Öğrencimizin Yazısı Oksijen Gazetesi’nde: “Kadının Yurdu Neresi?”

57

Levent Yerleşkesi öğrencimiz Şiir Başaran’ın (10IBG) “Kadının Yurdu Neresi?” başlıklı yazısı 6 Mart Cuma günü Oksijen Gazetesi’nde yayınlandı.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında öğrencilerimiz tarafından hazırlanan gazetede yayınlanan “Kadının Yurdu Neresi?” başlıklı yazısında Şiir Başaran (10IBG), içselleştirilmiş kadın düşmanlığı kavramını açıklayarak kadınların ataerkil toplumda yetişmelerinin etkisiyle bazen farkında olmadan diğer kadınlara karşı rekabetçi tutumlar geliştirebildiğini aktardı. Şiir Başaran (10IBG), bu durumun toplumdan öğrenilmiş bir davranış biçimi olduğunu ve kadınlar arasında dayanışmayı zayıflattığını dile getirdi.

Yazısında kadınların birbirine rakip değil destek olmasıyla bu sistemin zayıflayabileceği üzerinde duran öğrencimizin “Kadının Yurdu Neresi?” başlıklı yazısının tam metni:

“Kadın düşmanı” deyince aklımıza gelenin, toplumda rahatlıkla “kadın düşmanıyım” diye etiketlenmekten çekinmeyecek; kadınları baskılamakta, ataerkil toplum yapısını desteklemekte ve kadınlara karşı aşağılayıcı, düşmanca davranışlarda bulunan erkekler olması epey normaldir. Toplumda yıllarca kadınların erkeklerden altta konumda görülmesine neden olan birinci faktör de budur. Ancak ben bu konunun zaten öğüde veya tartışmaya açık bir tarafı olduğunu düşünmüyorum.

Bugün bahsetmek istediğim konu çok daha derinde yatan, kadınları ve hayatlarını daha temelde etkileyen ve erkekler tarafından kadınlara değil, kadınların bizzat aralarında bu patriarkal sistemi beslemesine yol açan bir terim olan internalized misogyny, yani içselleştirilmiş kadın düşmanlığıdır.

Girişte de bahsettiğim üzere “düşman” kelimesi bir terim içerisinde kullanıldığında o terime sert ve kasıtlı bir anlam verebilir. Ancak içselleştirilmiş kadın düşmanlığında aslında bu düşmanlığın çok daha sessiz ve tanıdık bir yerden geldiğini anlayacaksınız.

Hiçbir film izlerken diğerlerinden daha atılgan bir kadın karaktere, diğer kadın arkadaşlarınızın “itici”, “egoist”, “fazla sesli” gibi lakaplar taktığını fark ettiniz mi? Veya sokakta fazla süslenmiş ya da fazla bakımlı bir kadına içten içe kendinizi “Acaba kimin ilgisini istiyor?” veya “Dikkat çekmeye çalışıyor.” derken buldunuz mu? Hayır, bunları kasıtlı ve nefret dolu bir yerden, üzerine düşünülmüş bir şekilde dile dökmüş olmanız gerekmez.

İçinizden bir saniyeliğine geçen bir düşünce ya da içinizde istemediğiniz ve fark etmediğiniz bir alanı kaşıyan bir etki bile bırakmış olması, bahsettiğimiz durumun bir göstergesi olabilir.

Veya kaç kez bir kız hakkında ilk yorumunuz “Çok güzel ama…” diye başladı? Ama ne? Ama fazla iddialı. Ama kesin egolu. Ama kesin herkesin ilgisini istiyor. Güzel veya başarılı bir erkek gördüğümüzde ise aklımızdan geçenler çoğunlukla çok daha kısıtlı oluyor. Örneğin bir erkeğin başarısıyla övünmesi veya bundan dolayı özgüvenli olması, onun “havalı olduğuna” veya “hak edilmiş bir egosu” olduğuna dair söylemlere yol açarken; aynı özgüven bir kadının üzerinde kolaylıkla “egoist”, “burnu havada”, “gösteriş meraklısı”, “artist” gibi etiketlere mal olabiliyor.

Bu ve bunun gibi birçok örnek günlük yaşamımızda mevcut. Tabii ki bütün bu örneklerin hepsini hissediyor veya uyguluyor olamazsınız. Belki bazılarında kendinizi buldunuz, bazıları ise düpedüz saçmalık gibi geldi. Birçok kadının kendini bu örneklerde bulabileceğini söylemek abartı olmaz.

Peki o zaman asıl soruya gelelim: Nereden geliyor bu içgüdü? Bütün kadınlar kolektif olarak nefret dolu ve düşmanca mı? Tabii ki hayır. Aslında bu durumun altında yatan sebep çok daha eskiye, bizim kontrol alanımızın çok dışında bir sisteme dayanıyor.

Dünyanın birçok yerinde kadınlar; ataerkil bir toplum düzeni içinde, erkeklerin egemen olduğu toplumlarda ve ülkelerde büyüyor ve gelişiyor. Asırlardır süren bu düzende, jenerasyonlar boyu birbirinden öğrenerek gelişen ve büyüyen kadınlar; içinde bulundukları bu durumu yaşanabilir kılmak için inançlarında ve davranışlarında adaptasyonlar geçiriyor. Toplumdaki bu kaçınılmaz kadın-erkek eşitsizliğini yaşanabilir bir boyuta indirgemek için bazı kısımları normalleştiriyor, kabul ediyor ve içselleştiriyor. Bu durumun sonucunda ise bu ayrım, öğrenilmiş bir pratiğe evriliyor.

Bunun sonucunda ise, en az ataerkil sistem içerisinde açık bir şekilde kadına baskı uygulayan erkek kadar; kadına aynı muameleyi farklı yönlerden uygulayan kadınlar da ortaya çıkıyor.

Kendilerini erkeklerle aynı seviyede görmeyen kadınlar, en az kendileri kadar bir erkek karşısında “dezavantajda” buldukları başka bir kadınla bir güç savaşına girmeye daha meyilli olabiliyor. Bu sözler bazı insanlara ofansif gelebilir; ancak yazının geneline bakıldığında, bunların suçlayan bir pencereden değil, bir durumu tanımlamanın ve nedenini anlamanın çözüme giden ilk adımlardan biri olduğunu destekleyen bir pencereden yazıldığı çıkarımı yapılabilir.

Bu güç savaşı; kadınların kendi aralarında başarı, güzellik, çekicilik, aile hayatı ve diğer her konuda erkeklerle değil, “öteki” kadınlarla bir yarış halinde olmasına yol açıyor. Erkeklerin ataerkil düzende daha avantajlı oldukları ve bu düzende yukarı yükselmenin tek yolunun diğer kadınlardan üstün olmak olduğu, kadınların bilinçaltında kabul görebiliyor. Ve bu durum da yine yıllar boyu parça parça gelişerek, eski sert köşelerinden arınsa da karşımıza günlük hayatta diğer kadınların davranışları, başarıları, görünüşleri üzerinde daha yargılayıcı veya sorgulayıcı olmak; genel olarak kendimizden herhangi bir konuda daha üstün bir kadına karşı rekabet refleksiyle harekete geçmek şeklinde çıkıyor.

Bu durumun en üzücü ve en çok üzerinde durduğum kısmı ise şu: İçselleştirilmiş kadın düşmanlığı çoğu zaman kötü niyetle değil, bir kendini koruma mekanizması gibi geliyor. Sanki kadınlardan uzak durulursa daha çok kabul görecekmiş gibi. Ama aslında bunun kadınların birlikte güçlenmesini engelleyen bir şey olduğu apaçık ortada.

Aslında tarihin, savaşlar dışında hiçbir noktasında erkeklerin birbirini kollamasına gerek kalmamasına rağmen; tek kaldıklarında bir kadın karşısında ne kadar dezavantajda olduklarını fark edecek erkeklerin korkaklıkla birbirine tutunduğu bu dünyada, kadınların da aynı motivasyonla birbirini koruyup kollama durumuna daha aktif bir şekilde geçmemesi, bu sistemin en acımasız yanlarından bir tanesi.

Bütün feminist gelişmelere rağmen soluduğumuz havanın bile erkek egemenliği koktuğu bu atmosferde doğan biz kadınların zihnine bu kadın düşmanı algıların yerleşmesi oldukça doğal ve beklenen bir durum olmasının yanı sıra, bu durumu normalleştirmeye yatkın olması içinde yaşadığımız patriarkal sistemden çıkışı bir çıkmaza sokuyor.

Ve bu şekilde de bu yazının asıl amacına geliyoruz: “Peki ne yapmalı?” Yazının en başından beri bahsettiğimiz üzere bu yazı, kadınlara kendini suçlu hissettirmeyi veya hemen, şu an hızlı ve büyük değişimlere teşvik etmeyi amaçlamıyor. Aslında bu durumun çözümü biraz da terimin kendisinde saklı. “İçselleştirilmiş kadın düşmanlığı” dememizin nedeni, bu durumu içselleştirmiş olmamız. Yani bunu düzeltmeye yönelik ilk adımımız, içimizdeki bu parçaları teker teker fark etmek ve sorgulamak olmalı. Bir başka kadına karşı olması gerekenden daha sert bir düşünce beslediğimizde veya sert bir tepki verdiğimizde, içten içe bunu sorgulamalı; “Bu gerçekten benim, olaya özel bir duygum mu, yoksa öğrenilmiş bir refleks mi?” diye en azından bir kere içimizden düşünmeliyiz.

Bu patriarkal sistem sadece bir grup erkeğin bir araya gelip bir günde karar vermesiyle oluşmadı. Yıllar boyu parça parça bir araya gelen birçok faktörle şu an bulunduğumuz noktadayız. Ve bu taşlardan en büyüğü de en küçüğü gibi gözüken, kadınların birbirine yaklaşımı. Bu sistem kadınları birbirine rakip yaptıkça ayakta kalır, kadınları parçalar ve erkekleri bir arada tutar. Çünkü birbirini destekleyen ve aynı idealleri destekleyen bir grup, her zaman parçalanmış, birbirini sorgulayan ve uzaklaşan insanlardan daha güçlüdür. Toplumda kadınlarımızı yargılamaya, dışlamaya, değiştirmeye değil; anlamaya yönelmek bu birlikteliğin ilk adımı olacaktır. Ve bunu sağlamak için de içimizdeki bu kalıplaşmış ve içselleştirilmiş inançları fark edip, bunları günlük yaşamımızdan parça parça elememiz gerekir.

Kadın kadının kurdu değil, kadın kadının yurdudur.