Öğrencimize “En Büyük Destan” ile İlçe Birinciliği

206

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Rana Güngeviş (8 E), İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün il genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği “Çanakkale  Savaşlarının 102. Yıl Dönümü” temalı şiir ve kompozisyon yazma yarışmasında “En Büyük Destan” yazısıyla ilçe birincisi oldu.

En Büyük Destan

Ne büyük ne erişilmez bir duygudur ki vatan sevgisi,

Onun uğrunda her şeyden ama her şeyden vazgeçildi.

Bazen yürekte ateş, bazen tende can oldu,

Görülmemiş bir zafer yaşandı Çanakkale’de.

Gelse de düşman, yoktur korkusu; bilir ki şehadet şerbetini içmeye hazır, iman dolu göğüslerdir onu koruyacak olan.

Çanakkale büyük bir destandır. Şehitler diyarıdır. Anaların gözyaşıdır Çanakkale. Öleceğini bilerek düşmanın üzerine yürümek, biraz sonra alnının ebediyen secdeye yatacağını düşünerek gülümsemektir.

İmkânsız bir şeyi yapmak, mucizeleri gerçek kılmaktır.

Söz konusu Çanakkale’yse mucizeler gerçek olacaktı ve oldu da.

Savaş, zorlukları içinde barındıran, ölümü, maddi ve manevi pek çok yokluğu göze almayı gerektiren sancılı bir eylemdir. Savaşı kazanmak, ulusunu ayakta tutmak için yürek, cesaret, birlik beraberlik gerek; onurlu ve şerefli olmak gerek.

Başkasının toprağında gözü olan ve bu amaçla saldıran uluslar karşısında özgürlüğünü, toprağını savunan bir ulustuk Çanakkale’de. Toprağımıza göz diktiler. Güçlü silahları, gemileri ve savaş teçhizatları olan bu uluslar topluluğu karşısında oldukça basit sayılan tüfeklerle, toplarla mücadele ettik. Her biri vatanının farklı köyünden, kentinden gelen, çoğu eli kınalı askerlerimiz, evlerinden ayrılıp cepheye koşarken avuçlarına yakılan kınanın anlamını çözmüştü. Dönüşü olmayan bir yoldu yürüdükleri.

Çanakkale’yi destan yapan, ölmeye gelen bu askerlerdi.

O aslan yürekli askerler… Mustafa Kemal komutasındaki birlikler… Onlar dünyaya “Çanakkale Geçilmez” gerçeğini zorla kabul ettirdiler. Denizden şansını deneyen düşman amacına ulaşamayınca karadan saldırdı. Çoğu neden savaştığını bile özümsememiş düşmanlar kıyasıya mücadele karşısında şaşkına döndü. Mustafa Kemal’in ve Türk askerinin inancı karşısında yapacak fazla bir şeyleri yoktu. Türk’ün ateşle sınavıydı bu.

Ölüm, kan, kan… Şehitlik makamına ermek, vatan uğrunda kanını toprağa katmak ne ulvi bir duyguydu, gördü bunu dost düşman.

Toprağı değerli kılan ona duyulan sevgidir.

Eğer uğrunda, ölüm şeref kabul ediliyorsa bu ulusu yenmek imkânsızdır.

Eğer mecbursan korkuya meydan okur; tonlarca ağırlıktaki mermiyi topun ağzına sürebilirsin Seyit Onbaşı gibi.

Askerlerinin başında savaşan sarı saçlı bir devdi Atatürk onlar için. Bu ne inançtı ki cepheden cepheye atılan bu büyük komutanın emirlerine hiçbir askeri tereddüt etmeden itaat ediyordu.

Türk askerinin barışçıl ve haklı olduğunu anlamışlardı ama çok geçti. Komutanlarının emriyle direndiler, öldüler. Toprağa düşen her asker, Türk askerinin matarasından son suyunu içerken, son sözcüklerini söylerken gözyaşları hep ortak duygularla aktı.

Cepheden cepheye akan türkülerde aynı özlemler, söylenmeyen sevdalar paylaşıldı.

Vatan toprağında can veren her asker bugün bizim bağrımıza emanet. Kendi ülkelerinden çok uzakta, son nefesini veren her askeri bağrımıza bastık. Nasıl basmazdık ki… Onlar da ana kuzusuydu bizim gözümüzde. İnsana insan olduğu için değer vermek, bizim özümüzde vardır.

Tarih, unutulmaz belgeleri çağlardan çağlara aktarır. O belgeler ve gerçeklerdir ki ulusları onurlu ve bezgin kılar. Kaç asır geçse de haklı ve onurlu bir savaştan zaferle çıktığımız söylenecektir. Ne biz ne diğer uluslar, yaşanan bu büyük savaşı unutmayacağız. Çanakkale’yi unutulmaz kılan, destanlaştıran yokluklar içinde kazanılmış olmasıdır.

Ey vatan uğruna şehit düşmüş kahraman asker! Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, huzur içinde uyuyunuz.

Yıl 2017. Çanakkale zaferinin 102. yılı. Kaç yıllar geçse de zafer coşkusunu yüreğimizde duyacağız. Yurdun doğusundan, batısına; güneyinden, kuzeyine, her fırsatta kahraman şehitlerimizi ziyarete gidiyoruz, gideceğiz.

Bu destansı direnişin izlerini tepelerde, anıtlarda, müzelerde gördükçe, Çanakkale’nin tarih kokan havasını soludukça Türk olmanın haklı gururunu ve sorumluluğunu yüreğimizde duyuyoruz.

Ve haykırıyoruz ki: Çanakkale tarihe sığamayacak kadar büyüksün.

Rana Güngeviş (8 E)