Gençler Tarih Yazıyor: 20. Yüzyılın On Yılları ve Kültür Tarihi

788

Tarih Vakfının geleneksel olarak her yıl ortaokul ve lise seviyesindeki öğrenci ve öğretmenlerle düzenlediği “Gençler Tarih Yazıyor” Projesi bu yıl “20. Yüzyılın On Yılları: Gençler Kültür Tarihini Tartışıyor” başlığıyla başladı. 27 Kasım Cumartesi günü düzenlenen öğretmen atölyesinin ardından 12 Aralık Pazar günü ilk öğrenci atölyesi de gerçekleşti.

Çevrim içi düzenlenen öğretmen atölyesinde Tarih Vakfı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan “On Yıllık Dönemselleştirme Açısından Siyasal Tarih, Toplumsal Tarih ve Kültür”, Proje Danışmanı Doç Dr. Erol Köroğlu “1908-1918 Arası Neden Uzun On Yıldır? Eleştirel Düşünme ve Tarih Öğretimine Dönük Bir Perspektif”, Proje Danışmanı ve aynı zamanda Levent Yerleşkemizde lise müdürümüz olan Fırat Güllü “Tarih Vakfı Eğitim Atölyelerinde Ne Yapmayı Amaçlıyoruz?” adlı sunumları gerçekleşti. Proje Koordinatörü Zeynep Adıgüzel’in proje takvimiyle ilgili bilgilendirmesiyle tamamlandı.

Öğrenci atölyesi ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Sinan Yıldırmaz’ın açılış konuşmasıyla başladı. Konunun önceki temalara göre hem zor, hem zevkli olduğunu ifade eden Yıldırmaz, çok ilginç bulgularla karşılaşılabildiğini, kültür tarihi konusunda en önemli olanın soruları doğru sormak olduğunu belirtti. Klasik 5N1K yönteminden ilerlemenin bu alanda da uygun olduğunu, “ne”, “neden” sorularının temel olduğunu, Tarih disiplininin asıl sorusunun “nasıl” olduğunu, kültür tarihinin bunların yanında “kim” sorusunu da içerdiğini belirtti. Ayrıca, “kim” sorusunun içerdiği “kimlik” sorusunun önemli olduğunu belirtti. Kültürün zıt anlamlısının var olduğunu, “kültürsüzlük” değil, “doğa” olduğunu söyleyen Yıldırmaz, doğal olanın müdahale edilmiş ve farklılaştırılmış haline kültür dendiğini söyledi ve ekledi: “İnsan kültür üreten hayvandır”. Bu çalışmada geçmişte yaşanmış bir dönemi ele alıp konuyu belli sınırlar içinde ele alacağımızı söyleyerek bu durumun meseleyi dinamik kıldığını, çünkü on yılların tarihini ele alırken herkesin başka odak noktaları olabildiğini, aynı on yıl için çok farklı anlatılar ortaya çıkabildiğini hatırlattı.

Anakronizm sorununu uzaylılar örneğinden hareketle somutlayan Yıldırmaz, dünyaya gelen ve karşıdan karşıya geçmesi gereken bir uzaylının yaya geçidi, trafik ışığı gibi kültürel kodlara ait hiçbir şey bilmediği için hızlı bir öğrenme süreci yaşamak zorunda olduğunu ifade ederek, bizlerin de bir tarih çalışması yürütürken aslında o dönemin “uzaylıları” konumunda kaldığımızı, o dönemi anlamadan çalışma yürütemeyeceğimizi belirtti. Doğa ve kültür arasındaki farklılığı tanımlayabilmek için önemli unsurlardan birinin yazı olduğunu, yazının kültürel olduğunu, doğal olanın ses olduğunu söyledi.

Yıldırmaz, dönemin önceliklerinin kültürü, kültürün dönemin akışını etkilediğini birçok örnekle anlattı. Bundan 50 yıl sonra bugünlerin tarihini yazmak istesek neleri yazarız, neleri unuturuz diye sorduktan sonra, kültür tarihi çalışmalarının unutulanların tarihini de dâhil eden bir bakış açısı gerektirdiğini vurguladı. Kültür tarihini ele alırken on yıllık sınıflandırmalar yapmanın uygun olduğunu insan yaşamının on yıllık dönemlerindeki farkları işaret ederek örneklendirdi.

Atölye Çalışmaları

Proje çalışmasına Levent Yerleşkemizden lise öğrencilerimiz Deniz Boz (10A), Ela Islanmaz (10A),  Nehir Duru Köseoğlu (10D), Esma Nur Kaya (10E), Fen Lisesi Nehir Özkaya (10A) ve Efe Yay (10E) etkinliğe katılırken; Tepeören Yerleşkemizden Berkan Erdener (9C), Ayşe Koç (10 IB E), Mehmet Ali Kantarcı (10 IB E), Metincan Kulaç (10 IB E), Nehir Kale (10 IB E)  ve Ela Gür (11C) katılım gösterdi. Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencilerimiz Rüzgar Örüm (7D), Yonca Özülkü (7G), Alev Ece Tezel (7E), Doruk Çağdaş Yeşilyurt (7F), Kaan Sivrioğlu  (6C); Tepeören Yerleşkemizden ise Aral Doğan (6A), Ada Gencel (6A), Ege SARI (6C), Yağmur Senyuva (7A), Nil Su Akkan (7B) ve Defne Fidancı (7B) katıldı.

Atölyenin birinci oturumunda, ortaokul ve lise öğrencileri ayrı ayrı gruplar oluşturdular. Gruplara ayrıldıktan sonra, her bir öğrenci tek tek “Ben Kimim?” ve sonra da hep birlikte “Biz Kimiz?” ve sorularını yanıtlayacak birer paragraf yazdı. Öğrenciler yazdıklarını birbirleriyle paylaşıp tartıştılar. Böylece kültür kavramını kişisel ve toplumsal boyutlarıyla tartışma fırsatı buldular.

Sonrasında kendilerine daha önce verilen materyalleri kullanarak bir çalışma gerçekleştirdiler. “Kültür” kavramını ve boyutlarını tanıma ve tartışma üzerine kurulu olan bu bölümde, Raymond Williams’ın “Kültür Sıradandır” başlıklı makalesinden yararlanarak kültür, gelenek, kimlik, yaşam tarzı, moda kavramlarını tanımlamayı denediler. Daha sonra, Stuart Hall’un “Cultural Studies: Two Paradigms,” (Kültürel Çalışmalar: İki Paradigma) başlıklı makalesinden bir bölümün Türkçe çevirisinden yararlanarak çalışmaya devam ettiler. Hall’un sözcüsü olduğu Kültürel Çalışmalar yaklaşımının kültür ve tarih arasındaki ilişkiye bakışı, bu bakış açısının hangi egemen görüşlere meydan okuma içerdiği ve bu görüşün tarihçilik mesleğine ne tür açılımlar ve/veya yenilikler getirmiş olabileceği sorularına odaklanarak tartışma yürüttüler ve sonuçlar çıkardılar.

Daha sonra gruplarda oluşturdukları ortak metinlerini birbirleriyle paylaştılar. Farklı okullardan gelen, çok farklı kimliklere sahip öğrencilerden oluşan gruplarda yapılan tartışmaların, gençlerin çok kültürlü, farklılığa saygılı ve farklılığı zenginleşme olarak gören bakış açılarını ortaya koyması açısından çarpıcıydı. Oturumun finalinde Prof. Dr. Füsun Üstel izlenimlerini öğrencilerle paylaştı. Öğrencilere teşekkür eden Üstel, “Biz Kimiz?” sorusunun grubun kendi dinamiğini tanımlaması açısından önemine dikkat çekti. Genellikle grupların birlikte çalışma ve birlikte üretme üzerinden tanımladığını, çoğu kimliğin statik olmadığını, dinamik ve değişken olduğunu ve gençlerin kendilerini bu projede bir araya gelen bir grup olarak tanımlamaya eğilimli olduğunu ifade etti. Öğrencilere verilen metinlerin katı altyapı-üstyapı ayrımına farklı bir bakış açısı getiren metinler olduğunu belirtti.

Atölyenin ikinci oturumunda, çok bilinen bir kültürel ikon olarak James Bond filmleri üzerinden bir çalışma gerçekleştirdiler. Verili olan yazılı ve işitsel dokümanlardan yola çıkarak, tüm James Bond filmlerini izlediğimizde değişen ve değişmeden kalan unsurları ortaya çıkardılar ve ardından bu bağlamda kendilerine verilen soruları gruplarda yanıtladılar. Daha sonra ortak oturumda gruplar yine bulgularını birbirleriyle paylaştılar.

Üstel, bu oturumu çok etkileyici bulduğunu, görsel işitsel çok boyutlu bir malzemenin incelendiğini, James Bond filmlerinin bile tartışılarak ne kadar farklı biçimlerde okunabileceğini gençlerin ortaya koyduğunu vurguladı. Öğrencilerin filmin alt metinlerini okuduklarını ve çok iyi analiz ettiklerini belirtti. James Bond filmlerinin hegemonya, güç ilişkilerini yansıttığını; bu filmlerin coğrafi anlamda üstünlük, teknoloji anlamında üstünlük, kadın erkek ilişkisindeki üstünlük açısından tüm güç ilişkilerinin düğümlendiği filmler olduğunu belirtti. Afişlerin tarihçiler için çok önemli bir malzeme olduğunu söyleyen Üstel, çok büyük boyutlu ve etki gücü yüksek, duvarlara asılan ve daha önceki kuşaklarda çok etkili iletişim araçları olduğunu, filme gidemeyenler için bile afişle bu güç ilişkilerinin yansıtıldığını, bir arzu nesnesi olarak orada durduğunu belirtti. Soğuk Savaş dediğimizde, aynı zamanda sömürgeciliğin büyük oranda tasfiye olduğunu, ama kültür emperyalizminin başladığını unutmamak gerektiğini vurguladı ve değerler arasında bir savaşın daha da güçlendiği bir dönem olduğunu hatırlattı.

Atölyenin son aşamasında, proje danışmanları Prof. Dr. Füsun Üstel ve Doç. Dr. Erol Köroğlu öğrencilerin yürüttüğü atölye çalışmalarına geribildirim verdiler. Üstel konuşmasında, öğrencilere verilen metinlerin kolay metinler olmadığını, ama onları yüksek kültürü tarif eden kültüre ilişkin dar bakış açısından çıkardığını ifade etti. İki metnin yazarı olan Raymond Williams ve Struart Hall’un uzun süre ekonomik yapının etkisini gözden kaçırmakla eleştirildiklerini, ancak kültüre yaptıkları vurgunun ekonomik faktörlerin önemini görmeme değil, ekonomik determinizm (indirgemecilik) alanında önemli bir çıkış olduğunu söyledi. Öğleden sonra oturumundaki James Bond filmleri çalışmalarında, bir popüler kültür ürününün incelendiği, ama yazılı bir metin gibi tek boyutlu olmayan, çok boyuta sahip bir ürün incelemesi, ayrıca kültür endüstrisi içinde bir malzeme ile çalışıldı. Afişten başlayarak her aşaması eleştirel bakış açısıyla nasıl okunabileceğine dair çok önemli okumalar ve analizler ortaya kondu. Bu filmlerin güç ilişkilerinin filmleri olduğunu tekrarlayan Üstel, öğrencilerin bunu birçok boyutuyla ortaya koyduğunu ifade etti.

Kültürün genellikle toplumun oluşturduğu pratikler ve ürünler olarak tanımlandığını, ancak kültürün küreselleşmesinin de unutulmaması gerektiğini vurguladı. Kitaplardan videolara kültür ürünlerinin hem üretiminin hem dağıtımı ve tüketiminin küreselleştiğini unutmamak gerektiğini ifade eden Üstel, “manga” örneği üzerinde durdu. Kültürel küreselleşmenin dünyayı bir köy haline getirdiğini, ama bir üründe “kimin kültürü” olduğu, “tarihsel, siyasal ve ekonomik bağlam”ın ne olduğu ve “neyi simgelediği”ne dikkatle bakmamız gerektiğini belirtti. Hem ulusal kültürel bağlamın, hem de uluslararası konjonktürün göz önünde bulundurulması gerektiğini hatırlattı.

Köroğlu ise Carlo Ginzburg’un Peynir ve Kurtlar adlı romanından bahsederek, dünyayı sarsmış, kültür çalışmaları açısından ufuk açan bir çalışma olduğunu söyledi. İnsanların okuma yazmaya yaklaşımlarını, okuduklarını nasıl anladıklarını, nasıl tartıştıklarını ve o dönem içinde küçük bir çocuk olan roman kahramanının ayağa kalkıp Engizisyon Mahkemesi’ne nasıl meydan okuduğunu anlattı. Kendi çalışmalarında kültür tarihinin izleriyle nasıl karşılaştığını aktaran Köroğlu, öğrencilerin yaptıkları bu çalışmayı çok önemsediğini belirtti.

Proje koordinatörlerinden Fırat Güllü ise kapanış konuşmasında, bugünkü çalışmaların mayıs ayında öğrencilerin sunacağı ürünlerin kalitesine dair çok önemli işaretler barındırdığını ifade etti.

Proje 20 Mart 2022’deki ikinci atölye ve 15 Mayıs 2022’de yapılacak olan final etkinliği ile sona erecek. Final etkinliğinde öğrenciler yıl boyunca yürütmüş oldukları çalışmaları birbirleriyle paylaşacaklar.