Tarih Vakfının Bu Yılki Projesinin İlk Öğrenci Atölyesi Terakki’de Gerçekleşti

341

Tarih Vakfının bu seneki “Toplumsal Tarihe Bireylerin Yaşamlarından Bakmak: Tarihi Eleştirel Olarak Anlama ve Yazmada Yaşam Yazınının Önemi” konulu projesinin ilk öğrenci atölyesi Tepeören Yerleşkemizde 13 Ocak Pazar günü gerçekleşti.

Atölyede Özel Alman Lisesi, Ulus Özel Musevi Ortaokulu ve Lisesi, İELEV Özel 125.Yıl Ortaokulu, Özel ENKA Ortaokulu ve Lisesi, FMV Özel Ispartakule Işık Ortaokulu, FMV Işık Ortaokulu Nişantaşı Kampüsü, Özel ALEV Ortaokulu ve Lisesi, ALKEV Özel Anadolu Lisesi, Özel Getronagan Ermeni Lisesi, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Lisesi, Terakki Vakfı Okullarından öğrenci ve öğretmenler yer aldı.

Atölye, Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın konuşmasıyla başladı. Kaya, konuşmasında kültürlerin oluşumunda göçün etkisi üzerinde dururken düşüncelerini rap müzik yapan kişilerin ortak noktalarının göç etmiş insanlardan oluştuğunu örnekleyerek somutlaştırdı. Kaya’nın konuşmasından sonra lise ve ortaokul öğrencileri, düzeylerine uygun hazırlanmış atölyelere katılmak amacıyla kendileri için hazırlanan atölye alanlarına geçiş yaptılar. Ortaokulda da lisede de aynı başlıklarla üç atölye gerçekleşti. Ortaokulda  “Yaşam Yazını I” atölyesini Türkçe öğretmenlerimiz Yeşim Er Özcan ve Burçin Türkoğlu Dereli, “Yaşam Yazını II” atölyesini daha önce Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölüm Başkanlığı yapan ve şu anda Tepeören Yerleşkemizde Anaokulu, İlkokul ve Ortaokul Müdürlüğü görevini yürüten Fırat Güllü,“Yaşam Yazını III” atölyesini ise Sosyal Bilgiler Öğretmenimiz Nalan Balcı gerçekleştirdi. Lisede bu üç atölyenin yürütücülüğünü Proje Danışmanı Erol Köroğlu ve Proje Koordinatörü Zeynep Adıgüzel üstlendi.

“Yaşam Yazını I” atölyesinde yaşam yazınlarından olan biyografi, otobiyografi, anı ve günlük türleri üzerinde duruldu. “Yaşam Yazını II” atölyesinde insanların yaşamlarını niçin yazdıkları sorgulanırken tarihi anlamda yaşam yazınlarının yerine de vurgu yapıldı. “Yaşam Yazını III” atölyesinde ise aynı tarihsel olayın farklı yazı türleriyle yazılmış örnekler öğrencilerle paylaşılarak metinlerin nesnelliği ve inandırıcılığı sorgulandı. Tarihi anlamada bu tarz metinlere nasıl yaklaşılması gerektiği tartışıldı.

Gün sonunda konferans salonunda ortaokul ve lise gözlemci öğrencileri günün kısa bir değerlendirmesini paylaştılar. Program, bir sonraki atölye için yapılacak hazırlıklar paylaşıldıktan sonra sona erdi.

Tepeören Yerleşkemizden öğrencimiz Nehir Kale (7B), atölyenin ortaokul ayağını anlattığı bir günce tuttu:

 

Nehirce

Tarih Vakfının bu seneki proje konusu “Toplumsal Tarihe Bireylerin Yaşamlarından Bakmak: Tarihi Eleştirel Olarak Anlama ve Yazmada Yaşam Yazınının Önemi”ydi. Tepeören Yerleşkesinde 13 Ocak Pazar günü gerçekleştirilen ilk öğrenci atölyesi sabah 9.30’da katılımcı okulların gelişiyle kahvaltı ikramlarıyla başladı.

Etrafta farklı okullardan tanımadığım bir sürü öğrenci vardı. Ortamda daha hiçbir şey başlamamış olmasına rağmen heyecandan kaynaklanan taze bir enerji vardı. Biraz etrafta gezindiğimde fark ettim ki herkes tarihten bahsediyordu. Farklı okullardan gelen bu öğrencilerin bugünkü ortak yanı hepsinin bugünden ne edinebileceklerini, kendilerine ne katabileceklerini merak ediyor olmalarıydı. 

Kokteyl alanındaki sohbet ve tanışmadan sonra saat 10’da konferans salonuna geçildi.  Açılışı Ortaokul Müdürümüz Fırat Güllü yaptı. Okul müdürümüz, projenin amacından ve daha sonra yapılacak atölyelerinin özelliklerinden bahsetti. Ardından projenin yürütücü grubunda yer alan öğretmenler de kendini tanıtarak keyifli ama yorucu bir gün olacağının ipuçlarını verdiler.

Konuşmalarını yapmak üzere Prof. Dr. Ayhan Kaya takdim edildi. “Göç ve Kültür” ilişkisine değinen Kaya, konuşmalarında Cartel, İslamic Force, Ceza, Tahribat-ı İsyan gibi rap gruplarının şarkılarındaki isyan ve ele aldıkları sorunların temelinde göçün oluşuna vurgu yaptı. Türkiye’den Almanya’ya göç edenlerin yaptığı rap şarkılarının kültürel kökenin Amerika’daki siyahlardan geldiği bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Hip-hopçuların giydiği bol pantolonların işçi sınıfını sembolize ettiği o gün öğrendiğim bir bilgiydi. İzlenen videolar arasındaysa en çok etkilendiğim “Mellila” adlı kısa film oldu. Film, Mellila’da yaşayan ve göç etmek amacıyla risk alıp bota binmeyi hayal eden gençler hakkındaydı. Bir çocuğun bir bota binip göç etmeyi hayal ettiğini görünce ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Konuşmasının sonunda Türkiye’deki mültecilere ön yargılı bakılmasının doğru olmadığını dile getirerek konuşmasını sonlandırdı.

Bu konuşmadan sonra son zamanlarda sıkça duyduğum bir kavram olan göçü daha derinden kavramış gibi hissediyordum.

Konferanstan sonra ilk atölye çalışması için ortaokul ve lise grupları ayrı alanlara yönlendirildi. İlk atölyenin başında bugün üç atölye yapılacağı ve atölyelerin asıl amacının özgür bir düşünce ortamı sağlamak olduğunu söylediler. Yaşam Yazını I atölyesinde Yeşim ve Burçin Öğretmen çalışmaya başlamadan önce küçük bir tanışma etkinliği yaptırdı. Bu etkinlikle öğrencilerdeki çekingenlik anında dağılıvermiş ve sıcak bir ortam oluşmuştu. Her grup kendilerine verilen görevleri uyguladı. Her grup, yaşam yazınına ait farklı türlerde yani otobiyografi, biyografi, anı ve günlük türünde yazılar yazdılar. Atölyenin sonunda farklı türlerde yazılarını tamamlayan gruplar yazılarını büyük grupla paylaşarak yazdıkları yazıların türlerinin özelliklerini keşfettiler. İlk atölye yaşam yazınlarının tarihi anlamakta yeterli olup olmadığı sorusuyla sonlandırıldı.

Yemek arasından sonra Yaşam Yazını II atölyesine geçildi. Sınıfa geldiğimde Fırat Öğretmen “Tarihe Bireylerin Bakış Açısından Bakmak” adlı bir sunum yapıyordu. Fırat Öğretmen “neden birey?” dediğinde bireylerin yaşamlarının tarihin yapı taşı olduğunu söyledi, bir öğrenci. Başka bir öğrenci tarihin daha genel bir kavram olduğunu, toplumları ilgilendirdiğini söyledi.

Yazılı belgelerin her zaman beşeri olduğunun altı çizildi. Daha sonra yazılı belgelere örnekler verildi. Ayrıca biyografi, otobiyografi, anı yazısı ve günlüğün insan yaşamını anlatan metinler olduğu vurgulandı. Tarihi anlamada kurmaca ve gerçekçi metinlerin önemine değinildi.

Bu atölyeden sonra şu sonucu çıkardım ki bir insanın anılarını yayınlaması cesaret istiyor. 

Daha sonra bizden “İnsanlar neden yaşamlarını anlatma gereği duyar ve yaşam öykülerini yazarlar?” sorusuna yanıt arayan kişisel bir metin yazmamız istendi. Kişisel metinlerimizi yazdıktan sonra bu metinlerin değerlendirilmesinin ikinci atölyede yapılacağı söylendi ve 10 dakikalık ara için dışarı çıktım. 

Aradan sonra üçüncü atölye için sınıfa döndüm, Nalan Öğretmen şu soruyla konuşmaya başladı: “Bugün neler yaptık?” Biri Ayhan Kaya’nın konuşmasını hatırlattı, diğeri yazı türlerini, bir diğeri ise tarih edebiyat buluşmasını. Gün içinde yaptıklarımız özetlendikten sonra Yaşam Yazını III atölyesi için hazırlanan etkinliği yaptık. Öğrenciler metinleri okuyup verilen sorulara göre yorumladıktan sonra her grup yazılarını okumaya başladı. Metin çalışmalarına verilen yanıtlar üzerinden tartışma yürütüldü.

Üçüncü atölye bittikten sonra günü sonlandırmak üzere konferans salonuna geçtik. Bir öğretmenin kısa ve öz konuşmasından sonra ben de kalkıp ortaokulun bütün gün yaptıklarını özetledim. Konukların konuşmamı heyecandan “Bu kadar!” diyerek tamamlamış olmamı anlayışla karşıladıklarına eminim.

Seneye böyle bir şansım olursa atölyelere de katılmayı çok isterim. Yapılan aktiviteler ve tartışmalar çok ilginçti.

Tepeören Yerleşkemizden Dilara Beliz Mamati (9B) ise lise kısmını anlattı:

 

“Toplumsal Tarihe Bireylerin Yaşamlarından Bakmak” Lise Atölyesi

Sabah saat 09.30’da İstanbul ve Ankara’dan on okulu Tepeören Yerleşkesinde misafir ettik. Arkadaşımla beraber ne ile karşılaşacağımız hakkında bir fikrimiz yoktu. Gün Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın konuşmasıyla başladı. Göçün sosyal yaşama etkisi hakkında bizi etkileyen bir konuşma yaptı. Göç sonucu yaşanan kültürel çatışmalardan ve toplumun yaptığı ayrımcılık konularına da değindi.“Rap”in göç eden gençlerin ya da dışlanmış, ayrımcılığa uğramış insanların seslerini duyurmak amacıyla nasıl araç olarak kullanıldığından bahsetti. Bu durumu incelemek için Cartel, Tahribad-ı İsyan, İslamic Force ve Ceza gibi rapçilerin birer şarkısını dinletti. Bu şarkılar üzerinden göçün insanlar üzerindeki etkilerini konuştuk.

Şarkıların devamında Afrikalı göçmenlerin Avrupa umudunu dile getiren “Melilla” isimli bir kısa film izletti. Filmde göçmenlerin sokaklarda geçen hayatlarını ve baş etmek zorunda kaldıkları sorunlardan bahsediliyordu. O göçmenlerin süslü arabalar, evler değil sadece özgürce ve rahatça yaşayabilecekleri bir ülkeye gitmek istemelerini görmek sadece beni değil birçok kişiyi etkilediğini düşünüyorum.

Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın sunumu göç olgusuna farklı bakış açılarından bakmamızı sağladı. Konferans sonrası lise öğrencileri atölyelere geçti ve gruplarına ayrıldı. Yaşam Yazını I atölyesinde birbirimizi tanımak için küçük bir oyun oynadık. Oyunda ilk kendimizi tanıtıyor sonra ise bizden önce kendini tanıtmış olan kişiden bahsediyorduk. Tanımadığım insanların arasında yabancılık çekip kendimi rahatça ifade edememekten korkuyordum fakat bu oyunla çok güzel bir atölye başlangıcı yaptık.

Kısa oyunumuzdan sonra herkese öz yaşam yazısı ile ilgili bir sunum yapıldı. Sunumda öz yaşam yazısının içeriğinden bahsedildi ve örnekler verildi. Sunum bittiğinde herkes ‘İnsanlar neden yazar?’ sorusuna dair bir yazı kaleme aldı. Yazımızı yazdıktan sonra kısa bir ara verildi ve arkadaşlarımla yazdıklarımı paylaştığımda bu soruya ne kadar farklı bakış açıları ile yazılar yazdığımızı fark ettim. Yaşam Yazını II atölyesinde dosyalarımızda bizim için hazırlanan Mustafa Kemal Atatürk’ün “Karlsbad Günlüğü”nden bir paragrafı okumamız istendi. Paragrafta Atatürk’ün genç bir kumandanken yaşam öyküsünü yazma konusundaki çekimserliği üzerine bir tartışma yürüttük. Bir görüş, meslekten dolayı eğer düşüncelerini somutlaştırırsa işini tehlikeye atacağından çekindiği için ve bundan dolayı yazmadığını söylediler. Diğer bir görüş ise, zamanla bir insanın duygu ve düşüncelerinin değişebileceğinden dolayı yazmadığını söylediler. Bu konuda çok farklı görüşler ön plana çıktı. Bu farklı görüşlerle tartışma zenginleşti.

Bu tartışmanın ardından her gruba onar tane fotoğraf verildi ve bunlardan birisini seçmemizi istediler. Seçtiğimiz fotoğraftan bir kişiyi seçip onu bir bilim insanı olarak düşünmemizi verilen yönergeye göre bu fotoğraf üzerinden bir biyografi yazmamız gerekiyordu. Verilen fotoğrafların hepsinde göç eden insanlar vardı. Biz siyah beyaz, takım elbise giyen, elinde valiz olan ve arka planında ise giyim tarzına hiç uymayan bir fotoğraf seçtik. Uzun bir süre boyunca arkadaşlarımla hikâyesini düşünerek tartıştık ve sonucunda Almanya’daki Nazilerden kaçan bir adam olduğunu hayal ederek güzel bir biyografi yazdık.

Bu çalışmayı tamamladıktan sonra Yaşam Yazını III atölyesine geçtik. Bu atölyede Türkiye’ye yönelik ya da Türkiye’den kaynaklı bir göç olayıyla ilgili üç farklı metin çalışmasını inceledik. Birinci metin çalışması MEB ders kitabından alınmıştı ve göçe örnek vermişti. İkinci metin çalışması, bir makaleydi. Çok daha uzun ve daha fazla nesnel bilgiyle öznel görüşleri birleştirmişti. Üçüncü metin çalışması ise bir romandan alınmıştı ve tamamen özneldi. Bizden bunları öznel-nesnel olarak gruplara ayırmamızı ve sorulan soruları yanıtlamamızı istemişlerdi. Grup olarak çalışmayı tamamladıktan sonra herkes kendi görüşünü ortaya koyan açıklamalarda bulundu.

Atölye bittikten sonra konferans salonuna geçtik ve günü değerlendirdik. Yorulmuştum fakat aynı zamanda eğlenmiştim. Yeni insanlar tanımıştım. Projenin diğer atölyelerinden sonra kendimi daha fazla geliştirmiş olacağımı düşünüyorum.