18. Terakki Tarih Günleri’nin Ardından

1821

“Türkiye’de savaş var. Bu ülkeden kaçmak zorundasınız. Apar topar. Ailenizle birlikte apar topar. O kadar ki bazılarınız yanınıza kimliklerinizi bile alamadınız. Dilini hiç bilmediğiniz bir ülkeye gitmek zorunda kaldınız. Sadece dilini değil, hiçbir şeyini, geleneklerini, örfünü de bilmediğiniz bir ülkedesiniz. Bildiğiniz yabancı diller de hiçbir işe yaramıyor. Ailenizin meslekleri, diplomaları da bir işe yaramıyor. Okula gidemiyorsunuz. Cebinizde para da yok. Bırakın bunları, akşam ne yiyeceğiniz size gelecek yardımlara bağlı. Yardım yoksa, yemek de yok. Çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Tekstil atölyelerinde, sadece o akşam ekmek götürecek kadar parayı ya kazanıyorsunuz, ya kazanamıyorsunuz. Bu anlattıklarım, emin olun rüya değil, hepsi birebir gerçek.”

Yukarıdaki sözler bu yıl 18. düzenlenen “Savaş ve Göç” konulu Terakki Tarih Günleri’nin açılış etkinliğinde konuşan CNN Türk muhabiri Göksel Göksu’ya ait. Göksu’nun, 2 Mayıs Pazartesi günü Tepeören yerleşkemizde yaptığı “Savaşta Kadınlar ve Çocuklar” başlıklı konuşmayla açılan Tarih Günleri, 12-13 Mayıs tarihlerinde Levent Yerleşkemizde düzenlenen sosyal bilimler ve sanat atölyeleri ile devam etti.

Terakki Tarih Günleri, Şişli Terakki Lisesi’nin 18 yıldır kesintisiz biçimde sürdürdüğü bir sosyal bilimler etkinliği. Çok sayıda lise öğrencisi bu etkinlik kapsamında tarihsel olayları güncel bir perspektiften tartışma ve günümüzdeki toplumsal sorunlara dönük bir yaklaşım geliştirme imkânı buldu. Bu anlamda Terakki Tarih Günleri’nin yıllardır istikrarlı bir biçimde Türkiye’nin, farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği, daha demokratik ve çoğulcu bir ülke olması yolunda geleceğe tohumlar eklemeyi amaçlayan bir alternatif eğitim etkinliği olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

Bu yılki katılımcı okullar şunlardı: Getronagan Ermeni Lisesi, Koç Lisesi, Robert Kolej, Ulus Özel Musevi Lisesi, Üsküdar Amerikan Lisesi ve Şişli Terakki Lisesi Levent ve Tepeören Yerleşkeleri idi. Katılımcı okullarımızdan misafirler, etkinliğin ev sahipliğini üstlenen Terakki Vakfı Okulları Levent ve Tepeören Yerleşkesi öğrencileriyle bir arada, bir buçuk gün süren bir sosyal bilimler atölyesi gerçekleştirdiler. Atölye’de söz alan farklı okulların öğrencileri, Anadolu’da savaş ve göçün dünden bugüne tarihi üzerine seçtikleri aşağıdaki konular üzerine birer sunum yaptılar:

  • Terakki Lisesi (Tepeören-Levent Yerleşkeleri): 1. Dünya savaşında zorunlu tehcir yasası ve Ermeni Tehciri
  • Üsküdar Amerikan Lisesi: 1924 Türk-Yunan nüfus mübadelesi
  • Ulus Musevi Lisesi: 1930’larda Trakya bölgesinde yaşanan Yahudi Göçleri
  • Koç Lisesi: 6-7 Eylül 1955 olayları ve sonrasında yaşanan gayrimüslim göçleri
  • Getronagan Ermeni Lisesi: 1964 sonrası Türkiye’den Yunanistan’a Rum göçü
  • Robert Kolej: 1991’deki Körfez Savaşında yaşanan göçler

Sosyal Bilimler Atölyesi’nin ikinci gününde, ilk gün yapılan sunum ve tartışmalar ve ikinci gün için kendilerine dağıtılan atölye materyalleri ışığında, küçük gruplar halinde çalışan öğrencilerden bir bildiri taslağı kaleme almaları ve gün sonunda tüm gruplar adına bunu tek bir bildiriye dönüştürmeleri istendi. Bildiri temsilci öğrenci tarafından kapanış etkinliğinde katılımcılara okundu.

Siyasi sosyal ve ekonomik sorunlara dair farkındalık yaratmada sanatın ve sanatçıların oynadığı büyük role de vurgu yapılması amacıyla 12 Mayıs tarihinde çağdaş sanatçımız Neriman Polat ile bir sanat atölyesi de gerçekleşti. Polat ilk aşamada öğrencilerimize kendi “sosyal sanat çalışmalarından” bazılarını gösterdi. Sanat ve hayat arasındaki sınırları iyice silikleştiren ve yaşama müdahale niteliği taşıyan işlerinin örnekleri üzerinden çağdaş sanatın toplumsal yaşama nasıl müdahil olacağı üzerine bir tartışma yürütüldü. Ardından öğrencilerden konumuz olan “Savaş ve Göç” hakkında sloganlar üretmelerini istedi. Öğrenciler bu sloganları göçü simgeleyen bir bavul üzerine işlediler. Ve ortaya göç temalı bir iş çıktı.

Kapanış etkinliği kapsamında, Tarih Kulübü öğrencilerimiz, Tarih günleri etkinliğimize ön hazırlık sürecinde gerçekleştirdikleri Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi direktörü Neşe Erdilek ve Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi direktörü Prof. Dr. Ahmet İçduygu’ya yaptıkları ziyaretlerden elde ettikleri izlenim ve bilgileri, izleyiciler ile paylaştılar. Bu sunumda, Türkiye’nin iç ve dış göç süreçleri açısından çok zengin tarihsel, kültürel, toplumsal deneyimlere sahip bir ülke olmasının yanı sıra 1990’lardan sonra umulmadık biçimde Türkiye’ye yönelen yeni göç hareketleriyle geçici ve mekik göç, transit göç, mülteciler, sığınmacılar ve çeşitli türlerde yasa dışı göç akımlarının, Türkiye’nin uluslararası göç hareketi içindeki konumunu değiştirdiğine vurgu yapıldı. Tarihsel göç süreçleri, uygulamalar ve göç kavramları ile ilgili bilgiler paylaşıldı. Küresel çağın bir ülke içinde farklı dillere, dinlere, kültürlere saygılı, çoklu kültürel yapıyı zenginlik olarak gören bir anlayışı gerekli kıldığı, Bu anlayışın gelişmesi için bizlerin mültecilere karşı daha destekleyici, görmezden gelmeyen  bir anlayışta olmamız zorunluluğuna dikkat çekildi.

Ülkemize gelen mültecilerin sorunlarına daha fazla dikkat çekmek ve görünür kılmak amacıyla Terakki Levent ve Tepeören Yerleşkeleri öğrencileri arasında “İstanbul’da Mülteci Olmak” adlında bir fotoğraf yarışması düzenlenmişti. Bu yarışmanın ödülleri de kapanış etkinliğinde takdim edildi. Yarışmada Tepeören Yerleşkemizden Deniz Mina Karaer, “Bir Bakışın Sessizliği”, “Birlikten Çokluk Doğar mı?” ve “Gözlerin Tecrübesi” adlı fotoğraflarıyla birincilik ödülüne; Levent Yerleşkemizden Deniz Yalçın “Mutluluk İstanbul’da” ve “Çocuklar” adlı fotoğraflarıyla ikincilik ödülüne; Tepeören Yerleşkemizden Ceyda Solmaz “Aynı Hikâyenin Farklı Çocukları” adlı fotoğrafıyla üçüncülük ödülüne layık görüldü.

Kapanış etkinliği akademisyenler ve konunun uzmanları ile yapılan bir söyleşi ile son buldu. Söyleşi kapsamında Neşe Erdilek (Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Projeler Yöneticisi) “Türkiye dünden bugüne göç ve göçmenler”, Sema Merve İş  (İnsan kaynağını geliştirme Vakfı çalışanı) “Türkiye’de göçmenlere yönelik sosyal dayanışma faaliyetleri” ve Mete Çubukçu (Televizyon gazetecisi-yazar-NTV) da “Muhabir gözüyle savaş ve göç” başlıklı birer konuşma yaptılar. Ardından konuklarımız öğrencilerin sorularını yanıtladı.

Atölye Bildirisi (Tam Metin)

Terakki Vakfı’nın düzenlediği ve bu yıl 18.si gerçekleşen tarih günleri Üsküdar Amerikan, Ulus Musevi, Terakki, Koç, Getronagan Liseleri ve Robert Kolej’in katılımıyla gerçekleşti. 2 günlük atölye çalışması sürecinde savaş ve göç kavramları üzerine konuşuldu, grup aktiviteleri yapıldı ve şu anda okunmakta olan ortak bildiri hazırlandı.

18.yüzyıldan itibaren Fransız İhtilali’yle başlayan Ulus Devlet anlayışı bu zamana kadar süre gelmektedir. Buna rağmen göçün tek nedeni geçmiş yüzyılların aksine bu değildir. Sanayi devrimi ile gelişen Kapitalist sistem tutarsız gelir dağılımına ve devletlerarası çıkar çatışmalarına sebep olmuştur. Tarih boyunca çeşitli göçler yaşanmıştır. Fakat özellikle 21.YY’ın göç çağı olacağı yönündeki görüşlerin temelleri de bu faktörlere dayanmaktadır.

Biz bugün uluslararası göçün meydana gelmesine yol açan nedenleri gruplar halinde inceledik. Öncelikle tarih boyunca en etkili göç nedeni, bir ülkedeki savaş ve şiddet unsuru, güvensizlik sorunudur. Günümüzde bu durum, hukuk sisteminin yetersizliğine de bağlı olarak insan haklarının ihlaline dayanmaktadır. Ayrıca savaşın temel nedenlerinden biri de güç odakları arasındaki çıkar ilişkileridir. Günümüzde savaş yaşanan bölgelere bakıldığında da, geleceğe yönelik enerji ihtiyacının belirleyici olduğu söylenebilir.

Göçün bir diğer nedeni de ekonomik nedenlere dayanmaktadır. Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde görülen girişimci eksikliği, sermaye yetersizliği ve nüfusun ekonomik faaliyetlerindeki dağılımı bu bağlamda etkilidir.

Günümüzde, tarihçilerin bu görüşünün ardındaki bir diğer önemli başlık da beyin göçleridir. Bu konuda başta bahsettiğimiz kapitalizme bağlı coğrafi refah seviyesi farklılıkları etkili olmaktadır. Bireysel göçlerin arka planında ise özellikle devletin yeterli iş imkânı sağlayamaması, farklı iş kollarının yurt dışında gelişmiş olması gibi etkili olmaktadır.

Bu noktada söz konusu bireysel göçlerin toplum üzerindeki psikolojik etkisini de gözlemlemek gerekir. Bu durum sürü psikolojisine benzemektedir; örneğin bir kişi eğitim amacıyla yurt dışına gittiğinde, onun arkadaşı da geride kaldığını düşünerek beyin göçü yapmaya sıcak bakabilir.

Aynı zamanda kültürel etkenler de, bir bölgedeki azınlık göçlerinin temel nedeni olarak gösterilebilir. Eğer ülkedeki azınlıklar çeşitli baskılara maruz kalıyorsa tarihte de görüldüğü gibi göç etmeye meyil edecektir.

Bu sebeplerden dolayı gerçekleşen göçlerde uluslararası bir işbirliği eksikliği ve plansız bir mülteci alımı görülmektedir. Suriyeli mülteci krizinde uluslararası kuruluşların fiziki ve finansal yetersizliği görülmüştür ve günümüz itibariyle yeterli bir örgütlenme görülmemektedir.

Bu faktörler nedeniyle yaşanan göçlerin, dünyayı nasıl şekillendireceği konusu da başka bir soru işaretidir. Gruplarımızın genel olarak görüşü uluslararası bağlamda ülkeler arası çıkar çatışmaları sonucu kutuplaşmaların diplomatik çatışmalara yol açacağı, toplumsal bağlamda ise gelişmiş ülkelerdeki toplumsal sınıflaşmanın artacağı yönündedir.

Uluslararası bağlamda, göç istemeyen Batı dünyasının Orta Doğu’daki savaşı destekleyen Rusya ile çatışması örnek olarak gösterilebilir. Aynı zamanda gelişmiş ülkelerin maddi yardım karşılığı mültecileri gelişmekte olan ülkelerde tutma politikası da, gelişmekte olan ülkelerde gelecekte çok uluslu yapıya bağlı çatışma iç sorunların yaşanmasının önünü açmaktadır. Genel bir çerçevede inceleyecek olursak da, belli bölgelerde nüfus yoğunlukları yaşanacağı söylenebilir.

Göçün yarattığı sorunların çözümünde devletlerin ve toplumların neler yapabileceği konusuna gelirsek, bu konuda genellikle politik yaklaşımlara rastladığımızı söyleyebiliriz. Fakat yine politik olmakla birlikte daha etkili çözümler bulmaya çalışmak her insanın görevidir.

Öncelikle insanlığı elden bırakmadan, empati odaklı çözümler bulmaya çalışmak oldukça önemlidir. Bu bağlamda bizim küresel çözümümüz, mültecilerin adaletli yerleştirilmesi ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin geliştirilip küreselleştirilmesi yönündedir. Göç eden kitle diğer zorlukların yanında tanımadığı bir kültüre adapte ve entegre olmak zorunda kalıyor yani kültüreler arasında çatışmada kalıyor. Eğitim kurumları ve sivil toplum bu konuda sorumluluk almalıdır.

Emperyal güçlerin ölümcül ideolojileri kurbanlarını beklerken, büyük güç odaklarınınsilah, insan, ilaç ve petrol ticaretlerini güçlendirme adına toplumların huzurunu bozarak iç savaşa kadar varabilecek bir karıştırma politikaları izledikleri görülmüştür. Gündelik hayata empoze edilen bu durum o kadar normalleştirilmeye çalışılmıştır ki, artık haberlerde duyduğumuz bir göç bize yabancı veya rahatsız edici gelmemektedir.

Kutuplaşmaların olduğu, sorgulamanın, adaletin ve hukukun tozlu raflara kaldırıldığı, iktidarların tarihi hafızaları silmeye çalıştığı, savaş çocuklarının geleceğinin düşünülmediği bu durumda korkutma politikası ve terörizmin söz sahibi olması şaşırtıcı olamaz. Din ve milliyetçilik sömürüsü ve popüler kültürün ürünü lekeleme politikasıyla bir manipülasyon propagandası yapılmaktadır. Kara mizaha örnek olabilecek bu durumun psikolojik ve sosyolojik sonuçları göz ardı edilmekte, insan hayatı yok sayılmaktadır.

Ortadoğu’da bilgisayar oyunu gibi oynanan savaşlardan sonra, Suriye’nin son nesli, savaş dışında bir şey görmemiştir. Yaşıtlarından farkları yanlış yerde yanlış zamanda bulunmaları olan bu savaş çocukları, her ne kadar göz ardı edilse de, bu dünyanın geleceğidir.

Kışkırtmalar, dinamik Anadolu’yu da göz önünde bulundurduğumuzda manipülatif bir rol oynamaktadır. Coğrafi koşulların büyük oranda etkilediği refah düzeyi menfaatler doğrultusunda belirlendiği sürece, yoksulluk ve şiddetin getirisi kaos ortamı hegemonyası kanlı bıçağını boynumuzda tutacaktır.

Fırat Güllü
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi
Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölüm Başkanı