Öğrencimize Makale Yarışmasında “Mansiyon: Araştırma Kapsamı” Ödülü

321

Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencimiz Sıla Akgül (12A), Saint Pulcherie Lisesi’nin 2019-2020 Eğitim Öğretim yılında düzenlediği Liselerarası Orhan Pamuk’u Okumak, Anlamak ve Anlatmak Makale Yarışması’nda “Mansiyon: Araştırma Kapsamı” ödülünü kazandı. Öğrencimiz, ödülünü ve sertifikasını 28 Haziran – 2 Temmuz tarihleri arasında alacak.

Öğrencimizin makalesi:

 

Orhan Pamuk Romanlarında Seslerin Rengi

Orhan Pamuk, romanlarında, yaşamının önemli kenti İstanbul’un karmaşasını, karamsarlığını; bu kentteki yaşam yolculuğunu mesele olarak görüp bu kenti konu olarak önemle ve özenle işlemiştir. Bu işleyiş sürecinde aynı ihtiyatla kentin dokusunu oluşturan insanları ve onların yaşamlarını adeta sembolik  bir renk armonisi şeklinde okuyucusuyla buluşturmuştur. Her rengin bir kimliği, bir sesi vardır ve bu renkler öylesine özlü anlamlar taşır ki her okuyuşta ayrı bir derinlik hisseder, her derinlikte ayrı bir ses yüklersiniz belleğinize.  Bu anlatı tekniği beni oldukça etkilemiştir ki; Benim Adım Kırmızı ve Kırmızı Saçlı Kadın romanlarını okuduğumda, albenisi olan kırmızı rengin bir sembol olarak hangi anlamları karşıladığı merakı, farklı bakış açıları ve farklı kimlikler keşfetmemde de öncülük etmiştir.

Ressam olmak istemiştim, yazar oldum. Ama ikisi arasında köprü olmayı, renklerin verdiği duyguları kelimelerle anlatmayı seviyorum. Renkleri işitmeyi, kelimeleri görmeyi deniyorum…”   Pamuk, kendi kurmaca anlayışının görme duyusu üzerine olduğunu ifade eder. Bu duyuya verdiği önem,  romanlarında sıklıkla renklerle karşılaşmamızı sağlar. Belki de bu durum bir rastlantı değildir ki,  yazarın  resme olan ilgisiyle bağlantılı olabilir. Aynı şekilde renkleri işitme kavramı da ses ve renk kavramlarını aynı önemle işlediği algısını da destekleyebilir.

Pamuk’un, resme yakınlığı ve kültürel alt yapısı doğrultusunda , çağrışımı, kapalı anlatımı oluşturacağı ortamlarda renkleri sıkça kullandığı gözlemlenmektedir. Bu izlenimi Benim Adım Kırmızı romanında da ifade eder: “Renklerin anlamı orada karşımızda olmaları ve onları görmemizdir. Duyuyorum sorduğunuzu: ‘Nedir bir renk olmak? Renk gözün dokunuşu, sağırların müziği, karanlıkta bir kelimedir. On binlerce yıldır kitaptan kitaba, eşyadan eşyaya rüzgârın uğultusu gibi ruhların konuştuklarını dinlediğim için benim dokunuşumun meleklerin dokunuşuna benzediğini söyleyeyim. Bir yanım burada gözlerinize sesleniyor; o benim ağır yanım. Bir yanım havada bakışlarınızla kanatlanıyor; o benim hafif yanım.” (Pamuk, 2016: 203) ifadesiyle yazar, rengin romanda veya yazma eyleminde kendisi için de anlamın ardında düşlenen anlama ulaşmaya çalışmaktadır.  Rengin sağırların müziği olması bir anlamda var olan sessizliğe adeta bir direniş olarak da anlamlandırılabilir.

Benim Adım Kırmızı’da kırmızı renk roman kahramanını mutlu eder. Renklerin tüm farklılığı içinde  kırmızı rengin varlığı daha belirgindir: “Kırmızı olmaktan ne de mutluyum! İçim yanıyor; kuvvetliyim; fark edildiğimi biliyorum; bana karşı koyamadığınızı da” (Pamuk, 2016: 203)

Kırmızının diğer tonları olan kızıl, tunç, al gibi renkler de kullanılmıştır. Kızıl daha çok gün doğumu, gün batımı gibi zamanın betimlemesinde,  tutkuyu veya istikrarı temsilen de  mekân betimlemesinde kullanılmıştır. Al ise, psikolojik betimleme olarak da kullanılmıştır. “Kapıda alı al moru mor cariye Hayriye.” (Pamuk, 2016) Kızıl, tunç, gün batımı gibi renk tonları Türk edebiyatının en önemli şairlerinden Ahmet Haşim şiirlerin de etkin bir renk olarak karşımıza çıkmaktadır. “Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta…/ Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer”? (Haşim, Merdiven) Kırmızı ve tonlarının kullanımı içe kapanıklığı, hüznü, melankolikliği sembolize ettiği ifade edilse de sanatçıların üslup ve bakış açısı farklılığıyla sözcüklere göreceli anlamlar da yükleyebilmektedir. “Renklerin imgesel anlamları zaman içinde oluşurken bazen bir renge ait imgesel anlamlarda değişmeler olup aynı renkler birbirine karşıt anlamlar yükleyebilmektedir.” (Sözen, 2003: 75) Renklerin kazandığı anlamlar birtakım yorumlamalarla yeni çağrışımlar da kazanabilir.  Kırmızı duyguları hareket geçiren, tutkuyu çağrıştıran bir renktir. Gücü, aşkı, tutkuyu, melankoliyi de anımsattığı yadsınamaz bir gerçektir.

Kırmızı Saçlı Kadın’ın önemli karakteri Gülcihan,  yapmış olduğu evliliklere mecbur kalarak adeta benliğini kaybetmiş bir kimliktir;  ancak hikayenin içinde ruhsuz, suskun bir kadın olarak  kaybolup gidecek biri olduğu da söylenemez. Hayatındaki yer alacak insanlara karar verememiştir ancak saçının rengini kendisi seçer. Gülcihan, kuaförde aynadaki yansımasına bakıp bir anda karar verir, saçlarını  “itfaiye arabası rengi ile turuncumsu arası bir kırmızıya”  boyatır. Kendisini kırmızı saçlarıyla var etmiştir adeta. Yaşamının bundan sonraki kısmında tüm kalabalığın ve karmaşanın içinde fark edilen hatta tercih edilen bir kadın olacaktır.

Orhan Pamuk rengi sembol olarak  sadece Benim Adım Kırmızı veya Kırmızı Saçlı Kadın romanlarında  kullanmaz. Renk sembolü  adeta romanlarında temel unsur gibidir. “Sessiz Ev” ve “Beyaz Kale”de renk kurguyu etkileyecek biçimde diğer romanlardaki gibi kullanılmamıştır. Ancak Sessiz Ev adeta bulunduğu mekandan toplumun bütününe hatta tüm zamanlara sesini duyurmak istercesine ancak bir o kadar da mağrur kimliğiyle varlığını hissettirir. Romanda sesler incelendiğinde ses kadar sessizliklerin de varlığından bahsedilmiştir. Selahattin Bey’in gayrimeşru oğlu Recep bir cücedir, çevresi için adeta bir alay konusudur. Bu nedenle kendi içinde herkesten uzak yaşamayı tercih etmiştir Oysaki konuşmak, içinden geçenleri haykırmak ister: “Büyükhanım’la konuşmak isterim, ama o konuşmaz, ben susarım ve insanın nasıl böyle sessiz kalabileceğine şaşarak bakarım ve masanın üstünde gezinen elinin ağır hareketlerinden korkarım: İçimden sanki çığlık atmak gelir: İhtiyar, hain örümcekler gibi elleriniz Büyükhanım!” ( Pamuk, 1983: 124)  Ayrıca Alçak ses(syf:9), aralarındaki sessiz kavgalar (syf:9), eşeli haykırışlar ve silah sesleri(syf13), cırcırböceğinin sesini(syf:15), derin bir sessizlik (syf:18), sessizce, saygıyla seyrederdi(syf:26), ortalığı bir sessizlik kaplar (syf:27), güzel sessizlikte(syf:30), beni sessizce izlediğini(syf:37), serin ve sessizdi (syf:41),   tek ses gibi (syf44), İstanbul’un homurtusu(44), uğultu (syf:44), dertli  ve  sessizdik(syf:46), saygıyla sessizliğe bürünmüştük(syf:66), sessizce(syf:74), sessizlik ruhumda (syf:84), süren  bir  sessizliğe (syf:98), derin bir sessizliğe bürünmüştü (syf:124) kavgalar, küskünlükler, sessizlikler(syf:185), haykırır  gibi  yüksek  sesle(syf:189) biraz daha sessizlik(syf:193)” gibi  söz öbekleriyle de ses ve sessizlik durumunun hakimiyeti de gözlemlenmektedir.  Kara Kitap’ta sessizlik kavramının insan üzerindeki değişken etkisini şu şekilde ifade eder: “Sessizlerin, anlatmayı bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin, önemli gözükmeyenlerin, dilsizlerin, o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin, insanların hikayelerini merak etmediği o kişilerin yüzleri diğerlerinden daha anlamlı, daha dolu değil mi? Sanki anlatamadıkları hikayelerin harfleriyle kaynaşıyor bu yüzler, sanki sessizliğin, ezikliğin, hatta yenilginin işaretleri var onlarda.” (Pamuk, 2012) Kara Kitap’ta Beyoğlu’nun arka sokaklarının okuyucuya aktarılmasında kara renk olarak çok sık kullanılmıştır. Anların çarpıcılığını aktarırken için siyah ve beyaz birlikte kullanılan renklerdir Galip’in içsel arayışı ve kendini bulma çabası çeşitli hikâyelerle anlatılır. Roman bir çeşit rüya gerçek çatışması gibidir: “Ulaşılmaz mavi hep ileride, hep siyah, gri, puslu, sisli bir alanın öte tarafında durur Kara Kitap’ta. Ve bu renk konumuyla da romanın en azından bu yorumuna, yani Kara Kitap’ın aslında hafıza ve hayal ekseninde çeşitlemeler olarak okunabilirliğine fon oluşturur.” (Parla,2018: 77)

Yazar, mor rengi, en melankolik hatta depresif hallerin oluşturduğu duygu dünyasını yansıtmakta kullanır: “O gelecekte karanlık ormanlar, otel odaları, morlu mavili hayaller, hayat, huzur ve ölüm vardı.” (Pamuk, 2017: 23)   Kar şehri sınırlandıran bir duvardır. Beyaz renge bu nedenle betimlemelerde sıklıkla rastlarız. Aynı zamanda beyaz yoksunlukların, sorgulamaların, çatışmaların da sesidir. “Kar büyük, göz doyuran tanelerle ağır ağır yağıyordu. Yavaşlığında, doluluğunda ve şehrin neresinden geldiği belli olmayan mavimsi bir ışıkta iyice belirginleşen beyazlığında insana huzur ve güven veren güçlü bir yan vardı.” (Pamuk, 2017: 59)  “Karın sessizliği beni Allaha yaklaştırıyor” (Pamuk, 63) Beyaz rengin ağırlığı kişiyi adeta  bir inanç yolculuğuna sürükler. Bu noktada Kar ve karın beyazlığı  hayatın anlamı, inanç, maneviyat, içsel yolculuk, kendisiyle yüzleşme, umudun  arayışıdır. Ana kahraman Ka’nın melankolisidir, gereksinimleridir.

Lacivert rengi bu romanda etkin bir kahramanın adı olur. Bu karaktere o kadar çok anlam yüklenmiştir ki aynı zamanda güveni de temsil eder. Kırmızı burada daha çok utanma duygusunun açıklanması ve obje (giysi vb.) betimlemesi için kullanılmıştır. Kızıl ve kara renkleriyle beyaz ve mor renkleri üzerinden bir gencin kendi içinde yaşadığı inanç çatışması bir nevi hesaplaşması bu renklerle birlikte verilmiştir. Hem iktidar hem de melankoliklik  bir çatışmayı somutlar. (Pamuk, 2017: 133-134)

Sonuç olarak renkler ve sesler imgesel anlatımlarla şekillendiğinde metinlere farklı bakış açılarıyla bakılıp yorumlanabilmesini sağlamaktadır.  Herkesçe bilinen sözcüğün özgün bir kavram haline gelmesi sıkça görülür ki semboller de bu doğrultuda devreye girer. Edebî metinler mecazlar, sanatlar, başka bir deyişle imge ve çağrışım değeri yüksek kelimelerle işlenip süslenir. Öncesinde de belirttiğim gibi, renkler, aslında arkalarında, içlerinde gizli anlamları barındırır. Bir rengi herhangi bir metne yerleştirdiğinizde aleladeymiş gibi düşünülen unsurlar aslında bir bireyin, bir yaşamın, bir düşüncenin, bir anın gösteren tarafından nasıl gösterildiğinin saptanmasıdır.  Yazar, pek çok renge, sese veya sessizliğe  felsefe ve psikoloji imlemiş, bu imlerin sonuca yolculuğunu da okuyucusuna bırakmıştır. Pamuk’un romanlarında renkleri,  bu renklerin yüklendiği sessizlikleri ve sesleri gözlemleyebiliyoruz. Olumlu , olumsuz birçok duyuya hitap edebilen bu renkler; bazen korku, umutsuzluk, ölümün rengi olurken bazen de insanı yaşamını derinden etkileyen , yol ayrımına sebep olan bir göz rengi  ya da güveni, inancı temsil eden bir kimliğin rengi de olabiliyor. Tüm renkler ve sesler hatta sessizlikler kişilik özelliklerini belirleme, duyguları ifade etme, görünmeyeni hissettirme ve anlatımdaki içsel yolculuğu keşfetmek amacıyla kullanılmıştır denilebilir.

 

 

KAYNAKÇA

Pamuk, Orhan (1983 )  Sessiz Ev,    İstanbul, YKY Yayınları

Pamuk, Orhan ( 1990)  Kara Kitap,    İstanbul, YKY Yayınları

Pamuk, Orhan (2002 )  Kar,    İstanbul, İletişim Yayınları

Pamuk, Orhan (1998) Benim Adım Kırmızı, İstanbul: İletişim Yayınları.

Pamuk, Orhan ( 2016) Kırmızı Saçlı Kadın, İstanbul:   YKY Yayınları

Esen, Nüket  Kara Kitap Üzerine Yazılar, 1. Baskı: Can Yayınları, İstanbul 1992; 2. Baskı: İletişim Yayınları, İstanbul 1996

Ecevit, Yıldız , Orhan Pamuk’u Okumak, Gerçek Yayınevi, İstanbul 1996, 1. Baskı

Yavuz, Hilmi. “Orhan Pamuk (1)”. Yüzler ve İzler. Ankara: Aşina Kitaplar, 2006.

Ecevit, Yıldız. (2014). Türk Romanında Postmodernist Açılımlar. İstanbul: İletişim Yayınları.

 

Sıla Akgül (12A)