yabancı Diller Koordinatorlüğümüzün organize ettiği “21. Yüzyıl öğretim ve öğrenme teknikleri ile öğrenen öğretmen” temalı konferansta, 20. yüzyıl yabancı dil öğretmenlerinin 21.yüzyıl öğretim süreci ile ilgili kariyer deneyimleri ve geleceğin eğitim ortamı için alınması gereken önlemler tartışıldı.

Eğitimde teknoloji kullanımı ve yabancı dil öğretimi konularında uzman, İngilizce öğretiminde ‘Straightforward, Inside Out’  gibi okullarda yaygın olarak kullanılan kitapların yazarı ve bu yıl ‘Translation and Own-Language Activities’ adlı kitabıyla ‘The Duke of Edinburgh English Language Book Awards’ ödül alan konuşmacı konuğumuz Philip Kerr, yabancı dil öğretiminin yabancı dil öğrenimi haline dönüşmesini anlattı.

Yabancı dil öğrenirken yazılım kullanımının, “kelime ve dil bilgisi” ile ilgili sınıfta ders anlatan bir öğretmenden çok daha hızlı ve etkili bir öğretim ortamı yarattığını söyleyen Kerr, aplikasyonların öğrencinin okuma hızına, seviyesine ve ilgisine yönelik farklılaştırılmış okuma ve dinleme çalışmaları sunduğunu, hatta öğrencinin hangi tür metinlerde daha fazla okuma süresi harcadığını görerek bu metinlerin öğrencinin ekranında daha çok gösterdiğini ifade etti.

Kerr ayrıca, öğrencinin bilgisayar başında bu programları kullanırken zamanını doğru motivasyonla yönlendirecek kişinin öğretmenler olacağını vurgulayarak, aplikasyonların bir noktadan sonra sıkıcı hale gelebileceğini ve bu noktada öğretmenlerin eğlence faktörünü sınıfa taşıması gerektiğini açıkladı.

Kerr, İspanya’da ve Türkiye’de ikinci dil olarak ortalama 1000 saatlik bir İngilizce eğitimi sonunda öğrencilerin genellikle orta seviyede İngilizce bilgisi ile mezun olması durumundan bahsetti. “Araştırmalar, birçok okulun derste sadece dil bilgisi çalışmalarının ve dil kurallarını öğretme çabasının neden olduğu yönünde. Oysa ki işin kuralı, öğretme kısmını yazılıma devretmek ve sınıf içinde daha çok interaktif etkinliğe yer vermek ve doğal konuşma ortamları yaratmak.” dedi.

Ayrıca etkinlikte, “21. yüzyılda eğitim ve okul hayatı nasıl olmalı? 20. yüzyılda doğmuş olan öğretmenler 21. yüzyıl eğitim-öğretim hayatına nasıl daha iyi adapte olabilirler?, Yabancı Dil eğitiminin dünyadaki ve Türkiye’deki durumu” üzerine yuvarlak masa toplantıları ve interaktif oturumlar gerçekleşti.

Sabancı Üniversitesi Yabancı Diller Koordinatörü Deniz Kurtoğlu Eken, “profesyonel gelişimin önemi”, “geri dönüş alma” ve “eleştirel düşünme becerileri’ konularında katılımcılarla  düşüncelerini paylaştı.

Etkinlik, 1980 yılından beri tiyatro gösterileri yapan aktör ve yazar David Gibson ve Luke Prodromou’nun tiyatro gösterisi ile son buldu.

 

 

24. Satranç Turnuvamızın Afişini Belirledik

0

Levent Yerleşkemizden 4. sınıf öğrencilerimiz, 5 Ocak – 16 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 24.Satranç Turnuvası Afiş Yarışması’nda “Satranç, Kuşun Kanatlarında Oynanır; Korkusuz, Özgür Ve Her Yerdedir!” ve “Oyna Satranç Bu Sana Büyük Kazanç!” sloganlarını kullanarak afişler tasarladı.

24. Satranç Turnuvamız için 2 – 12 Aralık 2014 tarihleri arasında düzenlenen slogan yarışmasında ilkokul ve ortaokul sınıflarımızdan 3J “Satranç, Kuşun Kanatlarında Oynanır; Korkusuz, Özgür Ve Her Yerdedir!”; 6J ise “Oyna Satranç Bu Sana Büyük Kazanç!” sloganıyla birinci olmuştu. 24. Satranç Turnuvası Afiş Yarışmamızı ise 4B sınıfı öğrencimiz Yasemin Artunç kazandı.

Satranç Turnuvamız, 21 – 22 Mart tarihlerinde gerçekleşecek.