Ortaokul Öğrencimiz “Rüzgargülleri Yorulmasın” ile İlçe İkincisi

499

Tepeören Yerleşkemizden öğrencimiz Ege Dolmacı (7B), Milli Eğitim Bakanlığı ve Enerji Verimliliği Derneğinin ortaokul öğrencilerine yönelik düzenlediği öykü yarışmasında “Rüzgargülleri Yorulmasın” öyküsüyle Tuzla ilçe ikincisi oldu.

Rüzgargülleri Yorulmasın

“Sımsıcak bir yaz günü idi. Artık herkes kendini yazın geldiğine inandırmış, kombisini ve kaloriferini kapatmıştı. Günler uzuyor, geceler kısalıyordu. Anneler yazlık kıyafetlerin çıkarılmasını babalar ise kaloriferlerin kapatılmasını bir coşkuyla kutluyordu. Belki de kimse her güzel başlangıcın bir de sonu olduğunu düşünmüyordu.

Okulların bitmesine son bir ay kalmıştı. Herkes heyecanla son günü bekliyordu. Ege ise bu heyecanı biraz buruklukla yaşıyordu. O, okulu seviyordu. Çoğu öğrencinin aksine o, okulu sınavlarıyla seviyordu.

Son ders zili çaldığında Ege’nin öğretmeni yanına geldi ve şöyle dedi:

-Ege, kesinlikle katılman gereken çok önemli bir yarışma var. Yarışmanın konusu “Enerji ve Enerji Kaynaklarının Verimli Kullanılması” pazartesiye kadar yetiştirmelisin!

Ege’nin eli ayağına karışmıştı. Ne yapacağını bilmiyordu. Hem de pazartesiye mi? Nasıl yetiştirecekti? Büyük bir endişe içinde eve vardı ve çalışmalara başladı.

Akşama kadar hiçbir fikir bulamayan Ege hüzün içinde ailesine olanları anlattı. Ailecek düşünmeye başladılar. Ancak nafile… Ege’nin babası sevinç içinde koltuğunda zıpladı ve:

-Buldum! Benim bu rüzgârgüllerini tasarlayan mühendis bir arkadaşım var. Eğer bize izin verirse sana rüzgârgüllerini ve neden diğer enerji kaynaklarından daha önemli oluğunu anlatabilir.

İşte o an Ege’nin yüzü belki o gün ilk defa gülmüştü ve babasından gelecek haberi beklemeye başladı.

Ertesi gün okul bittiğinde öğrenciler servislerle evlerine dağıldı. Ege telefona sarıldı ve babasının numarasını tuşlamaya başladı. Telefon açıldığında Ege büyük bir heyecanla babasının arkadaşından izin alıp alamadığını sordu. İstediği cevabı da almıştı. Bir sonraki gün okuldan sonra rüzgârgüllerinin önemini öğrenip müthiş bir öykü yazabilecekti. Ege, o anı iple çekmeye başladı.

Babası Ege’yi okuldan aldı ve şöyle dedi:

-Ege, gideceğimiz yer biraz uzak yani uzun bir yolculuk olacak emniyet kemerini bağlamayı sakın unutma!

Ege telaşla düşünmeye başladı. Acaba neden babasının arkadaşı rüzgârgüllerinin tasarımını seçmişti? Rüzgârgülleri diğer enerji kaynaklarından daha çok mu etkiliydi? Rüzgârgülleri havayı enerjiye nasıl dönüştürebiliyordu? Tüm bu sorular Ege’nin kafasını karıştırırken gidecekleri yere varmışlardı.

Çok yüksek bir tepenin üstünde onlarca rüzgârgülü vardı ve hepsi de dönüyordu. Birkaç adamın yanına geldiler ve babası, Arif Bey’in nerede olduğunu sordu. Onlar da Ege ve babasını Arif Bey’in yanına götürdüler. Ege’nin babası ve Arif Bey selamlaştılar. Arif Bey, Ege’nin başını okşadı ve şöyle dedi:

-Neymiş acaba bu meraklı çocuğun adı?

Ege cevap verdi ve olayları anlattı ve yarışmadan da bahsetti. Arif Bey başını sallayarak Ege’ye kendisini takip etmesini söyledi. İlk önce bir rüzgârgülünün içine girdiler. Asansör yardımıyla yukarıya çıktılar manzara müthişti. Arif Bey konuşmaya başladı:

-Evet Ege, rüzgâr pervanenin kanatlarını döndürmeye başlar. Pervaneler ne kadar hızlı dönerse enerji o kadar çok elde edilir. Pervaneler, şaft denilen parçayı döndürür. Bu şaft denilen parça ise motor ile enerji üretimini sağlar.

Ege çok heyecanlı idi çünkü onun en çok merak ettiği konuya gelmişlerdi. Ege dayanamayarak hemen sordu:

-Peki, rüzgâr enerjisinin ekonomiye olan katkısı nedir?

Arif Bey gülümseyerek cevap verdi:

– Rüzgâr enerjisi santralleri; yakıt gideri olmayan, işletme giderleri düşük, işletme bakım kolaylıkları olan ve kaynak açısından dışa bağımlı olunmayan elektrik üretim tesisleridir. Her geçen yıl elektrik üretimi artmaktadır ancak bu artış içerisindeki oranlar üzerinde rüzgâr enerjisinin payını artırmak hem ülke ekonomisi için hem de stratejik anlamda etkisini gösterecek bir adım olacaktır.

-Vay canına! Hiç bu kadar önemli olabileceğini düşünmemiştim, dedi Ege şaşkın bakışlarla.

Arif Bey, kendisini ilgiyle dinleyen Ege’ye anlatmaya devam etti.

-Ülkemizde ve dünya genelinde her geçen yıl enerji talebi artarak devam edecektir; bunun nasıl karşılanacağı ise en önemli sorun Egeciğim. Bir nehir gibi akmaktadır bu rüzgâr, bunu kullanmak, paylaşmak ve hatta ihraç etmek hiç de ulaşılamayacak bir hedef değildir.

Ege başını sallayarak Arif Bey’in sözlerini onayladı.

– Arif amca, rüzgâr enerjisi hava kirliliğine neden olmadığı için çevreyi de kirletmez değil mi?

-Çok haklısın Egeciğim, bir diğer avantajı ise her yere kurulabilir olmasıdır. Rüzgar enerjisi yenilenebilir enerji kaynağıdır. . Ege ve Arif Bey’in diyalogları bittiğinde saat 7’yi geçiyordu. Ege eve döndüğü gibi öyküsünü yazmaya başladı. Öyküsünde Arif Bey’den aldığı bütün bilgileri kullanarak rüzgârgüllerinden ve rüzgâr enerjisi kullanımının avantajlarından bahsetmişti.

Artık teslim günü gelmişti. Yazdığı hikâyeyi e-postayla öğretmenine gönderdi ve merakla beklemeye başladı.

Öğretmenleri öyküyü çok beğenmiş ve yarışmaya göndermişti. Ege için ikinci bir heyecan dönemi de böylece başlamış oldu. Ancak bu sefer cevabın gelmesi çok uzun sürdü. Ege’nin sabrı tam tükenecekken cevap geldi: Ege dereceye girmişti ve çok mutluydu. İçinden Arif Bey’ e milyonlarca kere teşekkür etti.

Öğretmenleri Ege’yi tebrik etti. Ancak hâlâ Ege’nin aklını kurcalayan bir şey vardı. Evet, Ege bu konuda bilinçlenmişti, ya arkadaşları? Maalesef onların hepsi bilinçlendirilmemişti. Ertesi gün Ege öğretmenlerine okulda “Enerji Ve Enerji Kaynaklarının Verimli Kullanılması’’ konusunda bir sunum yapmak istediğini söyledi. Öğretmenleri onun bu isteğini kabul etti.

Ege sunumundan sonra, çevresine bu konuyla ilgili farkındalık kazandırmayı başarmıştı. Şu an dünyanın en büyük sorunlarından biri olan “Enerjinin Verimli Kullanılmaması’’ gibi çok önemli bir konuda büyük bir adım atmıştı.

O günden sonra Ege, ışıkları hep zamanında kapadı çünkü o da rüzgârgüllerinin omuzlarından biraz yükü almak istedi. Bundan sonra enerjiyi her zaman çok verimli kullanacaktı ki rüzgârgülleri yorulmasın…”

Ege Dolmacı (7B)