Harikalar Diyarına Yolculuk

350

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz İmre Yıldırım (5E), Şile 75. Yıl Ortaokulu’nun il genelinde ortaokul öğrencileri arasında düzenlediği  “Çocuk Edebiyatı Öykü Yazma Yarışması”nda “Harikalar Diyarı’na Yolculuk” adlı öyküsüyle il birincisi oldu.


Harikalar Diyarı’na Yolculuk

Sabah kahvaltısından sonra masanın altından bir ses duydum. Eğilip baktım ki ne göreyim bir küçük kızla bir tavşan… Kız “benim adım Alice,” dedi,” Bizimle gelirsen sana çok seveceğin bir şey göstereceğiz…” Annem salona gitmişti, bizi görmedi. Ben Alice’le tavşanı izledim, birlikte benim  odama gittik. Elbise dolabımın içinde kocaman bir delik varmış, daha önce fark etmemiştim. “İşte bizim dünyamıza buradan giriliyor” dedi Alice. Üçümüz birden bu delikten aşağıya indik ve neler oldu neler…

Delikten aşağı indiğimde tek görebildiğim yeşillikti. Bir ağaçtan sarkan sarmaşıklara bakarken aklımdan çılgınca sorular geçiyordu. ‘Burası neresi? Neredeyim ben? Neden Alice adlı kız beni buraya getirdi? Bu tavşan neden yarım metre uzunluğunda? Ayrıca neden kıyafet giyiyor?’

Alice sanki beynimde oluşan bütün soruları okuyabiliyormuş gibi ela gözlerini bana dikti. O güzel gözleri ağaçların yapraklarıyla aynı renkti. Kızıl saçlarını savurdu ve yüzü parladı. İtiraf etmeliyim ki ona hayran kalmıştım. Alice gülümseyerek: ‘Biliyorum, şu an aklında onlarca soru var. Merak etme, tavşan bütün sorularını yanıtlayacak.’

Bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bakışlarımı dev tavşana çevirdim. Tavşan sırıtıyordu. ‘Ta-tavşan ko-konuşabiliyor muydu?’ diye kekelemekten başka bir şey yapamadım. Tavşan aniden konuşmaya başladı: ‘Aaa, tabii ki konuşabilirim. Biz Harikalar Diyarı’ndan geliyoruz dostum, orada her şey olur!’ Şaşkınlıkla Harikalar Diyarı’nın ne olduğunu sordum. O da göğsünü şişire şişire: ‘Haydi ama birkaç dakikaya Harikalar Diyarı’ndayız. Yoksa otobüs mü bekliyorsun?’ dedi dalga geçermişçesine. Tavşanın taklidini yaptım: ‘Hiydi ama birkiç dikikiyi Hirikilir Diyirindiyiz.’ Alice ve ben gülmeye başladık. Tavşan ise somurtuyordu.

Yola devam ederken ‘Bana Bay Tavşan de’ diyerek ciddileşti. ‘Tamam Bay Tivşin’ dedim aksanını taklit ederek. Önümdeki yaprak kümesini dağıtırken Alice’e döndüm. ‘Bana hiçbir şey anlatmadınız hala!’ dedim soluk soluğa. Alice ise sakindi. ‘Sakin ol Defne’ dedi.  Ben ise meraklanmıştım. ‘Vay, adımı nereden biliyorsun?’ diye sordum. Bay Tavşan kendi kendine taklidimi yapıp gülerken Alice: ‘Senin hakkında daha çok şey biliyoruz. Mesela sekiz yaşında bir kızsın. En sevdiğin şey kitap okumak. Şaşırmıştım. Bunlar haksızlıktı! Onlar benim hakkımda her şeyi biliyordu. Ben ise onlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Adları hariç.

Uzun bir yol sonrası soluk soluğa kalmıştık. Aniden Alice parmağıyla bir yer gösterdi ve bağırdı: ‘Harikalar Diyarı’na geldik!’ Tavşan zıplamaya başladı. Ben ise küçük dilimi yutacaktım! Kalbim  dışarı fırlayabilecekmiş gibi atıyordu. Burası harikaydı! Havada bir ejderha uçuyor, dev bir şato tüm asaletiyle karşımda dikiliyordu. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler bana el sallıyordu. Kırmızı Başlıklı Kız, anneannesi ile kırda yürüyüşe çıkmıştı. Külkedisi, yüzündeki külleri temizliyordu. Keloğlan, ona tarak satmaya çalışan bir satıcıyla konuşuyordu.

Burası müthişti ama bir şeyler yolunda değildi sanki. Gördüğüm kahramanlar somurtuyordu nedense. Kuşlar, ötmek istemiyor, güneş bile etrafı aydınlatıp aydınlatmamakta kararsızlık yaşıyordu. Bu kitaplardaki Harikalar Diyarı olamazdı.

‘Buraya ne olmuş böyle?’ diyerek Alice’e üzgünce baktım. Alice de bu manzarayı tekrar görmenin keyifsizliği ile bana baktı: “Şimdi seni buranın başkanı Bay Kitap Kurdu’na götüreceğiz. O her şeyi sana anlatacak.” Tavşan kolumdan tutup şatoya sürüklerken söylenmeye devam ediyordu: ‘Gün geçtikçe kötüleşiyor, yakında yok olacak!’ diye mırıldanıyordu.

Şatonun dev kapısından içeri girdim. Bay Tavşan ve Alice beni dev bir odaya bırakıp gittiler. Odanın dev duvarlarını ve ihtişamını kaybetmiş mobilyalarını incelerken yaşlı bir adam girdi içeri. Beni bir koltuğa oturttu. Sevecen birisi gibi görünüyordu ancak çok üzgündü. Yaklaşık doksan yaşlarında gibi görünüyordu. “Merhaba Defne!” dedi bana. Gülümsemeye çalışıyordu.‘Seninle çok önemli bir konu konuşacağız.” Oturdu. Kendisine “Bay Kitap Kurdu” diyebileceğimi söyledi ve anlatmaya başladı.

Buranın adı Harikalar Diyarı’ymış. Bütün kitap kahramanları burada yaşarmış. Sindirella’dan Kurabiye Adam’a kadar… Burası, çocuklar kitap okuyunca neşelenirmiş, hayat bulurmuş. Ancak geçenlerde benim okuldaki yaşıtlarımın hiç kitap okumadıklarını fark etmişler. Bunun üzerine bütün ülke karanlığa bürünmüş. Yavaş yavaş güçlerini kaybediyorlarmış. Okulumdaki arkadaşlarıma kitap sevgisi kazandırmam için uzun süre gözlem yaptıktan sonra –Kitap okumayı daha önce de çok sevdiğimi söylemiştim, değil mi?- beni seçmişler.

Bay Kitap Kurdu’nun  sözleri beni şaşırtmıştı. “Bu zor bir görev.” dedi Bay Kitap Kurdu. “Bu görev için de seni seçtik. Okulundaki yaşıt arkadaşlarına kitap sevgisini kazandırmalısın. Ayrıca buna dair üç kanıt getirmelisin. Bunu yapabilir misin Defne? Lütfen kabul et, yardımına çok ihtiyacımız var!” Heyecanla görevi kabul ettim. Bay Kitap Kurdu bana çok teşekkür edip elini çırptı. Ardımdan da bağırdı: “Bay Tavşan sana yardım edecek. Unutma bu gizli bir görev, kimseye bahsetmemelisin. Görüşmek üzere!”

Bir anda kendimi odamda buldum. Kucağımda da Bay Tavşan vardı. Küçülmüş ve normal bir tavşan haline gelmişti. Onu severken Bay Tavşan kucağımdan ok gibi fırladı. “Hey, küçülmüş olabilirim ama hala konuşabiliyorum!” diye bağırdı. Kıkırdadım. Düşünceli düşünceli camdan dışarı baktım. “Artık yatmalıyım, akşam olmuş.” dedim ve Bay Tavşan’ı sepete yatırıp uykuya daldım.

Sabah her zamankinden daha heyecanlı uyandım. Omzumdan aşağı dökülen saçlarımı taradım. Okul üniformalarımı giydim. Bay Tavşan’ı sırt çantama atıp kahvaltımı yaptım. Bay Tavşan’a bir havuç verdim. İkinci bir havuç için çok ısrar etti ve sonunda ikinci havucunu verip otobüse bindim. Neyse ki annem ve babam tavşanı çantama koyarken ve ona gizlice havuç verirken beni görmediler.

Sınıfa geldim. Sınıftaki kitaplık darmadağınıktı. Kimsenin o kitapları okumadığına emindim. Teneffüste birkaç arkadaşıma bugüne kadar kaç kitap okuduklarını sordum. Çoğu sadece bir ya da iki kitap okumuştu ya da hiç okumamışlardı. Kitap okumayan arkadaşlarım zaten hemen kendilerini belli ediyordu. Akıcı konuşamıyorlardı ve diğer yazıları okurken zorlanıyorlardı. Ben ise sular seller gibi konuşuyor ve her yazıyı okuyabiliyordum. Her gün en az yirmi sayfa okurdum.

Bay Tavşan’ı çantamdan çıkarıp gizlice tuvalete gittim. Bay Tavşan ile arkadaşlarıma okuma sevgisi kazandırabilmek için ne yapabileceğimi konuştum. En sonunda bir karara vardık! Kütüphanede bir okuma şöleni düzenleyecektik. Orada da herkese okuma sevgisini kazandıracaktık! En azından çalışacaktık.

Bay Tavşan ile ben eve gittiğimizde kalem ve kâğıtları çıkardık. Okuma şölenine afişler hazırlayacaktık. Ancak afişlerimiz öyle güzel olmalıydı ki okumayı sevmeyenler bile çok etkilenip katılsın! Neyse ki Bay Tavşan çok yaratıcıydı. Lambanın üzerine çıkıp kuşbakışı bana ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Ne zaman yanlış bir şey yapsam sinirleniyordu. Ben ise kahkahalarıma engel olamıyordum. Onun o tatlı görünüşüyle bana öfkelenmesi çok komikti.

Afişler bittiğinde çok yorulmuştum ama iyi bir iş çıkarmıştık! Afişler gerçekten her türden çocuğu kitap şölenine çekebilecekti. Bay Tavşan sepetine girdi. Ben de pijamalarımı giyip saçlarımı tararken aklıma bir fikir geldi. “Bay Tavşan, yarın için çok güzel bir fikrim var ama sürpriz. Senin de benim için bir şey yapman lazım. Alice’i çağırır mısın?” diye sordum.

Bay Tavşan önce Alice’i çağırmaya hiç uğraşamayacağını söyledi ama yapacağım şeyi o kadar merak etmişti ki kabul etti. En sonunda da Alice ile görüştü ve Alice’i gelmeye ikna etmeyi başardı. Alice yarın öğleden sonra okula gelecekti!

Ertesi gün, okula geldiğimde afişleri öğretmenlerden izin alıp okulun duvarlarına astım. Öğretmenler ise beni böyle bir iş yaptığım için tebrik etti. Daha iki ders geçmemişti ki bütün arkadaşlarım kütüphane şenliği hakkında konuşuyordu. Ardından Bay Tavşan ile kütüphaneye koşarak gittik. Bay Tavşan’ı rafların arasına koydum. Biraz sonra çocuklar geldi. İlk önce hepsini masalara oturttum. Ardından konuşmaya başladım. Bu konuşmada kitap okumanın nasıl eğlenceli bir iş olduğunu anlattım. Ayrıca faydalarından da bahsettim.

Konuşmam bitince kapı çaldı. Alice gelmişti. Alice’i komşum olarak tanıttım. Adının da Sophia olduğunu uydurdum. Okuduğu bir kitabı anlatmasını istedim. Alice’e göz kırptım. Alice de gülümsedi. Hemen “Alice Harikalar Diyarı’nda” adlı kitabı anlatmaya başladı. Bütün herkes onu heyecanla dinliyordu. Muhteşem anlatıyordu çünkü anlattığı her şeyi bizzat kendi yaşamıştı. Tavşanı rafların arasından almasıyla çocuklar daha da heyecanlandı! Tabii ki tavşan konuşmadı. Bütün çocuklar Alice’e ve anlattığı kitaba hayran kaldı. Gösteri bitince büyük bir alkış koptu.

Gösteriden sonra her çocuğa kütüphaneden kendi zevklerine göre bir kitap seçmelerine yardım ettim. Çocuklar heyecanla kitaplarını okurken fotoğraflarını çektim. Herkes kitabını bitirince de onlara okudukları kitaplarla ilgili bir rapor hazırlamalarını rica ettim. Benim aklım  rafların arasında afişini gördüğüm kitaptaydı. O kitap çok ilgimi çekmişti. Merak uyandırıcı bir kapağı vardı. Ne yazık ki kütüphanede bulamadım. Biraz üzüldüm ama diğer çocukların kitap okuması beni fazlasıyla mutlu etmişti. Kütüphane şöleni bittiğinde çocuklar bir kitap ödünç alıp bana çok teşekkür ettiler ve kitapların düşündükleri kadar sıkıcı olmadığını fark ettiklerini söylediler. Çok mutluydum. Alice ve Bay Tavşan da beni tebrik etti. Görevimi başarıyla tamamlamıştım!

Eve döndüğümde dolabımdaki delikten Harikalar Diyarı’na doğru yolculuğa çıktım.

Harikalar Diyarı’na vardığımda her şey masallardaki ihtişamına kavuşmuştu. Herkes çok neşeliydi. Bütün kahramanlar bana çok teşekkür etti. Sonunda Bay Kitap Kurdu’yla görüşmeye gittim.

Bay Kitap Kurdu çok mutluydu ve somurtmuyordu. Ona topladığım bütün kanıtları verdim. Bir arkadaşımın yazdığı kitap özetini, kitap raporlarını, başka bir arkadaşımın kitabını heyecanla diğer arkadaşlarına anlatırken çektiğim videosunu ve herkes kitap okurken çektiğim bir fotoğrafı! “Tebrikler Defne! Zor ve önemli bir görevi başardın. Ne kadar teşekkür etsek azdır. Sana bir ödül vermek istiyorum.” dedi ve benim kütüphanede bulamadığım ve merak ettiğim kitabı bana verdi. Çok mutlu oldum ve teşekkür ettim. Alice ve Bay Tavşan da çocuklara okuma sevgisi kazandırdıkları için çok mutlu olmuşlardı.
Bana teşekkür ettiler.

Bütün herkesle vedalaştım ve Bay Kitap Kurdu elini çırptığında kendimi odamda buldum. Kendimle gurur duyuyordum.

Yardım etmenin sevinciyle yatağıma uzanıp bana verilen kitabı okumaya başladım. Yeni bir dünyaya doğru eğlenceli bir yolculuğa yelken açtım.

İmre Yıldırım (5E)