Fizik Yaşantımızı Nasıl Değiştiriyor?

455

Lise Fizik Bölümümüzün fizik alanında farkındalık yaratmak amacıyla düzenlediği “Fizik Yaşantımızı Nasıl Değiştiriyor” adlı söyleşisi, 18 Şubat Perşembe günü çevrim içi gerçekleşti. Her iki yerleşkemizden lise öğrencilerimiz ile öğretmenlerimiz, Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Erkcan Özcan, Prof. Dr. Mehmet Burçin Ünlü ve Dr. Can Kozçaz’la, Tepeören Yerleşkesi 11 IB sınıfı öğrencimiz Cemre Göç’ün moderatörlüğünde buluştular.

Prof. Dr. Erkcan Özcan; fiziğin alanı, fizik deneylerinin nasıl yapıldığı ve hayatımızdaki önemi gibi sorulara çarpıcı cevaplar vererek söyleşiye başladı. Söyleşiye katılan konuşmacılarımız, fizikçilerin günümüzde hala cevaplayamadığı soruları, nedenleriyle ve olası çalışma yöntemleri üzerinden örneklendirilerek tartıştılar.

Öğrencilerimizden gelen sorulardan biri, fizik mezunlarının ileride akademisyenlik dışında hangi alanlarda çalışabilecekleri üzerine olunca, hemen hemen her sektöre ait alanlardan örnekler verdiler.

Füzyon teknolojisinin günümüzde yeri ve teknolojik gelişmeleri hakkında sorular üzerine Özcan, füzyon teknolojisinin temel prensiplerinden bahsederek, günümüzdeki teknolojik gelişmelerle füzyon teknolojisinin önemini detaylandırdı.

Bir diğer soru ise ‘kuantum fiziğinin zorluğu nedir?’ olunca, üç konuğumuz kuantum fiziğini derinlemesine ele aldı. Her üç konuşmacımız da kendi alanlarında kuantum fiziğini anlattı. Parçacık fiziğinde parçacıkların davranışlarını tanımlamak için kullandıklarını, tıpta görüntüleme araçlarında ve sicim teorisi alanında da CERN Atlas araştırma grubunda Egzotik Parçacıklar üzerine çalışan bir ekiple sık sık bilgi paylaşımı yapıldığından bahsettiler. Prof. Dr. Burçin Ünlü, tıpta kullanılan her aracın fizikçiler tarafından keşfedilip geliştirildiğini ve her zaman bu alanda fizikçilere ihtiyaç duyulacağını vurguladı. Görüntüleme sistemlerinden biri olan MR (magnetic resonance) cihazlarındaki süper-iletkenlerin günümüzde soğutularak kullanıldığını ve bu soğutma işleminin tehlikeli ve maliyetli olduğundan bahsetti. Oda sıcaklığında kullanılabilecek süper-iletkenlerin bu problemi çözeceğini söyleyerek, fizikçilerin hala cevaplayamadıkları bu sorunun, en güncel problemlerden biri olduğunun altını çizdi.

Prof. Dr. Erkcan Özcan, lise seviyesinde öğrendiğimiz sürtünme kuvvetinin aslında ilk olarak gemilerin suya indirilmesi üzerine yaşanılan problem ile birçok farklı çalışmalardan örnekler de vererek sürtünme kuvveti bilgisinin günlük hayatımızda nasıl anlam kazandığını vurguladı. Lisede öğrenilen bilgilerle aslında, olimpik atlayışlardaki ve Michael Jackson’un dansının sırlarını açıklayabilmek için kütle merkezi konusu ile elmasların ışıltılı görünmesini açıklayabilmek için optik konusuyla nasıl kolayca yorum yapabileceğimizi anlattı. Ayrıca, Spiderman filminden örnek videolarla öğrencilere lisede öğrendikleri momentum bilgisini nasıl filmlerdeki sahneleri yorumlamak için kullanabileceklerini anlattı.

Prof. Dr. Burçin Ünlü, fizik ile sanatın birlikte kullanıldığı örneklere yer vererek, mimarlık ve fizik alanı ilişkisi ve günümüzdeki çağdaş sanatta fiziğin önemini anlattı. Ardından, tarihteki kanser vakalarının yer aldığı bir görsel üzerinden, öğrencilerimize mide kanserinin 1930’lu yıllardan itibaren azalmasının nedenini sorarak beyin fırtınası gerçekleştirdi. Azalma nedeninin aslında 1930’lu yıllardaki termodinamik yasaları kullanılarak buzdolabı icadına dayandığını ve fiziğin tıp alanındaki etkilerinden sadece biri bu diyerek fiziğin yaşamımıza olan katkısına vurgu yaptı. Kuantum bilgisayarlarının anlanabilmesi ve ilerleyebilmesi için, kuantum fiziğinden anlayan bu nedenle de yalnızca fizikçilere ihtiyaç olduğuna değinilerek aynı şekilde tıpta da gelişmelerin olabilmesi için fizikçilerin araştırmalarına ihtiyaç duyulmakta olduğunu belirtti.

Tarih boyunca yapılan bilim insanlarının sadece merak duygusuyla yaptıkları çalışmaların sonuçlarının, ileri zamanda insanlığa nasıl etkileri olduğuna çarpıcı örnekler verdi. 1600’lü yıllarda Galilei Galileo’nun sadece merakı ve araştırma hevesiyle ispat ettiği bir sarkaç periyodunun ip uzunluğuna bağlı olduğunu hesaplaması ve Huygen’in bu bilgiden faydalanarak icat ettiği zaman sarkaçlı saat ile tarihte zamanın doğru ölçümüne nasıl ışık tuttuğunu anlattı. Yine Huygen’in gökyüzüne duyduğu merakla, Saturn’ü incelerken optik alanındaki teknolojik ilerlemeleri nasıl tetiklediğinden bahsetti.

Dr. Can Kozçaz, bir fizikçinin merakını ve araştırma sorusunu kendi oluşturabildiğini belirterek istediği çalışmalara yönelebilmesinin önemi ve mutluluğuna değindi.

Kozçaz, sicim teorisi nedir sorusunu detaylarıyla yanıtladı. Madde ve antimadde dengesizliği nedenlerinin araştırılmasıyla ortaya çıkan sicim teorisinin, matematikçi ve fizikçilerin birlikte koordinasyon halinde çalıştıkları ve birbirlerinden beslendikleri bir alan olduğunu belirtti. Sicim teorisinin günümüzdeki 3 boyut algımızın dışında, Einstein’in bahsettiği gibi zaman boyutunun da yer aldığı, 4. boyutta düşünebildiğimizi belirtildi. Fakat, sicim teorisinin, 10 boyutta incelendiğini, bu nedenle de matematikçilerle, anlamlandırmak üzere kalan 6 Boyut hakkında nasıl çalıştıklarından bahsetti. Dr. Kozçaz, sicim teorisi alanında yapılabilecek deneylerin, ancak samanyolu büyüklüğünde deney düzeneklerine ihtiyacı olduğunu, fakat günümüzde CERN’de yeterince hızlandırılabilecek parçacık ve enerji düzeyinin sağlanması koşulunda da bu deney düzeneklerinin küçülebileceğini ekledi.