Öğrencimiz Masal Yazma Yarışmasında Özendirme Ödülü Aldı

114

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Deren Deniz Kaymak (5F), Özel İzmir Rota Eğitim Kurumlarının Türkiye geneli ortaokul 5 ve 6. sınıf öğrencileri arasında düzenlediği “Düş Günlüğü Masal Yazma Yarışması”nda “Selserenadus’un Kayıp Polenleri” masalıyla “Özendirme Ödülü” aldı. Edebiyat yoluyla gençler üzerinde insani etkiler uyandırmak, ana dili bilinci içinde dilin doğru ve verimli kullanımını sağlamak, gençlere estetik duyarlılık kazandırmak amacıyla düzenlenen yarışmanın ödül töreni Mayıs sonunda online (çevrim içi) gerçekleşti.

Selserenadus’un Kayıp Polenleri

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken… Bu masal daha yazılmamışken… Güneşin içleri ısıttığı, kırmızının her tonunda yaprakları olan ağaçların birbirini kucakladığı ve her çeşit hayvanın yaşadığı mucizevi bir orman varmış. Bu ormanda yaklaşık altmış evin bulunduğu, Selenya adında bir köy varmış.

Bu köyde Serenad adında sarı saçlı, biraz sıska ve ela gözlü bir kız yaşarmış. Onun adı, sadece o köyde yetişen “Selserenadus” adında bir çiçekten gelirmiş. Bu çiçek, öyle sıradan, bizim bildiğimiz çiçeklerden değilmiş. Selserenadus’un muazzam bir kokusu, kocaman mor yaprakları ve sihirli polenleri varmış. Köylüler bu çiçeği ilaç, yemek, çay ve daha birçok şeyi yaptıklarında kullanırlarmış fakat çiçeğin en önemli özelliği köyü büyücülerden korumakmış.

Selserenadus çiçeğinin en yoğun olarak yetiştiği bölgede yaşayan Serenad, her zamanki gibi sabah erkenden kalkmış, kendine polen çayı demlemiş. At kılı kanepesine yatmış, efsaneler kitabını karıştırıyormuş. En sevdiği efsane olan denizkızı efsanesini okumaya başlamış ki daha önce hiç karşılaşmadığı bir sayfa fark etmiş. Tam derinlemesine inceleyecekken o esnada dışarıdan çığlıklar yükselmeye başlamış. Savaş sesi olabilirmiş. Serenad, hemen deri kol çantasına biraz su, şanslı kolyesi ve efsaneler kitabını koymuş. Üstüne kırmızı, siyah desenli pançosunu giymiş ve sessizce evden çıkmış.

Serenad, dut ağaçlarının içinden geçen bir patikadan, ormanın içindeki sığınağa gitmek için yola koyulmuş. Hava soğuk ve yağmurluymuş.  İpleri kopmuş, tahtalarından bazıları eksik olan, yaklaşık elli yıllık bir köprüden korkuyla geçtikten sonra sonunda sığınağa ulaşabilmiş. Sığınağa girdiğinde bir sürü kişi görmüş. Kimi soğuktan titriyor, kimi de yemek bulmaya çalışıyormuş.

Serenad bir köşeye oturup soluklanmış. Kaybedecek vakti yokmuş. Hemen “Efsaneler” kitabını açmış ve o sayfadaki resimleri incelemeye başlamış. Birdenbire sayfanın sağ alt köşesinde yazıya benzeyen yan yana dizilmiş birkaç sembol görmüş. Semboller ona çok tanıdık geliyormuş. Biraz düşünmüş ve bu sembollerin Mısır’a ait olduğunu hatırlamış. Yedi yaşında katıldığı “Dünya Dilleri” dersinde öğrendiğini anımsamış. Aklında kaldığı kadarıyla sembolleri okumaya başlamış. Kitapta Kızıl Orman’ın en derinlerindeki karlı bir dağda Selserenadus’a çok benzeyen Kalimbo adında bir mantarın yetiştiği yazıyormuş. Yanında da ufak bir harita yer alıyormuş.

Tam o sırada köyün muhtarı sığınağa girmiş. Yanında beş adet battaniye ve bir tencere lapa varmış. Muhtar:

-Arkadaşlar, biliyorsunuz ki büyücüler köyümüzü istila etti ve Selserenadus bizi korumadı. Muhtemelen birisi bu çiçeğin polenlerini çalmış. Oradaki bir çocuk:

-Peki, Selserenadus olmazsa biz nasıl büyücülerden korunuruz?

Sonra da her bir ağızdan bağırmaya başlamışlar.

Serenad, bu kargaşayı değerlendirip pencereye tırmanmış ve aşağı atlayıp sihirli Kalimbo mantarının peşine düşmüş. Haritayı takip etmiş. Sonunda karşısında birkaç karlı dağ görmüş. Görüyormuş görmesine de dağlar o kadar da yakın değilmiş. Sonunda biraz dinlenmeye karar vermiş ve yakınlardaki bir söğüt ağacının gölgesine yatıp biraz kestirmiş. Uyandığında yanı başında kuşlar ve karşısında dağlara giden upuzun bir yol duruyormuş. Hemen kendini toparlamış ve yola devam etmiş.

Kalimbo mantarına varana kadar hiçbir aksilik olmamış. Fakat Serenad karlı tepeye varınca işler değişmiş. Orada ne bir mağara ne de bir canlı bulunuyormuş. Sadece kızıl bir kaya ve bembeyaz karlar varmış. Serenad düş kırıklığına uğramış ve bunun bir şaka olduğunu düşünmeye başlamış. Zaten kardan dolayı çok üşüyormuş. Kızıl kayaya dayanmış ve o anda olan olmuş. Kızıl kaya aşağıya yuvarlanmış ve yeraltına giden taş basamaklar görünmüş. Serenad korkarak içeri girmiş ve uzun, karanlık tünelde yürümeye başlamış.

Serenad, yaklaşık yüz metre yürüdükten sonra karşısında pembe kuyruklu, mavi saçlı elinde asa bulunan beyaz tenli bir denizkızı ile karşılaşmış. İlk başta çok korkmuş ve bir çıkış bulmaya çalışmış. Ama sonra başka şansının olmadığını anlayınca denizkızının karşısında öylece kalakalmış.

Denizkızı:

-Senin burada ne işin var?

Serenad:

-Merhaba, ben Selenya köyünden geliyorum. Adım Serenad. Köyümüzü büyücüler bastı ve bizi koruyan Selserenadus`un polenleri çalındı. Bu nedenle köyümüz tehlike altında. Ben de Selserenadus`un yerine Kalimbo mantarlarını köye götüreceğim. İzninizle onlardan biraz toplayabilir miyim?

Bunun üzerine denizkızı ona bir bilmece soracağını, eğer doğru bilirse ona mantarlardan toplayabileceğini söylemiş. Ayrıca sorusunu cevaplamak için sadece üç hakkının olacağını da eklemiş.

Bunun üzerine Serenad teklifi kabul etmiş.

Denizkızının bilmecesi şöyleymiş:

-Ceviz kütüphanesinde birçok kitap bulunmaktadır. Peki, ya bu kitapların içinde toplam kaç harf vardır?

Bu soru Serenad için çok kolaymış çünkü bu bilgiyi bir kitapta okumuş. Hiç düşünmeden cevap vermiş:

-Tabii ki bu kitaplarda iki milyon üç yüz elli altı bin dokuz yüz yetmiş beş (2.356.975) harf…

Denizkızı:

-Yanlış…

Serenad ikinci denemesinde ise buna benzer bir sayı söylemiş fakat bu da yanlışmış.  Serenad akıllıca düşünmüş ve bu sorunun biraz değişiğini büyükannesinin ona sorduğunu anımsamış. Ve cevap olarak on demiş. Denizkızı çok şaşırmış çünkü daha önce sorusuna cevap verebilen bir ölümlü görmemiş. Serenad’ın içeri girmesine izin vermiş ve mantarı köyün merkezine gömmesi gerektiğini söylemiş. Bunun üzerine Serenad, denizkızına teşekkür edip köyünün yolunu tutmuş.

Serenad tam köye vardığında karşısında büyücüleri görmüş. Her birinin elinde birer solmuş Selserenadus çiçeği varmış. Birden hepsi Serenad’a bakmış ve elindeki mantarı almaya çalışmış fakat mantar Serenad’ı koruyormuş. Serenad koşar adımlarla köyün merkezine gitmiş ve mantarı gömmüş. Birkaç dakika bekledikten sonra sihirli bir şekilde mor yapraklı Selserenadus çiçeği belirmiş ve büyücülerin yalnızca külleri kalmış.

O günden sonra Serenad, Selenya köyünde arkadaşları ile sonsuza kadar mutlu yaşamış. Gökten üç Selserenadus çiçeği düşmüş. Biri “Serenad”ın eline; biri anlatıcının, biri de dinleyenin yanı başına…

SON

Deren Deniz Kaymak (5F)
Özel Şişli Terakki Ortaokulu