Onların sadece küçük insanlar olmadığını uzun zamandan beri biliyoruz.

17. yüzyıla kadar toplumsal yaşamda yetişkinler, çocukları kendi çevreleri ve ebeveynlerinin davranışlarını gözlemleyerek büyüyen nazlı ‘küçük insanlar’ olarak görüyordu. Evin evcil hayvanlarıyla neredeyse bir tutuyor, içlerinden biri öldüğünde nasıl olsa yerine bir başka çocuğun geleceği mantığıyla önemsenmiyorlardı. 17. yüzyıldan sonra ise okulun, toplum hayatına girmesiyle çocuklar, hayatı ebeveynlerinden ve içinde bulundukları çevreden değil okuldan öğrenmeye başladılar. Bu şekilde hayatları da yetişkinlerden ayrılmış oldu. Aileler de giderek çocukların eğitimlerini düşünmeye, geleceklerini planlamaya başladılar. Okul ve aile evrilirken artık onlar da küçük birer yetişkin modeli değil ‘çocuk’ oldular.

Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar ‘sen çocuksun’ kararını veren sistemin, bilimsel, toplumsal, ekonomik, hukuki, askeri ve dini açıdan çocukluk çağı sınırlarına karar verme kolaylığı, çocuk işçiler, savaş mağduru çocuklar, çocuk suçlular, çocuk anneler, istismara uğrayan çocuklar oluşmasına engel olamadı.

19. yüzyılda eğitimde özgürlükçü fikirlerin savunulmasıyla birlikte çocuğu bir bütün olarak gören, ihtiyaçlarına ve gelişimine önem veren pedagojik anlayış ortaya çıktı. Birtakım ülkelerin okulları 1990’lı yıllarda, farklılıkların buluştuğu, edilgen değil etken bireylerin öne çıktığı, demokratik değer ve ideallerin yaşandığı ortamlar haline dönüşmeyi başardılar ve demokratik okullar olarak tanımlandılar. Eğitim yaşamının içine de hak, özgürlük, sorumluluk, eşitlik, adalet, farklılıklara karşı hoşgörü, saygı, uzlaşma, dayanışma gibi kavramlar da girmiş oldu.

‘İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 25 ve 26. maddeleriyle annelerin ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakkı, herkesin eğitim görme hakkı ve çocuğa verilecek eğitimin türünü seçmenin anne babaya bırakılması hakkı 1948’den beri geçerli.

20 Kasım 1989 yılında imzalanan, çocukların doğuştan sahip oldukları yaşama hakkı; eksiksiz biçimde gelişme hakkı; zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı; aile, kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma haklarını kapsayan ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ tarihte en geniş kabul gören insan hakları belgesi olmuştur. Ancak karar veren yetişkinler iktidarının çocukların haklarını teslim etme konusundaki kararlılığının bu çağda bile hala gölgede kaldığını görüyoruz.

Bugünkü durumumuz çocukların eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı kadar,  korunma haklarının, kültürel haklarının, engelli çocukların haklarında da iyileşmeler olması bu  bilincin  toplumda yaygınlaşmasının ancak sivil toplum, özel sektör ve uluslararası kurum ve kuruluşların konuyu giderek daha fazla önemsemesi ve çalışmalar yürütmesiyle olanaklı olduğunu gösteriyor. ‘Çocuk Hakları’nın artık okul müfredatlarında yerini alabilmesi de umut verici bir gelişme.

Bilgilenme ve iletişim biçimimiz, anlayış ve kavrayışımızla günümüzde artık çocuklar yetişkinler için sadece küçük insanlar değil, hakları olan birer ‘birey’.

Birey olarak da sorumluluklarını yerine getirirken, hedeflerine doğru ilerlerken kendi gelecekleri ile ilgili kararları almakta da söz sahibi olmaları gerekiyor.

Biz yetişkinler, çocuklara haklarını teslim ederek ‘kendilerine göre iyi olan’ yarınları yaratmalarında onları gönüllendirip destekleyebilecek miyiz? Bu sorunun yanıtı belki de uygarlığın en büyük ölçüsü olacak.

Banu Akbaşlı
Kurumsal İletişim Koordinatörü
Terakki Vakfı

Öğrencilerimiz Yazar Barış Müstecaplıoğlu’yla Buluştu

Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz ve ortaokul 8. sınıf öğrencilerimiz, 20 Nisan Çarşamba günü Türk edebiyatının fantastik roman yazarı Barış Müstecaplıoğlu’nu konuk etti.

Müstecaplıoğlu öğrencilerimize, kurgu roman yazma teknikleri, yaratma süreci, tema işleyişi, fantazya türü hakkında kendi deneyimlerinin öngörüsüyle açıklamalar yaptı. Şamanlar Diyarı, Keşifler Zamanı, Özgürlük Uğruna adlı romanlarının kapak görselleri üzerinde fantastik karakter yaratma sürecini anlattı.

Geleceğin nasıl şekilleneceğini bugün yapacağımız seçimlerin belirleyeceğini söyleyen Müstecaplıoğlu, söyleşisini “Umutlu ya da umutsuz olmak değil, daha güzel bir gelecek için mücadele etmek önemli. Trafikteki uyarı levhaları nasıl bizleri korkutmak için değil, tehlikeli durumlara dikkat çekmek için varlar, distopyalar da okuru korkutmayı değil düşündürmeyi ve harekete geçirmeyi amaçlar. ‘Osmanlı Cadısı’ndaki İstanbul Eşitlik Hareketi de mücadeleden hiç vazgeçmeyen bir umut hareketi.” sözleriyle sürdürdü.

Ardından, Müstecaplıoğlu öğrencilerimizin sorularını cevapladıktan sonra söyleşi sona erdi.

20. Kariyer Günlerimizde Makine ve Gemi Makinaları Mühendisliği

0

Levent Yerleşkemizden yükseköğrenimine “Makine ve Gemi Makinaları Mühendisliği” ile devam etmek isteyen 12. sınıf lise, fen lisesi ve IB öğrencilerimiz, 20. Kariyer Günlerimiz kapsamında 13 Nisan Çarşamba günü Heinzmann Woodward Schaller Şirketi Teknik Koordinatörü Selim Kiper’le bir araya geldi.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisimizin düzenlediği etkinlikte Kiper, mühendis olacak öğrencilerin öncelikle fizik ve matematik derslerini sevmesi gerektiğini, mühendisliğin geniş dalları olduğunu ve bu meslekte saha deneyimi edinmenin önemini anlattı.

Öğrencilerimize köklü ve kurumsal üniversiteleri tercih etmelerini öneren Kiper, üniversite eğitiminde düzenli ve programlı çalışmanın gerekliliğinden bahsetti. Alınan her dersin değerli olduğunu, derslerin tamamına katılmaya gayret göstermelerini, ancak okul ve sosyal hayatları arasındaki dengeyi de kurmalarını söyledi.

Türkiye’nin mühendislik açısından Amerika ve Avrupa’nın gerisinde olduğunu, iş dünyasında daha çok patent mühendisliği yapıldığını dile getirdi. Bir mühendisin yeni sistemler yaratıp farklı bakış açıları ortaya çıkarması gerektiğini vurgulayan Kiper, inşaat mühendisliğinin Türkiye’de daha gelişmiş olduğunu, diğer mühendisliklerin de bu yolda önemli ilerlemeler kaydettiğini açıkladı.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz,  her yıl öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. Bu yıl gerçekleşecek diğer 20. Kariyer Günleri etkinliklerimiz; “Dekanlarla Buluşma: Mesleğe Göz Kırpmak”, “Üniversite Gezileri”, “Meslek Gözlem Çalışmaları” ve “Tercih Konferansı”.

Prof. Dr. Lale Duruiz Konuğumuz Oldu

0

Levent Yerleşkemizden yükseköğrenimine “Endüstri Mühendisliği” ile devam etmek isteyen 12. sınıf lise, fen lisesi ve IB öğrencilerimiz, 14 Nisan Perşembe günü Endüstri Mühendisi Prof. Dr. Lale Duruiz’le bir araya geldi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin düzenlediği 20. Kariyer Günleri kapsamında gerçekleşen buluşmada Duruiz, konuşmasına kendi öğrenim hayatı ve kariyerinden bahsederek başladı. Endüstri mühendisliğinin bir sistem yaklaşımı olduğunu anlatan Duruiz, bu mesleği yapacak kişilerin insanlarla iyi ilişkiler kurması, teknolojiyi yakından izlemesi ve İngilizce bilmesi gerektiğini söyledi.

Endüstri mühendisinin; tasarlayan, gerçekleştiren, kontrol eden ve tekrar tasarlayan kişi olduğunu ifade eden Duruiz, bu sürecin az kaynakla verimliliği artırmak üzere kurgulandığını dile getirdi.

Duruiz, endüstri mühendisliğinin disiplinler arası bir yapıya sahip olduğunu vurguladı. Bu nedenle üniversitede yer seçimi, yerleştirme, planlama, etkili çalıştırma, kontrol sistemleri, karar verme modelleri, simülasyon, ekonomi, sosyoloji ve psikoloji gibi birçok dersin bulunduğundan bahsetti. Ayrıca, öğrencilerin eğitimleri boyunca yöneticiliğe dair çeşitli becerileri edinmek için çalıştıklarını belirtti.

Ardından, Toyota ve Apple gibi kurumlarda bir endüstri mühendisinin ne gibi işler yaptığıyla ilgili örnekler paylaştı. Son yıllarda üretim sektörünün yanı sıra hizmet sektöründe de iş imkanlarının artması nedeniyle endüstri mühendislerinin diğer mühendislere göre daha şanslı olduğunu söyledi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz,  her yıl öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. Bu yıl gerçekleşecek diğer 20. Kariyer Günleri etkinliklerimiz; “Dekanlarla Buluşma: Mesleğe Göz Kırpmak”, “Üniversite Gezileri”, “Meslek Gözlem Çalışmaları” ve “Tercih Konferansı”.

Ortaokul Öğrencilerimiz “Biyolojik Çeşitlilik” Seminerindeydi

0

Tepeören Yerleşkemizden 5 ve 7. sınıf öğrencilerimiz, 12 Nisan Salı günü Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı Eğitim Müdürü Gökmen Aydın’la “Biyolojik Çeşitlilik” seminerinde bir araya geldi.

Konferans Salonumuzda gerçekleşen seminerde Aydın, önce biyolojik çeşitlilik terimini tür çeşitliliği, gen çeşitliliği ve ekolojik olaylar çeşitliliği olarak üç ana başlıkta açıklayarak örnekler paylaştı.

Daha sonra Aydın, öğrencilerimize Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından çok avantajlı bir konum ve yapıya sahip olduğunu anlattı. Türkiye’de çok sayıda orman, deniz, göl gibi farklı ekosistemlerin bulunmasının, biyolojik çeşitliliği artırdığını söyledi. Biyolojik çeşitliliğin, ülkemize sağladığı yararlarda söz eden Aydın, bu çeşitliliğin günden güne azaldığını vurguladı. Bu durumun en önemli nedenlerinden birinin de insan faktörü olduğunu ifade ederek, su kirliliği, hava kirliliği, toprak kirliliği, orman tahribatı gibi çeşitli çevre sorunlarına değindi.

Biyolojik çeşitliliğin azalmasının en önemli sonuçlarından birinin de bazı türlerin soyunun tükenmesi olduğunu dile getiren Aydın, aslan, kelaynak, alageyik gibi ülkemizde soyu tükenen ya da tükenmekte olan canlılardan örnekler verdi.

Seminerin sonunda Aydın, biyolojik çeşitliliğin azalmaması için alınması gereken önlemlerden bahsetti ve çevre sorunlarına karşı toplumsal duyarlılık kazanılmasının bu önlemlerin en başında yer aldığını söyledi.

Minik Terakkili Makerlara “Sihirli Ellerin Tasarımı Ödülü”

Levent Yerleşkemizden ilkokul Maker Kulübü öğrencilerimiz, Bilim Kahramanları Derneği’nin 16 Nisan Cumartesi günü “Akıllı Kullanım” teması kapsamında düzenlediği Minik Bilim Kahramanları Buluşuyor/Junior FIRST LEGO League (Jr. FLL) Fuarı’nda Sihirli Ellerin Tasarımı Ödülü aldı. Bu ödülü almayı çöp sorununa çözüm üretmek için inşa edip programladıkları motorlu LEGO modeliyle başardılar.

Çocukların bilim ve teknoloji alanında LEGO malzemeleriyle yılın temasına uygun projeler üretmesini sağlayıp çözüm becerilerini geliştiren Jr. FLL’de öğrencilerimiz çözüm üretmek üzere “Metal Atıkların Geri Dönüştürülmesi” konusunu seçti.  Ardından,  Bilişim Teknolojileri öğretmenlerimiz Ayşegül Ayhan, Hamit Koşubaşı ve Yeşim Özen’in danışmanlığında dünyada en fazla atık olarak yer kaplayan metallerin nasıl geri dönüştürüleceği konusunda araştırmalar yaparak, hareketli LEGO modellerini oluşturdular. Projenin tüm süreçlerini ise hazırladıkları bir posterle jüriye anlattılar.

13043504_989499527764346_9074948206375715595_n (1)

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde “Eğitimde Teknoloji Kullanımı ve Dijital Vatandaşlık” Sunumumuz

0

Bilişim teknolojileri öğretmenimiz Tuba Balsak ve Yeşim Özen, 11 Nisan Pazartesi günü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sunum yaptılar. Eğitim Bilimleri Bölümü’ne bağlı Pedagojik Formasyon Programı öğrencilerinin “Eğitim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme” derslerinde, eğitim teknolojilerini Terakki’de nasıl kullandıklarını ve dijital vatandaşlığın önemini anlattılar.

Öğretmenlerimiz, Pedagojik Formasyon Programı’nda yer alan ve farklı branşlarda öğrenimini sürdüren öğretmen adaylarına, teknolojiyi kendi branşlarına nasıl entegre edebileceklerinden söz etti. Dijital vatandaşlık kapsamında, güvenli ve bilinçli internet kullanıcısı olmanın önemi hakkında uygulamalı etkinlikler gerçekleştirdiler. Eğitimde kullanılan web 2.0 araçları, uygulamalar ve eğitsel platformları paylaştılar.

Balsak ve Özen;  gelişen teknoloji ile değişen eğitim yöntemlerine vurgu yaparken, eğitimde etkileşimde olduğumuz Z kuşağında yer alan öğrencilerimiz için onların dilinden konuşmanın önemli olduğunu vurguladı. Teknolojinin öğretmenlerin yerini alamayacağını; ama muhtemelen teknoloji kullanan öğretmenlerin, kullanmayanların yerini alabileceğini söyleyerek her branşta teknoloji entegrasyonunun önemini belirttiler. Z kuşağında yer alan yeni nesil için, geleneksel yöntemler yerine, teknolojiyi araç olarak kullanarak yeni yöntemler keşfetmek gerektiğini vurguladılar. 

Gelecek Eğitimden Ne İster?

İnsan kendini bildi bileli, “Hayattan ne isterim?” sorusunu kendine soruyor. Büyüyüp gelişirken, bunun cevapları da biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik boyutlarıyla farklılaşarak çeşitleniyor. Aslında “Hayat benden ne ister?” diye sormak gerekiyor. Bu da pek aklımıza gelmeyen bir soru.

İnsanın yaşam macerası bebekken güçsüz ve diğer insanlara ihtiyaç duyarak başlıyor. Yavaşça büyürken çevresini izleyerek kurduğu ilişkilerle gerekli özellikleri ediniyor. Daha sonrasında etrafındaki diğer güçlü insanlar ve doğa karşısında üstünlük kurmak, güçlenmek zorunda kalıyor. İçinde bulunduğu toplumun standartlarını, yaşama biçimini, kültürünü öğrenerek yaşamını sürdürüyor. Kendini tanımak, anlamak ve inşa etmekle uğraşıyor.

Bunların hepsi eğitim süresinin içinde gerçekleşiyor. Bilgi, beceri, anlayış ve tutumu değişip gelişiyor. İhtiyaç ve arzularıyla birlikte istekleri değişiyor dünyası da büyüyor.

Acaba kendine saygı duymayı, güçlü olmayı, başarmayı, kendine güvenmeyi, bağımsız ve özgür olmayı eğitim hayatı içinde öğreniyor mu? Eğitime yüklenen toplumsal anlamlar, eğitimin amacı ve işlevi ülkeden ülkeye çağdan çağa değişiyor. Farklı görüşler ve modeller ortaya çıkıyor.

Tüm modellerin üzerindeki gerçek

Artık bugün eğitim, okulda öğrenilmesi gereken tüm derslerin ve öğretmen etkilerinin toplamından çok daha fazlası: Müzik, sanat, felsefenin yanı sıra kültür okuryazarlığı, çevresinin farkında olmayı öğrenmek; insanı tanıyıp yorumlayabilmek; küreselleşme, insan hakları, etik ve hukukun üstünlüğü konularında öğrencileri yetişkin hayatına hazırlamak…

Öğrenmeyi teşvik edecek fiziksel şartlar, kurallar, roller ve ilişkiler bütünüyle birlikte okulun iklimi, değerleri ve vizyonu iyi bir eğitimin en önemli unsurları olarak karşımıza çıkıyor. Çocuklar; yaratıcılıklarını, özgür hareket etmelerini ve düşünmelerini destekleyen, onların farklı yaklaşımlarına açık olup esneklik, orijinallik ve mutluluklarını önemseyen, daha önce yapılmamış şeyleri yapabilme fırsatı veren eğitim ortamlarında yetişemezlerse farklılıklara değer veren, özgüvenli çocuklar ve gençler olarak gelecekle başa çıkıp onu kendi isteklerine göre biçimlendirebilmeleri olanaklı olabilir mi?

Geleceği oluşturma sorumluluğu

Bugün hayattan ne isteyeceğini soracak çocukların aynı zamanda “Ben dünyaya ne verebilirim?” sorusunu soracak gençlere dönüşmesi de eğitimin görevi. Eğitimin misyonunun, kendini ve çevresini tanıyan, anlayıp yorumlayabilen, hemen her alanda iyi bir okuryazar olup bilgiyi nasıl kullanacağını bilen, kendi kendini yönetebilen, eleştirel düşünebilen, kendini ifade edebilen, kendi kararlarını verebilen, artık kolayca kestirilemeyecek bir gelecekte daha doğru ve adil bir dünyanın gerçeklerini yeniden kurgulayabilecek, yaratıcı, iyi yarınlar başlatabilecek yetenek, yeterlilik ve donanımla güçlendirilmiş gençler yetiştirmek olduğunu biliyoruz.

Geleceğin nasıl olacağı ise ancak fütüristik bir tahmin olabilir. Okulların, çocukları ve gençleri yetişkinliğe, hayata ve geleceğe hazırlarken kendileri için olduğu kadar tüm insanlığın da adil, özgür, refah içinde olmasını sağlayacak, geleceği kendisi oluşturacak yaratıcı ve özgüvenli bireyler yetiştirecek bir ortam sunmaktan başka seçeneği yok gibi.

Terakkili özgüvenlidir. İyi yarınlar başlatır. 1877’den beri.

Banu Akbaşlı
Kurumsal İletişim Koordinatörü
Terakki Vakfı

Meslek Seçimi ve YGS-LYS Bilgilendirme Konferansı

0

Levent Yerleşkemizden lise ve fen lisesi 11. sınıf öğrencilerimiz ve velilerimiz, 06 – 07 Nisan tarihlerinde “Meslek Seçimi ve YGS-LYS Bilgilendirme Konferansı”nda Psikolojik Danışmanımız Asude Işık Tunca ve Yurtiçi Üniversite Danışmanımız Oktay Aydın’la buluştu. Işık Tunca ve Aydın, kariyer planlaması ve sınav sistemi hakkında öğrenci ve velilerimize bilgi verdi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin düzenlediği konferansta Işık Tunca, geçmiş yıllardan bugüne sınav sistemi, tercihlerin oluşturulmasındaki değişimler ve meslek seçimi sürecinde dikkat edilecek önemli noktaları anlattı. Rekabet ve farklılaşmanın öneminden söz eden Işık Tunca, 9. sınıftan bugüne kadar öğrencilerimize yönelik gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek olan vizyon oluşturmaya yönelik çalışmalardan bahsetti.

Aydın ise YGS-LYS sınavları hakkında teorik bilgilerini paylaştı. 2017 yılında karşılaşılabilecek olası değişiklikleri anlatan Aydın, hazırlık süreci ve meslek seçimi konularında ufuk açıcı önerilerde bulundu.

İki ayrı günde gerçekleştirilen konferans, öğrencilerimizin ve velilerimizin aktif katılımı ve soru-cevaplarıyla sona erdi.

Terakki’de Münazara Maçı

Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz ve Ulus Musevi Lisesi öğrencileri, 7 Nisan Perşembe günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de düzenlenen münazara maçında bir araya geldi. “12 Yaş ve üstü çocuklar sosyal güvenceleri sağlanmak koşuluyla çalıştırılabilirler. / ……. çalıştırılamazlar” konulu münazara, “İçerde Çocuk Var “adlı toplumsal sorumluluk projesi kapsamında düzenlendi.

Münazara maçı öncesinde Ulus Musevi Lisesi öğrencilerinden İzel Nahmias ve Mert Kamhi, hapisanedeki çocukların gündelik yaşamıyla ilgili bir sunum yaptı.

Ardından “12 Yaş ve üstü çocuklar sosyal güvenceleri sağlanmak koşuluyla çalıştırılabilirler. / ……. çalıştırılamazlar” konulu dostluk maçı gerçekleşti.

Muhalefet kanadında öğrencilerimizden Deniz Peri (9H), Doruk Şimşek (9H) ve Fen 11 sınıfından Taha Yüksel; hükümet kanadında ise Ulus Musevi Lisesi’nden Mila Franci, Belisa Barakas ve İdil Bensusan yer aldı.

Son derece çekişmeli geçen münzara maçında Gülbin Öner, Hülya Gülaç ve Ali Konbal’dan oluşan jürinin değerlendirmesi sonucu Ulus Musevi Lisesi öğrencileri maçın kazananı olarak seçildi.

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretmenimiz Gonca Özmen Galatasaray Lisesi’ndeydi

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretmenlerimizden şair-yazar Gonca Özmen, 7 Nisan Perşembe günü Galatasaray Lisesi’nde “Şiir Neyimiz Olur?” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

Galatasary Lisesi’nin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Dil ve Edebiyat Günleri’nde Türk Edebiyatının önde gelen isimleri, Galatasaray Lisesi öğrencileriyle bir araya gelerek onların sorularını yanıtladı.

Şiirin insanın en yakını olduğu, insanı sağalttığı, insanın şiirle zenginleştiği ve güzelleştiğinin altını çizen Özmen, kendi yazın serüveninden ve poetikasından hareketle şiiri, imgeyi, eğretilemeyi, metaforu anlattı. Örneklerle beslediği konuşmasında, yazma ve yayımlama süreci ile ilgili detaylı bilgiler verdi. Öğrencilerin Özmen’e sordukları ilginç ve şaşırtıcı sorularla zenginleşen söyleşide, şiir herkesin yanı başındaydı.

Prof. Dr. Hakan Karpuz Konuğumuz Oldu

0

Levent Yerleşkemizden tıp öğrenimi görmek isteyen tüm 12. sınıf öğrencilerimiz, 20. Kariyer Günlerimiz kapsamında 5 Nisan Salı günü Prof. Dr. Hakan Karpuz’la buluştu.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin gerçekleştirdiği Meslek Tanıtımı etkinliğinde Karpuz, konuşmasına kendi öğrencilik hayatını anlatarak başladı. Lise öğrencisiyken gazetecilik okumak istediğini, daha sonra tıp tercihinde bulunduğunu söyledi. Ancak gazeteciliğe her zaman ilgi duyduğunu daha sonra gazetecilik doktorası yaptığını ve şu anda bu alanda öğretim üyesi olduğunu anlattı. Bunun yanı sıra konservatuarda eğitim alıp saksafon çaldığını, dalgıçlık yaptığını, kokartlı turist rehberi olduğunu belirtti. Tıp eğitiminin söylendiği gibi sosyal faaliyetlerde bir engel teşkil etmediğini, en önemli şeyin “istemek ve hedef koymak” olduğunu ifade etti ve tıp mesleğinin manevi açıdan eşi benzeri bulunmayan bir meslek olduğunu vurguladı.

Öğrencilerin tıp eğitimleri sırasında girecekleri uzmanlık sınavları hakkına bilgi veren Karpuz, öğretim üyeliği yaptığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde İngilizce Tıp ve Türkçe Tıp arasında öğretilen bilgiler açısından hiçbir fark olmadığını dile getirdi. Tıp öğrencilerinin mesleğe hazırlanırken sürekli hocaları tarafından süpervizyon altında tutulduğunu, özellikle TUS sonrası uzmanlık aşamasında daha yoğun bir uygulama sürecinin olduğunun bilgisini verdi.

Öğrencilerimizin sorusu üzerine; mesleğe atıldığı ilk yıllardan ve hasta kaybetmenin insan üzerinde yarattığı etkilerden bahseden Karpuz, deneyimlerinden öğrendiği şeyin; bir doktorun hiçbir zaman biliyormuş gibi davranmaması ve her zaman acemi bir doktor gibi davranması olduğunu, bunun da kişiyi her zaman dikkatli yaptığını söyledi.

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz,  öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak 20. Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. Bu sene gerçekleşecek diğer Kariyer Günleri etkinlikleri “Dekanlarla Buluşma: Mesleğe Göz Kırpmak”, “Üniversite Gezileri”, “Meslek Gözlem Çalışmaları” ve “Tercih Konferansı”.

 

Terakki’de İfade Özgürlüğü ve Medyada Nefret Söylemi Atölyesi

Levent Yerleşkemizden lise 11 G sınıfı öğrencilerimiz Ceren Ünal ve Sedef Dündar, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Doç. Dr. Zeynep Kıvılcım’ın 28 Mart Pazartesi günü Terakki’de gerçekleştirdiği İfade Özgürlüğü ve Medyada Nefret Söylemi Atölyesi’ni anlattı:

Okulumuzda Lise Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümü ve Terakki Vakfı Okulları Projeler Koordinatörlüğü işbirliğiyle düzenlenen, Doç. Dr. Zeynep Kıvılcım’ın yürüttüğü “ifade özgürlüğü ve medyada nefret söylemi” başlıklı bir atölye çalışmasına katıldık.

Atölyede 10 IB G, 11 IB I ve 11 G sınıflarından arkadaşlarımızla birlikte yer aldık. Karma grupların oluşturulmasıyla, önceden öğretmenlerimiz tarafından çeşitli gazetelerden seçilen haber kesitlerini inceledik. Amaç, gazetelerde yer alan haberlerin ifade özgürlüğü mü yoksa nefret söylemi mi içerdiğini tespit etmekti. Bu değerlendirmeyi yaparken yararlanmamız için Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve nefret suçunun ne olduğunu açıklayan bir el kitabından yardım almamız istendi. Bu kitapçık ile kimilerinin daha önceden bildiği bilgiler tazelendi, kimileri ise sıfırdan konu hakkında bilgi sahibi oldu. İlk olarak kendi grubumuz içinde tartıştık, daha sonra seçtiğimiz sözcüler aracılığıyla ulaştığımız sonuçları birbirimizle paylaştık. Bu aşamanın sonucunda bazı haberlerin farklı insanlar tarafından farklı yorumlanabildiği ve nefret söylemi olup olmadığı konusunda her zaman fikir birliği olmadığını gözlemledik.

Atölye çalışmasının sonunda gönüllü 4 arkadaşımızla birlikte, bir ders boyunca çalışarak atölyenin sonuçlarını Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de 10. sınıf öğrencileriyle paylaşmak üzere bir sunum hazırladık. Sunumda, atölyede incelediğimiz haberleri kullanarak ifade özgürlüğü ve nefret söylemi hakkında bilgi verdik.

Sunumun ardından Kıvılcım, konuyla ilgili öğrencilerle bir söyleşi yaptı. Kıvılcım, sözlerine dünyada ve ülkemizde insanların ifade özgürlüklerini kullandıkları için cezalara çarptırıldıkları bir ortamda ifade özgürlüğünün kısıtlanmasından bahsetmenin ironik bulunabileceğini söyleyerek başladı. Ancak yine de kimi durumlarda ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının insan hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli ve önemli olduğunu belirtti. İfade özgürlüğünün kısıtlanmasını gerektirecek en önemli durumlardan birisinin nefret söylemi üretmek olduğunu vurgulayan Kıvılcım, incelediğimiz çok sayıda gazete haberinde açıkça nefret söylemi suçu işlendiğini ve adli makamların bu suçları işleyenler hakkında dava açması gerektiğini ifade etti. Son olarak Türkiye’de güvenlik politikaları gereği ifade özgürlüğünün sıklıkla çiğnendiğini ama nefret suçları ile mücadelede kararlılık gösterilmediğini gözlemlediğini söyleyerek öğrencilerin sorularını cevapladığı bölüme geçti.

Nefret Söylemi Nedir ve Nefret Söylemi Üzerine

“Nefret söylemi nedir” sorusu üzerine çalıştığımız için öncelikle bunun ne olduğunu ele almalıyız. Nefret söyleminin kesin bir tanımı yoktur. Her ülke kendilerince bu suç altına girebilecek her durumu yasaklamıştır. Fakat nefret söyleminin kabaca ne olduğunu anlatmak gerekirse şunu söyleyebiliriz: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, anti-semitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan ya da haklı gösteren her türlü ifade biçimi. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret, saldırgan millliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir.”[1]

Günümüzde ifade özgürlüğünün yanlış kullanıldığı durumlar giderek çoğalıyor. Artan toplumsal kutuplaşma bunun en önemli sebeplerinden biri. Tek çare ise bireyleri bilgilendirmek ve eğitmek. Ulus devletlerin vatandaşlarına yönelik sınırlandırmaların esnekleştiği, her bireyin bir dünya vatandaşı olmaya hazırlandığı bir çağda yaşıyoruz. Farklı kültürlerin ve milletlerin arasına karışıyoruz. Bunun sonucunda da hoşgörüsüzlük ve duyarsızlık ortaya çıkıyor. Kötü duyguların bireylerin arasına girmesini önlemek için onlara farklı insanları ve görüşleri kabul etmeyi küçük yaştan öğretmeye başlamak çok önemli.

Nefret Söylemi ve İfade Özgürlüğü Ayrımı

Pek çok durumda nefret söylemini ifade özgürlüğünden ayırmak oldukça güçtür. Nefret söylemleri, belli grupları hedefleyen ve hedef gösteren ifadeler olduğunu söylemiştik. Kimi zaman apaçık ortadadır, kimi zaman satır aralarında gizlidir. Ancak bir nefret söylemi daima nefret söylemidir ve bunu farkına varmak ve yayılmasına karşı çıkmak bizim bir birey olarak sorumluluğumuz olmalıdır. Beraber yaşamak istiyorsak hem birbirimize karşı duyarlı olmalıyız hem de ihtiyacı olduğunda diğer bireyi savunma cesaretini gösterebilmeliyiz.

Mahkemeler ifade özgürlüğünün sınırlanmasına yönelik talepleri ele alırken aşağıdaki listedeki unsurlara göre karar vermektedirler:

“İfade özgürlüğü kısıtlanan kişinin amacı.

İfadenin içeriği

İfadenin bağlamı (gazeteci veya siyasetçi)

Görüş ya da ifadelerin hedefi olan kişilerin profili

İfadenin ne kadar aleni olduğu ve potansiyel etkisi (yani yayımlandığı organ)

Kısıtlamanın doğası ve ağırlığı.”[2]

Biraz önce bir ifadenin nefret söylemi sayılıp sayılamayacağına dair unsurları belirtirken “ifade özgürlüğünün kısıtlanması” ifadesini gördük. Nefret söyleminin veya potansiyelinin bulunduğu ortamda işte bu, her zaman kısıtlanmamasını savunduğumuz, ifade özgürlüğüne bazı kısıtlamalar getirilebiliyor. Herkesin düşüncesini söyleme hakkı vardır fakat bu düşünceler başka birini incitecek düzeye geldiğinde ya da yine haklar üzerinden gidersek, durum söylemde bulunduğumuz kişinin haklarına müdahale raddesine gelmişse, ifade özgürlüğümüz kısıtlanabilir. Her ne kadar olumsuz bir durum gibi gözükse de nefret söylemi çatısı altında yine kişilerin haklarını koruma hatta belki de nefret söyleminde bulunan kişiyi ahlaken eğitme bağlamında olumlu sayılabilecek bir durumdur.

Tartışmanın Medya Ayağı

Medyanın nefret söylemini yaymada ve oluşturmada büyük bir rolü vardır. Medya, bu konuda belki de gözlerini dört açması en gerekli olan platformdur. Haber başlıklarını oluştururken, köşe yazılarını o günün gazetesine koyarken, haberin metnini yazarken… Bunların her birinde dikkatli olunması gerekir. Çağımızın da getirileriyle sosyal medya platformunda gerçekleşen her olay zihnimizde derin izler bırakabiliyor veya o kadar çabuk ve geniş alana yayılıyor ki söylemin hedefi olan kişilerin hakları hızla yok sayılıyor ve kişilerin onuru zedelenebiliyor. Bu açıdan sınırlamaların durağı en fazla medya olabiliyor.

Atölye çalışmasında pek çok haberin ilk bakışta masum göründüğü halde bizi başkalarını dışlamaya ve hor görmeye teşvik eden üstü kapalı ifadeler içermekte olduğunu fark ettik. Medya bizi başka kültürel, dini, etnik özelliklere sahip olan ya da görüşlerimizi paylaşmayan insanlara karşı hoşgörüsüz olmaya, hatta şiddet göstermeye teşvik ediyor. Sürekli çatışma yaşıyoruz. Söylüyoruz ama kimseye derdimizi anlatamıyoruz. Bu hep böyle mi devam edecek?

Ceren Ünal’ın Gözünden Atölye Çalışması…

Okulumuzda gerçekleştirdiğimiz çalışmanın medyada yer alan nefret söylemlerinin farkına varmamızda çok yararlı olacağını düşünüyorum. Çalışmaya katılan tüm öğrenciler değerlendirmelerini ciddiyetle yaptılar ve sunum aşamasında bizlere katılanlar da sunumumuzu dikkatle dinlediler. Herkes bir şeyler öğrenmiş ve kendini geliştirmiş bir halde o salondan ayrıldı. İfade özgürlüğünün başkalarının incinebileceği veya incitilebileceği yerde bittiğini unutmamalıyız. Biz yeni nesil olarak potansiyelimizin ve sorumluluklarımız neler olduğunu farkına varıyoruz. Sürekli gelişip değişiyoruz. İfademizde özgür olabiliriz ancak her özgürlüğün bize getirdiği bir sorumluluk var. Bu sorumluluğu taşımayı öğrenmeli ve bizden öncekilerin yapamadığını yapmalıyız.

Sedef Dündar’ın Gözünden Atölye Çalışması…

Grup çalışmalarının verimli geçtiğini kendi adıma ve gözlemlerim üzerine söyleyebilirim. Her öğrencinin konu üzerine bir fikri vardı ve bu fikirler kişilerin kendilerini olaya dâhil etmelerini kolaylaştırdı. Grup çalışmalarımız bu bağlamda tek yönlü ilerlemedi. Az sayıda öğrenciden oluşan küçük bir grupta çalışmanın gerek benim, gerek diğer öğrencilerin verimini arttırdığına inanıyorum. Konuya ilginin artması, soru sorma olanağının kolay gerçekleşmesi ve titiz bir ön hazırlığın sonunda (hazırlanan el kitapçıkları, haber kesitleri vb.) atölyemizin gerçekleşmesi konuyu öğrenmemize/pekiştirmemize büyük katkı sağladı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

[1] http://www.nefretsoylemi.org

[2] http://www.nefretsoylemi.org

 

Geleceğin İnsan Kaynakları Eğilimi ve Kariyer Planlaması

0

Levent Yerleşkemizden 9 ve 10. sınıf öğrencilerimiz, 20. Kariyer Günleri etkinliklerimiz kapsamında 29 Mart Salı günü düzenlenen “Geleceğin İnsan Kaynakları Eğilimi ve Kariyer Planlaması” Konferansı’nda Bilgi Üniversitesi Tanıtım ve Kurumsal İlişkiler Daire Başkanı Murat Saydam’la buluştu. Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimizin Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleştirdiği konferansta Saydam; üniversite hayatını anlamlı kılmanın, öğrenmek ve öğrenmeyi farklı disiplinlerle birleştirmenin önemini anlattı.

Üniversite yaşamında sosyal ilişkilerin önemine değinen Saydam, akademik becerilerin yanı sıra sosyal becerilerin gelişmesinin, sosyal ilişkilerin kuvvetlenmesinin, kulüplerde çalışmanın, ilişki kurmanın, iletişimde olmanın gelecekteki iş hayatına nasıl yansıdığından bahsederken onlara önemli mesajlar verdi:

“Kendi kararlarınızı verebilmek için kendinizle konuşun, ne kadar çok okursanız, ne kadar çok şey bilirseniz o kadar hayatın içinde olursunuz. Kariyer planlamalarınızı gelecekteki meslekler üzerinden yapmak yerine kendiniz için en uygun olanı hedefleyin. İsteklerinizin ve hayallerinizin peşinden gidin. Sizi sizden başka kimse engelleyemez. Ayağınızın bir parmağı yere değsin ama uzanabildiğiniz kadar yıldızlara uzanın. Hayallerinizi kurun.”

Psikolojik Danışma ve Rehberlik Servisimiz,  öğrencilerimizin üniversite ve meslek seçimlerinde doğru karar verebilmelerine yardımcı olmak için tüm seneye yayarak 20. Kariyer Günleri etkinlikleri düzenliyor. Bu sene gerçekleşecek diğer Kariyer Günleri etkinlikleri “Dekanlarla Buluşma: Mesleğe Göz Kırpmak”, “Üniversite Gezileri”, “Meslek Gözlem Çalışmaları”, “Meslek Tanıtımları” ve “Tercih Konferansı”.

Öğrencimizin Matematikte Dünya Başarısı

0

Levent Yerleşkemizden lise öğrencimiz Burak Erinç Çetin (9H), Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nin 26 Şubat Cuma günü 9. sınıflar için düzenlediği, dünya genelinde 204 okuldan 4868 öğrencinin yer aldığı matematik yarışması Pascal’da 150 puan üzerinden 147 puan aldı ve 11. sıradan Öğrenci Onur Listesi’ne girdi. Dünya okul sıralamasında ise Levent Yerleşkemizden lisemiz 9., Tepeören Yerleşkemizden lisemiz 40. oldu.

Pascal’a ve Waterloo Üniversitesi’nin 10. sınıflar arasında gerçekleştirdiği bir diğer matematik sınavı Cayley’e katılan Levent Yerleşkemizden tüm öğrencilerimiz ilk % 25’lik dilimde yer aldı. Pascal Yarışması’nın Öğrenci Onur Listesi’ne girmeye hak kazanan diğer öğrencilerimiz ise Şirin Yağmur Abacı (Fen 9), Mert Akkaynak (Fen 9) ve Tuna Duman (9G) oldu.

Waterloo_resim-2

Levent Yerleşkemizden Pascal’a katılan öğrencilerimiz; Yağmur Abacı (Fen 9), Mert Akkaynak (Fen 9), Sennur Doğan (Fen 9), Doğa Su Bülbül (Fen 9), Aysu Akgün (9F), Alp Korkmaz (9F), Tuğra Özçelik (9F), Öykü Erday (9F), Burak Erinç Çetin (9H), Bora Gürses (9H), Yiğit Kırca (9I), Derin Su Seferoğlu (9I), Selin Umut Tuncer (9G), Tuna Duman (9G). Cayley’e katılan öğrencilerimiz; Melike Cevizci (10 IB), İpek Eğilmez (10 IB), Ekin Korkut (10 IB), Deniz Naz Demirel (10 IB), Can Malatyalıoğlu (10 IB), Barkın Birgöl (10 IB), Mavi Mercan (10 IB), Ayça Dibekoğlu (10 IB), Utku Uğur Can (10 IB), Ahmet Altay (10 IB), Burak Uzun (10 Fen) ve Aral Dörtoğul (10 Fen).

Tepeören Yerleşkemizden Pascal’a katılan öğrencilerimiz; Janset Şen (Hz A), Batuhan Yaşar (9A), Bedirhan Bekiroğlu (9A), Ege Başok (9A), Efe Ekrem (9A), Senay Songur (9A), Kemal Turşuoluk (9A), Ilgın Sözge (9A), Özge Yıldız (9A), Berke Öğecan (9A), Ceyda Solmaz (9A), Alkın Soydan (9A), Eren Yenigül (9B), Kardelen Hiçdönmez (9B), Erinç Utku Öztürk (9B), Ceren Köseoğlu (9B), İlayda Albaş (9B) ve Ahmet Eren Ersöz (9B).