Terakkili Genç 21. Türkiye Felsefe Olimpiyatı’nda Türkiye 3.sü

539

Levent Yerleşkemizden lise öğrencimiz Salih Eren Kurç (12F), Türkiye Felsefe Kurumunun 4 Aralık Pazar günü gerçekleştirdiği 21. Türkiye Felsefe Olimpiyatı’nda “Adalet Üzerine Bir Deneme” başlıklı makalesiyle Türkiye 3.sü oldu. Olimpiyata Felsefe Öğretmenimiz Çiğdem Şimşek’in rehberliğinde hazırlanan öğrencimiz, madalyasını 13 Ocak Cuma günü Ankara Özel Tevfik Fikret Okulları Genel Müdürü Ayşe Başçavuşoğlu’ndan aldı.

Adalet Üzerine Bir Deneme

“Adalet, herkese borçlu olunanı ödemektir.”
Platon, Devlet

I

Ne Anlayabiliriz?

Platon’un sözünde ‘adalet’ kavramı için bir tanım yapılmıştır. Bu tanımı yapma ihtiyacı da büyük olasılıkla, Devlet kitabında doğru bir yönetimin nasıl olması gerektiğini anlamak için yaptığı doğru insan incelemesinde, doğru insanın özelliklerini sıralarken doğmuştur. Platon bu arayışın sonunda, doğru bir yönetimin ancak bir ‘filozof kral’ın yönetimde bulunması ile mümkün olacağı sonucuna varır.

Sözü alımlamayı etkileyen ‘borç’ kavramı önemlidir. Burada borçtan anlaşılan şeye göre, sözden çıkarılan anlam değişebilir. Peki borçtan ne anlaşılabilir? Ben borçtan ya bir alınan karşılığında kişiye verilmesi gerekeni ya da kişinin hakkı doğrultusunda alması gerekeni anlıyorum. Öyleyse ilk durumda davranışsal bir boyuttan bahsedilebileceğini düşünüyorum. Yani, bir davranışa karşılık olarak davranıştan. Platon Devlet kitabında bunu tartışır. İyi bir insanın kötülüğe karşı kötülükle mi, yoksa iyilikle mi karşılık vermesi gerektiğini sorar. Öte yandan haklar açısından adalet, siyasetin alanına daha yakındır. Burada siyaset kelimesi ile, kaba, gündelik siyaseti değil, siyaset felsefesi alanını kastediyorum. Yani bu sözden, adaletin, kişinin bir insan olarak sahip olduğu hakkı işletmesi için ihtiyacı olanın ona verilmesi/sağlanması anlaşılabilir. Bu durumda adalet ve eşitlik kavramları birbirine yaklaşır. Çünkü eşitlik de, eş haklara sahip kişilerin, bireysel olarak bu hakları işletmeleri için gereken koşulların sağlanmasıdır. Günümüzde eşitlikten aynılık anlaşılabiliyor olsa da, eşitlik aslında aynı hak için farklı koşulların sağlanmasıdır.

Görüyoruz ki Platon’un adalet tanımından bakış açılarına göre birden fazla anlam çıkarılabilir. Ancak başka bir adalet tanımı yapmak mümkün mü?

II

Başka bir adalet

Adaletin bir reçetesini yazmak kolay değildir, ancak bir adaletsizlik anını hissedip adlandırabiliriz. Örneğin diyebiliriz ki, devlet özü gereği adalet kavramına duyarsızdır. Çünkü devlet, yönetilebilir ve homojen bir toplumu arzular ve yaratma çabası içindedir; ancak bu durumda kendi çıkarına uygun hareket edebilir. Diğer yandan adalet, insanın fizyolojik yanının ötesinde kendini yaratabilmesinin, Badiou’nun deyişiyle insan-hayvanın ötesinde ölümsüze ulaşma kapasitesini işletebilmesinin mümkün olduğu bir alana işaret etme, bu alanı ortak zemine çağırma eylemiyse, devletin aleyhinedir.

Badiou’nun adalet üzerine düşüncelerini açmak gerekirse, ona göre adalet, özgürlükçü siyasetin merkezindedir. Özgürlükçü siyaset, Sonsuz Düşünce adlı kitabında Etik kitabını hatırlatarak açıkladığı üzere, siyaset alanında bir hakikat etiğine sadık kalmak, bir hakikat öznesi oluşumuna girişmektir. Yani olağan durum içinde imkansız olarak gösterilen, adlandırılamayan boşluğun her seferinde imkanlılığının gösterilerek parça parça adlandırılmasının çabasıdır. Özgürlükçü siyasetin yaptığı adaleti çağırma eylemi, adaletsizliği yaratan ve sürdüren devlet ve toplumsal örgütlenmeye isyan etmektir. Hiç uygulamayacağı halde, adalet, özgürlük, iyilik gibi değerleri kendini meşru kılmak adına kullanan devlete, yönetime, iktidara adaletsizliğini hatırlatmak, yüzüne vurmaktır. Bu eylem, sürekliliği kesintiye uğratır, düzensizliğe iter, devlet ütopyası ya da kabusunu bozar. Cioran bir ütopyayı, homojen bir toplum ve istikrarlı bir ilerleyiş hayal etmesi sebebiyle saflık olarak adlandırır.

Bu durumda söyleyebiliriz ki; adalet, kişinin kendi kendini inşa etme, ölümsüzlüğe ulaşma hakkının teslim edilmesidir ve özgürlükçü siyasetin merkezinde olan adil eylem, bu hakkın teslim edildiği ortamın, her seferinde adaletsizliğe işaret edilerek ve imkansız olarak adlandırılanın imkanı göz önüne serilerek, çağrılmasıdır.

III

Sonuç

Görüyoruz ki farklı adalet tanımları yapılmış ve yapılmakta. Ne kadar farklı tanım olursa olsun, bu öznel adaletlerin tartışılması, yaratılması, işletilmesi ancak insana, ölümsüze ulaşma hakkının teslim edildiği toplumsal ortamda mümkündür. Bu ortam haricinde insan, toplumsal örgütlenmenin ona sunduğu sınırlı kalıplarda yaşamaya mahkum olur. Bu durumda insan, kendini var edemez, kendi olarak var olamaz. Foucault’nun dediği gibi “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir”. Öyleyse insan olarak hayvanlığımıza indirgenmediğimiz bir toplumsal ortamı inşa etmek adına, adaletsizlik ne kadar büyürse o kadar yüksek sesle adaleti çağırmak, bu hakkın teslim edildiği ortamın imkanını o kadar göz önüne sermek, o kadar ısrarcı olmak gerekir.

Salih Eren Kurç (12F)

20170113_152746_1484574702010

DSC_0487