Kanıt Temelli Sosyal Bilimler Eğitimi Atölyesi

482

Terakki Vakfı Okulları Lise Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölümü ve Ortaokul Sosyal Bilgiler Bölümü öğretmenleri olarak, 20 Şubat 2016 tarihinde Levent Yerleşkesi Lise Kütüphanesi’nde, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yücel Kabapınar yürütücülüğünde “Kanıt Temelli Sosyal Bilimler Eğitimi: Parçadan bütüne bireysel anlam oluşturma” başlıklı bir atölye çalışması gerçekleştirdik.

Atölye’nin ilk bölümünde Prof. Dr. Kabapınar bizlere “Kanıt Temelli Eğitim” felsefesinin Avrupa, özellikle İngiliz ilk ve orta öğretim sistemi içerisinde doğuşu ve hâkim anlayış haline gelişinin kısa bir tarihçesini sundu ve katılımcılara bu yaklaşımın temel ilkelerini anlattı. Kabapınar’a göre eğitim sistemimizde 2000’li yıllarda yaşanan değişimlere rağmen izleri hala güçlü bir biçimde hissedilen düşünen sorgulayan bireyler değil, “makbul vatandaşlar yaratma” misyonu, 1970’li yıllardan önce pek çok Avrupa ülkesi gibi İngiltere’de de eğitim alanında belirleyici yaklaşımlardan birisiydi. Bu geleneksel yaklaşıma göre Sosyal Bilimler alanına bağlı derslerin en temel amacı devlet tarafından belirlenmiş “vatandaşlık bilgilerinin” tek taraflı olarak genç kuşaklara aktarılmasıydı. Bu yaklaşımın tarih öğretimini tüm Avrupa’da “akıl kullanımı gerektirmeyen boş bir ders” haline getirdiğini ve bir eğitim reformu ihtiyacının ortaya çıktığını anlatan Kabapınar, 1970’li yıllardan sonra Avrupa’da hangi siyasi ideolojiden gelirse gelsin hükümetlerin bu eğitim reformunu istikrarlı biçimde sürdürdüğünü belirtti. Ülkemizde her yıl eğitimle ilgili düzenlemelerin radikal biçimde değiştirildiği, eğitim kurumları ve eğitimciler için orta ve uzun vadeli planlar yapmanın ne kadar zor olduğu düşünülürse, hükümetlerin kısa dönemli politikalarına bağlı olmayan, istikrarlı bir eğitim politikasının çağdaş değerler üretmenin ne denli önemli bir parçası olduğu Avrupa örneğinde daha iyi anlaşılacaktır.

Kabapınar’ın “Kanıt temelli sosyal bilimler eğitimi” olarak adlandırdığı ve şu an Batı ülkelerinde ilk ve orta öğretim sistemlerinde belirleyici olan yöntem, makbul vatandaş yetiştirmeye dönük eski geleneksel sistemin tersine birey ve onun farklılığının farkına varılması ve saygı gösterilmesi ilkesine dayanıyor. Bir anlamda çağdaş dünyada artık vatandaşlık tanımı değişmiş durumda. Bu konuda ülkemizde de çeşitli adımlar atılmış olduğu gözlemlenmesine rağmen eğitim programlarımız ve okullarda gözlemleme şansı bulduğumuz uygulamalar, özellikle Sosyal Bilimler alanında henüz istenen seviyenin çok gerisinde olduğumuzu gösteriyor. Bunu en rahat gözlemleyebileceğimiz materyaller hiç şüphe yok ki sınav sistemlerimizde hala önemli bir belirleyiciliği bulunan katı müfredat anlayışımızın bir görüntüsü olan ders kitaplarımız.

Türkiye’de sosyal bilimler alanında yazılmış ders kitapları hala “gerçekliği” tek ve mutlak bir değer olarak sunmakta. Çoklu bir gerçekliğe sahip olan toplumun çoğulculuğunu yansıtmamaktalar. Bu eğitim sisteminin öğrenci üzerinde yarattığı en önemli deformasyon, Yücel Kabapınar’ın da belirttiği gibi önyargıdır. Belli bir toplumun ve topluluğun doğal bir parçası olarak doğarız ve eğer farklılıklarla karşılaşmamız engellenirse “ötekine” karşı önyargılar oluşturarak ilerleriz. Ne yazık ki dünyada ve ülkemizde yaşanan tüm değişimlere rağmen, Türkiye’de eğitim sistemimiz hala farklı olana karşı önyargı yaratma konusunda sorgulanması gereken sorunlara sahip olmaya devam ediyor. Özellikle de sosyal bilimler alanında bu sorun çok daha güçlü ve belirleyici biçimde yaşanmakta. Ne yazık ki, 70’li yıllardan önce tüm dünyada belirleyici olan davranışçı eğitim yaklaşımın kötü bir taklidinin sosyal bilimler eğitimimizde hala güçlü etkileri hissedilmektedir. Bu sistem pek çok eğitim bilimcisinin farklı çalışmalarla ortaya koyduğu gibi öğrenciye yıllarca tekrar tekrar aynı bilgileri verir ama öğrenme gerçekleşmez. Bu yaklaşımın ders kitaplarındaki yansıması da çok açık bir biçimde hala sürmektedir: tüm bilgilere vakıf bir yazarın gençleri açık biçimde yönlendirdiği; “meli, malı” ekleriyle biten yönlendirici cümlelerin kullanıldığı; toplumu “biz” adı altında homojenleşmiş bir grup olarak gösteren bir yaklaşım sergilendiği; “en”, “hep”, “hiç” gibi ölçülmesi imkânsız ve genelleyici değerlendirmeler içeren metinlerdir bunlar.

Peki, birlikte yürüttüğümüz atölye esnasında Yücel Kabapınar’ın çağdaş eğitim örneklerinden yararlanarak bizlere sunduğu alternatif bir yaklaşım olarak “Kanıt Temelli Eğitim” Sosyal Bilimler alanında ne tür bir değişim öngörüyor? Avrupalı eğitimciler 1970’lerde Sosyal Bilimler eğitimi açısından önemi büyük bir soru sordular: Çocuklarımızda ve gençlerimizde tarihsel ya da sosyal bilinç nasıl oluşmalı? Aslında bu soru bir yol ayrımına gelindiğine işaret ediyordu: Bir otorite öğrencilere istendik davranış ve değerleri mi zerk etmeli? Yoksa öğrenci kendisine sunulan veri ve kanıtlardan yola çıkarak kendi görüşünü mü oluşturmalı? Yeni yaklaşım ikinci görüşü savunmaktadır, bizde hala etkisi hissedilen davranışçı eğilim ise ilkini. Bu yaklaşım eğitim etkinliğini bir simülasyon olarak anlamlandırmakta ve öğrencinin kanıtları kullanarak çalışan bir Sosyal Bilimci olduğunu hayal etmesini istemektedir.

Bu bağlamda çağdaş Sosyal Bilimler metodolojisi sınıfın içerisine kadar girmektedir. Sosyal Bilimci bir sorunsal belirler, kaynaklara ulaşır, analizini yapar ve bu konudaki görüşünü oluşturur. Kanıt temelli eğitimde de ders kitabı yazarı ve/veya öğretmen, öğrencinin temel bilgi eksikliğini giderip, kanıtları onun adına bulup sınıfa getirir ama analizi yapıp görüşü oluşturan öğrencidir. Bu yaklaşımda öğrenciye çeşitli kaynaklar sunulur: modern ya da eski tarihçilerin yorumları, dönemin tanıklarının anıları, gazete ve radyo haberleri, fotoğraflar ve afişler, istatistik ve haritalar… Öğrenci bunları belirtilen yönergelere uygun biçimde tek tek inceler ve konuya dair kendi görüşünü oluşturur. Sınıfta yaşanan bir otoritenin yegâne görüşü altında birleşme değil farklı görüşlerin medenice tartışılabilmesi deneyimidir. Bir sonuç almak beklenmez. Bu anlamda Yücel Kabapınar konuşmasını “bir ülkedeki demokrasi ve insan haklarının düzeyini sosyal bilimler kitaplarına bakarak anlayabiliriz” sözlerini kullanması da manidardır.

Şu anda Türkiye’de seçkin ve öncü eğitim kurumları, gençleri bu çağdaş yaklaşımla buluşturmak için genellikle çift diploma seçeneğini gündemlerine almakta. Okulumuzda son üç yıldır uygulama alanına girmiş durumdaki IB (International Baccalaureate) diploma programı da bunlardan birisi. Bu tür uygulamalar okuldaki öğrencilerden sadece bir bölümünü ilgilendiriyor gibi görünse de Terakki Vakfı Okulları deneyimi ortaya koymuştur ki aslında tüm okul sisteminin işleyişini belirlemekte ve ulusal program ile entegre olması sorun oluşturmayacak pek çok konuda uygulanan eğitimin çağdaş değerlerle uyumlu hale gelmesini kolaylaştırmaktadır. IB mantığı içerisinde verilen Sosyal Bilimler dersleri ve IB merkezi tarafından uygulanan ölçme değerlendirme kriterleri büyük oranda Avrupa eğitim sisteminin değerleriyle örtüşmektedir. Bu da yerel amaçlarla uluslararası amaçlar arasında bir denge oluşmasını kolaylaştırmaktadır.

Kanıt Temelli Sosyal Bilimler Eğitimi Atölyesi’nin ikinci aşamasında incelediğimiz ders materyalleri bu konudaki görüşlerimizin daha da güçlenmesine yol açmıştır. Bu bölümde öğretmenlerimiz Yücel Kabapınar’ın sunduğu İngiltere’de ortaokul ve lise seviyesi için yazılmış ders kitaplarını, bu kitaplardan seçilmiş çeşitli üniteleri ve seçilmiş öğrenci defterlerinden örnekleri ve sınavları inceleme şansını buldular. Bu sayede kanıt temelli eğitim anlayışıyla şu anda ülkemiz genelinde uygulanan yaklaşımın kapsamlı bir karşılaştırmasını yapma şansını elde ettiler.

Atölyenin son aşamasında ise ikili gruplar halinde bir araya gelen öğretmenlerimiz, dört farklı başlık altında toplanmış olan konulardan birisini seçerek sunulan malzemelerden “Kanıt Temelli Eğitim” yaklaşıma uygun birer ders materyali hazırlama denemesinde bulundular. Atölye oluşturulan materyallerin farklı gruplar tarafından karşılıklı olarak değişilmesi ve değerlendirilmesiyle son buldu.

Sonuçta bu atölye Lise ve Ortaokul öğretmenlerimizin Sosyal Bilimler eğitimi alanında çağdaş Batılı ülkeler ve ülkemizdeki uygulamalar, yaklaşımlar ve ders materyallerini karşılaştırarak okulumuzdaki uygulamalara dönük çıkarımlar yapmasına bir katkı sunmuş oldu. İki farklı seviye grubunda uzmanlaşmış öğretmenlerimizin paylaşımda bulunmasına zemin hazırladı. Kendi eğitim felsefemizi oluştururken yerel ve evrensel değerler arasında nasıl bir köprü kuracağımıza dair ortaklaşa düşünmemize olanak sağladı. Bu uzun, yorucu ama bir o kadar da öğretici ve keyifli günde bizlere liderlik eden sayın Prof. Dr. Yücel Kabapınar’a bir kez daha teşekkür ediyor ve Türkiye’de Sosyal Bilimler eğitiminin çağdaşlaşması için verilmekte olan mücadelede yan yana yürümekte olmaktan duyduğumuz mutluluğu kendisine iletmek istiyoruz.

Fırat Güllü
Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Lisesi
Sosyal Bilimler ve Felsefe Bölüm Başkanı