Okul İklimi Güvene Muhtaçtır

2799
Hürriyet Yazarı Nuran Çakmakçı'nın Terakki Vakfı Okulları Genel Müdürü Mehmet Güneş'le röportajı

Terakki Vakfı Okulları Genel Müdürü Mehmet Güneş, tam 29 yıldır Terakki Vakfı Okullarında çalışıyor. 1989’da ücretli öğretmen olarak başladığı Terakki kariyerine şimdi genel müdür olarak devam ediyor. 17 yıldır Genel Müdürlük yapan Güneş, eğitimin güvene ihtiyaç duyduğunu, kurum yöneticilerinin empatik davranması ve güven vermesi gerektiğini belirtiyor.

Mehmet Güneş, “Okul iklimi, eğitim ortamı güvene muhtaçtır. Güven oldukça eğitimde başarılı olabilme şansını hep yüksek tutarsınız. Bu kavramın içi de sadece sözel popülist tutumlarla dolmaz. Öğrencinin, velinin, çalışanın, yönetimin, kurumun temel ihtiyaçlarını iyi tanımlamalı, ihtiyaçları ele alırken samimi katılımcıların farklı görüşlerine başvurmalı, onların kuruma kattıklarını görebilmeliyiz” diyor. Mehmet Güneş ile eğitim dünyasını konuştuk.

– Devlette öğretmen olarak çalışırken kendinizi özel sektörde mi buldunuz?

Evet. Trabzon’da bir devlet okulunda resim öğretmeni olarak göreve başladım. Sonra da İstanbul’da Beylerbeyi Lisesi, Beyoğlu Fındıklı Lisesi ve Anadoluhisarı Ortaokulu’nda çalıştım. 10 yıllık öğretmenken Terakki’den bir teklif aldım, ilk zaman ücretli öğretmenlik yaptım ve sonra kadroya geçtim. İkinci sene de aynı teklifi aldım ve bu kez kabul ettim. Terakki’nin efsane müdürü Lütfi Başara, davranışı, şefkati ve ciddiyetiyle kendine has bir modeldi. Çoğu özel okulun aksine her yıl sözleşme yenilenecek mi diye öğretmenlerin korkusu olmazdı. Bu güvenle ben de devletten istifa ederek burada çalışmaya başladım.

– İki yıl sonra siz de yöneticilik yapmaya başladınız…

Bölüm başkanlıkları yeni kurulurken bana da plastik sanatlar bölüm başkanlığı teklif edildi. Benim yöneticilik arzu ve hedefim yoktu. Sergiler açıyor ve alanımda kendimi geliştiriyordum. İki yıl sonra müdür yardımcılığı teklif edildi. O sırada Nişantaşı’ndan Levent’e taşındık. Burada üç yılın sonunda müdür başyardımcılığı kadrosu bir olay nedeniyle boşalınca benden bu görevi yapmam istendi, onu da üstlendim. Yolumuz müdür başyardımcılığı sonrasında koordinatörlükle devam etti, sonra da genel müdür oldum. Ücretli öğretmenlikten her basamağı tanıyarak, geçerek bu koltuğa oturdum. Staj yapıyor gibi her aşamasını yaşayıp, birikimleri görerek bir yere ulaştım. Hiç ummadığım, beklemediğim bir kariyeri izledim.

– Bu kadar uzun süre bu görevde kalabilmenin sırrı nedir?

Meraklı bir kişiliğim var, yaptığım her işi önemsiyorum. O işin gerekliliğine dair ilgi ve merakım var. Eğitimde yanlış yapma, o yanlışı düzeltme olanağı hiç yok. Yılda 180 gün eğitim var, o çocuğun 180 günü tekrar etme şansı da yok, en az riskle, en az krizle, en mutlu, en kaygısız biçimiyle yürütme şartlarını sağlamak gerekiyor. Çünkü kaygı eğitimin, öğrencinin de düşmanıdır. Siz, o okul iklimini kaygıdan uzak ve motivasyonla birlikte sağlayabildiğiniz kadar başarılısınız. Ben de bu merakla dünyada ve Türkiye’de eğitimle ilgili her kaynağa ulaşmaya çalışır, okur, bu konudaki toplantıları izler ve dünyanın farklı yerlerine yapılan eğitim gezilerine katılırım. En önemli sırlarımdan biri de şu ki, ressamlığın, sanatın bana kazandırdığı şekilde önyargısız bakmaya çalışıyorum her şeye. Türkiye’de genelde bütün yöneticiler sayısal mezunudur. Sosyal bilimlerden, sanat alanlarından yönetici olmak da ayrı bir özelliktir çünkü bu alanlar insan bilimleridir. Ben olaylara hep empatiyle baktım. Kurumlarda her zaman riskler olabilir, krizler yaşanabilir; sizin onlara yaklaşımınız empatik olmalı. Çalışan öğretmenin beklediği desteği empati ile yakalayamazsanız başarılı olamıyorsunuz. Kısaca işin sırrı meraklı, ehil, önyargısız ve empatik olmak. Bütün bunlar sizi başarıya götürüyor. Bu özelliklerinizi koruyup beslediğiniz ve geliştirdiğiniz sürece kalıcı oluyorsunuz.

– Bu kadar uzun süre aynı yerde çalıştınız. Hiç mi transfer teklifi almadınız?

Bir yerde başarılı olunca genelde başka yere geçiliyor. Çalıştığınız kurumdaki iş tatmininiz, ideallerinizi orada bulup, yaşayıp karşılıklı mutlu olunca kuruma bağlılığınız kolay kolay ayrılmanıza fırsat vermiyor. Transfer teklifi tabii ki olur ama o transferlerin maddi çekicilikten öte yaşamsal çekiciliğinin gerçekliği önemli. Siz üst düzey yönetici konumuna gelmiş bir insan olarak maddi mi yoksa yaşamsal çekiciliğe mi gidersiniz? Bunu ölçüp karar verebilme yetisine sahip olmak gerekiyor. Bu değerlendirmeyi mesleğe başlayacak gençlere de öneririm.

ÖĞRETMENİ MOTİVE ETMEK GEREKİYOR

Nitelikli öğretmen bulmak zor ama kurumumuzun iyi bir algısı var. Bu nedenle karşımıza iyi öğretmenler çıkıyor. Kurum iyi öğretmeni yaşatabilme, çalıştırabilme, motive etme özelliklerini taşıdığı için iyi öğretmen de bize aday oluyor. Biz de onlara gelişimsel olarak hizmetiçi eğitimle katkı sağlamaya, özlük haklarını titizlikle, hiçbir aksamaya sebep olmayacak şekilde yerine getirmeye, 180 günde o öğretmenin motivasyonunu en yüksekte tutmaya çabalıyoruz. Başarı istiyorsak öğretmene imkân tanımalıyız. Haftada 20-25 saat sınıfta olan, kalan zamanını da sınıfın hazırlığı ve donanımı için temposu yüksek bir şehrin dezavantajına rağmen evde ya da yolda harcayan öğretmenin yaşamına, eğitimine olan desteği beslemek temel görevimizdir.

KURUMA ŞOKLAR YAŞATMAMALI

Okul iklimi güvene muhtaçtır. Güven oldukça eğitimde başarılı olabilme şansını hep yüksek tutarsınız. Bu kavramın içi de sadece popülist tutumlarla dolmaz. Öğrencinin, velinin, çalışanın, yönetimin, kurumun temel ihtiyaçlarını iyi tanımlamalı, o ihtiyaçları ele alırken samimi katılımcıların farklı görüşleri dinlenmeli, onların kuruma kattıklarını görebilmeli. İyi bir yönetici olmak güven verip empatik olmaktan geçer. İnsanların temel ihtiyaçlarını belirlerken, en azından kendinize yapılmasını istediğiniz her şeyi onlara da yapabilecek kadar ciddiyetle hareket etmelisiniz. Gereken koşullar sağlandığı sürece çalışanlarla dirsek temasında olmak, onlara rehberlik etmek ve sonuçları ölçmek gerekiyor. Kurumlara rasgele şoklar, ani değişimler, müdahaleler yaşatmamalı ve kurumların dengesini bozmamalı.

GÜVENECEĞİNİZ BİR OKUL BULUN

Veliler okul seçerken güvenebilecekleri bir okul bulmalı, okullu olduktan sonra da kuruma güvenmeye devam etmeli. O okul da bu güveni karşılayabilecek kadar samimi ve hassas olmalı. Çocuğun temel ihtiyacı olan eğitim hizmetini en iyi şekilde tasarlamalı ve vermeli. Veli okulun nasıl bir eğitim verdiğini her boyutuyla göremeyebilir ama okulların deneyimleri, çıktıları, verimliliği ile anne baba üzerinde bir algısı vardır. Velinin güvendiği, çocuğunu emanet ettiği kurum; velinin memnuniyetini karşılamakla birlikte çocuğun eğitim hakkını da güvenceye alacak hizmeti vermelidir. Veli okulun geçmişine bakmalı, kadrosunun devamlığını bilmeli, yönetimin sık değişmediğini araştırmalı. Yabancı dil eğitiminin yanı sıra eğitim için gerekli olan donanım, kadro, öğretmen niteliğini ve ders saatlerini incelemeli. Sosyal ve kültürel etkinliklerin yanında çocuğun kişilik gelişimi için kurumun ne gibi şeyler sunduğunu sormalı.

OKULLARDA YAŞANAN SORUNLARDAN BİRİ AŞIRI KORUMACI AİLELER

Biz veli bakımından şanslıyız, sanırım bize duyulan güvenden dolayı pek sorun yaşamıyoruz. Ancak, okullarda yaşanan sorunlardan biri, aşırı korumacı ailelerin tutumu. Sanırım bunun bir nedeni büyük şehirde yaşamanın getirdiği güvenlik sorunları ve servis, yemek, bina güvenliği, yapı sağlamlığı gibi her konuda güvenilirlik ama bir diğeri de tüm eğitim süreçlerine müdahil olmak istemeleri. Bu tutum sorunların çözümünü güçleştirmekte.

Ayrıca son yıllarda yaygınlaşan velilerin WhatsApp gruplarındaki bilgi kirliliği de sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Şüphesiz velinin çocuğunun eğitimini, başarısını izlemeye hakkı vardır. Okul da bu beklentiye karşı hazır olmalıdır ancak bu uzlaşmada zorluklar yaşanıyor. Aileler eğitim yaşantısını zora sokmadan okulla işbirliği yaparak ilerlemenin çocuk yararına olduğunu gözden kaçırmamalıdır.

 

KİMDİR?

1959 yılında doğdu. 1977 yılında Üsküdar Lisesi’ni, 1980 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.1985 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamladı. 1989 yılında İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Görsel ve Çevresel Sanat Dalı’nda yüksek lisans yaptı. Ocak 1981’de başladığı öğretmenlik mesleğini 10 yıl devlet okullarında sürdürdü. Eylül 1991’de Terakki Vakfı Okullarında Resim Öğretmeni olarak göreve başladı. 1992’de lise müdür yardımcılığı, 1994’te lise müdür başyardımcılığı yaptı. 1998’de Okullar Genel Müdür Yardımcılığı görevine atanan Güneş, Haziran 2003 tarihinden beri aynı okulda genel müdür. Alanıyla ilgili Uluslararası Plastik Sanatçılar Derneği üyeliğinin yanı sıra çok sayıda kuruluşa gönüllü olarak hizmet veriyor.

 

Hürriyet Yazarı Nuran Çakmakçı’nın Terakki Vakfı Okulları Genel Müdürü Mehmet Güneş’le yaptığı bu röportaj, 7 Ekim’de Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştır.