Atatürk’ün Spora Verdiği Önem, Dengeli Beslenme ve Fair Play Üzerine…

0

Okul Aile Birliğimiz ve Beden Eğitimi ve Spor Bölümümüz, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında 16 Mayıs Çarşamba günü Levent Yerleşkemizde ilkokul 4. sınıf öğrencilerimiz için bir panel düzenledi. Atatürk’ün spora verdiği önem, dengeli beslenme ve fair play konulu panelde, Fizyoterapist Songül Sevim ile Beşiktaş Erkek Basketbol A Takımı oyuncularından kaptan Murat Can Güler ve Samet Geyik konuğumuz oldu.

Sevim, spor yapmanın neden önemli olduğunu, sporun çocuklara ve gençlere fiziksel ve sosyal yaşamlarına olumlu etkilerini anlattı. Minerallerin kas ve eklemlere faydasından, proteinin sporcu sağlığında ve sakatlıkları önlemesindeki rolünden bahsetti. Ayrıca, öğünlerden sabah kahvaltısının ve su tüketiminin öneminden söz etti.

Kaptan Güler ve Geyik ise özgeçmişlerini ve spora nasıl başladıklarını aktardı. Sportmence yarışmanın önemli olduğunu, sporda kazanmanın tek başına önemli olmadığını; kurallara bağlı kalarak, saygı çerçevesinde yarışarak kazanmanın anlamlı olduğunu vurguladı.

Başarılı olan takımların sadece saha içinde değil saha dışında da birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğine değinerek, Atatürk’ün Spora verdiği önem ve sporla ilgili sözleri üzerine konuştular.

20. Terakki Tarih Günleri’nde 110. Yılında II. Meşrutiyet’i Yeniden Tartıştılar

0

Lise öğrencilerinin Tarih alanında yürüttüğü en uzun soluklu etkinliklerden biri olan Terakki Tarih Günleri bu yıl 3, 10 ve 11 Mayıs tarihlerinde düzenlendi. Çeşitli okullardan gençlerin bir araya geldiği 20. Terakki Tarih Günleri’nin bu yılki konusu “110. Yılında II. Meşrutiyet’i Yeniden Tartışmak” idi. Bu konu çerçevesinde konuşmacılarımız; Dr. Y. Hakan Erdem, Prof. Dr. Aykut Kansu ve Prof. Dr. Serpil Çakır oldu.

Tarih Günleri çalışmalarımız Levent ve Tepeören Yerleşkelerimizin yanı sıra, Getronagan Ermeni Lisesi, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi, Özel Amerikan Robert Lisesi, TEV İnanç Türkeş Özel Lisesi, Ulus Özel Musevi Lisesi’nin katılımıyla 80’e yakın öğrenci ve öğretmen ile gerçekleşti.

Terakki Tarih Günleri, gençlerin tarihimizin tartışmalı alanlarında araştırma, öğrenme, paylaşma ve tartışma kültürü oluşturmalarının yanı sıra, temel bir tarihsel perspektif geliştirmelerine katkı sağlıyor. Ayrıca, bu etkinliğin öğrenci, öğretmen ve akademisyenlerden oluşan farklı bileşenleri aynı tartışma platformunda bir araya getirmesi, her katılımcı grubu için heyecan verici bir deneyim yaşanmasına yol açıyor.

Terakki Tarih Günleri’nin açılış etkinliği olarak, 3 Mayıs Perşembe günü Tepeören Yerleşkemizde Dr. Y. Hakan Erdem, II. Meşrutiyet döneminde siyasal, ekonomik ve toplumsal olarak yaşanan dönüşümün üzerinde duracağı “110. Yılında II. Meşrutiyet” başlıklı bir konferans verdi.

Erdem konuşmasında, Meşrutiyet’in nasıl bir siyasal ortamda gündeme geldiğinden, I. Meşrutiyet’in yapısal özelliklerinden, I. ve II. Meşrutiyet arasındaki farklardan ve II. Meşrutiyet’in nasıl bir rejim değişikliği olduğundan bahsetti. Anayasal bir rejim olmakla birlikte I. Meşrutiyet’in aslında padişahın belirleyiciliğinde bir rejim olduğunu, Kanun-i Esasi’nin padişahın yetkilerini yazılı hale getirdiğini ifade eden Erdem, gerçek bir rejim değişiminin II. Meşrutiyet’le birlikte yaşandığını anlattı. Bu nedenle, II. Meşrutiyet’in tarihimizde çok özel bir yeri olduğunu vurgulayan Erdem, konuşmasını padişahın, İttihat ve Terakki’nin, halkın deneyimlerinden örneklerle zenginleştirdi.

Terakki Tarih Günleri, 10 Mayıs Perşembe günü Levent Yerleşkemizde Lise Kütüphanesinde devam etti. Her yıl olduğu gibi, bu yıl da söz, ağırlıklı olarak gençlerdeydi. Tüm katılımcı okullardan öğrenciler, II. Meşrutiyet’in farklı temalarından hazırladıkları sunumları birbirleriyle paylaştılar ve böylece hem dönemi farklı açılardan ele aldılar, hem de çok yönlü bir şekilde tartışma fırsatı buldular.

Bu yıl okullarımızın sunum konuları şunlardı:

  1. Getronagan Ermeni Lisesi – Meşrutiyet ve Eğitim
  2. ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi – Meşrutiyet ve İktisadi Ekonomik Yapı
  3. Özel Amerikan Robert Lisesi – Anıtlar Üzerinden II. Meşrutiyet
  4. TEV İnanç Türkeş Özel Lisesi – Meşrutiyet Döneminde Gayr-ı Müslimler
  5. Ulus Özel Musevi Lisesi – II. Meşrutiyet ve Kültür-Sanat
  6. TV Özel Şişli Terakki Lisesi – Meşrutiyet ve Değişen Kadın Kimliği
  7. TV Özel Şişli Terakki Tepeören Anadolu Lisesi – Meşrutiyet ve Liberal Hareketler

Tüm okulların sunumlarının ciddi bir araştırmaya dayandığını, öğrencilerin uzun soluklu bir çalışma yürüterek, hakim oldukları konuları aktardıklarını söyleyen Lise Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölüm Başkanımız Mine Koçak Yalaz, “Kendilerine fırsat verildiğinde lise öğrencilerinin akademik seviyesi yüksek çalışmalar ortaya koyabildiğine tanık olmak mutluluk vericiydi.” diyerek hissettiklerini paylaştı.

Siyasal rejimler, hayatımızı nasıl, ne dereceye kadar etkiler?

Katılımcı öğrenciler, 11 Mayıs Cuma günü küçük gruplara ayrılarak bir atölye çalışması yaptı. Öğrenciler kendilerine verilen “Siyasal rejimler, hayatımızı nasıl, ne dereceye kadar etkiler?” sorusuna ilişkin uzun bir tartışmanın ardından edindikleri fikirleri bir araya getirerek bir sonuç bildirgesi hazırladılar.

Sonuç bildirgesinde öğrenciler, siyasal rejimlerin hayatımıza olan etkilerini hem günümüz hem de II. Meşrutiyet dönemi bağlamında değerlendirdiler. Ulaştıkları sonuçları siyaset, ekonomi ve toplum başlıkları altında gruplandırarak değerlendirmelerini salondaki dinleyicilerle paylaştılar. Yer yer günümüz ve İkinci Meşrutiyet Dönemi’ni karşılaştırmalı bir bakış açısı ile ele almaları tarihteki süreklilik ve değişimleri kavradıklarını gösteren bir gelişme oldu. Öğrencilerimiz değerlendirmelerini farklı başlıklar altında sınıflandırarak hem geçmişteki hem de günümüzdeki olayları anlayabilmek için çok katmanlı bir bakış açısına sahip olmak gerektiğini bir kez daha hatırlattılar.

Çok uluslu bir ülkede demokratik bir yönetim nasıl kurulur ve sürdürülebilir?

Atölye gruplarının temsilcileri atölye bildirisini yazmak üzere grubun genelinden ayrılırken, diğer öğrenciler serbest kürsü anlayışıyla organize edilen bir forum gerçekleştirdiler. Forumda öğrenciler Osmanlı’nın son döneminden hareketle çok uluslu bir ülkede demokratik bir yönetim nasıl kurulur ve sürdürülebilir sorusu üzerinde tartıştılar. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Osmanlı halklarının devletle, İttihat Terakki Cemiyeti’yle ve birbirleriyle olan ilişkilerini sorguladılar. İkinci Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ve kardeşlik ortamının bozulmasına yol açan sebepleri çok boyutlu bir bakış açısıyla analiz ettiler. Cevaplarını bulamadıkları soruları öğleden sonraki oturumda konuşacak tarihçilere sormak üzere bir kenara not ettiler.

11 Mayıs Cuma günü öğleden sonra oturumunda, önce öğrenci atölyelerinin sonuç bildirgesi okundu. Ardından gerçekleştirdiğimiz panelde ise konuklarımız Prof. Dr. Aykut Kansu ve Prof. Dr. Serpil Çakır’di. İki gün boyunca etkinliğe katılan tüm öğrenci ve öğretmenlerin yanı sıra Lisemiz 10. ve 11. sınıf öğrencileri de dinleyiciler arasındaydı.

Kansu, konuşmasında II. Meşrutiyet’in işaret ettiği siyasal ve ekonomik dönüşümlere değindi. 1908 Devrimi’nin nasıl başladığını ve bu başlangıcın ne anlama geldiğini anlatan Kansu, II. Meşrutiyet’in sadece rejimi değiştirmek isteyen siyasi güç sahiplerinin kazandığı bir iktidar mücadelesi olmadığından, toplumsal dinamiklerin Meşrutiyet rejimine geçilmesinde ne derece önemli rol oynadığından bahsetti. Osmanlı’da 1908 öncesinde yaşanan ekonomik ve toplumsal dönüşümlerden bahseden Kansu, rejim değişikliğinin tüm bu değişimlerin bir ürünü ve sonucu olduğunu vurguladı. Daha sonra, yeni rejimin Osmanlı’nın tüm kesimleri için ne anlama geldiğini açıklayan Kansu, Müslüman ve Gayr-ı Müslim kesimlerin ortak talebi olan Meşrutiyet’in tüm kesimlerde nasıl coşkuyla karşılandığını anlattı. Meşrutiyet yıllarındaki ekonomik ve kültürel canlanmadan da bahsettikten sonra, savaşlar nedeniyle iktidarda ve toplumda yaşanan bocalamalardan ve uygulanan politikalardan da bahsetti. Sunumunu çokça örnekle daha açık hale getiren Kansu, döneme ait genel bir çerçeveyi oldukça iyi ortaya koydu ve ayrıca bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan gelişmeleri dünya tarihi bağlamında yorumlayıp diğer ülkelerle ilişkilendirerek karşılaştırmalı ve kapsamlı bir konuşma yaptı.

Çakır ise genelde toplumsal alanda, özelde kadın kimliğinde yaşanan dönüşümden bahsetti. Çakır, II. Meşrutiyet’in toplum için ne anlama geldiğinden bahsettikten sonra, 19. Yüzyıldan itibaren rejimin kadınlardan beklentilerini açıkladı, Meşrutiyet döneminde formüle edilen “Milli Aile”nin modern bir toplum yaratma çabasını nasıl desteklediğini anlattıktan sonra, kadınların yaşamlarında meydana gelen dönüşümleri vurguladı. Eğitimde ve çalışma hayatında kadınların daha fazla var olmaya başlamalarının kadınların kendi taleplerini oluşturmaları ve modernizasyonun nesnesi olmaktan çıkarak öznesi olduklarını ve çıkardıkları gazeteler, dergiler dışında kurdukları derneklerle de güçlü bir varoluş ortaya koyduklarını belirtti. Sunumunu döneme ait fotoğraflarla da zenginleştirmesi II. Meşrutiyet yıllarında toplumsal hayatı ve özelde de kadınların durumunu gözler önüne serdi.

Soru cevap bölümünün ardından 20. Terakki Tarih Günleri sona erdi.

20.Terakki Tarih Günleri

Terakkili Gençlerden “İnsan Hakları” Konulu MUN Konferansı…

0

Lise TTMUN (Terakki Tepeören Model United Nations) Kulübü öğrencilerimiz, 11 Mayıs Cuma günü Tepeören Yerleşkemizde lise hazırlık ve 9. sınıf seviyesinden arkadaşları için 3. PrepMUN konferansını düzenledi. PrepMUN’18 konferansının bu yılki teması “İnsan Hakları” oldu. Birleşmiş Milletler çalışmalarının simülasyon yoluyla öğretildiği konferanslardan olan bu etkinlik; İnsan Hakları, Çevre Komitesi, Güvenlik Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve Tarihi Komite olmak üzere yaklaşık 150 öğrencinin katılımıyla gerçekleşti.

10 ve 11. sınıflardan öğrencilerimizin organizasyon ekibi olarak görev aldığı PrepMUN’18 konferansında öğrencilerimiz, ders kitaplarının dışına çıkarak, küresel konular üzerine araştırma yapmaya, çözümler üretmeye, kendilerini İngilizce yazılı ve sözlü olarak ifade etmeye çalıştılar. Ayrıca sorumluluk almak, organize çalışabilmek, konferans düzenlemek, görev dağılımı yapabilmek ve görev alma bilinci oluşturmak, oturum yönetmek, takım arkadaşlarına saygı duymak ve işbirliğine açık olmak, bilgi paylaşımında bulunmak ve koçluk yapmak gibi birçok sosyal ve akademik beceriyi aynı anda geliştirebilme imkânı buldular.

PrepMUN’18 konferansında öğrencilerimiz Kayra Kapran (11A), Ayberk Tunay Salkım (11A) ve Kemal H. Turşuoluk (11A) açılış töreninde “İnsan Hakları” teması üzerine konuşmacılar olarak yer alırken; Umay Sezen Acar (11D), Ceren Köseoğlu (11A)  ve Argun Çiper (10B), MUN tarihçesi hakkında bilgi verdiler. Bugüne kadar edindikleri tecrübeleri paylaştılar.

İnsan Hakları, Çevre Komitesi, Güvenlik Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve Tarihi Komite’nin gündem maddeleri şunlardı:

  • İnsan Hakları Komitesi: “basın özgürlüğü ve basın üzerindeki kısıtlamalar”, “çocuklar üzerindeki şiddet sorunu”, “insan kaçakçılığı ve kölelik sorunu”,
  • Çevre Komitesi: “temiz su kaynakları ve hijyene ulaşım”, “iklim değişimleri ve küresel ısınma” ve “hava kirliliği sorunu”,
  • Güvenlik Konseyi: “Kudüs sorunu”, “Suriye’de uluslararası insan haklarının ve barışın sağlanması”
  • Uluslararası Adalet Divanı: “Bosna sorunu” ve Tarihi Komitede “Fransız devrimi”

Öğrencilerimiz, komitelerinde hazırlamış oldukları kararnameleri savunmak ve yeterli oyu toplamak için kulis çalışmaları yürüttü ve kürsü konuşmaları yaptı.

PrepMUN’18 konferansı öncesinde MUN Kulübü öğrencilerimiz koçluk sistemi ile üç ay süresince hazırlık ve 9. sınıfı öğrencilerimizi konferansa hazırlamaya başladılar.

Oturum başkanları gündem maddeleri üzerine raporlarını hazırlayıp Hazırlık sınıfı öğrencilerimizle temsil edecekleri ülkelerin bakış açısından çözüm öneri taslaklarını hazırladılar. Bu çalışmalar süresince öğrencilerimiz araştırma yapma, sorun tespit etme, çözüm önerme gibi kazanımlar ile birlikte MUN konferanslarının nasıl işlediği hakkında paylaşımlarda bulundular.

TTMUN PREPMUN2018

Öğrencilerimizden Ada Papila (10A), S. Duygu Türkoğlu (10A) ve Efe Ekren (11B), İnsan Hakları Komitesinde, Selin Karol (10A), Ayçe İ. Okatan (10A) ve Berke Öğecan (11A) Çevre Komitesinde oturum başkanlığını yaparken, Kemal H. Turşuoluk (11A), Kardelen Hiçdönmez (11A) ve Ergün Açıköz (10A) Güvenlik Konseyinde oturum başkanlığı yaptılar.

Tarihi Komiteyi Ayberk T. Salkım  (11A) ve Kayra Kapran (11A) yönetirken, Uluslararası Adalet Divanında Umay Sezen Acar (11D) ve Gülzade B. Kum (11D) mahkeme başkanı, Ömer Faruk Yazıcı (11D) ise yazman olarak görev aldı.

Öğrencilerimiz, hazırlamış oldukları kararnameleri savunmak ve yeterli oyu toplamak için kulis çalışmaları yürüttü ve kürsü konuşmaları yaptı. İnsan Hakları Komitesinde Berkay Karakuş (9B), Ekin Erbaş (9D) ve Kutay Günel (HzA); Çevre Komitesinde Zülal Tannur (9C) ve Ekinsu Yalaz (9A); Güvenlik Konseyinde Ebrar Nida Önder (9D) ve Mehmet Caner Atabaş (9D); Tarihi Komitede Ada Salur (9D) ve Aydın Kaan Sönmez (11A); Uluslararası Adalet Divanında Sıla Akgül (9A) ve Cansu Köseoğlu (9A) gösterdikleri performans sonucu en iyiler arasına girerek, başarı sertifikası almaya hak kazandılar.

Dijital Hikaye Yarışmamızın Kazananları Ödüllerini Aldı

Levent Yerleşkemizde Lise İngilizce ve Bilişim Teknolojileri Bölümlerimizin İstanbul genelinde düzenlediği “Liseler arası İngilizce Dijital Hikaye Yarışması”nın ödül töreni 9 Mayıs Çarşamba günü Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de gerçekleşti. “Animal Rights and Love” konulu bu yarışmanın amacı; lise Hazırlık sınıfı öğrencilerinin İngilizce ve Bilgisayar Bilimi derslerinde edindikleri dil ve dijital becerilerini ve yaratıcılıklarını geliştirmekti.

Yarışmanın birincisi, Özel Arel Kolejinden “What Do Our Soulmates Want?” adlı hikayesiyle Azra Özlü, yarışmanın ikincisi, Özel Alev Lisesinden “Animal Rights And Love” adlı hikayesiyle Emre Pektaş ve yarışmanın üçüncüsü ise Özel Notre Dame De Sion Fransız Lisesinden “The Life Of Milo” isimli hikayesi ile Elif Sayın oldu. Yarışmaya katılan tüm öğrenci ve danışman öğretmenler katkılarından dolayı sertifikalarını aldı.

Jüri üyeleri; Storytelling Academy Kurucu Ortağı, Eğitim Tasarımcısı ve Hikaye Anlatıcısı Eda Bayraktar; Şair, Film ve Bilgi Kuramı (Theory of Knowledge) Öğretmeni Gonca Özmen, Eğitim Teknolojileri Uzmanı ve Hikaye Yazarı Süleyman Sönmez ile birlikte her iki yerleşkemizden lise öğrencilerimiz Ceyda Kırdar (Hz A), Sinem Fırat (Hz B), Ayşenaz Bahçekapılı (Hz A) ve Utku Efe Yeşilyurt’tu (Hz B). Yarışmanın afişini ise Lise Hazırlık A sınıfı öğrencimiz Aysu Temel hazırladı.

Terakkililer TEDxYouth Konferansında Domino Etkisi Üzerine Konuştu

0

Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz Selin Sönmez (10J) ve Kayra Coşkun (F10) 5 Mayıs Cumartesi günü düzenlenen “Domino Effect” temalı TEDxYouth*@BursaKoleji konferansında konuşma yaptı. Bursa TED Koleji’nde gerçekleşen bu konferansta öğrencilerimiz, domino etkisi konusunu “eşitlik” ve “bireylerin toplumsal yaşamda etkileri” açısından değerlendirdiler.

Öğrencimiz Selin Sönmez, “Okulumuzda bizlere ‘Domino Effect’ temalı bir TEDxYouth konferansı olacağı haber verildiğinde, domino etkisinin toplumsal yaşamda bireylerin başlattığı hareketlerin etkisiyle benzerlik içinde olduğunu düşündüm. Tek bir dominoyu iten küçük bir gücün yüzlerce, hatta binlerce dominoyu düşürebilmesinin, toplumun tek bir bireyinin başlatacağı bir hareketin tüm toplumu etkileyip değiştirebilme gücüne sahip olması ile büyük bir benzerlik taşıdığını fark ettim ve konuşmamı bu benzerlik üzerine kurmaya karar verdim. Konuşmamda sadece olumsuz değil olumlu davranışlarda bulunan bireylerin de toplumu eşit derecede etkileme gücüne sahip olduğunu vurgulayıp bu yönde bir mesaj vererek konuşmamı sonlandırdım. Konuşmamı hazırlarken yaptığım araştırmalar ve konferansta izlediğim müzik, nöroloji, spor gibi farklı alanlardaki konuşmalar sayesinde bilgi birikimimi artırdım. Sadece konferans değil, öncesi ve sonrasında yaptığımız yolculuk ve yeni bir şehri tanıma deneyimi de oldukça eğlenceli ve öğretici bir süreç oldu benim için.” diyerek tecrübesini paylaştı.

Öğrencimiz Kayra Coşkun ise düşüncelerini “Bu senenin belirlenen konusu Domino Effect’ti. Ben de bu konu üzerine eşitsizlikle ilgili bir konuşma yaptım. Bizler birbirimizi ezen dominolarız aslında. Bazılarımızın boyutları daha büyük, bazılarımızınki daha küçük. Boyutlarımızdaki bu eşitsizlik nedeniyle küçük domino taşları sadece düşmüyorlar, aynı zamanda eziliyorlar. Bunu engellemek adına eşitsizlikleri gidermenin öneminden bahsederken Mustafa Kemal Atatürk’ün kadın-erkek eşitliği konusunda ve Martin Luther king Jr.’ın siyah ve beyaz ırkların eşitliği konusunda yaptıkları önemli toplumsal katkılardan bahsettim. Domino Etkisi ile ilgili farklı yönlerden ele alınmış konuşmalar dinledik, dans ettik, şarkı söyledik, yeni arkadaşlar edindik. Bir konuyu 10 farklı bakış açısından görmek çok ilginçti.” sözleriyle ifade etti.

Konferansta ayrıca Bursa TED Koleji öğrencileri, Prof. Dr. Özhan Eyigör, Türkiye’nin Görme Engelli İlk Dağcısı ve Milli Atleti Necdet Turhan ve Caz müzik gitaristi, besteci ve öğretmeni Onur Ataman da konferans teması ile ilgili deneyimlerini aktardılar.

*TEDxYouth, TED’in 18 yaş altı öğrenciler için önerdiği lisans türüdür. Bu lisans, diğer lisans türlerine göre daha fazla yaratıcılık içerir. Bir TEDxYouth etkinliği, diğer TED etkinlikleriyle aynı formattadır ve aynı kurallara uymakla yükümlüdür. Tek farkı, organizasyonda görev alan herkesin öğrenci olmasıdır.

Terakkili Deneme Yazısıyla İstanbul 1.si ve Türkiye 2.si Oldu

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Tuna Bayık (8H), 6 – 20 Nisan tarihleri arasında Özel Avcılar Mektebim Ortaokulunun ortaokul öğrencilerine yönelik il ve ülke genelinde düzenlediği “Hayalimdeki Okul” temalı deneme yazma yarışmasında İstanbul 1.si ve Türkiye 2.si oldu.

Hayalimdeki Okul Gerçek Olsa

“Gökyüzünü yeşil, yaprağı mavi boyayabilir miyim öğretmenim?”

“Hayır, kızım hiç öyle şey olur mu?”

Ama benim için olabilir, olabilmeli.

“Öğretmenim, seçmeli etkinlik dersi olarak beden eğitimi ya da resmi seçebilir miyim?”

“Hayır, oğlum sadece bizim seçtiğimiz derse gireceksin.”

Oysa benim yeteneğim var, tablo yapmak, koşmak istiyorum.”

“Yazarken, düşünürken, seçerken okulum beni bir kuş kadar özgür bıraksa ne güzel olur!” demeyen var mı içinizden? Dar kalıpların içine sıkıştırılarak “herkes” gibi olmamızı beklemeyin, derdim bana söz hakkı verilseydi.

Hayaller gerçeğe giden yolda atacağımız ilk adımdır. Her gelişmenin çıkış noktasıdır hayallerimiz. Ne denli uçuk olursa olsun hayaller gökteki bulutlar gibidir. Nereye, ne zaman yağacağı; nerelere bereket ya da felaket getireceği onun yoğunluğuna bağlıdır.

Belki de bu dünyada yasaksız olan, zihnimizde, yüreğimizde engellenemeyen tek şey hayal kurmaktır. Yağmur sırasında çıkan güneşe benzer çoğu kez hayaller. Yağmur yağdığında bilemeyiz sonrasında gökkuşağı çıkar mı çıkmaz mı ancak güneş ortaya çıktığında biliriz ki gökkuşağı oluşacaktır. Hayaller, bizi gerçeğe götüren adımlardır ve bu adımlar ne kadar güçlü olursa hedeflerimize o kadar çabuk yaklaşırız. Bu sebeple içimizdeki hayallerin ateşini körükleyen okullar hayalimizdeki okullardır.

Hayal gücümüzü geliştiren, buna fırsat yaratan okullar hemen fark edilir, tercihlerde ilk sırada yer alır. Farklı kültürler, farklı insanlar tanıtan okullar, yabancı okullarla iletişime geçebilmemizi sağlayan okullar faklı düşünce tarzlarına açık olmamızı ve gerektiğinde bunları kendi hayatımıza da uyarlamamızı sağlar. Aynı zamanda öğrencilerin düşüncelerini özgürce ifade etmesini sağlamak da ideal okulda bulunması gereken bir özelliktir bence. Özgürce ifade edilen düşünceler, bireyin gelişmesine ortam sağlar.

Düşüncelerin dar kalıplarından, herkese dayatılan “Böyle yapacaksın, böyle düşüneceksin!” kurallarından çıkmamız da buna bağlıdır. Düşünceler özgürleşince, kişi de özgürleşir ve bilmeliyiz ki hayaller özgür kişilerde çiçek açar.

İdeal okul, insanların yeteneklerinin fark edildiği ve geliştirildiği okuldur benim açımdan. Herkes sevmediği, istemediği ve yeteneğinin olmadığı aktivitelerle uğraşmak zorunda olmamalıdır. Herkesin yetenek ve ilgi alanları farklı olduğundan öğrencilerin aynı şekilde yetiştirilmesini bekleyemeyiz okullardan. Yetenek ve ilgi alanlarına ağırlık verilerek eğitilmelidir çocuklar. Bu şekilde yetiştirilen çocuklar, nitelikli ve mutlu bir neslin temelini oluşturacaklardır.

Hayalimdeki okulda ya da ülkemdeki tüm okullarda öğrenciler sınav sisteminin katı kuralları içinde boğulmaz. Her öğrenci kendi yeteneğine uygun, yapabileceğine inandığı, ülkesine, bilime katkıda bulunacağını düşündüğü alanda not baremi korkusu duymadan okurdu. Lise ve üniversite seçiminde üç yanlış bir doğru paniği yaşamadan kendi hedefi neyse o alanda sınavsız geçişle okuma olanağı bulurdu.

Hayalimdeki okulda öğretmenlerim not veren rehber öğretmen değil sadece rehber olarak bana destek olurdu. Geleceğime yön verirken yeteneklerimi ortaya çıkarma, geliştirme konusunda fırsatlar yaratırlar. Bir sonra başlayacağım öğretim kademesi için gerçekçi önerilerde bulunarak yüreklendirirler.

Yurt dışında okuyan bir arkadaşımdan okul çıkışlarında katıldığı aktiviteleri ve o aktivitelerdeki çabasını hayranlıkla dinlemiştim. Keşke demekten öteye geçemeyen düşlerimi hayalimdeki okulda yaşamak isterdim. Hayalimdeki okulda arkadaşımın bahsettiği gibi okul çıkışlarında her öğrencinin katılacağı bütün bir yıl sürecek sosyal sorumluluk projesi olur. Ben de okuldan çıktığım gibi dershaneye, etüt merkezine ya da özel derse değil katıldığım projeye hizmet eden merkezlere gitmek isterdim. Huzurevleri, yetiştirme yurtları, engelliler merkezleri, hastanelerdeki çocuk klinikleri, hayvan barınakları…

Günümün bir ya da birkaç saatini sosyal hizmet adına kullanırdım. Karşılık beklemeden paylaşmanın, sevmenin, birisini mutlu etmenin sevincini duyardım. Veren el olmanın sıcaklığını duyumsayıp büyümek bizleri de ailemize, büyüklerimize karşı daha paylaşımcı kılabilir.

Hayalimdeki okulda takdiri, ödülü, hak edenden esirgemezdim. Sadece derse değil, gösterilecek iyi bir davranışa da onur belgesi verilsin isterdim. Akademik başarının yanında “iyi bir insan” olmanın erdemine de değer verilsin isterdim.

Hayalimdeki okulda, teknolojik olanaklardan proje, araştırma ödevlerimde yararlanırdım. Aldığım ödevlerin kendi yeteneklerimi geliştirebilecek nitelikte olmasını isterdim. Ödev tesliminde birkaç sayfalık belge vermek yerine bütün bir yıla dayanan, ürün ortaya koymayı hedefleyen çalışma isterdim. Örneğin, internet ortamında yapılacak bir araştırmayı yazmak yerine toplumsal sorunların çözümüne yönelik proje geliştirmem istenebilir. Bir yılın sonunda alanında uzman pek çok danışmanımdan destek alarak ortaya ürün çıkarıp bunu okulumda izleyiciler önünde sunmak isterdim. Bu yolla kendimi çok daha özel hissedeceğimden eminim. Her ilde bir TÜBİTAK merkezi olsa, okullar bu merkezlerle paylaşım içinde öğrencilerini yönlendirebilse hayal bu ya, ne güzel olurdu…

Ülkemin her yerindeki her okulda fiziki ve sosyal koşulların eşit olamadığını biliyorum. O okullarda okuyan arkadaşlarımın düşleriyle benim düşlerim çoğu noktada kesişir. Çoğu şansı yakalayan öğrencilerden birisi olarak yine de derim ki hayalimdeki okul çok daha farklı.

Teknolojik olanaklar yönünden tam donanımlı okul, hayalimdeki okul olmak için yetmez bence. Çünkü okula can veren, içinde yaşayanlardır. Her öğrencinin biricik olduğuna inanan, beni bir anne baba gibi seven, geliştiren, yeteneklerimi ortaya çıkaran, dogmatik ezber bilgiler yerine bilime yönelten bir okul düşlerimde hep var olacaktır.

Bugün olmasa bile yarın, belki…

Biz olmasak bile çocuklarımız böyle okullarda olacaktır bir gün.

Ezberden uzaklaşacak; korkmadan, özgürce düşünecek, soracak, sorgulayacaktır.

Tuna Bayık (8H)
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Ortaokulu

Terakkililer Laboratuvar Kardeşleriyle Çeşitli Deneyler Yaptı

Tepeören Yerleşkemizden lise Kimya Kulübü öğrencilerimiz ve gönüllü 9. sınıf öğrencilerimiz, 8. Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesi kapsamında 7 Mayıs Pazartesi günü Tuzla Rotary Vakfı İşitme Engelliler Ortaokulu öğrencileriyle buluştu. Terakki Birikimini Paylaşıyor* programı çerçevesinde gerçekleşen projeyle Terakkililer, misafirleriyle çeşitli deneyler yaptılar.

Kimya Bölümümüz, 2011 yılından beri düzenlediği Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesiyle öğretmenlerinin deneyimini, öğrencilerinin bilgilerini ve laboratuvar donanımını İstanbul’un mevcut laboratuvar dersliklerinde deney yapma imkanına ve koşullarına sahip olamayan kardeş okullarla paylaşıyor.

8. Terakki Laboratuvar Kardeşliği

Terakkili gençler, ortaokul 8. sınıf öğrencileriyle “Fiziksel ve Kimyasal Değişimler” , “Butik Sabun Yapımı”,  “Temizlenen Su”, ve “Karışımların Ayrılması” deneylerini gerçekleştirdiler. Ayrıca, misafirlerinin kimyaya ilgisini artırmak için “Şekerin Yanması” ve “Sonsuz Köpük” adlı interaktif gösteri deneylerini de yaptılar.

8. Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesi

8. Terakki Laboratuvar Kardeşliği Projesi

*Terakki Birikimini Paylaşıyor; TERAKKİ’nin 1877’den beri oluşturduğu birikim, kültürel zenginlik, ilke ve aydınlığını gelecek kuşaklara taşımayı hedefleyen bir destek programıdır.Terakki Vakfı ve Okulları 2009 yılında hayata geçirdiği Terakki Birikimini Paylaşıyor Programı desteğiyle bilim, kültür ve sanat alanlarında eğitim dünyasını ve çevresini katkılarıyla zenginleştirme sorumluluğunu yerine getirmeyi amaçladı.

Bu program, Terakki Vakfı Okulları, çevre okullar ve sosyal sorumluluk taşıyan girişimlerle birlikte yapılan çalışmalarla gerçekleşir.

Hey, Çocuk!

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Aylin Beren Özkan (5B), “23 Nisan 2018 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” etkinlikleri kapsamında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği “Çocukların Rüyası” konulu kompozisyon ve şiir yazma yarışmasına katıldı. Öğrencimiz bu yarışmada şiir dalında “Hey Çocuk” şiiriyle İlçe 2.si oldu.

 

Hey, Çocuk!

Hey, çocuk!

Senin de bu dünyada hakların var,

Nereye götürüyor seni koca koca adamlar?

Senin savaşlarda ne işin var?

Çocukların rüyasında savaşır mı hiç insanlar?

Hey, çocuk!

Küçücük parmakların koca yaralar içinde.

Yüzünde kocaman bir hüzün,

Annen, baban nerede?

Belki de sımsıcak yuvasında, çocuğun rüyasında.

Hey, çocuk!

Uçsuz bucaksız bu dünyada,

Yer bulamadılar mı küçücük çocuklara?

Ne işin var sokaklarda?

Çocuklar sadece rüyalarında mı okullarında?

Hey, çocuk!

Senin de annen babanla mutlu yaşamaya,

Sıcacık evinde,

Güzel oyuncaklarla oynamaya,

Hakkın var!

Rüyalarda kalmasın yeşeren umutlar.

Hey, çocuk!

Kaldır kafanı şimdi göğe,

Bak, güneş gülümsüyor yüzüne.

Her zaman gökkuşağındaki renkleri düşle.

Bulutlarla oyna, yıldızlara uç.

Küçücük yüreğinle mutlu ol!

Aylin Beren Özkan (5B)
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Ortaokulu

En Büyük Hediye 23 Nisan

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Duru Çağlayan (8B), “23 Nisan 2018 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” etkinlikleri kapsamında İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünün düzenlediği “Çocukların Rüyası” konulu kompozisyon ve şiir yazma yarışmasına katıldı. Öğrencimiz bu yarışmada kompozisyon dalında “En Büyük Hediye 23 Nisan” yazısıyla İlçe 1.si oldu.

 

En Büyük Hediye 23 Nisan

 

23 Nisan,

Sen en güzel bayram, yine geldin bahar çiçeklerinin güzel kokusu içinde.

Nisan’ın en güzel günü, Ulu Önder Atatürk’ün biz çocuklarına bıraktığı çok özel bir gün…

Bir rüya gördüm çocuk uykumda: Geleceğe giden bir trendeydim. Trenin penceresi açıktı ve ben tertemiz orman kokusunu içime çekerek yemyeşil, bereket fışkıran ovaları, bacasından temiz dumanlar çıkan fabrikaları, bilim merkezlerini,  çimenlerde koşan ve bana el sallayan mutlu çocukları görmenin sevincini yaşıyordum.

Upuzun bir yoldu bu yol, çocukların hayalinin bitimsizliği gibi.

Ne zaman ki tren kapkaranlık bir tünele girdi, kendi çığlığımla uyandım “Karanlık istemiyoruuum.” diyerek.

Evet, biz çocukların rüyasında karanlığa yer yoktur çünkü geleceğe giden her yolculukta güzellik, başarı, bilim bizi bekleyen duraklar olsun istiyoruz.

Yolculuklarımız hep ama hep aydınlığa olsun.  Böyle rüyalardır aslında bizi büyüten adım adım. Bindiğimiz her trenin adı da bu nedenle hiç değişmez: Çocukların Rüyası

Gelecek, çocukların rüyasıdır.

Gelecek, daha iyiye ve daha güzele kavuşma isteğidir; bugünden çok ötelere uzanan sonsuz bir yolculuktur.

Gelecek, çocukların ta kendisidir.19 Mayısları, 23 Nisanları, 30 Ağustosları ve 29 Ekimleri unutmamaktır.

Bütün toplumlar geleceğini çocuklarına emanet eder. Onları ülkenin yapı taşları olarak düşünür ve yarınları koruyabilecek yetilerle donatmaya çabalar. Ülkenin hangi zorluklardan geçerek bu günlere geldiğini, sahip olduğu değerlerini, kültürel ögelerini çocukların kalplerinin en güzel köşelerine bir nakış gibi işler. Büyük, güçlü ulus olmak, büyük düşünen çocuklara sahip olmakla mümkündür. Bu nedenle uluslar, kendisini var eden tarihini çocuklarına öğretirken onlara aynı zamanda iyi insan, iyi yurttaş olma sorumluluğunu da aşılar. Geçmişten geleceğe uzanacak her adım güçlü olmalıdır ki çocukların rüyası büyüdüğünde gerçeğe dönüşsün.

Dünyanın en zengin kültürel mirasına sahip bir ulusun çocuklarıyız. Biz Türk çocuklarına layık görülen ”23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” kutsal bir emanet ve değerli armağandır. Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir çocuğa nasip olmamıştır böylesine bir armağana sahip olmak ve onun korumanın sorumluluğunu taşımak.

23 Nisan, Türk ulusunu aydınlığa çıkaracak olan bir rüyaydı. Bu rüyanın diğer rüyalardan farkı gerçekleşmesi için uğrunda koskoca bir ulusun can vermeye hazır olmasıydı. Bir destanın kanla, canla yazılmasıydı.

23 Nisan, Türk ulusunu yeniden dirilişinin adıdır. Ulusal egemenliğe atılan ilk adımdır. Özgürlüğe açılan bir kapıdır. Topraklarımıza göz diken, bağımsızlığımızı elimizden almak isteyen uluslara karşı bir haykırıştır.

Atatürk’ün önderliğinde Türk halkı el ele vermiş, onca yokluk ve yoksulluğa rağmen bağımsızlığa kavuşurken yaptığı devrimlerle yepyeni rüyalara açılmıştır. Tüm bu olağanüstü değişimleri yaparken Atatürk, Türk çocuklarına güvenmiş, onlara sorumluluklar yüklemiştir.

Bugün biz Türk çocukları, kazanılan bu zaferin ve bize emanet edilen bu güzel vatanın ne kadar kutsal olduğunun farkındayız. Bu onurlu görevi yerine getirirken, ülkemizde ve dünyada barışın, kardeşliğin, huzurun ve mutluluğun var olması için çabalarken yeteneklerimizi doğru analiz etmek zorundayız. Her birimiz kendi yeteneğimiz doğrultusunda zamanı doğru kullanırsak ülke kalkınmasında daha hızlı yol alırız

Çocuk; bir ülkenin geleceğe yönelik rüyasıdır. Ulusları zenginleştiren, farklılık kazandıran bu rüyalar sayesinde ülkemiz yükselir.

Çocuk; sevginin, temizliğin, saflığın sembolüdür. Her çocuk doğduğu andan itibaren yakın çevresinden başlayarak gözlemlediği örnek davranışlar doğrultusunda şekillenir. Aldığı eğitimler,  olumlu olumsuz bildirimler duygu dünyasında farklı rüyalara zemin hazırlar. Kimi çocuğun rüyası bir gökkuşağı kadar renkliyken kiminin rüyası da bir savaş alanı gibi barışa hasrettir.

Çocuklar kâbusu sevmez. Güven içinde yaşamak, yüreğinde, teninde sevdiklerinin varlığını duyumsamak ister. Varlığını borçlu olduğu ailesi ve ülkesinin refahı için gidilecek yol ne kadar zorlu ve uzun olursa olsun o da büyükleri gibi hizmete hazırdır.

Bugün özgür, mutlu ve huzur içinde başlayan uykularımızda güzel rüyalar görebiliyorsak bunu vatan için can veren şehitlerimize borçluyuz. Tarihe adını yazdıran büyük insanların hayatlarını incelediğimiz zaman pek çok sıkıntılar yaşadığını ama asla yılmadıklarını görüyoruz. Onların yaptığı her buluş, gösterdiği her çaba sadece ülkelerini değil çağları da ileriye taşımıştır. Bize düşen de budur.

Öncü ışıklar olmadan karanlıklar aydınlığa çıkmaz. Türk çocukları olarak yağmur sonrası gökkuşağı gibi ülkemizi ve evreni başarılarımızla, sevgimizle sarmalıyız. Yüreğimizde yaktığımız, daha nice yıllar yakacağımız 23 Nisan meşalesinin ateşini hiç söndürmeyeceğiz.

Çünkü o meşalenin rüyalarımıza giren tek bir adı vardır:  “Vatan sevgisi”

Duru Çağlayan (8B)
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Ortaokulu

Basketbol Eğitiminde İlgi ve Merak Uyandırmak

0

Levent Yerleşkemizden Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenimiz Osman Atılan, 5 Mayıs Cumartesi günü İSTEK Özel Atanur Oğuz Okulları ev sahipliğinde düzenlenen “Eğitimde İlgi ve Merak Uyandırmak” temalı VI. Ortaöğretim Çalıştayı’na katıldı. Türkiye Özel Okullar Derneği Lise ve Ortaokul Komisyonu üyelerinin desteğiyle gerçekleşen bu çalıştayda “5. Sınıflar Basketbol Ünitesinde İlgi ve Merak Uyandırmak” konusunda iyi örnekler uygulaması sunumu yaptı.

Öğretmenimizin konuyla ilgili yazısı:

 

Öncelikle “Merak nedir?” diyerek merak ettik ve tanımdan yola çıktık.

TDK’da merak: Bir şeyi anlamak veya öğrenmek için duyulan istek.

Merak çok önemli bir öğrenme tutumudur.

Günümüzde öğrencilerimizin spora başlaması ve uzmanlaşmaları oldukça erken yaşlarda gerçekleşmektedir. Bu nedenle öğrencilerimiz, daha donanımlı olarak derslere gelmektedir. Dolayısıyla klasik Beden Eğitimi dersleri öğrencilerin ilgilerini çekmekten uzaklaşmış ve tekrarlayan müfredat programları ve etkinlikler öğrenciler için sıkıcı bir hal almıştır. Öğrencilerini ilgilerini çekecek ders programlarını oluşturmak ve onların konu ile ilgili merak ettiği kavramlar üzerinden programları tasarlamak artık bir ihtiyaç değil zorunluluk halini almıştır. Bu bağlamda tasarlamış olduğumuz ünite planı üzerinden öğrencilerin merak ve İlgilerini çekecek bir ders planı hazırlanmış, derslerimizde uygulanmış ve ölçme değerlendirme araçlarımızla değerlendirmeleri yapılmış ve çalıştayda diğer katılımcılar ile paylaşılmıştır.

  • Yöntem olarak öğrencilerimize öncelikle çeşitli materyaller, resimler gösterilerek öğrencilerimizin ön bilgilerini ölçmek ve onların ilgi ve dikkatini çekecek şekilde provokasyonlar yapılmıştır.
  • Ön bilgilerini aldığımız öğrencilerimizden değerlendirme araçlarını kullanarak “Ne biliyorum?”, “Ne öğrenmek istiyorum?” sorularının cevaplarını Merak duvarlarımıza asmalarını istedik.
  • Yapmış olduğumuz değerlendirmeler sonucundan yola çıkarak öğrencilerimizin ilgilerini çekebilecek video ve görselleri kullanarak teorik bilgileri kazanımlarımıza ekledik.
  • Verilere göre ders planlarımızı bir sonraki hafta için değerlendirerek ders planımızı yeniden yapılandırdık ve bir sonraki derste uygulamaya koyduk. Ders sonunda ders çıkış kartlarımızı (Süreç değerlendirme) merak duvarına yeniden yapıştırmalarını sağladık ve değerlendirdik, ders planlarımızın içerisine öğrencilerimizin ilgilerine göre hazırladığımız etkinlikleri ekleyerek aktif olarak katılımlarını sağladık.
  • Ünite sonunda yapmış olduğumuz öz değerlendirme ile amacımıza ne kadar ulaştığımızı değerlendirdik ve sonraki ünitede “Öğrencilerimizin nasıl derse daha ilgili ve meraklı olabilecekleri bir program tasarlarız?” diyerek çalışmalara başladık.

Osman Atılan
Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi

Terakkililerin Yelken Eğitimi

0

Her iki yerleşkemizden Lise Denizcilik Kulübü öğrencilerimiz, 3 – 6 Mayıs tarihleri arasında Yelken Eğitimi Kampı’na katıldı. Doğayı, denizi, yelken sporunu sevdirmek ve öğretmek amacıyla Global Sailing Academy işbirliğiyle Marmaris Karacasöğüt’te düzenlenen kampta yelken sporuyla ilgili temel bilgi ve becerileri uygulamalı olarak öğrendiler.

Fizik Bölümümüzün organize ettiği etkinlikte öğrencilerimiz; denizcilik ve tekne terminolojisi ile tekne seyri, rüzgâr etkisi, yelken pozisyonları gibi konularda teorik eğitim aldı. Daha sonra, eğitim boyunca kullanacakları Laser Pico, RS Vision ve Skippi Performance Cruise yelkenli tekneleri hakkında bilgi sahibi oldu. Dört gün süren uygulamalı eğitimlerde eğitmenler gözetiminde öğrencilerimiz; 4 kişilik takımlar, 2 kişilik takımlar ve bireysel olarak yelken yapma fırsatı buldu.

Edindiği yelken deneyiminin adrenalin dolu ve bir o kadar da öğretici olduğunu dile getiren Sennur Erdoğan (Fen 11); yelkenin, kriz anlarını yönetebilmeyi ve bir takım olmayı da öğrettiğini söyledi. 

yelken eğitimi

Arkadaşım Kuti

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Tiber Oktar (5E), 19 Nisan Perşembe günü Özel Arel Ortaokulunun 5 ve 6.sınıf öğrencilerine yönelik il genelinde düzenlediği “Dostluk – Arkadaşlık” temalı masal yazma yarışmasında Mansiyon Derecesi aldı.

Arkadaşım Kuti

Masal masal içinde

Güvercinim nerede?

Kaf Dağı’nın ardında mı?

Arkadaşının yanında mı?

Okuyalım masalımızı,

Bulalım cevabımızı.

Günlerin günleri kovaladığı bir gün, güvercin Pır Pır, kocaman bir meşe ağacının dalındaki yuvasında otururken altındaki yumurtalardan bir çıtırtı duymuş. Bir de bakmış ki ne görsün? Yumurtalardan biri çatlamış ve yavrusu başını dışarı çıkarmamış mı? Hemen onu gagasıyla çıkartıp kurulayıp öpmüş. Ona “Kuti” adını vermiş. Biraz sonra onu beslemek için yem bulmaya uçup gitmiş ki yuvada debelenen Kuti, ağaçtan bahçeye düşüvermiş.

Gözünü açtığında sapsarı tüyleri olan, merakla kendisini inceleyen yavru kedi Tonti’yle göz göze gelince korkudan neredeyse ölecekmiş. Ama dikkatle bakınca  Tonti’nin ağzında kendisi için getirdiği ekmekleri görünce rahat bir nefes almış. Tonti, minik kuşu çeke çeke bahçenin kuytu bir köşesine götürüp üşümesin diye üstünü yapraklarla örtmüş. Zavallı Tonti’nin bütün gün bahçede tek başına canı sıkılıyormuş ve artık galiba bir arkadaşı olmuş.

Bu arada güvercin Pır Pır yuvaya dönüp de yavrusunu bulamayınca deliye dönmüş. Her tarafı aramış, aramış ama maalesef izine hiç rastlayamamış. Çaresizlik içinde diğer yavrularının yanına dönmüş.

Bizim minik Kuti ve Tonti çok iyi anlaşmışlar. Tonti bahçenin bir köşesine topraktan yuva yapmış, içine de minik dal parçaları doldurmuş, onlarla oynamış. Yakındaki bir restoranın artıklarından bol bol yiyecek de getirip arkadaşıyla paylaşmış. Aradan günler geçmiş. Kuti biraz büyümüş, kanat çırpar hale gelmiş.

Bu arada annesi, Tonti’nin sık sık evden kaybolduğunu ve eskisinden çok daha neşeli olduğunu fark etmiş ve bir gün onu takip edince bir de ne görmüş. Tonti’yle birlikte üç yavru kedi daha ve minik bir kuş neşe içinde oynuyorlarmış. Anne tam yakalamak için pençesini savurunca Kuti korkudan kalbi çarparak havalanıvermiş ve karşı evin balkonuna konmuş. Bunu gören Tonti annesine : “Ne yaptın anne, o benim arkadaşım!” demiş. Anne de bu duruma çok şaşırmış.

Derken bir güvercin hızla gelip balkondaki Kuti’yi kapmamış mı? Bu, günlerdir gözyaşı döken Kuti’nin annesiymiş. Kuti de neye uğradığını anlamamış her ikisi de hem şaşırmış hem de birbirlerine kavuştukları için çok mutlu olmuşlar. Ancak Kuti’nin aklı hep arkadaşlarındaymış. Zaman zaman bahçede buluşup neşeyle oynamaya devam etmişler.

Büyüklerine örnek olup arkadaşlığın ve sevginin gücünü göstermişler.

Meşe ağacının dalından üç güvercin havalanmış. Üçü de masalımızı okuyan,  arkadaşlığın değerini bilen çocukların kalbine doğru kanat çırpmış.

Tiber Oktar (5E)
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Ortaokulu

Öğrencimize Masal Yazma Yarışmasında İl Birinciliği

0

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz İmge Nil Çıtak (5B), 19 Nisan Perşembe günü Özel Arel Ortaokulunun 5 ve 6.sınıf öğrencilerine yönelik il genelinde düzenlediği “Dostluk- Arkadaşlık” temalı masal yazma yarışmasında İl Birincisi oldu.

Zühre Gezegeni

Bir iyi kişi varmış; bir kötü kişi varmış, dünya bu kişiler arasında sıkışıp kalmış. Dün ya da bugün birbirine karışmış. Ben annemin karnında fıldır fıldır dönerken böcekler insan yer, insanlar da ot yermiş.

Bir zamanlar Uzlaşma Diyarı’nda insanlar yaşarmış. Bir gün, bu diyarda bir fırtına çıkmış. Bütün insanları savurup atmış. Bu fırtınadan sadece bir kişi kurtulabilmiş. Adı Uz olan bu kişi gözleri mavi, saçları sarı, bembeyaz teni olan bir oğlan çocuğu imiş. Bakanların gözlerini kamaştıran bu çocuk annesini, babasını ve tüm akrabalarını kaybedince bu çocuğu, periler sahiplenmiş.

Aradan yıllar geçmiş ve dünyanın yine bir diyarında bir felaket yaşanmış. Bozuşma diyarı olan bu ülkede de büyük dalgalar oluşmuş ve tsunami bu ülkedeki Boz adlı çocuk hariç tüm insanları yutmuş. Boz ise kırmızı gözlü, kara  kaşlı ve kara tenliymiş. İnsanların ödünü kopartan bu çocuğu; annesini, babasını ve akrabalarını kaybedince periler almış.

Perilerin büyüttüğü bu iki çocuk, dünyada kalan tek insanlarmış. Uz ile Boz çok iyi iki arkadaş olmuşlar ancak dünyada sadece ikisi olduğu için canları çok sıkılıyormuş. Bu iki arkadaş dünyada yapacak bir şey kalmadığını düşünerek perilere isyan etmişler. “Neden bizim gibi canlılar yok? Biz burada yaşamak istemiyoruz.” deyince periler, canlıların olduğu başka gezegenler aramaya başlamışlar. Periler gezegen arayadursun yıllar yılları kovalamış, Uz ile Boz dostluklarına hiç ara vermeden bir kez olsun kavga etmeden mutlu bir yaşam sürürken periler, Zühre adında bir gezegen bulduğunu söylemişler.

Boz bu duruma çok sevinirken Uz ise farklı bir gezegene gideceği için endişeleniyormuş. Boz arkadaşına, “Endişelenmene gerek yok. Biz nereye gidersek gidelim dost olacağız.” dediğinde Uz bu duruma sevinmiş, “O hâlde asla ayrılmayacağımıza dair söz verelim.” dediğinde iki arkadaş birbirlerine oracıkta sözlerini vermiş ve kendilerini perilere emanet etmişler.

Periler, Uz ile Boz’u Zühre gezegenine götürüp bırakırken onlara, “Bu gezegende iyilik de kötülük de var. Siz hangi tarafı seçerseniz seçin ama dostluğunuzdan asla vazgeçmeyin. Çünkü insanlık var olduğundan beri dostluk kavramı da onlarla birlikte var olmuştur. Siz dünyanın temsilcileri olarak Zühre gezegenine dostluğu götürmelisiniz.” demişler ve onları Zühre gezegeninin tam orta noktasında bulunan bir kuyunun yanına bırakıp gitmişler.

Uz ile Boz Zühre gezegeninin tam ortasında bulunan kuyunun sağ ve sol tarafına baktıklarında bu gezegenin dünyadan çok farklı olduğunu görünce şaşırmışlar. Çünkü gezegenin bir tarafı siyah, bir tarafı da beyazmış. Uz: “Ben beyaz yöne gideyim, sen de siyah yöne git. Gezegeni keşfettiğimizde buluşma noktamız bu kuyu olsun.” dediğinde iki arkadaş farklı yönlere doğru yol almışlar.

Uz beyaz yoldan giderken arkadaşını farklı yöne göndermiş olduğu için pişmanlık duymaya başlamış. Çünkü ondan ilk kez ayrılmış ve daha ilk dakikalarda onun yokluğundan şikâyet ediyormuş. Dünyanın sıkıcı olduğunu düşünürken arkadaşının olmaması onu daha çok canını sıkmış.

Uz kendi kendine düşüncelere dalmış giderken karşına beyazlar içinde bir orman, ormanın ortasında da yine her şeyin beyaz olduğu bir köy çıkmış. Uz buranın dünyadan tamamen farklı olduğunu düşünerek yoluna devam etmiş. Dünyada birçok renk varken burada her şeyin beyaz olması onun aklını karıştırmış. Karşına pembe ve mor karışımı gözenekleri olan canlılar çıkınca korkuya kapılıp beyaz ağacın arkasına saklanmış. Bir süre saklandığı yerde bu canlıları izlemiş. Bu pembe canlıların kocaman mavi gözleri, uzun sivri kulakları ve iki üç tel saçlarıyla ilginç görüntüleri varmış. O sıra bir canlı Uz’u görmüş. Uz’dan korkunca rengi mora dönmüş. Uz bu canlının ondan korktuğunu görünce saklandığı yerden çıkmış. Mora dönen canlının yanına yaklaşınca ona, “Benden korkmana gerek yok. Ben sana zarar vermem.” diyince mora dönen canlı sakinleşerek pembe olmuş. Sakince ona yaklaşmış ve dilini çıkarmış. Uz bu canlının dilini çıkarmasının bir tür selamlaşma olduğunu anlamış.

Uz bu canlının selamlaşmasına karşılık olarak dilini çıkarmış ve onunla selamlaşarak iletişime geçmiş. Bu canlılar zihin okuyabilme yeteneğine sahipmiş. Böylece Uz’un dilini öğrenmiş. Uz’a, “ Merhaba ben Zühre diyarının Sim Bölgesi’nden Nilu. Bölgemize hoş geldin.” demiş ve onu Sim Bölgesi’nin halkı ile tanıştırmak için yaşam bölgelerine götürmüş.

Nilu arkadaşını Sim halkı ile tanıştırmış. Uz bu halkı çok sevmiş. Ancak dostu Boz aklından bir türlü çıkmıyormuş. Bir gün Nilu’ya Boz’dan söz edince Nilu endişelenerek, “  Neden Boz’u o tarafa gönderdin!” demiş.

Uz arkadaşı Nilu’nun endişelenmesi üzerine Boz’u bulmak için yola çıkmaya karar vermiş. Sim halkı Uz’un bu kararının doğru olmadığını söyleyerek ona engel olmaya çalışmışlar. Ama Uz onları dinlemeyerek bir gece gizlice Sim Bölgesi’nden ayrılarak kuyunun yanına gitmiş. Kuyunun yanında siyah beyaz renkli, iri gözlü, sivri burunlu, ayakları perdeli sevimli bir canlı duruyormuş. Uz Dünya’da görmediği bu canlıya yaklaşarak adını sormuş. Bu sevimli canlı adının Penguen olduğunu ve renklerinin Zühre Gezegeni’nin sembolü olduğunu söylemiş.

Gezegenin bilgesi olan bu Penguen, Uz’un neden kuyuya geldiğini biliyormuş. Uz’a dostu Boz’un Arai Bölgesi’nde birçok arkadaş edindiğini ve Uz’u unuttuğunu, onu boşuna aramamasını, çünkü Boz’un Arai Bölgesi’nde dostluk kavramını da unuttuğunu söylemiş.

Uz bu duydukları karşısında hayal kırıklığına uğramış olsa da dostundan asla vazgeçmeyeceğini söylemiş. Boz verdikleri sözü unutmuş olsa da Uz bu sözü unutmamış ve ona bunu hatırlatmaya kararlıymış. Penguen Uz’un bu tavrına saygı duyarak onun yolundan çekilmiş.

Uz Arai Bölgesi’ne giderken Penguen ona, “ O bölgede her şey kötüdür. O yüzden karşına çıkan hiçbir şeye güvenmemelisin.” demiş.

Uz, Penguen’in söylediklerini düşünerek kara ormanın içine girmiş. Orman soğuk ve karanlıkmış. Uz dostunu bulmak istiyormuş ancak bir yandan da bu ormandan korkuyormuş.

Bir süre etrafındaki sesleri dinleyerek yürümüş. Karşısına bir bataklık çıkmış. Bataklıktan geçmesi imkânsızmış. Çaresizce bataklığa bakarken bataklığın içinden bir ses gelmiş ve bu ses ona şöyle demiş: “ Üzerimden geçmeyi mi düşünüyorsun? Bunun için sorduğum soruya doğru cevap vermelisin. O zaman üzerimden rahatlıkla geçebilirsin.” demiş. Uz,  “ Peki soruna cevap veririm .” deyince bataklık,  “Hangi kötüyü arıyorsun ve neden?” diye sormuş. Uz, “ Ben kötü birini aramıyorum. Dostum Boz’u arıyorum.” diyince bataklık yıllardır duymadığı dostluk sözü karşısında duygulanmış ve anında ıslak torağı kupkuru olmuş. Uz’un ardından bataklık, “ Hep sağından git.” demiş.

Uz bataklığın sözlerini kendine pusula yaparak yoluna devam etmiş. Bu sırada karşısına iki yol çıkmış. Bu yollardan biri Boz’un bulunduğu yöne giderken diğeri bitmek bilmez bir yol imiş. Uz bu yollardan hangisine doğru gideceğini düşünürken bataklığın sözleri aklına gelmiş ve sağ taraftan gitmeye karar vermiş.

Sağ taraftaki yolda yürümek mümkün değilmiş. Hayatı boyunca duymadığı kötü kokular burnuna geldikçe Uz, yüzünü ekşiterek ve zorlanarak yürüyormuş. Bu zorlu yolun sonunda dostunu bulacağı için her şeye katlanabilirmiş. Yolun sonunda karşısına çürümüş evler, ağaçlar çıkınca bu kokunun kaynağının nereden geldiğini anlamış. Arai kentinin halkı da bir o kadar pis kokuyormuş.

Uz, bir ağacın arkasına saklanarak buradaki halkı gözetlemeye başlamış. Bu sırada dostu Boz’un Arai kenti halkına uyum sağladığını, onlar gibi kötülükler yaptığını görmüş. Gece olunca saklandığı ağacın arkasından çıkıp, dostu Boz’un yanına gitmiş. Boz onu görünce hiç sevinmemiş. Uz’u burada istemediğini söyleyince Uz, bu durum karşısında çok üzülmüş ama dostundan da vazgeçmeye niyetli değilmiş. Onu kendi haline bırakarak bir süre gözetlemeye devam etmiş.

Uz, bir gün Boz’u kollarından zorla çekiştirerek bir yere götürdüklerini görmüş. Gizlice onların arkasından gitmiş. Dostunu bir mağaraya kapatan Araililer, onu çürümesi için bu mağaraya bağlayıp gitmişler. Uz, dostunu kurtarmak için hemen mağaraya girmiş ve dostunu perişan bir halde görmüş.

O sırada Boz, Uz’u görünce önce çok sevinmiş, ardından da yaptıkları için pişmanlık duymuş. Dostu Uz’un onu affetmeyeceğinden korkmuş. Uz, Sim halkı ile yaşarken onlar gibi o da düşünceleri okumayı öğrenmiş. Dostunun ona bir şey söylemesine gerek duymadan yanına giderek dostunu bağladıkları yerden kurtarmış. Boz dostluk kavramını unutmuş olduğu için kendine kızıp duruyormuş. Bir daha da dostundan ayrılmayacağı için de içten içe mutluymuş.

İki dost birbirlerine sarılarak mağaradan dışarı çıkmışlar. Uz yolu bildiği için dostu Boz’a rehberlik ederek onu ilk geldikleri kuyunun yanına götürmüş.

Kuyunun yanına gelen bu iki dost Dünya’ya geri dönmeye karar vermişler.  Bu sırada Zühre Gezegeni’nin temsilcisi Penguen de onların yanına gelmiş. Boz onu görünce çok şaşırmış. Uz, dostu Boz’a Penguen’i tanıtmış. Penguen bu iki dostun başından geçenleri dinlemiş ve Dünya’ya geri döneceklerini öğrendiğinde çok üzülmüş. Onun bu üzüntüsünü gören iki dost onu da Dünya’ya davet etmiş. Bilge Penguen bu daveti kabul ederek dünyaya siyah ve beyazı kendi bedeninde götürmüş. Siyah kötülüğü, beyaz iyiliği temsil ederken Uz ile Boz’un yaşadıkları da dostluğu temsil etmiş ve böylece de masalımızın sonuna gelindiğinde de Dünya’da bugün bu masal da var olmuş.

Biz masalımızın keyfini sürerken siz dinlediklerinizin tanına varırken bu masal üç kişiye gitmiş. Biri yazana, biri dinleyene, biri de okuyana.

İmge Nil Çıtak (5B)

Tepeören Yerleşkemizde Lisemiz IB Dünya Okulu Oldu

0

Tepeören Yerleşkemizde lisemiz 1 Mayıs 2018 tarihinde 4.786 IB Dünya Okulu arasına katıldı.

Öğrenciyi yaşama ve değişimin sürekliliğine hazırlayan Terakki’nin eğitim yaklaşımı ile ortak bir bakışa sahip, eğitimde bütünleştirici bakış açısının ve küresel gelişmelere duyarlılığının ön plana çıktığı Uluslararası Bakalorya Diploma Programı (IBDP)* Tepeören Yerleşkemizde Eylül 2018 tarihinden itibaren uygulanacak.

Öğrenci başvuru ve alım koşulları hakkında detaylı bilgi almak için Tepeören Yerleşkemizde IB Koordinatörümüzle iletişime geçebilirsiniz.

 

*Uluslararası Bakalorya Diploma Programı (International Baccalaureate Diploma Programme – IBDP); üniversite öncesi uygulanan, İsviçre’nin Cenevre kentinde 1968 yılında kurulan Uluslararası Bakalorya Organizasyonu’nun (International Baccalaureate Organization) yüksek akademik standartlarıyla tanınır.

Şubat 2018 itibarıyla 153 ülkede 3 – 19 yaş aralığında 1.098.000’den fazla öğrenciye uygulanan IB programları öğrencilerin yaşamak, öğrenmek ve çalışmak için gerekli olan bilişsel, sosyal, duygusal gelişimlerine yardım etmeyi hedefler.

 

Öğrencilerimizin Amasya, Çorum ve Ankara Gezisi

Tepeören Yerleşkemizden lise 9, 10 ve 11. sınıf öğrencilerimiz, 19 – 22 Nisan tarihleri arasında Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümümüzün düzenlediği “Amasya-Çorum-Ankara” gezisine katıldılar. Bu gezide coğrafya ve tarih disiplinlerine ait etkinlikleri arazi ortamında, akran çalışması ve değerlendirme metoduyla gerçekleştirme fırsatını buldular. Yontma Taş Devrinden maden çağına, Hititlerden Roma’ya, Selçukludan Osmanlı’ya kadar pek çok dönemi içeren eserleri yerinde gördüler.

Bu etkinlikte birbirinden farklı doğal ve beşeri sistemleri yerinde analiz eden öğrencilerimiz,  ilk olarak Osmanlı döneminde şehzadeler kenti olarak bilinen Amasya şehrini gezdiler. Şehrin önemli tarihsel mekanlarını; kaya mezarlarını, tarihi Amasya evlerini, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin en nadide örneklerini ve 13. Yüzyıldan kalma İlhanlı soylularına ait mumyaları Amasya müzesinde gördüler.

Gezinin ikinci durağında Çorum bölgesine ait Hattuşaş ve Alacahöyük kalıntılarının bulunduğu kazı alanlarını ve bu kazı alanlarından çıkartılan eserlerin sergilendiği Çorum Müzesi’ni gezdiler.

Gezinin üçüncü durağında ise Anadolu uygarlıklarına ait birbirinden önemli eserlerin bulunduğu dünyanın sayılı arkeoloji müzelerinden biri olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni gezerek bu eserler yerinde görme şansını elde ettiler.