Öğrencimiz “Marmara’ya Mektup Yarışması”nda Birinci Oldu

30

Tepeören Yerleşkesi ortaokul öğrencimiz Deniz Öncü (6A), İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından Deniz Çöpleri İl Eylem Planı kapsamında düzenlenen ve 13 Nisan Pazartesi günü sonuçları açıklanan “Marmara’ya Mektup Yarışması”nda birinci oldu.

Öğrencimizin yazdığı mektubun tam metni:

Sevgili Marmara Denizi, Sen son yıllarda tükeniyor, kulaklarını tıkayıp gözlerini kapatan insanlar tarafından bilinçsizce savruluyorsun. Bense bunun için çok üzülüyorum ama şunu bil ki seni görüyorum. Düşüncelerim ve hislerim bugün olmasa da bir gün mutlaka dalgalarının bizi uyanık tuttuğu gibi uyuyan insanları uyandıracak, biliyorum.

Yaşam asırlardır sürüyor ama insan medeniyeti o kadar da ilerlememiş değil mi? Bütün o teknoloji, bütün o bilgi hangi amaca hizmet ediyor ki?.. Çoğu zaman daha çok acımasızlık, daha çok acıya neden oluyor. Oysa bunlar doğru amaca hizmet edebilse Dünya bugün olduğundan daha mutlu, daha güzel bir yer olabilir. Yaşadığım on bir yıl boyunca tanıştığım her bir insan suyu neden korumamız gerektiğinin az çok farkında: Denizler ve okyanuslar insanların ihtiyaç duyduğu oksijenin yüzde yetmişini üreten bitkilere ev sahipliği yapıyor, besin zincirinin içindeki canlıların doğal yaşam ortamını oluşturuyor, iklimi dengede tutuyor. Yine de bütün bunlar seni korumamıza yetmiyor! Sen müsilajdan zehirlenip soluksuz kalırken insanlar oturup videolar izliyor, gün boyu yaptıkları işlerden sonra “rahatlamak” için ellerindeki telefonlardan zamanı kaydırıyor. Ne var ki yaşamın tehlike altında olduğu durumlarda bilgisayar başında oturup işlemler yapmak da videolar izlemek de işe yaramıyor. Sahip olduğumuz bilinci, durumu nasıl çözebileceğimizi bulmaya harcamalıyız. Bunun yerine bencilce davranıyor, kendi rahatımızı düşünüyoruz. Mücadele eden birkaç insana da sosyal medyadan destek oluyoruz, sonrasında her şey gibi seni de unutuyoruz. Kendimizin dünyada ne denli küçük bir alan kapladığının farkında değiliz… Belki bunu anlarsak sana ve evrenin nice güzelliklerine daha nazik davranacağız. Doğanın bize verdiklerinin çeyreğini ona geri verebilirsek bana kalırsa yaşamak daha anlamlı olacak.

Küçükken her deniz kabuğunun bir hikayesi olduğuna inanırdım. İçindeki sesi dinledikçe, onun gizli bir dili olduğunu, canlıların bana bir şey anlatmaya çalıştığını düşünürdüm. Senin sahilinde bulduğum, avcum kadar, kahverengi ve krem rengi sarmalları olan bir deniz kabuğum vardı. Onu kulağımın yanında tutar, neler söylediğini hayal ederdim. O zaman, kayaların bir köşede olduğu, sahilin ışıldayan kumlarının kıvrımlı kayaların alt kısmında, uçsuz bucaksız bir denizle buluştuğunu hayal ederdim. Deniz benim için huzur demek, özgürlük demek, barış adalarının bekçisi demek! Ailem de böyle düşünmüş olmalı ki ismimi “Deniz” koymuş.

Seni düşününce zihnimde öyle büyüleyici görüntüler beliriyor ki… Tatlı köpüklerine ayaklarımın değişi, kabuklarından yankılanan dalgaların sesi, tan vakti üzerine akan güneşin doğmaya yeltenişi, akşamleyin serpilen ayın şavkı, ufukta kaybolan vapurun üzerinde simit kavgası yapan martılar… Bu güzellikler hep sen varsın diye… Ben bunlar devam etsin, istiyorum. Balıklar cam gibi denizin altında gülsün, dalgalar tüm güçleriyle beni devirsin, istiyorum ama insanlar kendi çıkarlarını düşündükçe bu görüntüler bir bir kayboluyor. Bunun olmaması için ne yapmam gerekirse yanında olduğumu bilmeni istiyorum.

Atıklarımızı sana atmaz, petrolümüzü sana dökmez, balıklarını zamanından önce ve acımasızca avlamaz, kimyasalları suyuna karıştırmazsak el ele mutlu ve çevremize saygılı olacağımız bir gelecek oluşturabiliriz. Bu mektubu dalgalarınla deniz kabuklarına doldur Marmara Denizi. Kim sana hüzünle gelirse ona ver, kalbi umutla dolsun. Okuyunca kendi kıyısından başlasın iyileşmeye, sen mavileş ki dünya nefes alsın!

Daha iyi bir geleceğin olabileceğine inançla,

Deniz Öncü (6A)