Terakkili “Zaman Zaman İçinde” Masalıyla Birinci Oldu

72

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz İmge Nil Çıtak (6H), 18 Mart – 18 Nisan tarihleri arasında Özel Arel Ortaokulunun il genelinde 5 ve 6. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlediği Masal Yazma Yarışması’nda “Zaman Zaman İçinde” yazısıyla 1. oldu.

Zaman Zaman İçinde

Bir varmış bir yokmuş çoklu bir zamanda zaman zaman içinde bir gün İstanbul’dan hareket eden otobüste Elif adında bir kız varmış. Matematik Köyü’ne gitmek istemese de ailesinin isteği üzerine bu yolculuğa yapıyormuş. Otobüsten inerken kampa gidilecek dağ yolunu görünce daha da bozulmuş morali. Zaten kendini çok yorgun hissediyormuş, bir de o dik yolu valizle çıkmak varmış. En yakın arkadaşı Oya sanki o yolculuğu onunla yapmamış gibi enerji doluymuş.

Patika yoldaki tangur tungur valiz tekerleklerinin sesleri yetmiyormuş gibi Oya’nın bağırarak konuşması Elif’i deli ediyormuş. Sıcaktan terleyen saçları yüzüne yapışmış Elif’in. Kendisini berbat hissediyormuş. Arkadaşı Oya yanında bir yandan valizini çekiyor bir yandan da etrafı gösteriyormuş. Elif arkadaşındaki bu enerjiyi anlamıyormuş. Elif’in o an istediği tek şey kampa bir an önce varıp yatağına uzanmakmış.

(…)

Kamp odasına girdiklerinde içeride bulunan altı ranza için resmen yarış yapmışlar. On iki kişinin bir arada kalma düşüncesi Elif’e pek sıcak gelmemiş. Yalnız bir çocuk olarak odayı on iki kişiyle paylaşmak resmen bir işkence gibi gözüküyormuş. Odanın sıcaklığı, kızların sesi her şey iç içe girmiş ve Elif cam kenarında çatının tam altına denk gelen ranzanın üst tarafını seçtiğinde kızlara sormadan oraya yerleşmiş. Camdan gelen temiz hava içini ferahlatmış. Valizini yatağın yanına bırakıp yatağa uzanmış. On iki kızın dağınıklığı ve sesi etrafı savaş alanına çevirmiş.

Sinem Öğretmen kapıyı çaldığında herkes bir anda buz kesmiş. Çok ses yaptıkları için kapılarını çaldığını sandıkları öğretmen, onları yemeğe çağırmak için gelmiş. Yemek salonuna gittiklerinde zorla boş masa bulabilmişler. Elif o kalabalıkta herkesle birlikte yemek yemek istememiş ancak çok yorgun ve aç olduğu için mecburen sessizce yemeğini yiyip odasına gitmiş. Uzandığı yatakta gözünü açtığında sabah olmuş.

Matematik Kampı’na hem eğlenmek hem de matematik üzerine pratik kazanmaya gelmişler. Sabah kahvaltısından sonra iki saat süren ders bittiğinde Efes Gezisi için otobüslere binmişler. Otobüste Oya’nın soğuk esprilerine karşılık vermiyor ve arkadaşlarının hep bir ağızdan söylediği şarkılara eşlik etmiyormuş.

Kendi kendine bu geziye neden katıldığını düşünüp duruyormuş. Efes’e vardıklarında tepedeki güneşin yakıcı sıcağı Elif’in tenine işlediğinde çantasında bulunan şapkasını ve gözlüğünü çıkarıp takmış.

Giriş biletlerini alıp turnikelerden sırayla geçmişler. Rehber öğretmen eşliğinde başlayan gezi Harabelere geldiklerinde ilginçleşmiş. Sıcacık hava bir anda soğumuş, kara bulutlar üstlerine çökmüş. Elif yanında şemsiye olmadığı için kısa süreliğine bir panik havası yaşanmış ve yağmur yağmaya başlayınca harabelerin içine girmişler. Bu sırada Elif’in gözüne yerdeki bir parlak bir şey ilişmiş. Taşların arasındaki parlayan şeye eğilip baktığında onun bir bileklik olduğunu görmüş. Yerden bilekliği aldığı anda yer sanki ayaklarının altından kayıp gitmiş.  Arkadaşları ve öğretmenleri bir anda kaybolmuş. Hava güneşliymiş. Az önceki yağmur da yok olmuş. Yerler kupkuruymuş. Elinde bileklikle öylece kalakalmış. Ne yapacağını nereye gideceğini bilmiyormuş. Olduğu yerde oturup dua etmeye başlamış ki gökten bir anda küçük bir güvercin gelmiş ve yanına konmuş. Yaşadıklarının vermiş olduğu korku yetmiyormuş gibi bir de onunla konuşan güvercin yüreğini ağzına getirmiş. Yerinden çığlık atarak kalktığında güvercin de onunla birlikte çığlık atmış. Elindeki bilekliği bu sırada fırlatmış. “Sen ne yaptın?” diye kızan güvercine “Ben ne yapmışım?” demiş. Güvercin, “Bilekliği attığın anda Efes‘in perileri bu bilekliği alıp gitti ve istesen de artık geri dönemeyeceksin. Çünkü bileklik olmadan zamanına dönemezsin.” dediğinde başına gelenleri anlamış ama bu hiç de mantıklı değilmiş.

Perileri bulması gerekiyormuş ve bunu nasıl yapacağını bilmiyormuş. Güvercin bu durumda onun tek umuduymuş. Güvercine, “ Geri dönmek için ne yapmam gerekiyor?” dediğinde güvercin umursamamış. “Tek çıkış yolum sensin, lütfen bana yardım et.” diye hüzünlü bir ifade takınınca güvercin insafa gelmiş ve onu yavaş yavaş takip etmesini söylemiş. Elif, güvercine “Bilge güvercin” dediğinde güvercin ona şaşkın bir bakış atmış ama bu sırada güvercinin gururu da okşanmış. Elif’in güvercine övgüleri işe yaramış ve arkasını dönüp güvercin “Bir yolu var aslında,” dediğinde Elif’in içine su serpilmiş.

Güvercin, “Perilerden bilekliği almak için onlara kendi zamanının en değerli şeyini vermelisin?” dediğinde düşünmeye başlamış. Elif için her şeyi değerliymiş çünkü o kimseyle bir şeyini paylaşmak istemiyormuş. Güvercine, “Benim paylaşacak hiçbir şeyim yok.” dediğinde güvercin, “Sen bilirsin.” demiş ve onu bir köye bırakıp gitmiş.

Elif’in vardığı köy, çiçeklerin üstü sedeflerle kaplı, yemyeşil ormanların olduğu, akarsularda somonların yüzdüğü, atların tek boynuzlu olduğu ve renklerin canlığının göz aldığı bir cennetmiş adeta. İnsanların mutlu olduğunu her şeyin kusursuz bir düzende hareket ettiğini görünce kendi zamanından çok başka bir zamanda böylesine güzelliklerin olmasına şaşırmıştı. O okuduğu kitaplarda eski zamanların yoksullukla, hastalıkla ve savaşlarla geçtiğini sanıyormuş. Oysa burası onun hiç hayal etmediği bir yermiş.

O şaşkın bakışlarla etrafı süzerken yanına Beliz ve Yeliz adında iki kardeş gelmiş. Ona neden yalnız olduğunu sormuşlar. Elif de başka bir zamandan geldiğini ve yanında ailesinin olmadığını söyleyerek onlardan yardım istemiş. Beliz ve Yeliz kardeşler bu duruma üzülerek Elif’i evlerine götürmüş. Köy ne kadar muhteşem ise Beliz ve Yeliz kardeşlerin evleri de o kadar kötüymüş. Tek bir odası olan evde hiç eşya yokmuş. Elif geldiği bu evde nereye oturacağını bilememiş. Ancak bu evde herkes çok mutluymuş. Bu kardeşlerin anne, babası Elif’i de kendi çocukları gibi kabullenip misafir etmişler.

Yemeği aynı tabaktan yiyorlarmış. Elif önce sofraya oturmak istememiş ancak bu insanlara karşı bencillik ettiğini düşünerek midesi bulansa da yemeği yemek zorunda kalmış. Yatmak için yataklar serildiğinde iki kardeşin aynı yatakta yatmasını garipsemiş. Ancak onun bu tavırlarını fark eden aile onu rahat ettirmek için kendi üzerlerindeki yorgandan ona ayrı bir yatak yapmışlar. Elif o gece deliksiz uyurken Beliz ve Yeliz’in anne, babası uyuyamamışlar ancak paylaşmanın vermiş olduğu mutluluk bu aile için yeterliymiş.

(…)

Masal bu ya günler çok hızlı akıp geçiyormuş. Elif Yeliz ve Beliz’e; Yeliz ve Beliz de Elif’e alışmışlar. Kardeş gibi olmuşlar ama Elif yine de dönmek için güvercini bekliyormuş. Köyde herkes fakirmiş ancak insanlar geçimlerini sağlamak için birbirlerinde eksik olanları paylaşarak tamamlıyorlarmış. Elif bu insanların eşyaları birbirleri ile paylaşmalarından hiç memnun değilmiş. Gerçi o daha hiçbir eşyasını paylaşmamış çünkü eşyalarının bir başkasında olmasına tahammülü yokmuş.

Günlerden bir gün Beliz ve Yeliz kardeşler akarsudan su taşımak için yola çıkmışlar. Elif’in canı sıkıldığı için o da onların arkasından gidiyormuş. Kardeşlerin tek çift ayakkabısı olduğu için ayakkabılarını değiştirerek yürüyorlarmış. Elif onların bu haline çok üzülmüş ancak kendinde de bir çift ayakkabı olduğu için kendi ayakkabılarını vermek istemiyormuş. Bir süre sonra Yeliz’in bir ayağının kanadığını görmüş ve içi acımış.

İşte o an hiç düşünmeden Yeliz’e ayakkabılarını vermiş. Yeliz itiraz etmiş, o itiraz etmiş. Sonunda onları ikna etmeyi başarmış. Yalın ayak da olsa mutlu olmasına şaşırmış önce. Yürüdükçe mutluluğunun arttığını, içinin huzurla dolduğunun farkına varmış. Paylaştıkça insanın ruhunun güzelleştiğini o an anlamış.

Akarsuya vardıklarında da hava bir anda soğumuş. Aniden bir girdap belirmiş. Rüzgâr çok güçlü esmiş. Elif’i önüne katmış.  Elif çığlıklar içinde girdabın içinde bulmuş kendini.

Bir anda kendini Efes Harabelerinde Oya’nın yanında ağlarken bulmuş. Oya o tiz sesiyle ona bir şeyler anlatıyormuş ve Elif burada zamanın hiç geçmemiş olduğunu anlamış. Neyse ki Oya ağladığını fark etmemiş.

Gözüne ilişen şeyin bileklik olduğunu anladığında uzanıp onu takmak istemiş ama vazgeçmiş Bilekliği onun gibi paylaşmayı bilmeyen birinin bulması için orada bırakmış. Gezi boyunca boş olan bileğine bakıp durmuş.

Elif yaşadığı bu olayın mutluluğuyla boş olan bileğine bakadursun. Bu masal da aklımızın bir ucunda burada dursun. Dinleyenler dinlemeyenlere duyursun. Paylaşmanın önemi böylece kalbimizin bir köşesinde bulunsun.

İmge Nil Çıtak (6H)