Yıkılan Ön Yargılar

14

Terakkili gençler, Terakki Birikimini Paylaşıyor Programı içinde yer alan ve bu yıl ki teması “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” olan “Düşle Düşme” adlı sosyal sorumluluk projemizin Yaratıcı Yazarlık (Edebiyat) Atölyesi’nde Cemil Türker Ortaokulu’ndan öğrencilerle çeşitli öyküler yazdı.

Tepeören Yerleşkemizden lise öğrencimiz Nilsu Balcı (10A), erkek ve kadının hayatı evde de paylaşmalarıüzerine seçtiği sözcükler, Cemil Türker Ortaokulu’ndan Hüseyin Emre Günay (7C) ve Sude Tuncel’in (7A) kurgusuyla “Yıkılan Ön Yargılar” adlı aşağıdaki öyküye dönüştü.

Yıkılan Ön Yargılar

Anne kızına “Git babana su getir. Sonra çorbanın altını yak, ağabeyin acıkmış.” diye seslendi. Elif ödevini bırakıp annesinin dediklerini yapmaya başladı. Tam ödevini yapmaya giderken, babası ona “Tavukları besle, sonra evi topla; bu ne dağınıklık? Git sor bakayım, Salih acıkmış mı?” dedi. Elif bu görevleri de yaptı. Ardından yeni görevler geldi ve Elif bitkinlikten ödevlerini yapamadan uyuyakaldı. Ertesi gün Elif okula gitmeden önce ağabeyi “Şu sobayı harla, ev buz gibi olmuş.” diye emirler yağdırmaya devam etti. Elif derse geç kalacağını bile bile ağabeyinin dediğini yaptı fakat aklında tek bir soru vardı: Neden evin tek kız çocuğu olarak tüm işlerin ona yüklendiği. Diğer erkek kardeşleri bir şey yapmıyor, bütün işleri Elif ve annesi yürütüyordu. Babası zaten onun okula gitmesinden yana değildi. Her fırsatta Elif’in kız başına okuyup ne olacağını sorguluyordu. Onun da sonunun annesi gibi ev hanımı olacağını biliyordu. Zaman bu şekilde geçti ve küçük kardeşi Salih’in okul çağı geldi. Ailede eve ekmek getiren tek kişi olan babasının ikisinin birden eğitim masraflarını karşılayamaması üzerine, Elif okuldan alındı. Artık Elif annesi gibi evden çıkmıyor, arkadaşlarıyla zaman geçirmiyordu. Salih okuldan gelince onun ödevlerine yardımcı olup ev işlerini yapıyordu.

Yavaş yavaş Elif’in evlilik çağı geldi. Babası onu mahallelerindeki tamircinin çırağıyla evlendirdi. Elif evlendikten sonra da yüzü gülmedi. Tek umut kaynağı kızı Fatma’ya tutunuyordu. Eşi sürekli emirler yağdırıyor, işten döndükten sonra her şeyin ayağına gelmesini bekliyordu. Elif’in değil çalışmasına çarşıya çıkmasına dahi izin vermiyordu. Zaten Şehmuz’un da eve geliş saatleri belli olmuyordu. Bazı akşamlar gece yarısı eve sarhoş bir halde gelip Elif ile tartışıyordu.

Bir gün yine Elif, eşi ve çocuğu için yemek hazırlamıştı fakat Şehmuz o gün yine eve geç geldi. Yemek soğumuştu. Bunun üzerine Elif’e sert bir şekilde çıkıştı: “Tek görevin yemek yapmak, onu bile beceremiyorsun. Sen nasıl kadınsın? Dizini kır, evinde otur dedikçe iyice savsakladın!” diye bağırdı. Elif babasından bu sözlere alışkındı. Küçükken pek anlam veremiyordu, denilenleri anlamıyordu. Ama büyüdükçe yapılan muamele artık sabır sınırlarını zorluyordu. Bu kavga da bardağı taşıran son damla olmuştu. “Hayatımın en başından beri ne istedilerse yaptım, daha küçücükken eğitim hakkım elimden alındı. Evlendim; ‘Çalışma, çocuğuna bak!’ dediniz baktım. Ama artık yeter!” En sonunda kızı Fatma’yı alıp evi terk etti ve eski dostunun yanına gitti.

Şehmuz Elif evden gittiğinden beri karnını doyurmak için bir yumurta bile kıramıyor, çamaşırlarını yıkayamıyordu. Çünkü ne evlenmeden önce ne de evlendikten sonra bu gibi işleri hiçbir zaman kendisi yapmamıştı. Evlenmeden önce ya annesi ya da ablaları evlendikten sonra da Elif ona bakmıştı. Şehmuz işte o anda Elif’e büyük haksızlık ettiğini anladı. Elif’i bulmak için pişman bir şekilde yollara döküldü. Elif ve kızını bulunca onlardan özür diledi ve Elif’in geri dönmesini istedi. Artık eski Şehmuz gibi olmayacağına söz verdi. Onu eve hapsetmeyeceğini artık ev işlerinde yardımcı olacağını söyledi. Aynı zamanda evlerinde iki kişi çalışırsa ekonomik açıdan daha da rahatlayacaklarından Elif’in çalışmasına ılımlı yaklaştı. Bunun üzerine Elif çalışmaya başladı. Kendi oya işini kurdu. Bazen eve yorgun geliyordu. Geldiğinde bu sefer Şehmuz ona yemek hazırlamış oluyordu. Fatma’nın bakımını beraber üstleniyorlardı, evi eşit bir şekilde idare ediyorlardı. Çünkü bir vücutta ne kalpsiz ne de beyinsiz yaşanabilirdi.