Gençler Tuzla’da Buluştu
Tarih Vakfının uzun zamandır gerçekleştirmiş olduğu “Gençler Tarih Yazıyor” projesinin bu yılki ilk atölye çalışması 1 Aralık 2019’da, Terakki Vakfı Okulları Tepeören Yerleşkesinde gerçekleştirildi. Farklı şehir ve okullardan gelen ortaokul ve lise öğrencisi arkadaşımızla, “toplumsal hayatta kadın’’, “toplumsal cinsiyet kavramı’’, “kadın anlatıları ve otobiyografileri” gibi pek çok konuda sunum ve tartışmalar yaptık. Bu konular hakkında uzun süre konuştuk, tartıştık ve çok değişik fikirler dile getirdik.
Konferansta Prof. Dr. Nüket Esen, Fatma Aliye Hanım’ın yaşamı ve kitapları hakkında bir konuşma gerçekleştirdi. Bu konuşmada Aliye Hanım’ın kitaplarla tanışmasından başlayıp döneminin kadınlarının aksine babası ve piyano öğretmeni sayesinde aldığı iyi eğitimle, kendi döneminin önemli entelektüel erkekleri kadar iyi ve bilgili bir insan haline geldiğini öğrendik. Yaşadığı dönemde birçok güçlük ve engellemeyle karşılaşmasına rağmen pes etmediğini ve mücadeleden vazgeçmediğini gördük. Öyküleri 1980’lere kadar Türk Edebiyatı’nın bir parçası olarak bile sayılmayan bu kadın yazarımızın yeniden nasıl keşfedildiğini öğrendik. Özetlemek gerekirse kadınların neredeyse hiçbir hakka sahip olmadığı bir dönemde, bir kadının kendisini nasıl var ettiğini ve inatla mücadelesini nasıl sürdürdüğünü ilgiyle dinledik. Daha sonra ortaokul öğrencileri ve lise öğrencileri olarak iki gruba ayrılarak atölye çalışmalarına başladık.
Lise atölyesinde, birinci oturumda arkadaşlarımızla tanışıp kaynaşmamızı sağlayan bir etkinlik gerçekleştirdik. Daha sonra “Kadın Yaşam Anlatıları” adlı bir sunum dinledik. Bu sunumun ardından “Kadınlar yaşamlarını neden farklı anlatırlar?” sorusunu ele alarak önce grup içinde tartıştık. Tartışmalarımızı yazarak büyük grupta birbirimize sunduk.
Ardından ikinci oturumumuza, “Kadının Öz yaşamını Yazarken…” adlı metinden bir alıntı okuyarak başladık. Bu alıntıdan sonra “Hayatının belirli bir bölümünde haksızlığa uğrayarak görevinden/işinden/konumundan edilen bir erkek ve bir kadın, anılarını ya da özyaşamöykülerini yazarken bu konudaki duygularını, örneğin duydukları öfke ve verdikleri mücadeleyi farklı mı yazarlar? Bu durum geçmişte mi kalmıştır, yoksa hâlâ geçerli midir?” sorusu üzerinden uzunca bir tartışma yürüttük. Hemen ardından da her gruba dünyanın farklı yerlerinden çeşitli kadın fotoğraflarının yer aldığı bir grup fotoğraf dağıtıldı, bu fotoğraflardan seçtiğimiz bir kadın hakkında; günlük, biyografi, otobiyografi, anı veya ya da mektup türünde bir yaşam yazını metni ürettik. Yazdığımız metinleri grup temsilcimiz aracılığı ile birbirimizle paylaştık.
Üçüncü oturumda ise bizlere verilen biri ders kitabından, biri akademik bir sunumdan, biri de edebi bir eserden alınmış üç farklı metin okuduk. İnceleme esnasında metinlerde kadınların yaşamına dair dilin nasıl kullanıldığını, metinlerin kadınların yaşamlarına dair neler anlattığını, metinlerde kadının hak mücadelesine dair metnin neler anlattığını ve bir çalışma yapacak olsak hangi metinleri kaynak olarak kullanacağımızı sorguladık. Metinlerle ilgili sorular üzerinden çalıştığımız bu oturum sonunda üçer dakikalık sunumlar gerçekleştirdik. Bu tartışmalarla hedeflenen tek başımıza değil gruptakilerin de tercih ve fikirlerini göze alarak ortaya bir konuşma koymaktı. İlk başta biraz zorlandık; çünkü gruplarımızdaki tüm arkadaşlarımız değişik fikirlerdeydi ve biz bir uzlaşma noktası nasıl buluruz diye endişeye kapıldık. Ancak tartışmalar ilerledikçe birbirimizi daha iyi anlamaya ve uzlaşma noktaları bulmaya başladık ve gruplar olarak sunumlarımızı hazırlayıp paylaştık. Bu tartışma ve paylaşımlar hepimiz açısından çok öğretici ve heyecan vericiydi. Çok değişik fikirlere sahip olsak da belirli ortak uzlaşma noktaları bulabileceğimizi gördük.
Oturumlar bittikten sonra tüm öğrenciler yeniden bir araya geldik. Atölyeyi düzenleyen öğretmen ve akademisyenlerin günü değerlendirmelerinin ardından, ortaokul ve liseyi temsilen iki arkadaşımız da gün boyunca devam eden çalışmalara dair kendi düşüncelerini ve atölye sürecinde yaşadıkları ilginç olayları bizlerle paylaştılar ve böylece bu seneki Tarih Vakfı Eğitim Atölyesinin ilk toplantısı sona ermiş oldu.
Ayşe Duru Karaduman (9D) ve Nehir Erkan (9B)
]]>
Genç bir Tarihçi Olmak İçin Yaşadıklarım, Öğrendiklerim
O günü anlatmaya en başından başlamalıyım. Anlatacaklarımı, geç kaldığım korkusuyla okulun kapısına koştuğum zamana kadar geri sarmalıyım. Açıkçası bunları yazmak sanki her şeyi baştan yaşıyormuşum gibi hissettiriyor. Kapıdan girdiğim anda tanımadığım bu kadar insanı bir arada görmenin verdiği korkuyu; ama aynı zamanda beni bekleyen arkadaşlarımı görmenin bende yaşattığı mutluluğu ve rahatlığı hatırlıyorum. Onların gözlerinin de aynı heyecan duygusuyla parladığını, benim gibi yerlerinde duramadıklarını anlamak bana çok büyük bir güven ve cesaret verdi. Bu olanlardan sonra ise kendimi zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlayamamış bir halde Prof. Dr. Nüket Esen’in bize yaptığı konuşmayı dinlerken buldum. Bize Fatma Aliye Hanım’ın hayatını ve onun başkaları tarafından ne kadar kısıtlandığından bahsetti. Bize yazarlığı sadece izne bağlı olarak yapabilen; fakat buna rağmen hep mücadele eden bir kadının hayat hikâyesini anlattı. Dinlediklerimden sonra hem etkilenmiştim hem de kendimin ne kadar şanslı olduğumu düşünmekten alıkoyamıyordum. Fark etmiştim ki Fatma Aliye’nin kendisi ve hayalleri arasına giren duvarlar benim hayatımda yoktu. Önümde açık bir yol vardı tek yapmam gereken sonuna ulaşırken pes etmemekti. Aslında mücadele etmenin, istediklerimiz için savaşmanın önemini kavramıştım.
Bu düşüncelerle konferans salonundan çıktıktan sonra farklı gruplara ayrıldık. Oturduğum masada ilk başta bir sessizlik hâkim olsa da sonra hepimiz tanıştık ve çok daha rahat bir şekilde konuşmaya başladık. Böylece ilk oturum başladı. Her gruba farklı bir yaşam yazını türünü vurgulamalarını isteyen yönergeler verildi. Dünyanın farklı yerlerinde kadınların yaşamlarını anlatan fotoğraflardan birini seçtik. Belirlediğimiz fotoğraftan bir kadın seçerek onunla empati kurduk ve onun yaşamını ele alan kısa bir yaşam yazını anlatısı yazmaya çalıştık. Yazımızda seçtiğimiz kadının çektiği zorlukları ve haksızlıkları vurgulamaya özen gösterdik. Yazdığımız kısa yaşam yazını anlatısını diğer gruplarla paylaştık. Her grup kendi yaşam yazını çalışmasını tüm grupla paylaştı. Atölye yürütücüsü olan Yeşim ve Burçin öğretmenlerimiz tüm grupların çalışmalarını sunumlar üzerinden değerlendirerek anı, günlük, biyografi ve otobiyografinin özelliklerini vurgulayarak çalışmayı sonlandırdılar.
İkinci oturumu, Fırat öğretmenimiz yürüttü. Atölyeye Olympe de Gouges isimli bir feminist aktivist tarafından yayımlanan Kadının ve Kadın Vatandaşın Hakları Bildirgesi’nden alınan bir paragrafla giriş yaptık. Bu bildirge, aslında Fransız kadınların seçme ve seçilme hakkını kazanmalarını sağlayan adımdı. Olympe de Gouges ölüm cezası ile cezalandırılacağını bilmesine rağmen nasıl böyle eleştirel ve savunan bir yazı yazabilmiş, buna nasıl cesaret etmiş? İşte onun bu davranışı birçok kadının hayatını olumlu yönde değiştirmiş; çünkü o tüm her şeyini adalete adamış. Biz de kendimizi onu yerine koyarak onun yaşam öyküsünü yazdığımızı hayal ettik. Bu yazıyı yazmaya iten faktörlerin ne olduğu, yaptıklarımızın ilgi görüp görmeyeceğini ve tüm bunlardan sonra nasıl duygular içerisinde olacağımızla ilgili soruları yanıtladık. Zabel Yesayan ve Halide Edip Adıvar’ın yazdıkları metinlerden çıkarımlar yaptık. Burada ele aldığımız her iki metinden de çıkarımımız o yıllarda kadınlara değersiz ve duygusuz varlıklarmış gibi davranıldığı, kadınların eşya muamelesi gördükleriydi. O zaman merak ettim peki neden bunların yanlış olduğunu düşünenler hiç başkaldırmamış da tarih boyunca bu sorun hep böyle devam etmiş? Kadınlar üstlerine gelen onca baskıya rağmen tek başlarına mücadele etmişler. Belki de bunlara asıl sebep olanlar zamanında yaşananlara izin verenler, saklananlardı.
Üçüncü oturumu, Nalan öğretmenimiz yürüttü. Son oturumda bir ders kitabından, akademik bir konuşmadan, bir de edebi bir metinden alınmış üç farklı metni sorularla incelememiz istendi. Önce metinleri dikkatlice okuduk, soruları bireysel olarak yanıtladık. Sonra sorulara verdiğimiz yanıtlar üzerinden grup olarak tartıştık ve tüm grup için kısa bir sunum hazırladık. Gruplar sunumlarını yaptılar ve bu oturum da sona ermişti.
Kadınlar sürekli kısıtlanmasaydı yazdıklarıyla, yaptıklarıyla, düşündükleriyle dünyayı değiştirebilirlerdi. Tüm bunlara rağmen o hak ettikleri ilgi yerine her yaptıkları şeyde tepki almış olsalar da her seferinde yere daha sağlam basmışlardı. İşte günün sonunda kapanış konuşması için konferans salonuna geri dönerken aklımdaki de buydu: Ne olursa olsun pes etmemek, eğer bir şey yapmak istersem ne kadar düşsem de her seferinde sonuca biraz daha yaklaştığımı bilmek. Günün sonunda tüm bu hayat hikâyeleri bana bunu öğretmişti.
Tarih Vakfının ikinci atölyesinden sonra bu yazıyı yazarken süreç içinde kişisel olarak ne kadar geliştiğimin farkına vardım. Bu projeyle beraber aslında üstesinden gelemediğim korkularımla mücadele ettim. Sahneye çıkmaktan ve büyük bir topluluğa sunum yapmaktan hep çekinmiştim. Yapabileceğim hataları düşünmek beni her zaman bir adım geriye götürmüştü. İşte, ben de anlatacaklarıma böyle başlamak istiyorum. Başkaları için küçük olsa da benim için büyük olan bu zaferi nasıl kazandığımdan bahsederek… O sabah arkadaşlarımla beraber Işık Okullarının kapısından içeriye adım atmamızla kendimizi kalabalığın ortasında bulduk. Diğerlerinden farklı olarak heyecandan yerimde duramıyordum fakat bu sefer heyecanımın ve küçük çaplı zıplayışlarımın nedeni birinci atölyedekinden farklıydı. Yapacağım sunumu düşünüyordum. Öyle bir ikilemdeydim ki hem yaşadığım anın tadını çıkarmak istiyor hem de zaman ilerlemesin de sunum vaktim yaklaşmasın diye düşünüyordum. Ben bu düşünceler içerisindeyken konferans salonuna çoktan yerleşmiştik, öğretmenlerimiz bize programdan bahsettiler ve diğer öğrencilerle beraber kendi alanlarımıza geçtik. İlk olarak Fırat Öğretmen’imiz bize geçen atölyede yazdıklarımız hakkında geri bildirim verdi, hepimizin cevaplarıyla ortaya çıkan “9 Ortaokuldan 70 Kız ve Erkek Öğrenci Olympe de Gouges’un sesi oluyor!” metnini okudu. Onun konuşmasından sonra tüm okullar sırayla sunumlarına başladılar. Benim de günlerdir üzerinde düşündüğüm, her türlü olasılığı hesapladığım an gelip çatmıştı. Ellerim titreyerek ama aynı zamanda Zabel Yesayan gibi mücadeleci, kararlı ve kadın tarihine derin izler bırakmış birini anlatmanın verdiği gururla merdivenlerden indim. Konuşmaya başladığımda “İyi ki bu sefer korkularıma yenilmemişim!” diye düşündüm. Kimi zaman hızlı konuştum kimi zaman sözcükleri düzgün söyleyemedim ama en sonunda o hayal ettiğim başarıyı yaşamanın tadına vardım. Artık eskisi kadar çekingen değildim. Aksine okuduğumuz tüm kadınlar gibi ben de sesimi duyurmak, haksızlığa uğrayanları savunmak istiyordum. Tüm yaşananlardan sonra Dr. Öğr. Üyesi Tuba Demirci Yılmaz, bize “Tarih Yazımının Cinsiyeti: Kadınsız Tarihten Kadın Tarihine” konulu konuşmasını yaptı. Eskiden tarihi olaylarda bile kadınların dışarıda bırakılmasından, tarihin onların bakış açısından yazılmamasından bahsetti. Bunlara rağmen kadınlar pes etmemiş, başkaldırmışlar, sonucunun ölüm olduğunu bilerek mücadele etmişler. Dinlediklerimden sonra kendime sormuştum: “Ben onların yerinde olsam ve böyle bir sonla karşılaşacağımı bilsem onların yaptığını yapabilir miydim?” Bu soruya cevap olarak büyük bir cesaretle “Evet” demek istesem de öyle bir durumda ne yapacağımdan emin değilim. Sözlü tarih atölyesine de kendime sorduğum bu soru ile başlangıç yaptım. Sonrasında ikişerli gruplar olduk ve birbirimize yaşamımızla ilgili sorular sorduk. Yaptığımız söyleşilerin sonunda fark ettik ki soruların bazıları çok kapsamlıydı bundan dolayı onları cevaplarken zorlandık. Bazılarında ise sorunun soruluş tarzı bizi biraz düşündürttü. Aslında aynı cevabı almak için birbirinden farklı birçok soru sorabileceğimizi anladık. Soru hazırlarken seçtiğimiz kelimelere dikkat etmemiz gerektiğini çünkü soruların bazen karşımızdaki kişiyi yaralayabileceğini anladık. Son sözlü tarih atölyesinde ise bundan sonra üzerinde çalışacağımız konuyu seçtik. Bu konuyla ilgili görüşme yapacağımız kişiyi belirledik ve son olarak görüşme sorularını hazırlamaya başladık. Biz, bir Terakki mezunu ve aynı zamanda Sabiha Sertel’in kardeşinin torunu olan Nur Deriş ile görüşmeyi seçtik. Tüm bu çalışmalardan sonra bir atölyenin daha sonuna gelmiştik. Bu sefer benim için her şey çok daha farklıydı çünkü korkularımdan dolayı kendi ördüğüm o duvarı yıkmayı başarmıştım. Böyle bir imkâna sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Özellikle kendime inanmadığımda bile bana inanıp beni destekleyen, oraya çıkıp o konuşmayı yapmamı sağlayan öğretmenlerime ve bize bu ortamı sağlayan Tarih Vakfına çok teşekkür ederim.
Elif Salimoğlu (8B)
]]>