8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün Düşündürdükleri

1616

Okulumuzda 9 Mart Perşembe günü, Terakki Vakfı Kültür Merkezi K1’de konuğumuz Prof. Dr. Fatmagül Berktay idi. Berktay, İ. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Üniversitenin Siyasal Bilgiler Fakültesi‘nde ‘Siyasal Düşünceler Tarihi’, Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde ‘Feminist Teoriler’ dersleri veriyor. Kendisiyle “Toplumsal Cinsiyet Ayrımcılığı ve Türkiye’de Kadın Algısı” üzerine düşünmenin neden önemli olduğunu konuştuk. Yaptığı konuşma dünyada ve Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadınlar açısından nasıl sonuçlar yarattığı üzerineydi. Sunumu dinlerken zihnimde birçok düşünce oluştu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

*****

“Kadın nedir?” diye etrafınızdaki insanlara sorsanız cevap olarak büyük bir çoğunlukla “annedir”, “çiçektir”, “sevgi doludur” gibi kalıplaşmış kelimeler gelir. Hâlbuki gerçekte de öyle midir? Örneğin, çiçek olmak neden kadın olmakla ilişkilidir? En basit sorgulamada bile bu kullanımlarda problemler görürsünüz.

Örneğin bazı insanlara göre her kadın anne olmak zorundadır. Aslında elbette anne olmakta sorun yoktur, sorun anne rolünün gerektirdiklerindedir. Toplum tarafından onaylanan bir anne rolünde; anne evin tüm sorumluluğunu üstlenir, bazı zamanlarda çocukları için canını bile verir. Bu da kadının hayatını aile ile kaplamaktan başka bir şey değildir. Bu tiplemeye göre kadının kamusal alana çıkma hakkı yoktur, aynı sebepten dolayı hak talebinde de bulunamazlar.

Kadın denince akla gelen şeylerden başka bir tanesi ise “durağan” olmalarıdır. Bu durum “yönetilmeye ihtiyaç duyduklarının” bariz bir işaretidir. Bu nedenle erkekler yönetimi ele alır ve yine kendi başlarına özgür bir kadın olmalarına izin vermez ve onlara sınırlar çizip başka şeylerle meşgul olmamalarını sağlayacak sorumluluklar yükler. Bu şekilde hem yapılması gereken ev işlerini kadınlar üstlenmiş olur hem de kadınları ‘meşgul’ edecek şeyler bulmuş olurlar. Bu aslında gayet güzel bir sistemdir: erkekler dışarıda çalışır, kadınlar evde çalışır. Fakat neden erkekler yemek yaptığında bu çok tuhaf gelir? Kadınlar için uygun olan şey neden erkekler için değildir? Neden kadınlık veya erkeklik rolleri bu kadar katıdır?

Kadınlar bu katı rollerin özgürlüklerini kısıtladığını fark ederek bir mücadele içine girmişlerdir. Örneğin Fransız Devrimi, süreç boyunca kadınlara da toplum içinde  önemli ve aktif bir rol vaat etmiştir. Fakat her zamanki gibi vaat edilen gerçekleşmemiştir ve Fransız Devrimi bittikten sonra hak talep etmeye kalkışan, özellikle en büyük isteği oy kullanmak olan Süfrajetler çok büyük bir tepkiye  maruz kalmışlardır ve erkekler tarafından “Bizim yerimize geçmek istiyorlar!” denerek suçlanmışlardır. O sıralarda erkekler tarafından çizilmiş karikatürlere çok kısa bir süre bakılsa çoğunluğunda aynı temanın işlendiği rahatça fark edilebilir. Çoğunda kadınlar oldukça çirkin ve erkeklik rolünü çalmaya çalışır gibi çizilmiştir. Süfrajetlerin, yani feministlerin amacı yalnızca eşit haklara sahip olup toplumda ‘annelik’ veya ‘çiçek olmak’ dışında bir yer edinebilmektir. Erkeklerle aynı ortamlara yargılanmadan ve bunun için siyasal haklara sahip olarak katılabilmektir ve en önemlisi insan olarak görülebilmektir. Fakat ne yazık ki kadınlar tam olarak bu haklara sahip olmamıştır.

Buna ek olan bir başka örnek ise 1. Dünya Savaşı sürecidir. Yine bu süreç boyunca, erkeklerin savaşa gitmesi nedeniyle sekteye uğrayan üretimin devam etmesi için yapılan propagandalarda bunu görürüz, tıpkı Fransız Devriminde olduğu gibi. Yine kadınlara çiftliklerde ve fabrikalarda çalışmaları için propaganda yapılır, bazı yerlerde ise savaş propagandaları vardır; bunların amacı da kadınların  yani annelerin oğullarını savaşa giderken rızasını alabilmektir. Fakat bunların özellikle kadınların fabrikalarda çalışması, yani üretime devam edilmesi için çalışmasına yönelik propagandalar çok önemlidir; çünkü bunlar kadınların kamusal alana daha fazla girmesini sağlayarak haklarını talep etmelerine olanak sağlamıştır.

Fakat bu bile tamamıyla ‘insan’ sayılabilmelerine olanak sunmamıştır. Ve hala günümüzde bile kadınlar haklarının peşinden koşmaktadır; yasal düzeyde hakları olmasına ve uluslararası alanda bile bu konuda birçok anlaşma imzalanmış olmasına rağmen, pratikte kadınların aktif olması ve annelik gibi birçok etiketten veya aşağılanma, hor görülmeden kurtulamamıştır. Bu  nedenle de kadınlar hala hakları için savaşmayı sürdürmektedir.

Bilgesu Özcan (10 IB J)