Öğrencimiz “Mavi Şal” Öyküsüyle İstanbul 2.si

366

Levent Yerleşkemizden ortaokul öğrencimiz Berrak Koşubaşı (7C), Özel Koç Okullarının Mustafa V. Koç’u anmak, onun hayatı boyunca benimsediği ve uyguladığı değerlere dikkat çekmek amacıyla İstanbul’da 7 ve 8. sınıf öğrencileri arasında düzenlediği “hoşgörü” konulu “Mustafa Koç Öykü Yazma Yarışması”nda aşağıdaki “Mavi Şal” öyküsüyle İkinci oldu. Öğrencimiz 11 Mayıs Pazartesi günü düzenlenen çevrim içi ödül töreninde yaptığı konuşmada hoşgörünün önemine dikkat çekerek böyle bir ödülün onu yazma alanında yüreklendirdiğini vurguladı.

 Mavi Şal

Alina o sabah çok beğenerek aldığı çiçek desenli, ipek elbisesini giymiş; kendine kahvaltı hazırlıyordu. Isıttığı tost makinesine ekmekleri koydu ve yumurtaları çıkarmak için buzdolabına yöneldi. Elini tam yumurtalara uzatmıştı ki telefonu çaldı. Arayan Kuzey’di. Kuzey, Alina’nın üniversiteden arkadaşıydı. O, başka bir ülkede yaşıyordu.

Kuzey’in yaşadığı ülke çok garipti. Bu ülkede herkes birbirine benziyordu. Herkesin saçı kısaydı. İnsanlar siyah pantolon, beyaz tişört ve lacivert spor ayakkabıdan başka hiçbir şey giymiyorlardı çünkü o ülkede farklı olmak utanılacak bir şeydi. Evler ise yan yana dizilmiş minik kutular gibiydi. Onlar da insanlar gibi birbirinden farksızdı: Gri ile kirli beyaz arasında gidip gelen dış cepheleri, kırmızı kiremit çatıları, bakımsızlıktan sararan dişler gibi sararmış pencereleriyle her biri aynı köhne fabrikadan çıkmış gibiydi.

Alina telefonu açıp Kuzey’in sesini duyunca onunla uzun zamandır görüşmediğini fark etti. Bir anda aklı Kuzey’le en son görüştükleri zamana gitti. Üniversitenin son yılında, yani geçen yıl, Kapai’de bir doğa yürüyüşüne katılmışlardı. Sonbaharın yavaş yavaş kendini hissettirdiği ormanda, nemli patikalarda yürümek ikisine de çok iyi gelmişti. Alina Kuzey’in seslenişiyle kendine geldiğinde Kuzey telefonu kapatmak üzereydi. Kuzey hâl hatır sormak için aramıştı. Görüşmedikleri süre boyunca neler yaptıklarını detaylıca konuşturlar. Özlem giderdikten sonra Alina, Kuzey’e yakın zamanda bir planı olup olmadığını sordu. Kuzey’in arkadaşlarıyla hep aynı buluşma alanına gitmekten ve şehirdeki iki kıyafet dükkanının birinden aynı kıyafetlerin yenisini almaktan başka bir planı yoktu. Alina uzun zamandır görüşemediklerini ve daha fazla aralarının açılmasını istemediğini söyleyip onu kendi ülkesine davet etti. Kuzey bunu duyunca gerçekten çok mutlu oldu. Son dönemde Kuzey’in ülkesi sadece birkaç ülkeye, yılda sadece iki gün seyahat izni veriyordu. Onlardan biri de Alina’nın ülkesiydi. Bu hakkı Alina’nın ülkesine gitmek için kullanmak çok akıllıcaydı. Telefonda hızlıca seyahati planladılar ve Kuzey gerekli hazırlıkları yapmaya başladı.

Aslında Kuzey seyahat nedeniyle biraz tedirgindi. Alina’nın ülkesindeki insanlar onun ülkesindekilerden çok farklıydı. Kendi ülkesinde en ufak bir değişikliğe bile herkes bağırıp, çağırıyor; o kişi hakkında dedikodu başlatıyor, hatta ayrımcılık yapıyordu. Tek renk ve model giysileri nedeniyle orada da böyle karşılanabileceğini düşündüğü her seferde tüyleri diken diken oluyordu. Belki de bu planı iptal etmeliyim, diye düşündü. Kimsenin onun hakkında dedikodu yapması hoşuna gitmezdi. Hayır, dedi kendi kendine. ‘’Gitmiyorum, gitsem de farklılıklarım nedeniyle keyfini çıkaramayacağım.’’ Bir tarafı gitmek istiyor, diğer tarafı da onu kendi ülkesinde kalmaya zorluyordu. Belki biraz düşünmeye ihtiyacım vardır, dedi ve kafasını az da olsa dağıtabilmek için televizyonu açmaya karar verdi. Kumandayı aldı ve 34. kanalı açtı. Bu kanalda genellikle belgeseller veya belli ülkelerden görüntüler yayınlanırdı. Kuzey’in şansına o sırada televizyonda Alina’nın ülkesinden görüntüler vardı. Masmavi, şırıl şırıl akan, yaz güneşinin altına parıl parlayan dere ve kıyısında zıp zıp zıplayan tavşanlar onu çok etkilemişti. Böyle bir ülkeyi gezip görmek onu çok mutlu ederdi. Cesaretini topladı ve karşılaşabileceği her durumu göze alarak Alina’nın yanına gitmeye karar verdi.

*

Depodan çıkardığı tozlu valizini bir güzel temizledi. Dolabından yurtdışı seyahatlerde giyilmesi zorunlu giysileri aldı, iki çift lacivert ayakkabısını ayrı ayrı poşetlere koyarak valizin ön cebine yerleştirdi. Diş fırçasını, macununu ve devlet tarafından sayılı verilen diğer kişisel temizlik malzemelerini valizin iç kısmındaki küçük fermuarlı cebe yerleştirdi. Uçak biletlerini satın aldı ve artık gitmeye hazırdı.

Uçağı saat 20.00’de kalktı ve iki saat sonra Alina’nın evine arabayla 20 dakika uzaklıktaki havalimanına iniş yaptı. Valizini alıp terminalden çıktığında Alina’nın onu beklediğini gördü, içini bambaşka bir mutluluk sardı. Zıplayarak birbirlerine el salladılar fakat Kuzey hala oradaki insanlardan farklı olduğu için derin bir utanç duyuyordu. Alina’nın arabasına binerek eve gittiler. Yolculuk nedeniyle yorgun düşen Kuzey, Alina’nın onun için hazırladığı odaya geçti ve hemen uykuya daldı.

Kuzey gözlerini açtığında evi güzel kokular sarmıştı. Alina’nın çok güzel bir kahvaltı hazırladığını tahmin etti. Keyifli bir kahvaltıdan sonra şehri gezmeye çıktılar. Kuzey gördüğü her detaya şaşkınlıkla bakıyordu. İnsanlar rengârenk giyinmiş, evler farklı renklerde, şekillerde ve büyüklükte herkesin zevkine göre yapılmış, her renkten insan hiçbir farklılığa aldırış etmeden anın tadını çıkararak sevgi ve yardımlaşma içinde hoşgörüyle yaşıyordu. Trafikte herkes birbirine yol veriyor, gülümsüyor; neşe içinde koşturan çocuklara büyükten küçüğe herkes şefkatle bakıyor, ses çıkarmalarına kızmıyordu. Yaşlıların gençlerle aynı ortamda dans ederek eğlenmesi ne hoştu. Aynı ibadethane içinde farklı dinlerden insanlar dua ediyor, zengin fakir aynı parkta piknik yapıyordu.

Hayatın her alanından insanın hoşgörü içinde bu kadar iç içe olması Kuzey’in alışkın olduğu bir durum değildi. Korktuğu da başına gelmemişti. Kimse onu dışlamıyor, dedikodusunu yapmıyor, yan gözle bile bakmıyorlardı. Bu çok hoşuna gitmişti. Alina ile şirin bir kafede kahve içtiler ve minik, çiçeklerle donatılmış sokakları gezdikten sonra eve döndüler.  Akşama kadar sohbet ettiler, üniversiteden sonra neler yapıp yapmadıklarını birbirlerine anlattılar. İki arkadaş uzun uzun sohbet ettikten sonra günün yorgunluğunu atmak için yataklarına gittiler. Ertesi sabah havada bir bulut bile yoktu. Çok güzel ve iç açıcı bir gün, dedi Kuzey içinden. Hep beraber sokağın karşısındaki yemyeşil ağaçlarla donatılmış parka bakan balkonda kahvaltı ettiler.

Alina Kuzey’i alışveriş yapması için parkın yanındaki pazara götürdü. Orayı gezerken Kuzey birçok kıyafet almak istedi ama hiçbirini kullanmayacağını fark edince hep vazgeçti. Arkadaşının bu durumunu gören Alisa çok üzüldü ama elinden bir şey gelmiyordu. Orada zamanın nasıl geçtiğini almamıştı. Kuzey’in artık gitme vakti gelmişti. Hazırladığı valizi hızlıca alıp evden çıktı. Arabaya bindiler ve havalimanına doğru yola koyuldular. Kuzey yol boyunca camdan izlediği doğa karşısında büyülenip, düşüncelere daldı. Bu kısa zaman içinde ne kadar çok renkli ve farklı iki gün geçirdiğini düşündü.

Alina havaalanına vardıktan sonra arabasını uygun bir yere park etti. Kuzey’in valizini alıp hızlı adımlarla terminal binasına doğru yürümeye başladılar. Bu sırada ikisinin üzerine de vedalaşmanın hüznü çökmüştü. Terminal kapısında vedalaşmak için durdular. İkisi de birbirine üzgün üzgün baktıktan sonra vedalaştılar. Bu sırada Alina boynundaki yeşil ve mavinin en canlı tonlarıyla bezeli şalı çıkardı ve Kuzey’in boynuna doladı. Kuzey bu hediyeyi mutlulukla kabul etti. Son bir kez daha birbirlerine sarıldılar, sonra Kuzey uçağına binmek üzere terminale girdi ve bir süre sonra gözden kayboldu.

Uçaktan indiğinde herkes ona ters ters bakıyor, birbirlerinin kulağına bir şeyler fısıldıyorlardı. Kuzey insanların neden böyle davrandığını bir türlü anlam veremiyordu. Yine de üstünü başını kontrol etmeden duramadı. Eliyle üzerini şöyle bir taradı ve boynunda Alina’nın verdiği bir şalın durduğunu fark etti. Aceleci bir tavırla şalı çıkarmaya çalıştığı sırada, havalimanında çalışan bir güvenlik görevlisi Kuzey’in yanına geldi ve kulağına ‘’Hayır, çıkarma. Kalsın. Ben senin geldiğin yerde doğdum ve buraya çalışmak için geldim. Mecburen buradakiler gibi giyinmem gerekiyor, yoksa benle dalga geçiyorlar. Şalı çıkarma ve bir fark yarat. Böyle giyinmekten çok sıkıldım, lütfen’’ diye fısıldadı. Kuzey’in içi o an cesaretle doldu ve boynundaki şalıyla dimdik yürümeye devam etti. Çoğu insan bunu hiç hoşgörüyle karşılamadı ama birkaç gün sonra Kuzey yan komşusunun boynunda kırmızı, ipek bir şal ile gördü, gülümsedi.

Berrak Koşubaşı (7C)