Tarihi Eleştirel Olarak Anlama ve Yazmada Yaşam Yazının Önemi Öğrenci Atölyesi II

31

Tepeören Yerleşkemizden Ortaokul Sosyal Bilgiler Öğretmenimiz Nalan Balcı’nın Toplumsal Tarih dergisinin Haziran 2019 sayısında “Tarihi Eleştirel Olarak Anlama ve Yazmada Yaşam Yazının Önemi Öğrenci Atölyesi II” başlığıyla yayımlanan yazısı:

Tarih Vakfının “Gençler Tarih Yazıyor” projesinin İkinci Öğrenci Atölyesi 24 Mart 2019 Pazar günü Özel ALEV Okullarında gerçekleşti. Proje Yürütücüleri ortaokul ve lise öğrencilerinin okumaları için kitaplar önerdiler. Ortaokul öğrencileri için tek bir kitap önerildi. Öğrenciler “Anne Frank’ın Hatıra Defteri”ni okuyup incelediler, sundular ve tartıştılar. Özel Alman Lisesi, Aydın Engin’in Ben Frankfurt’ta Şoförken, Ulus Özel Musevi Lisesi ve Özel Getronagan Ermeni Lisesi, Serdar Korucu’nun Halepsizler, Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi Antranik Dzarugyan’ın Çocukluğu Olmayan Adamlar, Özel ENKA Lisesi, Fethiye Çetin’in Anneannem, Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Tepeören Anadolu Lisesi, Dido Sotiriyu’nun Benden Selam Söyle Anadolu’ya, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi, Kemal Yıldız’ın Emanet Çeyiz, Özel ALEV Lisesi ve ALKEV Özel Anadolu Lisesi, Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü kitaplarını öğrenciler incelediler, sundular ve tartıştılar.

Gençler, göç olgusu ile ilişkili olarak önerilen anı, günlük, yaşamöyküsü ya da özyaşamöykülerini okuyup empatik ve eleştirel bir bakış açısıyla incelediler. Bu çalışmadan sonra gençlerin göç olgusu üzerinden yapacakları sözlü tarih görüşmeleri ile inceledikleri yaşam anlatıları arasında ilişki kurmaları sağlandı.

Projenin ilk atölyesinde ortaokul ve lise öğrencilerine “İnsanlar neden yaşamlarını yazarlar?” sorusu sorulmuştu. Bu sorunun ortaokul yanıtlarını Fırat Güllü, lise yanıtlarını ise Prof. Dr. Füsun Üstel değerlendirdi.

Fırat Güllü, 51 ortaokul öğrencisinin bu soruya cevap verdiğini, cevaplara göre öğrenciler 4-98 yaş aralığında yaşamlarını yazacaklarını, bu gruptan 18 kişi 35 yaşının üzerinde; 33 kişi ise 35 yaşından önce yaşamını yazmaya başlayacağını belirttiğini ifade etti. Yanıtları iki eksenli okuyarak değerlendiren Güllü, “Geçmiş-Gelecek” ekseninde bazı öğrenciler yaşamını yazarken geçmişin muhasebesini yapacağını öngörmüş, bazıları ise geleceğe bir şeyler bırakmak istiyor. “Bireysel-Toplumsal” ekseninde bazı öğrenciler yaşamını toplumsal bir misyon ile kaleme alacağını öngörüyor. Diğerlerinde ise, bireysel motivasyon ön plandadır.

Füsun Üstel, 72 lise öğrencisinin bu soruya cevap verdiğini, cevapları “Kişisel/varoluşsal nedenlerle yaşam yazını ve toplumsal/ kamusal nedenlerle yaşam yazını” olarak iki kategoride değerlendirilebileceğini ifade etti. “Kişisel/varoluşsal nedenlerle yaşam yazını” başlığı altında toplayabileceğimiz cevaplarda, ihtiyaç vurgusu öne çıkıyor. Bireyler yaşamlarını kendilerini ifade edebilmek, diğerleri tarafından anlaşılmak için yazarlar. Bu cevaplarda öne çıkan ifadeler: Ölümsüzlük arzusu/unutulma korkusu; kendini var etme/ tarih içinde konumlandırma kaygısı; kişisel iz bırakma/ kabul görme ihtiyacı. Az sayıda öğrenci de kişilerin yaşamlarının muhasebesini yapma, gözden geçirme, geçmişleriyle yüzleşme saiki ile açıklıyor. “Toplumsal/ kamusal nedenlerle yaşam yazını” başlığı altında toplayabileceğimiz cevaplarda, sorumluluk vurgusu öne çıkıyor. Bireyler tarihe etki etmek/iz düşmek için yazarlar.  Bu cevaplarda öne çıkan ifadeler:  Gelecek kuşaklara katkıda bulunma/ bilgi aktarma; deneyim paylaşma/ başkalarının yaşamlarına rehber olmadır. Ticari çıkar/gelir elde etme amacı sadece iki öğrenci tarafından ifade edilmiştir.

Bu yıl ki projede atölye çalışmalarını öğrencilerin anlatmasını istedik. Ortaokul atölyesini Özel Şişli Terakki Tepeören Ortaokulu öğrencisi Nehir Kale’nin, lise atölyesini Özel ALEV Lisesi öğrencisi Birce Özenç’in kaleminden sunuyoruz.

Nehirce: Tarihin Yapı Taşı Olmak

 Nehir Kale[1]

24 Mart Pazar günü Özel ALEV Okullarında  Tarih Vakfının “Toplumsal Tarihe Bireylerin Yaşamlarından Bakmak” adlı projenin ikinci atölyesine  katıldık. O gün sabah servise bindiğimizde heyecanlıydım çünkü bu proje için ilk kez başka bir okulu ziyaret ediyorduk. Hem ilk kez ziyaret edeceğim ALEV okullarını, hem de atölyenin nasıl geçeceğini merak ediyordum. Galiba bu yüzden okula varmamız saatler almış gibi hissettim.

Sonunda vardığımızda, okulu çok beğenmiştim. Ferahtı ve etrafı yeşillikti. Bekleme alanında açılış konferansının başlamasını beklerken arkadaşlarımın yanındaydım. Arkadaşlarım sohbet ederken içerisi her saniye daha bir kalabalıklaşıyor, okulun önüne gelen projeye katılan diğer okulların servisi gözüküyordu.

Saat 09.30’da açılış için konferans salonuna çağrıldık. İlk önce Özel ALEV Ortaokulu Müdürü Lale Kara sahneye çıktı. Hayatlarımızın nasıl tarihin bir parçası olduğundan bahsederek günün açılış konuşmasını yaptı.  Sonra Proje Yürütücülerinden Nalan Balcı, atölye programını açıkladı ve akış ile ilgili bazı detayları vurguladı.   Ardından Proje Yürütücülerinden Fırat Güllü, Anne Frank’ı anlatan bir giriş yazısı ile konuşmasına başlayarak 13 Ocak Pazar günü ilk öğrenci atölyesinin ikinci oturumunda sorulan “Yaşamınızı kaç yaşında ve neden yazmaya başlayacaksınız? İnsanlar neden yaşamlarını yazarlar?” sorusuna ortaokul öğrencilerinin verdiği yanıtlara dair bir geri bildirim sunumu yaptı. Proje Yürütücülerinden Prof. Dr. Füsun Üstel ise, 13 Ocak Pazar günü ilk öğrenci atölyesinde yapılan “İnsanlar Neden Yaşamlarını Yazarlar?” sorusuna lise öğrencilerinin verdiği yanıtlara dair bir geri bildirim sunumu yaptı.

Geri bildirim sunumları sona erdiğinde ortaokul ve lise öğrencileri atölyelerin yapılacağı alanlara yönlendirildi. Ortaokul atölyesinde ilk öğrenci atölyesinde aldığımız eğitimleri uygulamak için “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” projeye katılan her okula paylaştırıldı ve her okul kendi bölümünü sorularla detaylı bir şekilde inceledi ve 5 dakikalık bir sunum hazırladı. Atölye yürütücülüğünü yapan Fırat Güllü, kitaptaki günlük sıralamasına göre okulları sunumlarını yapmaya davet etti. Her okul Anne Frank’ın günlüğüne yansıttığı hayatıyla ilgili fikirlerini anlatıyor, daha sonra bütün grup bu fikirleri tartışıyordu.

Biz okul olarak “19 Mart 1944-1 Ağustos 1944” tarihli günlükleri inceledik. Sunumumuza hazırlanırken oldukça planlı hareket ettik ve çok çalıştık. Önce her birimiz günlükleri okuduk ve soruları bireysel olarak yanıtladık. Bireysel yanıtlarımızı birbirimizle paylaştık. Paylaştıktan sonra ortak bir cevaba varabilmek için ortak bir dil yaratmaya uğraştık. Bu süreç zorucu bir süreç oldu. Sonra okulda bir toplantı yaparak verdiğimiz ortak yanıtları nasıl 5 dakikalık bir sunuma dönüştürebileceğimiz konusunu tartıştık. Anne Frank House’a giden öğretmenimizin eşinin getirdiği fotoğraflarla sunumumuzu destekledik, bana kalırsa zaten sunumumuzun daha iyi bir hale gelmesinin önemli sebeplerinden biri de buydu, renkli ve ilgi çekici olması. Kısaca sunuma iyi hazırlanmıştık, bu nedenle iyi bir sunum yaptığımızı düşünüyorum.

İncelediğimiz kitap Anne Frank’ın hayatı olsa da konu hep dönüp dolaşıp 2. Dünya Savaşı’na  ve bütün bunları başlatan acımasız lidere dönüyordu. Tam bu noktada neden toplumsal tarihe bireylerin yaşamlarından baktığımızı anlamıştım. Tarihe bireylerin gözünden bakmak da işte bu yüzden önemliydi. Tarihteki olayları daha iyi açıklayıp sebeplerini daha iyi anlayabilmekti buradaki amaç, çünkü her büyük olayın arkasında onu başlatan küçük bir insan gizliydi. Yani 2. Dünya Savaşı da Adolf Hitler ve onu destekleyen çevresi yüzünden başlamıştı, ama bu insanların her biri teker teker niye kötü insanlardı? Hayatlarındaki hangi olaylar onları nasıl değiştirmişti? Bu soruları sordukça ve cevaplandırmaya çalıştıkça bireysel tarihe daha çok yaklaşıyorduk.

Sunumlardan sonra yemekhanelere yönlendirildik. 12.00-13.15 arası yemek yedik, dinlendik, sohbet ettik.  13.15 itibariyle Konferans Salonu’na yönlendirildik.

Yard. Doç. Dr. Özlem Çaykent, sunumuna başladı.  Konunun “Sözlü Tarihin Kendi Tarihini Aramak” olacağını söyledi. Lise sunumlarını dinlediğini ve onları takdir ettiğini söyledi. İlk önce sözlü tarihin ne demek olduğunu ve nasıl yapılacağını açıkladı. Verdiği bilgiler sözlü tarih alanında çalışmak isteyen insanların yolunu açmak için verilmiş bilgilerdi ve kısaca bu alanda yol kat etmek isteyen birinin nereden ve nasıl başlayacağını anlatıyordu. Mesela, bu alanda çalışmak için illa bu alanda eğitim görmeye gerek olmadığını söyledi. Bu sözlü tarihin henüz ne olduğunu bilmeyenlerin oluşturduğu bir ön yargıymış ve aslında anlatacakları önemli olan kişileri “eğitimsiz olmaz” diyerek şartlandırıyormuş. Oysa, her yaştan ve herkesin sözleri tarihin bir yapı taşı olabilir, tarihin yazılmasına yardım da bulunabilirmiş. Bu konuyla ilgili söylediği bir söz çok dikkatimi çekti ve içime işledi. Sözlü tarih alanında uzaman olan birine ait olan söz şuydu: “Sıradan insanlarla yapılan görüşmeler tarihin malzemesi olarak kabul edilmiyorsa geriye belgelendirilebilenlerin tarihi kalır.”  Bu bilgiler gelecekteki sözlü tarih çalışmalarımda  işe yarayacaktı. Sonrasında sözlü tarihin kendi tarihinden bahsetmeye başladı. Sözlü Tarih Türkiye’de  90’larda başlamıştı, oysa Dünya’da 80’lerde ünlenmişti bile. Daha sonra sözlü tarihin kendi tarihinden bahsetmeye devam etti. 1930-1990 en çok geliştiği dönemdi. Özlem Hoca’nın bahsettiği “Aşağıdan Tarih” ilk kez duyduğum bir kavramdı. Ben daha merakıma yenik düşüp araştırmadan Özlem Hoca, hemen manasını açıkladı; aşağıdan tarihte tarihi işçi sınıfı, ezilenler, sessizleştirilenler yazar, yapar. Kısacası “politikacıların ya da önemli adamların değil, sıradan insanın tarihidir.”  Konuşma yavaş yavaş sona yaklaşırken sözlü tarihe bakış açım tamamen değişmişti. Sözlü tarih çalışmasında bu sürecin bir parçası olabileceğim aklıma gelmezdi. Galiba sözlü tarihi daha yeni yeni anlıyordum, herkes onun bir parçasıydı!

Sözlü Tarih Atölyesi I başladığında bizden eşleştiğimiz kişiye hayatıyla ilgili sorular sorarak bir sözlü tarih çalışması yapmamız istendi. Görüşme yaptığımız kişiye “Yaşam Eksenli Sorular” soruyorduk. Örnek olarak: kaçıncı çocuk olduğu, aile hayatı vb. Benim soruları cevaplamam kısa sürerken görüşme yaptığım kişinin cevap vermesi çok daha uzun sürdü. Bunun sebebini anlayamadım. Ama yine de soruları yanıtladıktan sonra çok kişisel cevaplar vermemiş olmama rağmen kendimi çıplak gibi hissediyordum. Nasıl sorular olduğu önemli değildi, birine kendinle ilgili bir şeyler anlatmak zordu. Biz soruları cevaplamayı bitirdikten hemen sonra süremizin bittiğini söylediler. Öğretmen bize şu soruyu sordu: Bu soruları cevaplarken nasıl hissettiniz? Bu soruya şaşırtıcı şekilde herkes aynı cevabı verdi; “Kolay çünkü kendi okulumuzdan kişilerle eşleştiğimiz için onlar zaten bizim içimizi dışımızı biliyorlar” Oysa ben benzer bir cevap vermedim. Acaba bir de  önümde bana bu soruları soran tanımadığım bir tarihçi olsaydı ne kadar korkardım? Buradan anlamıştık ki, sözlü tarih önceden tanıdığınız, size güvenen biriyle daha kolaydı. Ama yine de, tarihin malzemesi olmak zannettiğim kadar basit değildi. Bu sorudan sonra birinci atölyeyi bitirdik.

Aradan sonra son  atölye için geri geldik. Nalan Öğretmen ne yapacağımızı anlattı. Grup olarak bir göç konusu seçmemiz gerekiyordu ve bizim ailelerimizden biri olabilirdi. Grubumuzda anneannesi Abhaz göçmeni olan bir arkadaşımız vardı. Bu yüzden biz grup olarak Abhaz Göçü’nü ele aldık ve ilk önce yaşam eksenli, daha sonra göç ile ilgili tematik sorular yazdık. Sorular ve cevapların nasıl bir sözlü tarih çalışmasına, yani ürüne döndürüleceğini Nalan Öğretmen açıkladı. İzin alacak, ses kayıtları alacak, bu ses kayıtlarını deşifre edecek ve bir tarihçi gibi görüşme yaptığımız kişinin göç hikayesini yazacaktık. Yani önümüzde uzun ve zahmetli bir süreç vardı. Bunu yapmak için çok heyecanlıydık. Son atölye de bittiği için günün kapanışı için tekrar Konferans Salonu’na geldik. Proje yürütücüleri tüm gün yaptıklarımızı özetledi ve 26 Mayıs tarihindeki proje finaline nasıl bir hazırlık yapacağımızı anlattı.

Bir sonraki final gününün nasıl geçeceğini çok merak ediyordum ama aslında bu hazırlayacağımız ürüne bağlıydı. Bu oturumdan anladığım şuydu ki: sözlü tarih zor bir alandı. Hem soran için, hem de cevaplayan için. Soranın alacağı cevapları bir ürüne döndürmesi çok zahmetli bir işti, cevaplayanın ise tanımadığı bir insana içini açması. Ama sonuç olarak herkesin tarihte söz hakkı olması çok önemliydi, çünkü bir olayı açıklayıp anlamanın en iyi yolu herkesin bakış açısını değerlendirmekti. Hepimiz tarihin bir yapı taşı olmalıydık ve olmaya başlamıştık bile!

Toplumsal Tarihe Bireylerin Yaşamından Bakmak

Birce Özenç[2]

Tarih Vakfı’nın her sene düzenlediği “Gençler Tarih Yazıyor” projesine iki yıldır gönüllü olarak katılıyorum.  Bu yıl da “Toplumsal Tarihe Bireylerin Yaşamından Bakmak” adlı projede “Göç” teması üzerine çalışıyoruz.  Ocak ayında gerçekleşen ilk atölyede bu konu üzerine eğitimler aldıktan sonra insanların neden hayatlarını yazma ihtiyacı duyduğunu tartıştık, sözlü ve yazılı tarih çalışmaları üstüne bilgi aldık ayrıca insanların göç nedeniyle yaşadıkları sorunları sanatla dışa vurması üstüne bir sunum dinledik. İlk atölyeden sonra tarih öğretmenimiz bize ikinci atölyeye kadar okumamız ve üstünde çalışmamız gereken Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü kitabını verdi.

Tarih Vakfı Proje Yürütücüleri, kitabı incelememize yardımcı olması için bir yönerge verdi. Yönergede altı soru üzerinden kitabı inceledik. İlk atölyede yaşam yazını türlerini konuşmuş olduğumuzdan bu sorular da bize verilmiş olan yaşam yazını örneğini daha iyi anlamaya ve incelemeye yönelikti. İncelememizde özellikle okuduğumuz romanın kurgu olup olmadığına, göçün kitaptaki ve karakterlerdeki etkisine değinmemiz gerekiyordu.  Okuma çalışmamızı tamamladıktan sonra haftalık buluşmalarla kitabı incelemeye başladık. Kitabı analiz ediyorken bir yandan da kitapta geçen dönem üstüne araştırmalar yaptık ve göç üstüne makaleler okuduk. Kitabı incelerken bunu Tarih Vakfı’nın bize vermiş olduğu sorular doğrultusunda yapmaya dikkat ettik.  Kitabı incelemeyi bitirdikten sonra sıra sunumu hazırlamaya geldi. Sunumu hazırlamak için buluşmalarda kullandığımız notları özetledik ve sunumu kolaylaştırması için notlarımızı “Karakterler, Semboller, Kitapta Göç Unsuru ve Zaman” olmak üzere dört başlık altında topladık. Sunumu hazırlamak için ilk başta Sway uygulamasına başvurduk fakat sonra blog açma fikri bize daha mantıklı geldi. Bu sayede herkes sunumumuza erişebilecek, ayrıca biz de kitabı incelerken kullandığımız kaynakları paylaşma fırsatı bulacaktık. Çalışmamızı bitirdikten sonra, ikinci atölyeye kadar olan sürede sunumumuzu tekrar gözden geçirdik ve fark ettiğimiz hataları düzelttik.

24 Mart tarihinde Özel ALEV Okullarında ikinci öğrenci atölyesinin ev sahipliğini yaptık. Konferans salonunda ortaokul ve lise öğrencileri toplandık. Çalışmalara geçen seferki oturumda öğrendiğimiz bilgileri gözden geçirerek başladık. Bu aşamadan sonra ortaokul ve lise öğrencileri olarak ayrıldık ve kendi çalışma alanlarımıza gittik. Lise grubu olarak okuduğumuz kitaplar üzerine yaptığımız incelemeleri sunmamız gerekiyordu. Bazı kitapları iki okul olarak incelemiştik.  Bu şekilde her sunumdan sonra yaptığımız tartışmada öğrendiklerimizi birbiriyle ilişkilendirme ve kitaplara farklı bir gözle bakma fırsatı bulduk. Sunumların bitmesinin ardından öğle molası için çalışmalara ara verdik. Öğle yemeğinden sonra projenin devamında yapacaklarımızla ilgili bilgi alacak ve kendimize çalışmak için bir konu belirleyecektik. Yemekten sonra ilk olarak Yard. Doç. Dr. Özlem Çaykent’in sözlü tarih sunumunu dinledik. Hocamızın sunumu bittikten sonra tekrar lise ve ortaokul öğrencileri olarak ayrıldık ve kendi alanlarımıza gittik. Lise grubu olarak kendi alanımıza geçince bir sözlü tarih çalışması yaptık. Bu çalışma için herkesin ikili grup olarak yönergede hazırlanmış sorular üzerinden sözlü tarih görüşmesi yapması gerekiyordu. Görüşme yaptığımız kişinin yaşamına yönelik sorular sorarak deneyim kazandık. Her grup kendi çalışmasını bitirdikten sonra bizden kendimizi ve arkadaşımızı değerlendirmemiz istendi. “Bizimle görüşme yapılırken neler hissetmiştik? Neler bu çalışmanın daha başarılı olmasını sağlardı?” gibi soruları cevapladık. Tartışmalarımız sonucunda karşımızdaki kişiye güvenmemizin büyük önem taşıdığı sonucuna vardık. Bu güven hissini hiç tanımadığımız biriyle yakalayamayacağımızdan karşımızdaki insanın da kendisiyle ilgili bir şeyler anlatması sözlü tarih görüşmeleri için önemliydi.

Bu çalışmayı bitirdikten sonra günün son atölyesi için Tarih Vakfı Proje Yürütücüleri yapacağımız çalışmayı anlattılar ve dikkat etmemiz gereken noktaları söylediler. Her okul göç teması ile ilgili bir konu seçerek sözlü tarih görüşmesi için soru yazma hazırlığı yaptı. Proje final günü için soru yazma çalışmasını tamamladıktan sonra sözlü tarih görüşmesi yapacağımız kişiyi belirleyecek, görüşmeyi yapıp deşifreyi tamamladıktan sonra görüşmeyi yaptığımız kişinin göç hikâyesini kaleme alacağız ve bir poster hazırlayacağız. Eğer istersek görüşme yaptığımız kişinin göç hikâyesinden öğrendiklerimizi anlatan kısa film, şarkı vb. yaratıcı bir çalışma da tasarlayabilecektik.

İki yıldır Tarih Vakfı’nın projesine katıldığımdan dolayı gün boyunca yaptığımız çalışmalara daha aşinaydım, buna rağmen başka düşünceleri duymak ve tartışmak benim için hem keyifli hem de geliştiriciydi. Bu atölye, projenin devamındaki adımlarımızı ve dikkat etmemiz gerekenleri öğrenmemiz için yol gösterici oldu. Ayrıca gün boyunca dinlediğimiz konuşmalar, yaptığımız denemeler ve açık bir şekilde fikirlerimizi ifade etme şansımızın olması bizim için çok yararlıydı.

[1] Nehir Kale, Özel Şişli Terakki Tepeören Ortaokulu 7. sınıf öğrencisi

[2] Birce Özenç, Özel ALEV Lisesi 10. sınıf öğrencisi